Ekim 31, 2017

Zehr-i Katil Cenk Çalışır

Katil Kim ? 


Bir Pazar günüydü. İnci ile kitap sohbeti yaparken Cenk Çalışır'ı daha önce okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım. Hemen tavsiye listeme ekledim Zehr-i Katil'i 
1ay kadar bir zaman geçmişken o sohbetin üzerinden şimdi kapattım romanın kapağını. 

Uzun yıllardır Bursa'da yaşatan biri olduğu için roman da Bursa'da geçiyor. Şehrimin sokaklarında dolaşarak, romanın geçtiği caddeleri, karakolu, sanayi bölgesini gözümde canlandırarak  okumak çok keyifli oldu



260 sayfalık bir roman Zehr-i Katil.. ve çok kolay okunabiliyor. Betimlemeler çok açık, süslemek için günlük dilde kullanılmayan hiç bir fazla kelimeye yer verilmemiş ki bu en sevdiğim şey benim. Su gibi okunabilen bir cinayet romanu.

Roman bir karakolda başlıyor, bir  sorgulamada...  İlk sayfalarda kim ölmüş bilmeden okuyorsunuz ama kısa bir süre sonra ölenin zengin iş adamı Kenan olduğunu öğreniyoruz. Zanlılar ise Kenan'ın 15 yıllık karısı Berna  ve adamın 2 yıllık sevgilisi Nazan...

Komiser önce bu iki kadını ayrı ayrı sorguluyor, yaptıkları hareketlerden, olayları anlatış biçimlerine kadar katil hangisi sorusuna cevap arıyor. Ve bir  haftalık arayışı bir ziyaretçi ile son buluyor

İlk defa okuduğum bu kalemi sevdim ben . Karakter tahlilleri, aşkın gücü, insan hayatının derinlerindeki sancılar, acılar çok güEl bir dille anlatılmış....

Okumaya değer bir roman ortaya çıkmış...

Sevgiler

Sevim.

Ekim 23, 2017

Yanlış Tercihler Mahallesi - Mario Levi

Yanlışlarımız ve Tercihlerimiz İçin - Yanlış Tercihler Mahallesi


17 Ekim 2017... Nilüfer Belediyesi Edebi Kazılar Söyleşisi... Şimdiye  kadar raflarda sürekli gördüğüm halde bir türlü kitaplarını okuyamadığım bir isim Mario Levi.

O akşam hayatımın en büyük pişmanlıklarından biri, ' Nasıl okumam ben böyle bir ustayı' cümlesi... O kadar mütevazi, o kadar kibar bir insan ki. Dinlerken hayran olmamanız, konuşmaya kendinizi kaptırmamanız mümkün değil. Şimdiye kadar kendisini tanımamış olanlar varsa mutlaka televizyonlarda veya internette videolarını izleyip tanışsınlar. Sonra da en yakın kitapçıya koşacaklar eminim.




Yanlış Tercihler Mahallesi ni o sabah almıştım, akşam söyleşiye gideceğim için. Eve gelir gelmez de okumaya başladım. Doğru kelime tam olarak nedir bilemiyorum ama , sarsıldım, tutuldum, hayatıma bir kez daha baktım diyebilirim.

Romanda bir anlatıcı var , çocukluk mahallesinde ki komşularını, yaşadıklarını onların yanlışlarını ve bu yanlışların onlara neler yaptığını anlatıyor. Bu anlatıcının karşısında bir anlatıcı daha var ve üstte başka biri... Böyle söyleyince biraz karışık geliyor olabilir ama kitabın kapağını kapadığınızda herşey açıklığa kavuşmuş oluyor, merak etmeyin.

Kim bu komşular mesela Anet var, tuhaifyeci kızlar Emel ve Saadet var, şişko Nuri var, güzel Nedret var, yaralarını sarmak için bant üreten Pertev abi var, kırtasiyeci var, mezeci var, terzi var, ünlülerin kuaförü Fikret ve onun iyi müşterisi Meral var.... Var daha çok kişi... 

Hepsi komşu, hayatlarını birbirine temas ediyor bir yerlerde ama ortak özellikleri hepsinin Yanlış Tercihleri var. Ve bu yanlışlar hayatlarını farklı şekillere sokuyor. Terk edişler, küsmeler, karşılıksız aşklar... 

