Nisan 23, 2017

Vurun Kahpeye - Halide Edib Adıvar

Türk Kadını ve Büyük Zafer


Böylesi özel ve anlamlı bir günde anlatılabilecek en güzel kitaplardan biri sanırım Vurun Kahpeye . Halide Edib ; 20 li yaşlardan itibaren hep kadın haklarını savunan bir yazar, mili mücadelede de erkeklerle yan yana çarpışan bir kadın, muhteşem bir hatip... 

Genç yaşlarda Emile Zola ve Shakespeare çevirisi yapan bir edebiyat sevdalısı...Ortaokul yıllardında dönem ödevi olarak okumaya başlamıştım romanlarını.. Vurun Kahpeye okumadığım bir yapıttı, 1923 yılında ilk olarak yayınlanmış.yüzlerce kere baskısı yapılmış, üç kez de filme alınmış...

Anadolu' nun bir kasabasında  mili mücadele hareketi, Ulusal Kurtuluş Savaşına halkın yaklaşımı, Kuvayı Milliye güçleri , eğitimsiz bir kesim ve genç muallime Aliye romanımızın kahramanı




Toprağınız toprağım
Eviniz evim
Burası için, bu diyarın çocukları için
Bir ana , bir ışık olacağım
Ve hiç bir şeyden korkmayacağım
Vallahi ve Billahi...

Bu yemine gelir kasabaya güzeller güzeli Aliye.. Annesi veremden ölmüş , babası şehit olmuştur, öğretmen çıkmış, herkesin kaçtığı Anadolu' ya seve seve gönüllü gelmiştir. Kalacak yer sıkıntısını, kızını yakın zamanda kaybeden Ömer Efendi ve karısı Gülsüm hanım çözmüşler seve seve onu evlerinde misafir etmişlerdir. Okuldaki bağnaz öğretmen Hatice ; İstanbul'lu bu genç öğretmenden hemen rahatsız olmuştur

Tek rahatsız olan o değildir. Kasabanın en zengin eşrafı Kantarcıların Hüseyin ve kendini din alimi ilan etmiş olan Hacı Fettah Efendi bu genç güzel , bilgili öğretmene daha ilk günlerde hınç duymuşlardır. İkisi de Kuvayı Miliye düşmanı olan kasaba eşrafı, Aliye' nin çocuklara ellerinde bayrakla marş söyletmesinden de rahatsızdır.

Bir gün yine çocuklarda kasabada marş söyleyen Aliye ; kasabaya gelen Kuvayi Milliyeci Tosun' a daha ilk görüşte aşık olur, Tosun da ona....

Tosun Yunan işgalini önlemek için kasabadan gitmek zorundadır ama gitmeden tüm halk önünde nişan yapar Aliye ile...

Ama kasabadaki iki hain Hüseyin ve Fettah daha önce Yunan kumandana giderek baskını haber verir ve kasabaya davet eder.. Beklemedikleri bir şey olur Yunanlılar kasabaya gelince .... Yunan kumandan da güzelliğine vurulur Aliye' nin....

Kasabada yapmadıkları zulüm kalmaz ama Tosun geri gelir, Yunan zulmünü önlemek için nişanlısı ile işbirliği yaparlar ve bunu da başarırlar.... Yunanlılar kaçar ama Fettah ve Hüseyin en büyük kötülüğü yaparlar halkı Aliye' ye karşı kışkırtırlar.. Dillerinde tek bir söz vardır ' Vurun Kahpeye'....

Bu harikulade romanda Mili Mücadele ile birlikte, eğitimin önemi, ve İslam dinin hümanist yaklaşımı da anlatılmakta ..

Halide Edib' e göre din nurlar içinde sonsuz bir rahmetin tecellisidir.... İlk satırlarda yazdığım Aliye ' nin yemini ise romanın en unutulmaz...

