Ocak 30, 2018

Çizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Çocukların Arkadaşlığı

Hitler Naziler, Yahudiler ve toplanma kampları... Dünyada yaşanan en büyük zulüm. Binlerce ölüm ve ağır işkenceler...

Sanırım üzerine en çok kitap yazılan, film çekilen konulardan biri.  2. Dünya Savaşı ve Hitler Dönemi... İşte Çizgili Pijamalı Çocuk ta tam bu dönemi anlatan bir roman. Bazı yerlerde çocuk kitabı diye geçse de, cümleler çocuk kitabı kısalığında kolay okunabilir olsa da bence ebeveynlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Ayrıca filmi de çekilmiş ben izlemedim, izlemeye yüreğim elverir mi onu da bilmiyorum.


Bruno ; ablası annesi ve asker olan babası ile Berlin'de 5 katlı evlerinde yaşamaktadır. Bir gün babasının kumandan olması ve Out-With'te taşınana kadar mutlu bir hayatı vardır.

Yeni evlerinde odasının camından uzanan çorak toprağı, dikenli telleri, kulübeleri ve çizgili kıyafetli yüzlerce insanı görünce neler olduğunu keşfe çıkan Bruno, o tellerin ardında oturan ve 1yıl boyunca en yakın dostu olacak Shumel ile tanışır.

Artık Berlin günleri oradaki dostları çok geride kalmıştır. Sadece konuşarak çok iyi arkadaş olunabileceğini öğrenmiştir Bruno... Ta ki......



200 sayfalık cep boyutu bir roman, çok kolay okunabiliyor ama anlattıklarını sindirmek okunduğu kadar kolay değil...

İlk satırlarda da yazdığım gibi tüm anne babalar okumalı. Aldıkları kararların çocuklarının hayatını nasıl etkileyebileceğini görmek için.

Çok severek, çok içim burkulurak okudum.
Okuyunuz bence...
Sevgiler
Sevim

Ocak 27, 2018

Oblomov - İvan Gonçarov

Ahh Oblomov Ahhh


Şu gerçeği kabul etmek gerekli ki Ruslar edebiyat konusunda bir deha...Tolstoy, Gogol, Dostoyevski , Puşkin okumaya doyamadığım isimler. Okudukça daha okuyasım geliyor. Tasvirleriyle, anlattıkları aşklarla, cesurca eleştirileriyle her yapıtları ayrı bir dünya. Gonçarov adını daha önce hiç duymamıştım. Bir kaç kitap dostumdan Oblomov okumalısın tavsiyesi gelince tanıştım kendisiyle iyi ki de tanıştım. Kalemine aşık oldum. 600 sayfalık bir romanı su gibi okudum.



İlya İliç Oblomov roman kahramanımız 30lu yaşlarda eskiden çok zengin olan bir ailenin oğlu. Variyetinin büyükçe bir bölümünü zaman içinde kaybetmiş olsa da, hizmetlisi Zahar ile birlikte Petersburg'da yaşıyor.

Tabi buna tam olarak yaşamak denirse... Sadece uyuyor. Öğlene doğru kalkıyor, birşeyler yapmayı içinden geçiriyor sonra yaparım deyip tekrar uyuyor. En yakın dostu Ştoltz. Alman ve tam bir Alman disiplini içinde, Oblomov'u harekete geçirmek için çok uğraşıyor bazen başarır gibi olsa da Oblomovluk tan kurtulmak kolay iş değil. Hep bir bahanesi var yapılacak işlerini ertelemek için Oblomov'un Bugün hava sıcak, bugün soğuk, yarın tatil daha önümde zaman var diyerek mektup bile yazmıyor sevgili kahramanımız. 

Oblomov çok büyük hayat felsefeleri içeren bir roman. Herkes kendi içinde kahraman aslında. Güzeller güzeli Olga'da, dostu sandığı Tarantyev'de, ev sahibi Agatya Matveyevna'da, hizmetkar Zahar'da, hayatta onu en çok düşünen Ştoltz 'da...  Hepsinin hayata bakışı çok farklı, yaşamları çok farklı ve okurken hepsinden çok fazla şey öğreniyoruz.