Bu yanlışları okuduğum her satırda kahramanlara akıl vermeyi, dur Nedret yapma, hayır Pertev abi olmaz, Saadet susmasana herşeyi anlatsana , Nuri senin yardıma ihtiyacın var demeyi hiç bırakmadım. O kadar çok cümlenin altını çizdim ki...

Yanlış Tercihler Mahallesini okurken, her hikayede kendi yanlışlarımı aradım. Bu yanlışların hayatımda neleri değiştirdiğini sorgulayıp durdum. Okuduğunuz zaman aynı hisse kapılacağınıza eminim. Hepimizin yanlışları var ama hayatlarımız bu yanlışlarla daha güzel değil mi? Şimdiye kadar Mario Levi ' yi tanımayalar son romanı ile tanırlarsa tüm eski romanlarına göz atmak isteyecekler bence 

Mutlaka Okuyun..
Sevgiler
Sevim.




Altını Çizdiklerim
*********************
*Alınyazısı dedikleri yaşanırken anlaşılmayacak bir zaman oyunuydu.
*Çünkü bazen iki bulut, yağmuru yağdırmak için bir araya gelir.
*İçimizdeki kimi mezarlar çok derinlere kazılmıştı.
*Yaralı insanların başkalarının yaralarına duyduğu gerçeğine yabancı değildi.
*Karşınıza birileri çıkar ve size esas manasını zamanla anlayabileceğiniz birkaç an bırakır.
*İnsan yaşamak istemedikleriye bile zaman akışında barışmıyor muydu?
*insan hatırlamak istediklerini hatırlar, unutmak istediklerini de unutur. Bu kadar basit.
*Uzaklığın bir çok manası vardı elbet. Değil aynı evi, aynı odayı, hatta aynı yatağı paylaşanlar bile bu duyguya saplananilirdi.
*Herkesin kabul edeceği güzelliklere kapılmak sadece sıradan insanların harcıdır. Etrafımız bu sıradan insanlarla dolu. Çoğunluk dayatılan güzelliklere kapılıyor, çirkinler kendilerini kabul etmek için daha çok mücadele etmek zorunda,  bu belirlenmiş güzelliklere adeta tapınmalar yüzünden ilişkileri kimi insalar için daha kolay



Ekim 20, 2017

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali

Herkes Biraz Kötüdür


Sabahattin Ali , 110 yıl önce doğan 41 yıl kadar kısacık bir hayat yaşayan büyük usta... 41 yılda Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf gibi pek çoğumuzun okuduğu dev eserler bırakmış. 

İçimizdeki Şeytan  diğer eserlerinin arasında biraz gizli, biraz saklı kalmış sanki... 1940 yılında yayınlanmış ilk kez. Ama sanki yazar dün yazmış gibi hala güncel, hala gerçek. Bu kadar yılda 'Dünya Değişti' desek bile nasıl değişmediğini ya da yanlış ifade ettim, insanın nasıl değişmediğini gösteriyor bize apaçık...




Bir vapurda başlar İçimzdeki Şeytan. Ömer ve en yakın arkadaşı Nihat Kadıköy'den binmişlerdir. Vapurda gördüğü güzel Macide' nin peşine takılan Ömer'i büyük bir sürpriz beklemektedir. Macide yakın akrabası Emine teyzenin evinde kalmaktadır. Ulaşması ve konuşmayı bu yüzden de pek zor olmaz. Tembel, işe zorla giden Ömer bir gece Macide'yi bekar evine getirir, manevi olarak karısıdır Macide onun...

Macide Balıkesir'i gençliğinin geçtiği o yılları, aklına ilk takılan erkek olan müzik öğretmeni Bedri'yi unutmuş, Ömer' i gerçekten sevmiştir. O küçücük , pis bekar odasını bile benimsemiştir kendi halindeki bu genç kız...

Ömer , sağdan soldan borç para alarak evliliğini sürdürmektedir. İş yerindeki veznedarın sırrını öğrenip bunu Nihat' la paylaşınca  bu iki gencin içlerinde uyuyan şeytan uyanacaktır.