Can Yayınlarından okuduğum bu baskıda en sevdiğim yönlerden biri o gün kullanılan kelimelerle yayınlanıp,  sayfa altında kelimelerim bugün kullanılan karşılıklarının verilmesi oldu.. Türk romanının en önemli eserlerinden biri olan Vurun Kahpeye bence son derece ayrıntılı ve gerçekçi bir dille yazılmış...
Okuyunuz.....
Sevgiler
Sevim

Hemen arkasından bir marş dinleyin bence mesela 10. Yıl marşı





Nisan 21, 2017

Vassaf Bey- Memduh Şevket Esendal

Ankara'da Bir Genç Kız


Beni yakından tanıyanlar bu romanı neden seçtiğimi anlamışlardır .. 'Vassaf' benim babamın da ismi  bu kadar az kullanılan bir erkek isminin bir kitap olduğunu görünce hiç düşünmeden aldım.. Daha önce Ayaşlı İle Kiracıları  kitabıyla tanımıştım Memduh Şevket Esendal'ı... İyi ki tanımış , iyi ki okumuşum demiştim o zamanda bu romanla bu fikrim daha da kuvvetlendi..


Savaşlar yüzünden kesintiye uğrayan eğitimini farklı şehirlerde tamamlayıp, öğretmenlik yapan Esendal daha sonra büyükelçilik ve milletvekiliiği görevlerinde de bulunmuş. Belki de bu görevleri nedeniyle halkı çok iyi tanımış, çok iyi gözlemlemiş ve harikulade bir Türkçe ile anlatmış  bu halkın yaşadıklarını...




Vassaf Bey romanı 1930 lar Ankara'sında geçiyor. 23 yaşında , çalışmayan ve tek hayali evlenebilmek olan Perihan'ın ailesi yakın arkadaşları ve komşuları Vassaf Bey  bu romanın kahramanları...

Perihan güzelce bir kızdır. Çevresinin ona önerdiği kısmetleri ya o reddetmiş yada bir çok aksilik olmuş bir türlü tanışamamıştır bile bu adaylarla... Bir gün en yakın arkadaşı Behice'ye mahalle komşuları 70 li yaşlardaki Vassaf Bey ile evlenmek istediğini söyler, arkadaşı 'olacak iş değil bu babandan da büyük' dese de dinlemez Behice'yi ve  üstü kapalı bir şekilde bu talebini Vassaf Bey e de söyler parkta karşılaştıkları bir gün...

Doğal olarak kabul etmez yaşlı adam bu tuhaf teklifi . Perihan ilk başlarda üzülür, kırılır reddedildiği için kızar ama zaman geçtikçe yavaş yavaş unutur bu olayı, kısa bir süre sonra ölüm haber, gelir yaşlı adamın... Kimsesiz, tek başına evinde ölmüştür. Artık ablasının düğününde tanışıp dans ettiği doktorla evlilik hayali kurmaktadır Perihan...

Düğünün hemen ertesinde temiz yüzlü bir genç gelir kapıya. Elinde mektup ve bir sandık ile .
 Vassaf bey; Perihan'a anne yadigarı yüzükleri ve bir duvak bırakmıştır sandığın içinde.. Mektupta da ' bu gence sahip çıkınız ' yazmaktadır.. Behice Vassaf beyin  asıl demek istediğinin bu olmadığını söyler Perihan' a. Perihan'ın aklı büsbütün karışmıştır.  Kimdir, nedir bu delikanlı, hem doktor da aramamıştır onu....

Bu romanı okurken ne kadar güzel bir sinema filmi olacağını düşündüm, hatta kafamda oyuncuları bile belirledim. O kadar güzel bir dille o kadar akıcı yazılmış ki. Romanın benim açımdan dikkat çeken en önemli yönü 1930 larda yapılan yemekli içkili düğünler , giyilen kıyafetler, kadın erkek ilişkilerinin doğallığı, yakınlığı, rahatlıkla dans edilmesi, babaların kızlarının okuması ve çalışması yönünde verdiği destek , kızların evlenecekleri kişiyi seçebilmesi gibi modern Ankara hayatı oldu...

