Ağustos 31, 2018

Lady Diana

LADY DİANA


Bir süre önce blog muhasebesi mimi yapmıştık sanırım orada konuşmuştuk ne yazarım ne yazmam diye, yazarım diye söz verdiğim hiç bir konuda yazmadığımı fark edince kitap yorumu dışında da  yazayım istedim. 

Ve ilk konum özel olsun istedim. Çok özel bir kadın hakkında bir kaç satır okuyacaksınız umarım hoşunuza gider

 Diana Spencer... Otuz altı yıllık kısacık hayatı boyunca çok sevilen, çok merak edilen, çok kıskanılan, çok özel bir kadın hakkında  yazmaya çalışacağım. Çok ilginç bir hayat olduğu için belki de beni çok etkiledi . Ve bugün o hayatını kaybedeli tam yirmi bir yıl olmuş




Düşünün ki on altı on yedi yaşlarında genç bir kızsınız , boşanmış aile çocuğu olmanın gerilimi üzerinizde ve ablanız Galler Prensi Charles ile flört ediyor. Siz de prensle tanışıyorsunuz ve o sıralarda otuzlu yaşlarda olan prens için bulunmaz bir eş adayısınız Burada prensin altını çiziyorum, gerçek bir prens hani zengin ailelerin oğlu için söylenen ailenin prensi falan gibi bir unvan değil, kral ve kraliçenin oğlu olan, gerçek bir sarayda yaşayan gerçek bir prens...

Sonra o prens sizinle evlenmek istiyor  düşünün şimdi hangi genç kız bundan etkilenmez ki, etkileniyor Diana  dünya televizyonlarında canlı yayınlanan, neredeyse bir milyar kişinin izlediği bir düğün ile evlenip saraya gelin gidiyor. İki odalı bir apartman dairesinden saraya... (Babası Kont olsa bile tek başına bir evde yaşayan Diana çalışıp parasını kazanan bir genç kız o zamana kadar )

Ve evlenince fark ediyor ki o saray onun hapishanesi , kocasını çok seviyor ama kocası kendisini sevmiyor başka bir kadınla birlikte yaşıyor ve ailesi de bu ikinci kadına izin hatta hak veriyor.  Kayın validesi bir kraliçe ve destek olmadıkça içeride kapanda kalıyor sanki bu güzel kadın. Yakın çevresi Camilla ile konuşup, kocasını rahat bırakmasını istediğini söylüyor hep, ama başarılı olamıyor ve yaşadığı bu stresler nedeniyle  Bulumia  oluyor.

Sarayda mutsuz olduğu için dış dünyada kendini mutlu edecek yollar arıyor, dans dersleri, konuşma dersleri alıyor ama sen sonunda   yaşamını halka yardım faaliyetleri ile zenginleştirmeyi seçiyor , hastanelerde , hastaların yataklarında onlarla el ele oturmayı , konuşmayı onlara destek olmayı ama haline getiriyor . tabiri caizse İhalkla iç içe olup iyileşiyor. İki çocuğu da bu evliliği kurtarmaya yetmiyor ve masal gibi başlayan bu evlilik bitiyor ama o artık sarayın değil halkın prensesi olmayı başarıyor. 

Paris'te sürdürdüğü yaşamı bir trafik kazasıyla son buluyor. Üstelik yanında sevgisili varken paparazzilerden kaçarken karıştıkları bir trafik kazasıyla, ama İngiltere halkı bu olaya öytle bir tepki veriyor ki   evli olmamasına rağmen kraliyet cenaze töreni yapılması onun prensesliğinin son bulmadığının göstergesi oluyor bence

Umarım hoşunuza gitmiştir  bu güzel kadın hakkında yazdıklarım
Sevgiler 


YAZ ABUR CUBURU MİM

Yaz Bitmedi Nasılsa


Biliyorum geç kaldım ama yaz bitmedi ki, hava hala sıcak hem okullar da açılmadı ayrıca bu yaz tatile de çıkmadım ama ümidim var demek ki yaz bitmedi hala vaktim var yani. Beni Handan mimlemiş tıklayın da kulağınızın pası silinsin Süper şarkılar seçmiş gerçekten. Benim müzik arşivim onun gibi genç değil, çünkü o evde 2 delikanlı ile yaşıyor ben 2 dört ayaklı :)  Ama hadi bakalım başlayalım neler dinledim genelde

Yazın çıkan çok sevdiğim sanatçı veya gruptan şarkı

Ayıp olacak biliyorum son mimde de bunu yazdım ama vallaha en çok bunu dinledim ben bu yaz Daha öncede biri söylemişti ama Sezen söyleyince bence bir başka


Bu yaz en yeni keşfim

Ya ben çok geri kalmış olamam değil mi ? Aranızda hala keşfetmemiş olanlar vardır. Lütfen biri çıkıp aaa güzelmiş Melek; ben de tanımıyordum desin nolur nolur



Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı

Birincilik Sezen'in olsa da Zaz dinlemeye de doyamayanlardanım ben. Geçen akşam kim Milyoner Olmak İster de sordular hatta... Fransızca konuşabilmeyi ne çok isterim şu şarkıyı söyleyebİlmeyi birde



Bu yaz en çok duyduğun şarkı/ albüm

Sevdim mi sevmedim mi emin değilim ama müzik kanallarında ben çok buna rastladım. Mabel'in ne dediğini anlayamasam da sözlerde bu yaz her yerde karşıma çıktı





Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğim şarkı

Geçen bir sürü yaz, bu yaz ve ömrüm oldukça bir sürü yaz hatta bir sürü kış. Ben böyle şarkı dinlemedim. 
Böyle şarkı yapılmadı ve yapılmayacak.... Beni Cohen ile tanıştıran arkadaşıma da selamlarımı sunuyorum (nasılsa okumuyor blogumu)




Bence bu yazın en favori hiti

40 lı yaşlardakiler el kaldırın bakayım bu şarkı size geliyor... Siz 20 yaşında başınızda kavak yelleri eserken de vardı bu yaz da. O tarihteki 'delikanlılarınız' şimdi 'amca' oldu ama 
neyse :)



Bu yazımı anlatan şarkı

Kapanış için de Sezen gelsin mi gelsin....  