Bir akşam karşılaştıkları Macide'nin ilk aşkı  Bedri, Ömer' in de arkadaşı çıkınca görüşmeleri sıklaşır ama bu da onlara zarar veremeye başlayacaktır.

250 sayfalık ince görüntüsüne rağmen, çok ağır olan bir roman İçimizdeki Şeytan . Her sayfasında düşündüren, sorgulatan, acaba diyerek kendini okutan bir roman.

Hepimiz mi kötüyüz? Toplumsal baskılar mı bizi eziyor? Yoksa hepsi yalan içimizde ki şeytan mı bizi kötülüğe sevk ediyor? Neden yapıyoruz bu yanlışları? 

Macide'yi çok sevdim ben, hem sevdim hem acıdım. Kardeşim gibi hissetim pek çok yerinde. Ömer' e ise hem kızdım hem çok acıdım. Bir yandan yazık ya bu çocuğa derken, bir yandan kendi hatası demeye başladım. Bedri ise bir türlü hakkında karar veremediğim biri oldu benim...

Kafamızı karıştıracak bir eser ... Ama zaten edebiyat ta bu değl mi? Okuduğumuz her kitaptan sonra sorgulamıyorsak kendimizi neden okuyoruz? İçimizdeki Şeytan' ı okuyup kendine dönüp bakmayacak kimse yoktur herhalde. 

Sağolasın büyük usta İyi ki yazmışsın
Sevgiler...

Ekim 12, 2017

Beyoğlu Rapsodisi - Ahmet Ümit

Beyoğlu ve Dostluğumuz


Geçen gün bir yerlerde okudum ' Bazı yazarlar çizgi çizse okurum ' sözünü. Çok sevdim. Benim için de öyle... Bazı yazarlar var ki her kitabını okumak benim için keyif oluyor. Aynı romanı 2. ye okurken bile aynı zevki alıyorum. Ahmet Ümit'te bunlardan biri. Hem tarih, hem polisiye olunca romanı okurken dünya bağlantım kopuyor adeta. Beyoğlu Rapsodisi yıllar önce okuduğum ilk Ahmet Ümit romanıydı, uzun zaman sonra elime aldım ve yine aynı keyifle , mutlulukla okudum.

Beyoğlu Rapsodisinde ; Pera'nın,  Beyoğlu'nun tarihi var. O civardaki meyhaneleri, barları, lokantaları, tarihi hanları, kiliseleri öyle bir dille anlatmış ki Ahmet Ümit hemen bu hafta sonu gidip biraz o tarihin havasını alayım diye düşündüm yine.



Roman; Galatarsay Lisesi yatılı bölümden arkadaş 3 dostun hikayesi. Aklı başında, olgun, ölçülü tekstil işindeki Selim, parasız, naif, biraz korkak Nihat ve yakışıklı, havalı, korkusuz, zengin Kenan. 

Kenan pek çok işe el atmış, bir çok erkeğin gıpta edeceği çok güzel bir hayat yaşamıştır. Son günlerde kafasını ölümsüzlüğe takmıştır. Ama bu bedenin yada ruhun ölümsüzlüğü değildir. Öldükten sonra hatırlanmak, kalıcı bir şeyler bırakarak hep hatırlanmak.. 

Kenan bu uğurda bir adım atar, son yıllarda Beyoğlu'nda işlenmiş cinayetlerin olay yeri fotoğraflarının yeniden canlandırılıp fotoğraflarının çekilmesi. Bu fotoğraflarla sergi açacak ve herkes ondan bahsedecektir. İki yakın dostu, Nihat ve Selim ilk başta  , bunun tehlikeli olduğunu düşünüp buna çıkarlar ancak sonra bu işte Kenan'a yardımcı olmaya karar verirler. Hatta bir de sanat yönetmeni eklenir bu üçlüye güzeller güzeli Rus Katya...

Fotoğraflar sırasında Kenan'ın fark ettiği bir ayrıntı sergi açmaktan çok daha farklı bir olaya bir cinayet soruşturmasına sürükler bu dörtlüyü...

Konusunu da, anlatımını da çok beğendim. Tam bir polisiye değil belki, kurgusu yoğun ama böyle bir kurgu yapabilmek bunun içine tarihi katabilmek , dostluğu katabilmek yazarı usta yapıyor zaten.