Bilgi Yayınevi çok güzel kapak tasarımlarıyla yayınlıyor Esendal'ın romanlarını, çok keyifle okunmasını sağlıyor. Ben çok sevdim okurken bu romanı, evlilik meraklısı Perihan'ı da , arkadaşlarını da.... Bir kez daha hayran oldum yazara da iyi ki böyle sanatçılarımız olmuş ve iyi ki bize bu eserleri bırakmışlar... Sanat, edebiyat ne demek anlamamızı sağlıyorlar...
Okursanız seversiniz Vassaf Bey i..

Sevgiler
Sevim

Hadi bu romana da şarkı önereyim; Müzeyyen Senar söylesin Bir Bahar Akşamı




Nisan 17, 2017

Mavi Karanlık-Vedat Türkali

Bodrum Bodrum - Mavi Karanlık


Mayıs 1919  Samsun doğumlu bir yazar Vedat Türkali... Asıl adı  Abdülkadir Pirhasan olup , romancılığı kadar senaristiği ile de ünlüdür. Ben ne yazık ki ilk defa okuyorum bu ustayı.. Hatta Mavi Karanlık kitabı tam 17 yıldır kitaplığımda bekliyordu beni, yazıldıktan 34 yıl sonra okudum, Türkiye'nin yakın tarihini anlatan bu eseri...





80 ler Türkiyesi, üniversitelerde başgösteren sağ-sol çatışmaları, bunlardan kaçıp Bodrum'a sığınan aydın kesim anlatılıyor bu romanda..

Nergis:Uçarı, aşkı arayan ama bunu kabul edemeyen, ailesi ile sorunlu doktora öğrencisi

Korhan: Rize'li Einstein... Fakir bir ailenin yetenekli, zeki oğlu, Fizik bölümünde araştırma görevlisi, ve Nergis'e aşık

Muhtar: Nergis' in babası. Avukat.. Hayali teknesini bitirip onda yaşayabilmek

Özgür: Nergisi' in ilk aşkı ..

Romanın ana karakterleri bu kişiler olsa da Muhtarın çevresindeki arkadaşları, eski eşi işçi İbraaam da eşlik ediyor bu kişilere...

Korhan ölüm tehdidi alınca Nergis'le birlikte Bodruma'a sığınırlar.. Özgür'de oradadır, Korhan'da bilmektedir geçmişi.. Denize girip, akşamları rakılarını içerken kendi aralarında tartışmalar hiç eksik olmaz..

Bir akşam kalabalık bir grup tekneyle Gökova turuna çıkmaya karar verirler, Korhan Özgür Nergis aynı teknede bir hafta... Ama ertesi günü onları bir sürpriz beklemektedir ; Özgür tutuklanmıştır....Özgür salıverildiğinde ise her şey çok başka olacaktır....



Çoğunlukla Nergis'in iç sesi ile anlatılan romanda, kişiler arası fikir ayrılıkları, kendini aydın sınıfında değerlendirenlerin Bodrum'a sığınışları, tartışmalar, gürültüler, güvensizlikler, kendi çıkarlarını kollamalar çok net çok yalın bir dille anlatılmış... Sık sık kullanılan Bodrum şivesi ise sinema filmi tadında yapmış romanı...

Okurken hem aşk sancılarını, hem bu ülkenin neler atlattığını görüyorsunuz, benim çocukluğuma denk gelen o yıllarda yaşananlar çok ağır olmuş herkes için..
Kendi adıma hiç beklemediğim bir sonla biten bu romanı okurken , içimin titrediği yerler oldu...

Okursanız seversiniz
Sevim

Madem bir Bodrum romanı ; MFÖ den Bodrum Bodrum iyi gider sanki...



Nisan 11, 2017

Son Ada - Zülfü Livaneli

Cennet Gibi Bir Ada Nasıl Yitirilir ? - Son Ada


Livaneli'yi okumaktan hep keyif alırım, bana hep Yaşar Kemal' i anımsatır tarzı.. Son derece yumuşak bir üslup ve ince tasvirler içimi açar.. 2008 de yayınlanan Son Ada romanı biraz geç olsa da bir gün gibi kısacık bir sürede okudum... 180 sayfa... Uzun olmayan cümleler okumayı hızlandırıyor...