İnanılmaz eğlendim şarkıları seçerken.. Umarım  sevmişsinizdir şarkılarımı

Beyaz Yakalı Mehmet .) top sende müsait olunca bekliyoruz senin şarkıları da

Sevgiler

Ağustos 29, 2018

Don Quijote - Cervantes


Mahzun Şövalye Don Quijote 


Herkesin bir çok versiyonunu okuduğu, yarım yamalak bildiği bir kahraman. Herkesin bildiği yel değirmenlerine saldıran bir deli.. Ahh ahh hiç tanımıyor, hiç bilmiyormuşuz biz bu şahane kahramanı... Modern romanın ilk örneği olarak gösterilen bu dev eserin yazılması on yıl sürmüş.

 Don Quijote Cervantes'in muhteşem eseri, bütün dünya da en çok okunan, en çok çevirisi yapılan en sevilen kitap . Pek çok çeviri içinde YKY den sansürsüz tam metin çeviriyi okudum ben. 900 sayfa gözüküyor ama puntolar o kadar küçük ki, 1000 sayfanın çok üzerinde olur normal punto ile basılsa . Rosa Hakmen çevirisi harikulade ilk önce onu yazayım romanı anlatmaya öyle geçeyim.



Quijada bir asilzadedir, pek varlıklı değildir aslında. Ona göre en büyük varlığı okuduğu yüzlerce şövalye kitabıdır. Ve bu kitapların hikaye değil, gerçek olduğuna inanması yüzünden aklı pek yerinde değildir. Bir gün kararını verir gezgin şövalye olacaktır, bunun için ilk ihtiyacını evde kendi yapar. Miğfer ve kıyafetler. Adını da değiştirir artık o Don Quijote 'tur.

İkinci ihtiyacı muhteşem  bir attır. Kendi sıska atı Rociante bu işi görür, bir şövalyenin en önemli özelliği geride bıraktığı gözü yaşlı sevgili. Yan köydeki Dulcinea da bu hayalde ona yardımcı olur. Kızın bu olaydan haberi yoktur, ama Don Quijot için bunun bir önemi yoktur. Son ihtiyacı ise bir silahtardır. Sancho Panza da bu yoldaş için biçilmiş kaftandır. Sancho'da kendi  eşeğini alarak büyük şövalye ile yola çıkar.




Don Qujote'un tek bir amacı vardır. İyilik saçmak, kötülüklere engel olmak, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmek ve gezgin şövalye olarak namını yaymak. Bu özellikleriyle takdir görmesi gereken asilzade alay konusu olur, deli yaftasını yer herkesten. Rahipten, terziden, hancıdan, evdeki hizmetkardan, kendi yeğeninden

Eser içinde sadece Don Oujote'un maceraları yok, yolda karşılaştığı yardım etmeye çalıştığı kişilerinde maceraları var ki bunlar sıkılmanızı engelliyor ayrı bir keyif katıyor romana. Özellikle karısının kendisi aldatabileceğini düşünen genç adamın bu konuda en yakın arkadaşından istediği yardımın içinde geçtiği hikayeyi çok sevdim ben

Çocukken okuduysanız bir daha okuyun derim ben, gülün ağlayın, sevin bu asilzadeyi  mahzun şövalyeyi... Keyif alacağınıza eminim. Sadece yel değirmenlerine saldırdığı bize anlatılan bu yarı deli adam aslında çok güzel bir kalbe sahipmiş en azından bu iyi kalbe dokunmak için okuyun

Okuyun okuyun daha çok okuyun
İnsana daha iyi gelen bir şey yok çünkü

Sevgiler
Sevim 

Ağustos 28, 2018

HAYALPERESTİN MİMİ

Hayal Kurmak Güzeldir


Bir süredir beklettiğim mimlerden biri bu da. Pek çok kişi yaptı beni de sevgili hemşehrim İncirli Kurabiye Zeynep davet etmişti ama sanırım yazısını kaldırmış görmedim blogunda ama madem davet aldım yine de yanıtlayayım ben bu güzel soruları

Elimde olmasını isteyeceğim sihirli güç

Sanırım zamanda geriye yolculuk, bazı günlere geri gidip bir şeyleri değiştirebilmeyi isterdim. Yaptığım şeyleri yapmamayı, yapmadığım şeyleri yaparak hayatın akışına müdahale edebilmeyi ...


En şaşırdığım tarihi eser

Yanıtım tek değil bu konuda, iki ayrı kule, Pisa ve Eyfel...  İkisine de hayran oldum kesinlikle 


En sevmediğim insan tipi

Dünyanın kendi çevresinde döndüğünü sananlar. Kendi canı istediklerinde sizi arayanlar, sizin ona ihtiyacınız olduğunda meşgul olanlar, hayattaki her şeyin ve herkesin  kendi istedikleri gibi olmasını bekleyenler. Ne yazık ki bu insanlara hiç tahammülüm yok kesinlikle hayatımdan çıkartıyorum şimdiye kadar da hiç pişman olmadım bu kararımdan.