Okurken romanın içine girmek istedim. Oblomov' u yakasından tutup silkelemek, onu yataktan kaldırmak. Bazen karşısındaki divana kıvrılıp uyumak. Bazı yerlerde kahkahalarla güldüm, bazı yerlerde ciddi ciddi ağladım.

İnanılmaz sevdim ben Oblomov'u... Muhteşem bir roman ayrıca muhteşem de bir çeviri benim olduğum İletişim yayınları basımı.

Klasikseverler hiç vakit kaybetmeden okuyun bence
Sevgiler
Sevim

Ocak 19, 2018

Sinekli Bakkal - Halide Edib Adıvar

Sevmek Hiç Günah Değildir - Sinekli Bakkal 


7. sınıfta Türkçe dersinde dönem ödevimdi Sinekli Bakkal . Okuyup , özetini yazacaktık. Neden bilmiyorum ama ödevi yazdığım yeri bile şu an çok net hatırlıyorum ama romanı hiç hatırlamıyorum. Ne herhangi bir ayrıntısını hatırlıyordum, ne de roman kahramanlarını. Sebebini ancak bitirip, kapağı kapattığımda anladım ki, 7. Sınıf öğrencisi için biraz ağır bir roman. Muhtemelen okumuşum, ama anlatmak istediğine dair hiç bir fikrim olmadan yapıp vermişim ödevi.  Okumuş olmak için okumak olmuş tam tabirle


Sinekli Bakkal 1935 yılında The Clown and His Daughter ( Soytarı ve Kızı ) adıyla İngilizce yazılmış, yine aynı yıl Türkçe çevirisi Haber gazetesinde tefrika olarak yayınlanmış. Halide Edib Amerikan Kolejini bitiren ilk Türk kızıymış, öğretmeni olan Salih Zeki ile evlenmiş ancak Salih Zeki' nin ikinci kez evlenmesi sebebiyle ondan ayrılmıştır. Daha sonra Adnan Adıvar ile evlenmiş, Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk'ün yanında yer almıştır.1919 yılında yaptığı Sultanahmet mitingi kitleler üzerinde çok büyük etki yapmıştır. Romanlarında hep kadın kahramanların canlılığı ve kuvveti dikkat çekmiştir.



İşte Sinekli Bakkal ' da böyle bir kadın kahraman üzerine kurulu ... İstanbul Bakkaliyesini işleten Zenne Tevfik ve imamın kızı Emine' nin tek çocukları Rabia... İmam olan dedesi nedeniyle küçük yaşta hafız olur , bütün İstanbul' un dikkatini çeker bakan evlerinde ağırlanır. Sinekli Bakkal sokağında sokağında yaşar. Sonradan Peregrini adını almış olan çok ünlü bir piyanistten müzik dersi, Vehbi Dede gibi bir alimden kuran dersleri alır. Büyür, serpilir, güzelleşir, aşık olur... Hep mağrur, hep dik başlı, hep akıllı , hep güzel bir sanatkardır Rabia. Onun okuduğu mevlüdü dinleyenlerin ağlamaması mümkün değildir. Babasından koparışılına, saraylarda yaşadıklarına kadar Rabia hep savaşır.

2. Abdülhamit zamanında, kapitülasyonlar altındaki Osmanlı'da geçen muhteşem bir roman . Din anlayışı, ahlaki kurallar, eğitim, terbiye, aşk, sevgi konularına o kadar güzel değinilmiş ki... Kişiler öylesine tasvir edilmişti, hepsi canlı, hepsi hep karışımdaydı sanki.. Sevginin gücünü o yıllarda anlayan Rabia tam bir efsane bence

Halide Edib' e binlerce on binlerce kez hayran olmamak mümkün değil. İyi ki o kadar yıl sonra yeniden elim gitmiş bu romana. Ve iyi ki Halide Edib yazmış...Türk Edebiyatının yüz akı kesinlikle

Ben yıllar önce okudum demeyin okuyun Sinekli Bakkalı . Mutlaka okuyun Türk Edebiyatının değerini anlamak için okuyun.
Sevgiler
Sevim


Ocak 16, 2018

Şans Müziği - Paul Auster

Şans mı Seçim mi - Şans Müziği


Ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biriymiş Şans Müziği ... Roman bitince öğrendim bu yorumu ve kesinlikle hak verdim. Güzel, etkileyici, büyüleyici gibi hiç bir kelime sanırım anlatamaz bu romanı. Paul Auster tam anlamıyla döktürmüş 43 yaşında yazdığı bu romanda. Okumadan ölmemek gerektiği doğru bir yorum, son sayfayı çevirince sarsıldığım da... Daha önce neden Paul Auster okumadım bilmiyorum ama hata yapmışım itiraf etmeliyim. 