Konu kurgu ama karakterlerin hepsi gerçek, bizim gibi hepsi... Zaafları, iyi yönleri olan, zengin, fakir, eğitimli, meraklı, ilgili, dostluğun kadrini bilen..

Beyoğlu Rapsodisini okurken hem Beyoğlu sokaklarında gezecek, hem dostlarınızı düşüneceksiniz bence, ben dostuma yardım da nereye kadar gidebilirim diye. 
Ve cevabını merak edeceğiniz acaba katil kim sorusu hiç peşinizi bırakmayacak. 

Okuyunuz efendim. Okumak var olmaktır..
Sevgiler
Sevim

Altını Çizdiklerim
******************
Mutluluk yetinmeyi bilmektir.

Hayat kudurmuşcasına akan  bir ırmağa benzer, insanoğlu ise bu ırmağın azgın sularında yolculuk yapan bir dal parçasına...

Bilgelik, çılgınlık kadar, aklı başında olmayı da başka insanlık durumlarını içerir.

Malumatfuruş: kimsenin işine yaramayacak bilgileri toplayıp ,ukalalık yapan kimse :)




Ekim 07, 2017

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Dünyanın Hiç Bir Nüzheti Yalan Söylememelidir


1930 yılında ilk baskısını yapan bu roman Peyami Safa' nın en fazla basılan ve sevilen eseri...  Filme de alınan bu roman kısacık sayfalarında  derin psikolojik çözümlemeler yapıyor. Ortaokul ve lise yıllarında okumamıştım ben, klasik romanlara olan büyük sevgim nedeniyle bir kaç saatte okudum bugün...
Bittiği zaman ' Aaa keşke bitmeseydi, şöyle şöyle olsaydı' gibi sonlar ürettim kendi içimde.

Çok canlı betimlemeler ve çok sade bir anlatımı olan bir roman ayrıca ben hiç bilmiyordum ama yazarın otobiyografisi bir nevi anı kitabı aslında...




15 yaşındaki roman kahramanımız 7 yaşından bu yana bacağındaki kemik veremi hastalığı ile uğraşmaktadır, defalarca hastaneye yatmış, ameliyatlar olmuş ama bir türlü iyileşememiştir. Ağrıları artık çok zorladığı için son günlerde daha sık hastaneye gitmektedir. Annesi ile tek başına yaşadığı kenar mahallede ki küçük evinden bir kaç günlüğüne Erenköy' de yaşayan Paşa' nın evine hava değişimine gider. Paşa' nın tek kızı Nüzhet' e aşıktır ve bunu kendine bile itiraf edememektedir. Nüzhet 19 yaşında, neşeli , canlı , hep gülen bir kızdır . Doktor Ragıp ; Nüzhet' e taliptir bir kaç ay içinde evlenmeyi istemektedir.

15 yaşında hasta, fakir bir gencin yaşadığı o bunalımlar, hastalardan başka hiç kimsenin kendini anlayamayacağı hissini o kadar o kadar iyi anlatmış ki Peyami Safa okurken kendinizi kahramanın yerine koymamak mümkün olmuyor. 

Kendisi de kolundaki kemik veremi hastalığı ile çok acı çektiği için Dokuzuncu Hariciye Koğuşu yazarın anı defteri olarak kabul ediliyor. 

Hastalar, hastaneler, ameliyathaneler, acıma mı sevme mi çözülemeyen karşı taraf hisleri, fakirlik, yalnızlık , doktorlar, ilaç kokusu tüm bu tasvirlerle muhteşem bir eser bence

Çok geç okuduğum için üzgünüm

Hala okumadıysanız hemen bir kitapçıya gidin....

Sevgiler
Sevim

Altını Çizdiklerim
*******************
Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile : Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.

Bazan etrafımızda o kadar esrarlı bir hadise olur ki ince teferruatına kadar bunu sezeriz, fakat hiçbir şey idrak etmeyiz ; ruhumuzun içinde ikinci bir ruh her şeyi anlar, fakat bize anlatmaz, böyle korkunç işaretlerle bizi muammanın derinliklerine atar ve boğar.


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...