Obsesiflik derecesinde takıntım

Sanmıyorum, yada bana normal geldiği için farkında değilimdir varsa da


Başkalarının kötü ama benim iyi saydığım bir özelliğim

Sabah insanı olmam ve televizyonla ilişkimin kötü olması, hiç açmasam aa bugün televizyon izlemedim demem sanırım


En çok hangi özelliğim kıskanılır

Arkadaşlarım hep senin kadar çok kitap okuyabilsek der, bir de ben çok memnun olmasam da hafızam. Fazla iyi bir hafızam var ama bunu ben pek sevmiyorum, biraz unutmayı bilmek gerekiyor.


Kız arkadaşlarım beni sevgililerinden kıskanır mı 

Yaş grubuma göre bunu eşleri diye düzeltiyorum, yok hayır kız arkadaşımın eşi benim kardeşimdir onlarda bunu bilirler


Yeniden doğdum dediğim an

Her gün aslında. Uyandığımız her gün hep yeni bir şans her konuda


En sok okuduğum kitap

Sen ve Ben.. Süperdi . Bugün yazmayı düşünüyorum blogda


Son zamanlarda dinlediğin müzik tarzı

Bu konuda çok klişe bir cevap vermek istiyorum ama o an ne hoşuma gittiyse dinleyebilirim. Ama bir kaç gündür üst üste Sezen Aksu dan Begonvil dinledim. Bir tıklayın bakalım beğenecek misiniz


Asla bitmesin dediğim dizi

Mentalist.. Jane ve Lisbon... Ahh ne çok sevmiştim. Jane in akıl almaz tespitleri ve Lisbon'un her şeyde mantıksal bir yol araması. En sevdiğim dizidir.


Çocukluğumu hatırlatan koku

Bakkal Mustafa Abi'nin dükkanının içindeki o karmaşık koku. Biraz küf, biraz şeker


Reenkarnasyon varsa

Muhtemelen kedi.. Sıcağı, kıvrılıp uyumayı bu kadar sevmemin başka bir açıklaması olamaz.

Ağustos 27, 2018

Sen ve Ben - Niccolo Ammaniti


Ablamın Notu Cebimde - Sen ve Ben


Yine yeni bir yazarla tanıştım. İyi ki de tanıştım ne mutlu ki dünya da böyle bir yazar olduğunu öğrendim Niccolo Ammaniti. Klasikler maratonuna böyle kitaplar ile ara vermek şahane bir his uyandırıyor bende. Son zamanlarda genç Türk yazar okuduğumda rahatsız olduğum bir his var  'her şeyin en iyisini ben bilirim, toplanın şimdi size anlatıyorum, benim anlattığımı kabul etmezseniz yeterince zeki değilsiniz' Bunu  yabancı edebiyat insanlarında fark etmiyorum. O yüzden de kitabın kapağını kapattığım zaman yüzümde koskocaman bir gülümseme doğuyor , Sen ve Ben de bu hissi verdi bana işte, kısacık bir sürede çok mutlu olarak, keyif içinde okudum. 

İtalyan bir yazar Ammaniti, çok keyifli bir dili var. Ülkesinde pek çok önemli ödü almış. Bizde pek tanınmıyor ne yazık ki.  Okuduğum romanı kolay anlaşılır cümleler ile yazılmış, çeviriyi de ayrıca beğendim belirtmeden geçmeyeyim.




Sen ve Ben genç bir çocuğun hikayesi Lorenzo'nun.. Kendini herkesten farklı hisseden , farklı davranan ama aslında pek de böyle olmak istemeyen bir çocuk. Bir gün anne ve babasına bir yalan söyler, kendince küçük bir yalandır .Bir hafta yalnız kalıp kafasını dinleyecektir, ailesi de onu kayak tatilinde sanacaktır.  Ama olaylar öylesine gelişir ki , bu bir hafta hayatının en unutulmaz zamanı olacak, hem kendisini tanıyacak hem de ön yargılardan arınacaktır.

Kısacık bir roman da şahane bir dev yaratmış bence Ammaniti. O yaşlarda bir ergenin neler hissedebileceğini sonuna kadar vermiş. Kendimi her adımda Lorenzo'nun yerine koydum. Onun zaaflarını çok derinden hissettim. Ve o ergeni çok ama çok sevdim . Tabiki Olivia 'yı da...O küçücük bodrum katı da koskocaman bir dünya gibi geldi bana

Bu yazarla mutlaka tanışmalısınız. Sen ve Ben iyi bir tanışma kitabı olabilir bence Ben yeni kitapları için sabırsızlanıyorum. 2019 okuma listem bir hayli kabarık olacak şimdiden bunu anlıyorum.

Sevgiler
Sevim 

Ağustos 26, 2018

MİM- ÇOCUKLUK ANISI

Çocuk Olmak Güzeldir


Bayram tatilinin son saatleri.. Bir çok kişi şu anda yollarda, ben hiç bir şey yapmama lüksümü kullandım bu tatilde ve gerçekten hiç bir şey yapmadım  bu da çok iyi geldi bana, insanın en büyük ihtiyaçlarından biri, tıpkı çocukken olduğu gibi özgür olma duygusu...
Madem çocukken özgürdük ve güzeldi o günler herkesin yaptığı mimi bende yapayım beni mimleyen Fatma Nur için bir tık ve Mehmet için de buraya tık tık alalyım. Farklı şehirlerde farklı yaşlarda olduğumuz için de anılarımız çok farklı tabi ki...