Jim Nash, karısı tarafından terk edilmiş bir itfaiyecidir. Küçük bir kızı ve vasat bir işi vardır. Boston itfaiyesinde çalışmakta, kazandığı parayla kızına bile bakamamaktadır. Bir gün hiç ummadığı bir şey olur , çok uzun yıllardır görmediği babasından 200.000 dolar miras kalır.

 Bu parayı elde eden pek çok kimsenin yapacağı şeyleri yapmaz o - ev almak, küçük bir iş kurmak , kızını yanına almak gibi- kırmızı bir araba alır ve koskoca Amerika kıtasını baştan başa dolaşmaya başlar. Hiç bir amacı yoktur gaza basmaktan başka. Bir gün yolda perişan halde bir gence rastlar Pozzi... 

Pozzi bütün hayatını kumardan kazanmaktadır, Nash; Pozzi'yi bir anda çok sever , güvenir, inanır. Ve onunla birlikte bir poker gecesine katılır. Bu gece hayatlarının yeni sayfası olacaktır. Ya hep ya hiçe inanan bu iki dost ya tükenecek ya da çok zengin olacaktır. 

Romandaki kurgu, karakterler  o kadar iyi ki ,film izler gibi okudum 225 sayfalık romanı. Jim Nash' i neden bilmiyorum  ama sevdiğim bir arkadaşıma benzettim, son sayfalarda Nash doğum gününü söylediği zaman buz kestim.  Arkadaşımın doğum günü ile aynı tarihti...  Aynı satırı bu yüzden bir kaç kez okudum.  Bu garip tesadüf beni romana daha çok bağlamış da olabilir bilmiyorum ama içine hapsolduğum romanlardan biri oldu.

Sonu ise tam anlamıyla vurdu. Ben kafamda ne sonlar yazmıştım, nasıl bitti oysa ki....
Küçük bir not çeviri de çok güzel, ve anlaşılırdı. Seçkin Selvi ' ye de teşekkürler

Kesinlikle okuyunuz kesinlikle..
Sevgiler
Sevİm

Ocak 14, 2018

Kırmızı Zaman - Mine Söğüt

Efsane


Tamamen tesadüftü Kırmızı Zaman kitabını almak benim için aklımda Beş Sevim Apartmanı vardı. Ama kader belki de beni bu kitaba çekti ve büyüledi. Evet tek kelime ile büyülendim. İlk okuduğum Mine Söğüt romanı oldu ama asla sonuncusu olmayacak



Anlatmaya çalışsam anlatabileceğim bir öykü değil... Bir hayli farklı, çekici... 

Hüsran'dan Halat'a Botan'dan Zaman dayıya... Geçmişten geleceğe İstanbul'un sırları, Haliç'in surları, yeraltı dehlizleri... Hem çok gerçek hem çok masal... Her bölüm aralarında bir kelime üzerinden yapılan açıklamalar ise büyüleyici

2004 yılında yayınlanmış bir roman. Mine Söğüt ise henüz ellisinde bence hem çok genç hem çok olgun bir yazar, gazeteci... Şimdiye kadar benim gibi yapıp tanışmadıysanız mutlaka tanışın bir romanıyla eminim çok seveceksiniz.. 

Altını çizdiğim o kadar o kadar çok şey var ki hangisini yazsam bilemedim. Gözüm kapalı seçtim bir tanesini... 

**Yalan hayatı katlanılır kılandır. **

Sevgiler 
Sevim

Ocak 13, 2018

Martin Eden - Jack London

Kazanmak Her Zaman Kazanmak mıdır? 



İnstagram arkadaşım Derya’nın tavsiyesi ile elime aldım Martin Eden’i …  Her ay  en az bir klasik okuma hedefim için Ocak ayı seçimin oldu bu roman… Bir yaşam öyküsü...  Benim elimdeki yayın evi çevirisi 515 sayfa, yani oldukça uzun bir roman… Jack London 1909 da yazmış bu eseri.. yazdığında epey ünlü, tanınmış olmasına rağmeni, mutluluğu pek  bulamadığı bir aşamadaymış. Çünkü bu ünlü yazar Martin Eden'ı tek başına çıktığı bir deniz yolculuğu sonrasında yazmış, Oldukça zor geçen bu yolculukta sık sık gençlik kavgalarını ve yazar olabilmek için verdiği mücadeleyi düşünmüş, bir çok kişiye göre kendi hayatını hayalleriyle süsleyip yazmış bu romanı .




Martin gemilerde çalışan bir tayfadır. Bir gün, bir kavgaya karışan ,oldukça zengin bir ailenin oğlu Arthur’a yardım eder ve onu dayak yemekten kurtarır, Arthur’da teşekkür aracıyla Martin'i evine yemeğe davet eder. Bu davet şimdiye kadar tüm hayatı gemilerde geçmiş, fakir eğitimsiz, biraz da cahil olan  Martin’in hayatında bir dönüm noktası olacaktır.

Arthur’un kız kardeşi Ruht’a ilk gördüğü anda aşık olur. Fakat aralarında uçurum vardır. Ruth üniversite öğrencisi, kendisinden 3 yaş büyük bilgili kültürlü bir kızdır. Martin ise ilk öğretimi bile zor bitirmiş, matematik nedir bilmeyen, İngilizce’yi zor konuşan çok fakir bir genç.  Ama işte aşık olmuştur.Zaten aşk bu tür kalıpları içine alan bir olgu değildir ki? Eşitliğe inanmaz aşk...
Ve artık tek amacı vardır kendini geliştirip, para kazanmak bu güzel kızı elde etmek.

Bu amaç için hem zengin olmalıdır hem de kültürlü. Zaten Ruth ve ailesini ilk gördüğü an yaşam tarzları onu çok etkilemiş, onlar gibi olmaya karar vermiştir.  Evleri, yemekleri, yemek takımları , giyisileri, konuşmaları hep farklıdır onların.

Eğitimini kendi başına kütüphanede sadece  kitap okuyarak  tamamlar, çılgınca yazmaya başlar ve bunları gazeteler göndermeye başlar. ilk zamanlarda gönderdiği her şey geri gelir, harcadığı pul paraları bütçesini önemli ölçüde sarsar ama Martin hiç hiç durmaz . Baş döndürücü bir hızla okur ve yazar. Ama sonuçta öyle bir hale gelir ki…

Romanı bitirince internetten hakkındaki yorumlara baktım, herkes Martin’ i karakter olarak çok sevmiş… Ben sık sık kızdım  bu karaktere . Bazen çok acıdım, çok üzüldüm, onunla mutlu olduğum kadar sinirlendiğim yerler oldu. Hırsı o kadar gözünü döndürüyor ki, sadece kendisini düşünüyor, çevresinin hiçbir önemi kalmıyor, sadece başarmaya öyle odaklanıyor ki, bu uğurda kaybettiklerini farkedemiyor . Romanda bence bu hastalıklı ruh hali hakim. Martin’in egosu o kadar yüksek ki ilkokul mezunu biri olarak sadece okuduğu kitaplardan aldığı bilgiler ile profesörleri aşağılayabiliyor, hayat hakkında senden çok fazla bilgim var diyebiliyor.  Ve eğitime kendince doğru bir yerden başlıyor ama yapmaya çalıştığı binanın bence temeli olamıyor bir türlü

Roman gerçekten muhteşem şeyler anlatıyor, neden bu kadar çok çalışıyoruz, para neden bu kadar önemli, günde 19 saat çalışıp karnını zor doyuran işçi sınıfı ve yan yana yaşamak zorunda oldukları bir şekilde para sahibi olmuş burjuvalar, sahip olduğumuz paraya,üne ve şöhrete tapan insanlar -ye kürküm ye diyebiliriz aslında-

Bir çok kişisel gelişim kitabından daha faydalı bir roman. Çalışmanın, yorulmanın değerini önemini başarmanın keyfini anlatıyor.