Efendim ilk anımda sanırım 6/7 yaşlarındayım. Sıcak yaz günlerinden biri, annemin çocukluk arkadaşı ile ailece görüşüyoruz iki kızları var Beril ve Müge yakın yaşlardayız ve gerçekten çok seviyorum ikisini de. Bir Pazar sabahı yazlık evlerine gittik, hava sıcak site havuzlu ama bir sorun var ben yüzme bilmiyorum :) Neyse annemi çocuk havuzuna gireceğim sözüyle ikna ettik ve havuz başına indik . Kızlar önden çocuk havuzuna doğru giderken ben ne yaptım kendimi büyüklerin girdiği havuzun en derin noktasına atıverdim !!!! Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum  Allahtan havuz başı çok kalabalık olduğu için hemen beni çıkarttılar dışarı ama annem tüm olayı balkondan gördüğü için günün geri kalanının tamamını evde geçirmek zorunda kaldım. Tabi çok daha kötü sonuçlanabilirdi bu olay ama en ufacık bir şey olmadan atlattım ...

İkinci anımda 8/9 yaşlarındayım. İlk okuldayım ve herkes gibi sınıf arkadaşlarımdan birine aşığım. Bence sınıfın en yakışıklısı ve en zekisi o tabi ki :) Okula giderken bizim zile basıyor beni alıyor okula birlikte gidiyoruz ve birlikte dönüyoruz yani o beni kapıya bırakıyor oradan da kendi evine gidiyor. Saçlarım uzun o zaman da  at kuyruğu yaparak okula gidiyorum. Bir Cumartesi günü evdeyiz annem saçıma değişik bir modeli yapıyor Şu aşağıdaki görsele benzer bir şey . 

 

Kapı çalıyor .. Aaa büyük aşkım kapıda , beni doğum gününe davet etmeye gelmiş. Tabi ben mutluluktan uçuyorum ve hayatımın ilk iltifatını alıyorum.
'Saçın böyle çok güzel olmuş, doğum günüme de böyle gelir misin '
Bakınız kadınlar böyle aradan 35 yıl geçse bile iyi yada kötü hiç bir şeyi unutmazlar o sebeple bu anıdan çıkartacağınız ders şu olsun beyler ' Kadınları Üzmeyelim '

Çocukluk güzeldir demiştim ya ilk başta, gerçekten güzelmiş ne yazsam acaba diye düşünürken bir kez daha fark ettim .Çok severek , çok gülerek yaptım bu mimi. Umarım sizin de yüzünüzde bir gülümseme doğmuştur.

Sevgiler
Sevim 

Ağustos 18, 2018

Toza Sor - John Fante

Hayyaller - Toza Sor


Ahh nasıl pişmanım hemde nasıl... Bunca yıl John Fante okumadığım için, hatta adını bile bilmediğim için, Arturo Bandini ile tanışmadığım için... Charles Bukowski' ye ilham olmuş bu yazar neden ülkemizde tanınmaz ki.. Sevgili Derya olmasaydı eğer Toza Sor okumamış, bu kaleme hayran olmamış ve bir parçası eksik kalmış biri olacakmışım, şimdi anlıyorum.

John Fante için yeraltı edebiyatı yazarı deniyor, önce nedir bu yeraltı edebiyatı kısaca yazayım, sonra kitaptan da bahsedeceğim. Alkol, seks, küfür uyuşturucu, suç, işsizlik, evsizlik gibi konuları ele alan edebiyat türü bu... Bukowski'nin o benim tanrım dediği John Fante'nin aslında seri olan Bandini hikayeleri de bu türde işte , ama içinde tek bir kelime bile küfür yok biraz temiz bir yeraltı edebiyatı sanki 






Toza Sor ; Colarado 'lu evini terk etmiş , yirmili yaşlardaki Bandini'nin Los Angeles 'da ki hikayesi . Tek bir öyküsü dergide yayınlarınca kendini fazlasıyla önemseyen parasız yazar adayı günlerini sadece portakal yiyerek kötü bir otel odasına geçirmektedir. Eline ne zaman para geçse son sentine kadar har vurup harman savurmakta, kendince mutlu olmaktadır. 

Yine böyle günlerden birinde tanıştığı güzeller güzeli Meksikalı barmen Camilla aklını başından alır. Kız o kadar çekici o kadar güzel ve o kadar esmerdir , kendisi ise o kadar beyaz ve kadınlar konusunda bir o kadar tecrübesiz. Bir gece ansızın kapısına gelen Vera ve büyük deprem tanrıdan vazgeçen Bandi 'nin aklını iyice karıştırır. Her şeyi ama her şeyi yazmaya devam eder. Çünkü dünyanın en büyük yazarı olacağına inancı tamdır. Birde her şart ve koşulda Camilla 'yı sevmeye devam eder, hemde çok güzel sevmeye...

Yaklaşık yüz elli sayfalık bence efsane bir roman, kelimeler  yüz metre koşusuna çıkmış gibi bir hızda ilerliyor, sizi sürüklüyor kopamıyorsunuz, elinizden bıraksanız Bandini' yi özlüyorsunuz. Bu arada bir dörtlemenin üçüncü kitabıymış ben ilk iki kitabı okumadım ama karakterin geçmişini ilk bir kaç satırda anladığınız için bu sorun olmuyor bence.  Başka yorumlarda da yazmışlar çeviri harikulade tek kelimeyle Avi Pardo muhteşem ötesi bir işe imzasını atmış, tek bir kelime için bile bu burada olmamış diyemedim.

Tatil için son hazırlıklarını yapanlar, bavulunda bir kitaplık yeri olanlar, kumsalda ben ne okusam ki diyenler size söylüyorum hemen en yakın kitapçıdan Toza Sor alın, çok seveceksiniz. 

Ben şu an  tüm John Fante kitaplarını bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum.

Sevgiler
Sevim

Ağustos 17, 2018

Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey - Mine Söğüt

Derin Koyu Karanlık - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey


Herkes tatil moduna girmişken, dokuz gün hayata kısa bir mola vermeyi düşünürken,  bloglar arası kitap çekilişinden Mor Düşler Kitaplığı nın sahibesi Gizem'den bana hediye gelen en sevdiğim yazarlardan birinin kitabı ile tatil öncesi yazısı yazayım ben de dedim.