Gelelim çeviriye, benim okuduğum çeviri ne yazık ki kötüden de öteydi.

İmgelem, faydacıl, ayırtına varmak, duyumsamak, muştulamak, duyarlık, düşlem, irkiltiriz gibi kelimeler mevcuttu. Bu kadar genç bir çevirmenin böyle kelimeler kullanması beni şaşkına çevirdi.

Geç kalmadan okuyun derim ben




Ocak 08, 2018

İskender-Elif Şafak

YABANCI OLMAK



Bir yazar için bu kadar ayrı uçta fikirler olması ne garip aslında. Ya çok seviliyor, yada neredeyse nefret ediliyor Elif Şafak’tan. Ben her iki sınıfa da dahil değilim.Çizgi çizse, fihrist yazsa okurum diyecek kadar hayranı da , asla okumam kitabını görsem kafamı çeviririm diyecek kadar da karşıtı değilim. Baba ve Piç, Bit Palas, Aşk , Ustam ve Ben ve Havvanın Üç Kızı romanlarını okudum. İçlerinde çok çok beğendiklerim olduğu gibi, eh işte dediklerim de oldu.

Bu defa sıra yayınlandıktan 6 yıl sonra  İskender’e geldi. Her zaman ki gibi romanı bitirene kadar roman hakkında hiçbir yorumu okumadan kapağı kaldırdım.



Tam sevdiğim tarz. Bir kaç sayfa bugün, birkaç sayfa geçmiş. İskender, kardeşleri Esma ve Yunus, annesi Pembe, babası Adem, teyzesi Cemile, amcası Tarık onların gençliği, bugünleri , memleket günleri, Londra'da yabancı olmalarının acısı hepsi harmanlanmış 440 sayfa içinde.

İlk sayfada öğreniyoruz ki romana adını veren kahramanımız İskender bir katil. Birkaç sayfa sonra da maktülün annesi olduğunu öğreniyoruz. Töre cinayeti bu, namus meselesi... Londra’ya göçmüş bir ailenin dramı. Pembe en sevdiği evladı , sultanı tarafından öldürülmüş. Çünkü başka bir erkeğe gönlü kaymış.

İşte bu süreçte Pembe’nin çocukluğuna, kardeşlerine, kocası Adem ile tanışmasına, ve hepsinin bugün nerelerde nasıl olduğuna da yolculuk yapıyoruz.

Bu kadar sürprizsiz giden, en baştan katilin belli olduğu bir romanın son sayfaları tek kelimeyle insanı çarpıyor. Nasıl hissedeceğinizi bilemiyorsunuz. Benim aklım karıştı, ruhum sıkıştı sanki.

Sevdim bu romanı, çok sevdim.
Ben hala okumadıysanız okuyun derim
Sevgiler
Sevim


Ocak 06, 2018

İstanbullular - Buket Uzuner

Nerelisiniz?


Sorunumuz bu galiba bizim, biz nereliyiz? Doğduğumuz yer mi memleketimiz yoksa doyduğumuz yer mi? Bugün 20 milyonu bulan İstanbul nüfusunun ne kadarı İstanbullu hissediyor kendini ?
Buket Uzuner en çok bu soruya cevap aramış İstanbullular romanında..

Oldukça uzun bir roman, ben iç hesaplaşma tarzını sevdiğim için çok keyif alarak okudum.  Kumral Ada Mavi Tuna deyince akan sular durur bizim neslimizde o yüzden farklıdır Buket Uzuner 90 lar da genç olanlarda....

Yıl 2005 Yer Yeşilköy Atatürk Hava Limanı...
Amerika'dan gelen uçakta 13 yıl sonra aşk uğruna İstanbul'a dönen öğretim üyesi BELGİN GÜMÜŞ heycanla, korkuyla tekerlerin yere dokunmasını beklemektedir.

Havaalanının barında ise Belgin' i aynı heyecan, aynı korkularla Anadolulu heykeltraş AYHAN POZANER sigara üzerine sigara yakarak beklemektedir.

Belgin' in uçaktaki koltuk arkadaşı emekli tarih öğretmeni ULVİYE YENİÇAĞ ise tatil dönüşünün yorgunluğu ile huzurla mışıl mışıl uyumaktadır.

Ayhan'ın barda dertleştiği Trabzon' lu gay barmen BATURCAN İLYAS ise bütün müşterilere yetişme telaşında ama Ayhan'ın sohbetinden çok keyif alarak çalışmaktadır.

HASRET SEFERTAŞ ,ise o sırada tuvaleti temizlemekte, kızlarını okutacağına dair yeminler etmektedir,

TİJEN DERYA ise aşırı makyajı ile tuvalete girdiğinde onun, patronun sevgilisi olduğunu anlayan Hasret ile aralarında çok kötü bir elektrik  oluşmuş ikisi de birbirini hiç sevmemiştir.

MEHMET EMİN ENTEK ise Tijen' in patronu ve ünlü bir iş adamıdır. .Moskova'dan iş gezisinden dönmektedir.  Zengindir çevresinde genç kadınlar olmasıdan hoşlanmaktadır. Ama onun da bir kalp yarası vardır.

O sıralarda Atina uçağını bekleyen Belgin'in hocası YANNİS SEFERİS iki kültür arasında sıkışmış olmanın gerginliğini yaşamaktadır. Ama yanındaki hoş bayan İSTANBULLU SUSAN ile sohbetten de geri kalmamaktadır.

Belgin migren krizi tuttuğu için bir banka oturmuşken lise arkadaşı AYDA ile karşılaşmış, içini heyecan kaplamıştır.


ALEYNA GÜLSEFER ise duty free mağaza müdürü JAK SARFATİ' nin çok yakışıklı olduğunu düşünmektedir.

Barcelona uçağından inen EROL ARGUNSOY ise kayıp kimlik sorununu ÜZEYİR SEFERİHİSAR işe çözmeye çalışmaktadır.

Bu kadar insan havalimanında çeşitli nedenler ile bulunmaktadır.Ama yapılan bir anons tüm dengeleri alt üst edecektir.

Kişilerin iç konuşmaları, kimlik sorunları, aşkın getirdiği mutluluk kadar korkuları da çok güzel anlatılmış...

Aşk romanı bir yandan, bir yandan kimlik romanı.. Belgin ve Ayhan'ın çocukluk acılarından 40 lı yaşlarına kadar yaşadıkları da işlenmiş. Kişiler bir yerlerde birbirine bir şekilde temas ediyor, bu da okumayı daha zevkli hale getirmiş.

Yorumlarda bir çok kişi uzun demiş, sert eleştiriler getirmiş, ben çok katılmıyorum bunlara... Evet uzun bir roman ama hangimiz sabaha kadar uykusuz kalıp kendimizle konuşmadık ki... İnsanın kendisi ile dertleşmesi hep uzun olmaz mı?

Buket Uzuner 'de İstanbullular da bu iç hesaplaşmaları çok içten, çok güzel bir dille anlatmış bence., Ben çok sevdim belki Belgin ile aynı yaşta olduğumdan belki onda bir parça kendimi bulduğumdan...

Ben okuyunuz derim
Sevgiler
Sevim

Ocak 03, 2018

Küçük Vahşi - Alexandre Jardin

Çocukluğun Özgürlüğü


Bu yıl ki planım doğrultusunda daha önce tanımadığım bir yazar ile tanışmanın mutluluğu içindeyim. Alexandre Jardin...Fransız Edebiyatında ödüllü bir yazar kendisi... Küçük Vahşi kitabını instagramda, kitap yorumu yapan sayfalarda gördüm. 1992 de Fransa'da  yayınlanmış, ülkemizde ki ilk baskısı ise 2012 yılına ait.




Eiffel kulesini inşa eden mühendis Gustav'ın  küçük torunu Alexandre , kilit şirketi sahibi zengin bir adamdır. Çok güzel bir kadınla evlidir. ve kendini mutlu sanmaktadır. Bir gün bir papağan sesi ve saçında gördüğü beyaz bir tel ona çocuk olmadığını, yetişkinlerin o saçma , yalanlarla dolu dünyasında boğulduğunu fark ettirir.

Tekrar çocuk olmaya karar verir. Ona seslenilen adla 'Küçük Vahşi' ile ... O dünyaya yolculuk yapar, içinde hiç bir şey saklamadan, zamana yenilmeden. Her şey sanki ona yardım etmektedir. Eski evinde, eski komşuları, çocukluk arkadaşları ile geçirdiği zamanlar ona hayatın sırlarını fısıldar.