Sevgili Gizem bloguma göz atıp seçmiş kitabı , hediye paketimi alınca çok çok çok mutlu oldum.Çünkü Mine Söğüt'ün okumadığım tek kitabıydı Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey. Bu kitap ile birlikte öykü ve roman dalındaki tüm eserlerini okumuş oluyorum yazarın. 

Bloguma göz atanlar farkındadır sanırım, ben klasik sever bir okurum. Fantastik eserler, kurgular okumadığım bir daldır. Ben romanın içine serpiştirilmiş tarihi severim, gerçekmiş hissini severim romanda, bu sevgimin sanırım tek istinası Mine Söğüt. Kurgunun, hatta biraz kara kurgunun temsilcisi. Herkesin kolay okuyabileceği, hazmedebileceği bir yazar değil aslında, ama sevenleri de çok seviyor kendisini benim gibi.




Kara kurgu diyorum ya, ölüm vahşet, kan, ama bunların fantastik kurgusunu kullanmıştı yazar daha önce okuduğum tüm eserlerinde , Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey ise sanırım hepsinin zirvesi , 2010 da yazmış olduğu son eseri. İlk defa bu kadar zorlanarak, durarak ara vererek okudum. Gerildim, sanki bir parça rahatsız oldum okuduklarımdan.

Kara yalıda yaşaran kadınadam Madam Arthur bey, demir perde ülkelerinden gelen dilsiz hizmetçisi Olga Maria , hayali çekilen ölüm fotoğrafları, bunları çeken fotoğrafçı Keşşaf Hanuman, otel odasındaki hayat kadını Nagehan, kanatları olan falcı, fotoğraflardan hikayeler yazan yazar Olcayto, eskici Kedileş, bankacı Şehnaz Hanuman, Ruhat bu hikayede birbirinin içine geçmiş sarmalanmış durumda. Kim kimin babası, kim kimin annesi, kim kimin çocuğu belli değil .

Fazla ölüm, fazla kan var bu defa satır aralarında bir de ısrarla tanrıya inanmıyorum cümlesi, yazar neden bu defa bu kadar çok kullanmış anlam veremedim ondan da biraz rahatsız oldum sanki. Bir konuda fazla tekrar ve ısrar okuyucuyu, izleyiciyi etkileme, kendi görüşünü empoze etmeye çalışma gibi gelir bana her zaman bundan da sıkılırım konu ne olursa olsun -ister din , ister siyaset, ister spor -

Bu defa herkese gönül rahatlığıyla okuyun diyemiyorum, çünkü gerçekten zor bir kitap Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey. Ama çok farklı bir kurgu, çok farklı bir hayal dünyası...



Sevgiler
Sevim 

Ağustos 13, 2018

En Uzağından Unutuşun - Patrick Modiano

Eski Sevgiliye Rastlamak - En Uzağından Unutuşun


Kısa bir süre önce yazmıştım, ölmeden önce yapılacaklar listeme Nobel Edebiyat Ödülü almış yazarların tamamını okumuş olmayı ekledim diye- tabi Türkçe'ye çevrilmiş kitabı olması koşuluyla - Patrick Modiano bu ay ki seçimim oldu. 2014 Nobel Edebiyat Ödülü kendisinin. Fransız , çocuk kitabından film senaryosuna pek çok alanda eser veren bu yazar, ödülü alana kadar ülkesi dışında pek tanınmıyormuş, ama ödülle birlikte dünya da haklı bir üne kavuşmuş. Ben yazarın En Uzağından Unutuşun romanı ile tanıştım. Stilini çok sevdiğimi baştan söylemeliyim ; kısa, yalın ve kolay anlaşılır cümleleri var. Zaten bazı siteler Modiano sitilini oluşturmuştur diyor yazar için. Özellikle çeviri olan eserlerde uzun cümleler bazen rahatsız ediyor beni, bu şekilde yazılmış bir romana daha keyifle başladım açıkçası.






Kısacık bir roman olan En Uzağından Unutuşun; isimsiz kahramanın otuz yıl önce 1964 yılında henüz on dokuz yaşındayken  tanıştığı ve aşık olduğu Jacqueline ile yaşadıklarını bize anlatmasından oluşuyor. 




Ailesini terk etmiş ve öğrenci olmayan bu isimsiz kahraman Paris'te  bir gece Gerard Van Bever ve Jacqueline ile tanışır, kendi yaşlarında ki bu çift hayatlarını kumar oynayarak kazanmaktadır. Bir anda bu çiftin hayatının tam içinde kendini bulan kahramanımız Paris'in ışıltılı sokaklarından Londra'ya savrulur. Yazarlık hayali için bu şehrin parkları çok ilgi çekicidir. Ama Jacqueline ile kendisinin çok farklı hayalleri vardır.

Farklı insanları, bunların hayatı hafife alışlarını ve Paris'in, Londra'nın  tüm sokaklarını anlatmış yazar . Bu yalınlıkta, bu düzlükte, bu kadar naif cümleler ile romana dalıp gittiğim söylemeliyim. Aslında hiç bir heyecanı olmayan, aşırı ağır bir tempodaymış hissi veren bir anda büyük sürprizlerin olmadığı bir roman, ama garip bir şekilde sarmalıyor yarım bırakamıyor insan.

En Uzağından Unutuşun; insan portlerini sevenlerin, Paris aşıklarının çok mutlu olarak okuyacağı bir roman bence. Yazarın tarzı ile tanışmak için güzel bir fırsat olabilir. Ben Nobel Edebiyat Ödüllü yazarlar listeme bir artı daha koyduğum için mutlu oldum en azından.

"Şimdiye kadar karşılaştığım tüm insanlar içinde, belleğimde en canlı kalan oydu" cümlesi ise eski bir sevgili için söylenebilecek en derin cümle bence

Keyifli haftalar
Sevim

Ağustos 11, 2018

Hacı Ağa - Sadık Hidayet


Her Devirde - Hacı Ağa

Yine bir çok sitede aynı benzetme  'Doğunun Kafka'sı ' efendim ben ne Kafka'nın  bütün eserlerini okudum, ne de  iki yazarı karşılaştırabilecek düzeyde engin bir edebiyat bilgim var . Kafka'nın hangi yönüne benziyor yazdıkları Sadık Hidayet'in bir yorum yapamam size ama Hacı Ağa novellası ile ilgili yapacağım yorum hemen gidin koşa koşa alın okuyun olabilir sadece... 

Derya tavsiye etmişti bana , çok sevdim ben demişti. Kitap zevkine güvendiğim için tereddütsüz aldım ve kalemine hayran oldum ilk defa tanıştığım bu İran'lı yazarın. Kırk sekiz yaşında Paris'te hava gazını açarak intihar eden Sadık Hidayet ülkesinde genelde yasaklıymış . Avrupa'da mühendislik eğitimi almış, ama içindeki sanat aşkı onu edebiyata ve resme yönlendirmiş. En tanınmış eseri ise Kör Baykuş, bundan sonra  benim için sıra onda ama size kısaca Hacı Ağa ' yı anlatayım önce



Hacı Ebu Turab bu novellanın kahramanı seksenlerin sonlarında, Tahran'lı  çok zengin bir tüccar. Bütün gününü evinin taşlığında geçiriyor ve bu taşlıkta devletin, esnafın ileri gelenlerini de halktan kişileri de ağırlıyor. Aynı anda en fazla üç kişiyi ağırladığı bu taşlıkta sürekli nabza göre şerbet veriyor. Babası karaborsacı olan Hacı Ağa 'da kiralık evlerinden, fabrikalarından , hamamdan, kaçakçılıktan gelir elde ediyor ama o kadar cimri ki eve alınan şekeri bile sayıyor. Defalarca evlenmiş ama bir kaç sene öncesine kadar da geneleve gitmekten çekinmeyen, kumar oynayıp içki içen biri. Oruç tutmayan, namaz kılmayan, zekat vermeyen ama hepsini yapıyormuş gibi davranan bir Hacı 

Hayattaki düsturu ise ' ilim ve irfan bir işe yaramaz, çünkü patronlara uşaklık edersin 'olan zavallı halkı kandıran, her hükümete göre şekil değiştiren şehrin ileri geleni !

Okuyunca hepinize tanıdık geldi biliyorum. Ağlanacak durumda olan Hacı Ağa'ya gülüyor, kızıyor, ' yok artık bu kadar da değil ' diyorsunuz okurken. Özellikle son yirmi sayfa da bu hissi çok daha derin hissederek okuyacağınızdan eminim. Aradan  seksen yılda geçse , farklı bir coğrafyada olsak da Hacı Ağa 'lar  hep var ne yazık ki..

Güzel bir tatil kitabı olur bence, hazır bayram tatili yaklaşmışken hiç düşünmeden alın derim Hacı Ağa 'yı 

Seviler
Sevim


Ağustos 09, 2018

Floransa Büyücüsü - Salman Rushdie

Masal Gibi -  Floransa Büyücüsü


Yıl 1989, sık sık gazetelerde okuyorum. İran lideri Humeyni ; Salman Rüşdi için ölüm fermanı yayınladı şeklinde; Şeytan Ayetleri adlı romanında Müslümanlara ve Hazreti Muhammed'e  hakaret olduğu gerekçesiyle ...Bu romanı Avupa'da basmaya çalışan pek çok yayın evi sahibi öldürülmüş, Türkçe'ye çevirme aşamasında olan Aziz Nesin ise pek çok ölüm tehditi almıştı o yıllarda... Müslüman bir ailede doğan Rüşdi eğitimini İngiltere'de tamamlamış ve bir çok ankette dünyanın en entelektüel ilk 10 kişisi içinde yer almayı başarmış bir yazar.

Bu kadar yıldır hiç okumamıştım kendisini, nedeni bilmiyorum ama Floransa Büyücüsü romanını da biraz tedirginlik, biraz korku, biraz heyecanla elime aldım. Hakkında en çok konuşulan romanlarından biri yazarın bu dört yüz küsur sayfalık roman. Yazarın kendi açıklaması bu kitabı yazabilmek için çok uzun yıllar çalışmam gerekti şeklinde ... Gerçekten bu romanın her sayfasına hatta her kelimesine yansımış, üzerinde çok çalışılmış uzunca bir kaynakça eklenmiş romanın sonuna.




Bir masal kitabı adeta, ama masal gerçeklerden oluşuyor tarihi gerçekler masalın içine harmanlanmış okurken hem tarihi bilgileriniz aklınıza geliyor hemde masal okur gibi okuduğunuz için tuhaf bir ruh haline bürünebiliyorsunuz.

Hint İmparatoru Ekber Şah'a gelen uzun sarı saçlı misafir ile başlıyor roman, bu misafirin Şah tarafından kabul edilip kimlliğini ve geliş nedenlerini açıklaması işe bu masal kısmı... Bu masalda denizci Andra Doria 'da var Çaldıran Savaşı'da, devşirme okulu da var yeniçeri ocağı da... Ve tabiki Mediciler'in Floransa'sı ve peçesini açtığı anda herkesi büyüleyen güzeller güzeli Floransa Büyücüsü.