Çok farklı bir roman Küçük Vahşi... Durduramadığı zamandan korkanların, çocukluk günlerini arayanların, yetişkin olmanın yükleri altında ezildiğini hissedenlerin mutlaka okuması gereken bir roman.

Alexandre 'ın yaptıklarına cesaret edebilir miyiz bilmiyorum ama yazar kendi adını verdiği kahramanı müthiş bir yolculuğa çıkartmış.

Altı çizilecek pek çok satırı olan,  yazım fontları sık sık değişen bu romanı severek okudum ben. Tavsiyemdir.

Sevgiler
Sevim

**Aşk, iki hareketsiz gündelik hayatın birleşmesi değil, bizi heyecanlandıran şimşek çakışları gibi olması gerekir.

**Uyum sakatlar, uyumsuzluk iyileştirir.

Ocak 01, 2018

Mutfak Çıkmazı - Tahsin Yücel

Tutkular


2018 yılı için 100 kitaptan oluşan bir liste hazırladım kendime geçtiğimiz hafta içinde Daha önce okumadığım yazarlar olmasına dikkat ettim listem için . Farklı kişileri, farklı tarzları tanımak istiyorum bu yıl . Ne kadar değişiklik olacak seçeceğim kitaplarda şimdiden  bilemiyorum ama yılın ilk kitabını listemden seçtim ve bir kaç saatte bitirdim. Yıla nasıl başlarsak öyle gider derler ya, demek ki bol bol okuyacağım. 




Daha önce ne yazık ki tanımadığım bir yazar Tahsin Yücel...Orhan Kemal roman ödülü sahibi . İlk romanı olan Mutfak Çıkmazı nı da 1960 da yazmış. Uzunca bir öykü, kısacık bir roman 144 sayfa. Çok kolay okunuyor. Kısa cümleler ve güncel bir dille yazılmış. 

Roman ; kahramanın ölümü ile başlıyor. Yani sonunu bildiğimiz bir romanı okuyoruz aslında. İlyas Divitoğlu , kasabanın kahramanı, gururu, ailesinin tüm beklentileri onun üzerinde. Bir zamanlar çok varlıklı olan ailesi, bin bir güçlükle onu hukuk fakültesinde okutuyor. Tek amaçları var hepsinin dedesi gibi yargıtaya girmesi İlyas'ın. Hatta dedesinin yapamadığını yapması başkan olması. 

Bir sevdiği var İlyas'ın Emel... Onunla evlenmeyi kabul etmeyen ve romanın konusu tutkuyu ateşleyen... Yemek yapmak, İlyas'ın  Emel'den aldığı hayır cevabını, Emel'i, parasızlığı unutturan... Bir anda kapıldığı tutkusu yemek yapmak...

Bu tutku İlyas'ı yaşama bağlamaktan çok, kopartıyor gün geçtikçe. Çevresi, dostları, hocası hepsi onu bu tutkudan vazgeçirmeye çalışıyor ama İlyas ölürüm de vazgeçmem yemek yapmaktan diyor içten içe. Okul kitaplarını satıp, yemek kitabı alacak kadar gözü kararıyor adeta.

Tutkuyla bir şeyler yapmak ; insanı hayata bağlar, geçirdiği zor zamanları atlatmasında faydalı olur elbette ama bu tutku saplantıya dönüşürse , kişi tutkunun esiri olursa ; hayatını yok etmeye  başlar.

Bunu çok güzel anlatmış Tahsin Yücel. İnsanın iç dünyasına, derinliklerine , zaaflarına yolculuk yaptırdı beni. Korkuttu biraz da. 'Böyle zayıf düşülür mü? ' ' Tutkuya esir olunur mu ?' diye düşündürttü. Coq-au-vin nedir diye de araştırdım. Hatta tarifini bile budum her an deneyebilirim ...

Psikoloji ağırlıklı kitap severlerin keyifle okuyacağını düşünüyorum. Tahsin Yücel ile tanışmak için güzel bir fırsat.

Yeni yıl, tüm istediklerinizi getirir umarım
Sevgiler...
Sevim 

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...