Çok farklı benim açımdan çok keyifli bir romandı. Ama şunu söylemeliyim ki kolay okunabilen bir roman değil, son derece dikkatli okunması gerekli , kişiler isimler yerler , gerçekler ve masal bazı yerlerde o kadar çok birbirinin içine geçiyor ki anlamak zorlaşabiliyor. 

İlk kez tanıştığım yazarın yaptığı bu araştırmalara saygı duymamak mümkün değil, son derece geniş bir bilgi hazinesi de sunuyor okuyucuya. İtalya'yı ziyaret eden herkesin mutlaka duyduğu Medici ailesi de romanın kahramanları arasında yer alıyor.

Bu tarz tarihi içinde barındıran romanlardan keyif alan arkadaşlarımın çok seveceğini düşündüğüm bir roman diyor ve ekliyorum okuyunuz..

Sevgiler...

Ağustos 07, 2018

BOOKSTAGRAM HESAPLARI

BOOKSTAGRAM HESAPLARI VE Y KUŞAĞI


Eleştiriyi genelde sevmem, çok rahatsız olmadığım müddetçe de eleştiri yapmamaya çalışırım; özellikle de kitaplar konusunda. Hani anlatılan bir hikaye vardır. Bir ressam resim yapıp şehrin ortasına bırakmış beğenmediğiniz yerleri kırmızı ile işaretleyin demiş, ertesi gün bir bakmış ki tüm tablo kıpkırmızı. Daha sonra beğenmediğiniz yerleri düzeltin demiş hiç kimse dokunmamış resmine... İşte bu sebeple o kitabı yada o yazarı eleştirebilmek için en az o yazar kadar edebiyata emek vermiş olmam gerekir diye düşünüyorum .

İnstagramda gezerken, çok fazla 'bookstagram' hesabına rastlıyorum, binlerce takipçili. İtiraf etmeliyim ki güzel konsept fotoğraflar ekliyor ve altına çok fazla etiket açarak bir çok kişinin keşfet sekmesinde çıkmayı başarıyorlar. Pek çoğunda fotoğraftaki kitap ile ilgili bilgi olmuyor, ya arka kapak yazısı yada tek bir alıntı kitabın içinden. Kitabı okuyup mu o gönderiyi yapıyorlar bilmiyorum ama onların güzel fotoğraflarından kitap adını alıp, araştırmamı kendim yapıyorum kitap listelerim için. Bu arkadaşlara kızmıyorum ama bazı hesap sahipleri var ki...

 Y kuşağının kötü örneği olan bu arkadaşlar; ne yazık ki her şeyin en iyisini kendilerinin bildikleri konusunda ısrarcı, sadece kendileri için yaşayan, düşünen abartılı özgüvene sahipler. Daha az dinliyorlar Ve bir kitabın altına öyle bir eleştiri yazıyorlar ki yazarı okuyabilse 'Aaman Tanrım bunlar ne diyor'  diyecek hale gelir.

Sanırım geçen yıl bir hesapta ' Gurur ve Önyargı' eleştirisi vardı. Eleştiri aşağı yukarı şu şekildeydi; Kitabı hiç beğenmedim. Gereksiz karakter fazlalığı vardı, çok detaylıydı, sürekli bay bayan deniyordu, aşk azdı....  Ben de cevap olarak eleştirmeden önce iki yüz yıl önce yazılan bu eser neden klasik olmuş nasıl bu kadar çok satmış ve okunmuş ve bu kadar insanın beğendiği hayran olduğu bir kitapta acaba benim gözden kaçırdığım bir şey mi var acaba diye düşünseydin keşke ve ayrıca o yılın edebiyat anlayışının temeli detaylı anlatımlar ve tasvirler yazdım... Aman Allahım herkes bana cahil ve herkes her şeyi beğenmek zorunda değil diye yazdı :) Yazan arkadaşlara bakıyorum e yaş olarak hemen hemen çocuğum olacak yaştalar ve ben kimim nasıl bir edebi birikimim var , onlara göre neleri daha iyi değerlendirebiliyorum asla bilmeden döktürüyorlar. 

Elbette herkes her şeyi beğenmek zorunda değil, elbette eleştiri hakkımız her zaman var ama bunu kendimize yöneltildiğinde de kabul etmek zorundayız . Yani siz bir şeyi beğenmediğiniz söylüyorsanız ben de bu cümlenizi beğenmediğimi size söylediğimde kabul etmeniz gerekiyor. İşte ne yazık ki Y Kuşağında bu yok, onlar he zaman haklılar :)

Bu konuyu unutmuştum ki, geçenler de bir hesapta Nobel Ödüllü bir yazarın bir kitabı için şöyle bir eleştiri vardı ' Ne tasvir yapmış be adam arkadaş, donuna kadar anlatmış, işte bu Nobel yanlış kişilere veriliyor, hem bu jürideki adamlar bütün dilleri okuyor mu bu ödül hep siyasi' ve altında da bu yoruma çok güldük, çok eğlendik diyen takipçileri görünce yeniden aklıma geldi geçen yıl yaşadığım...

1901 yılından itibaren verilen ödülün siyasi gerekçeler ile verilmiş olma nedeni yok mudur? Vardır belki kim bilir? Ama ödülü, ödül alanları yerden yere vurmak ve tasvirleri bu derece aşağılamak ne kadar doğru bir yaklaşım.

Yazımın başında da söyledim, eğer daha iyisini ben yapamıyorsam bu denli eleştiri sağlıklı bir yaklaşım değil bence, fikrimizi söyleyelim, ben senin gibi düşünmüyorum diyelim her zaman ama en doğru dille

Sevgiler
Sevim

Ağustos 04, 2018

Timbuktu- Paul Auster

Kemik Bey - Timbuktu


İtiraf ediyorum çok ağladım. Başından sonuna ağlayarak okudum Timbuktu 'yu...  . Ve Paul Auster'in  kaleminin gücü karşısında bir kez daha büyülendim. Kısacık bir roman ama okurken bitmesin, bitmesin böyle bitmesin dedim defalarca, şu an romanın içinde hapis kalmış durumdayım  ben yine...





Timbuktu'yu ; Vahşetin Çağrısından hemen sonra okudum çünkü burada da romanın kahramanı, anlatıcısı bir köpek  Kemik Bey. Sahibi, dostu, insanı  Brooklyn'li parasız şair Willy ile kah sokaklarda, kah Willy'nin annesinin evinde yaşamaktadır. Mutludur, genelde karnı açtır ama dostu ile olmak her şeye değmektedir. Çünkü dostunun amacı dünyanın daha güzel, daha iyi daha yaşanılası bir yer olmasıdır. Ve bununla ilgili tüm sırlarını, planlarını Kemik Bey'le paylaşmaktadır.  Ama son günlerde fark ettiği şey canını sıkmakta, onu çok korkutmaktadır. Willy çok kötü öksürmektedir ve artık bu dünyadaki son günlerini yaşamaktadır, pek yakında buradan ayrılacak Timbuktu' ya gidecektir. Kemik bey şu koca dünyada bir başına kalacaktır. 

İşte bu harikulade roman; Kemik Bey'in gözünden  Willy ile daha önce yaşadıkları ,Willy'siz zamanları anlatıyor. Ama öyle bir anlatıyor ki ; sizde gerçekten dört ayaklı bir can olup tıpa tıp onun gibi düşünmeye başlıyorsunuz. Onun gibi korkuyor, bazen onunla çok mutlu oluyorsunuz. 

Yaklaşık altı yıldır bir köpek ve on aydır ailemize katılan kedi ile birlikte yaşayınca bu dört ayaklı canların insanlardan çok daha duygusal ve kesinlikle çok daha iyi niyetli olduğunu öğrenmiş olduğum için belki de beni çok sarstı bu Timbuktu. 

Hiç düşünmeden, acaba demeden tavsiye ediyorum size alın bu hafta sonu okuyun, belki sokaktaki canlara bir kap su koyarken Kemik Bey'i düşünür gülümsersiniz

Son bir not; tüm Paul Auster çevirileri gibi , çeviri yine muhteşemdi.

Altı Çizilenler
***********************
Dünyayı bulduğundan daha iyi bir durumda bırakmak. İnsanın elinden gelecek en iyi şey budur.

İnsan kendisine inanan birini bulamazsa bu dünyada asla bir şey başaramaz.

Eve girilmesine izin verilmeyen bir köpeğin nasıl olup da ailenin bir parçası olabileceğini aklı bir türlü almıyordu. 

Ağustos 01, 2018

Vahşetin Çağrısı- Jack London


BUCK- VAHŞETİN ÇAĞRISI


40 yıllık kısacık bir yaşam ve 50 kitap... Martin Eden, Demir Ökçe Beyaz Diş, Vahşetin Çağrısı en bilinenleri bunlardan... İfade etmek, icat etmekteten daha kolaydır diye yazıp bir çok öykü müseveddesi alan bunları kitaplaştıran bir yazar. Vahşetin Çağrısı romanı için intihal suçlamalarını neredeyse kabul edip, esinlendiği yazara teşekkür mektubu yazdığını söylemiş Jack London.  




İtiraf etmeliyim ki Amerikan Edebiyatında biraz daha az sevdiğim bir yazar benim ama bu kadar önemli eserleri varken de okumamazlık edemiyorum. Kısa bir süre önce okuduğum Suikast Bürosu nu blogumda paylaşmıştım, bu sefer de en bilindik eserlerinden birini seçtim Vahşetin Çağrısı...

Yazarlar kendilerini başka insanların yerine koyarak muhteşem eserler ortaya çıkartıyorlar ama kendini bir köpeğin yerine koyarak onun gibi düşünerek, hareket ederek yazmak sanırım daha zordur işte burada kahramanımız Buck... Saint Bernard ve İskoç Çoban Köpeği kırması olan parlak tüylü bir köpek. Yaşadığı malikaneden kaçırılıp, kutuplara altın avcılığına ,posta taşımacılığına sürekli kızaklara koşuluyor.

Sopalarla dövülüyor, kırbaçlanıyor, soğuktan donuyor, aç kalıyor gözünün önünde  arkadaşları öldükçe içindeki vahşi yön ortaya çıkıyor, savaşçı hale geliyor.
Evinde bir kedi, bir köpek ile yaşayan ve iş yerinin kapısında da bir kediye uzun zamandır bakan o canları asla hayvan vahşi olarak hayal bile edemeyen biri olarak çok zorlanarak okuduğumu itiraf etmeliyim Vahşetin Çağrısını..

Muhteşem tasvirler ile kuzey kutbunda üşüdüm sıcak anlatımlarla Buck'un mutlu olduğu anlarda ben de mutlu oldum. Buck ve arkadaşları tokken ben de toktum sanki. Onlar her dayak yediğinde içimden bir parça koptu sanki.

 Tüm bu güzelliklerine rağmen  nedensiz olarak sevemedim, kedi köpek annesi olmamdan kaynaklıdr belki bilmiyorum ama kapağı kapattığım zaman keyif almadığımı farkettim sanki. Ama siz bana bakmayın yine de okuyun

Okuyup seven arkadaşlarımın yorumlarını bekliyorum
Sevim

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...