Roman 40 haneden oluşan cennet gibi ,dünyanın unuttuğu bir adada geçiyor. Mor begonviller, yasemin kokuları, adanın gerçek sahibi martılar, ve bir şort bir tshirt bir terlikle hiç çalışmadan, televizyon bile izlemeden yaşayan adalılar romanımızın kahramanları..

Bunları biz romanın anlatıcısından öğreniyoruz.. En yakın arkadaşı eski bir yazar, bir de sevgilisi var anlatıcının ; başkentte garsonluk yaparken tanıştığı evli garson kız..Yeni adıyla Lara.... Birlikte kaçıp buraya sığınmışlar..36 numarada yaşıyor ikisi birlikte... Yazar 7 numarada, adanın ilk sahibi ise 1 numarada.. Adada her şeyi satan bakkalın ise numarası ise yok sakat oğlu ve eşi ile birlikte yaşamakta...

24 numarada yaşayan yaşlı amca ölünce, hayırsız oğlu bu evi gönülsüzce devlet başkanlığını bırakan eski başkana satıyor ve onun gelmesiyle adada yaşam tümden değişiyor...


Bu gelişten en rahatsız olan kişi Yazar oluyor. Çünkü ülkedeki iç çatışmaların kaynağının bu başkan olduğunu düşünüyor.

Başkan adadaki sakin huzurlu yaşamı kargaşa olarak niteleyerek medeniyet getirmek için ağaçları kestiriyor,  martıların öldürülmesine karar veriyor .

Yani cennet adayı değiştiriyor... Adalılarsa korkudan mı kafalarının karışmasından mı bilinmez uyum sağlıyor bu değişimlere... Anlatıcı, Lara ve Yazar hariç..


Romanı hiç bir politik görüş yada kişi düşünmeden okudum ben çok da keyif aldım... Adanın ilk günlerinde hiç çalışmadan  sevdiğin kişiyle birlikte o rahatlık ve  huzur içinde yaşamak nasıl olur diye bile düşündüm...

Sonra da bu rahatlığı biri bozsa ne yaparım diye.....
Ben okumakta çok geç kalmışım mutlaka okuyun Son Ada yı
Eminim çok seveceksiniz..
Sevgiler

Bu romana Sezen Aksu yakışır. Eskilerden bir şarkı olsun ama....

Nisan 05, 2017

Bayan Bu Çiçekler Size- Paul Gallico

Umudunu Hiç Kaybetme


Hemen hemen 20 yıldır kütüphanede okunmayı bekliyordu bu incecik roman
Daha önce hiç okumadığım bir yazarın aslında seri olan ama ülkemizde çevirisi pek bulunmayan bir romanı Bayan Bu Çiçekler Size . Adı konusu hakkında hiç bir ipucu vermiyordu merakla açtım sayfaları




Londra'lı gündelikçi Mrs Ada Harris Londra- Paris uçağında heyecan içindedir. Çünkü bu , bitiminde gönülden arzuladığı şeye kavuşacağını bildiği bir serüvenin başlandıcıdır. Son derece tekdüze , sıkıcı bir hayatı vardır, günde 6 ayrı evi temizlemektedir, kendine çiçek almak dışında özel hiç bir şey yapmamaktadır.

Uçaktan indiğinde karşılaştığı hava alanı görevlisine Christan Dior moda evine gitmek için bir taksiye bindiğinde arkasına yaslanıp kendisini Paris'e getiren olaylar dizisini düşünmeye başlar.

 Tekdüze yaşamında en sevdiği şey renkli çiçekler olan Bayan Harris, Lady Dant' ın evinde gördüğü çiçeklerden de renkli o iki elbise karşısında adeta büyülenmiştir. Ve o anda karar vermiştir, dünyada herşeyden çok istediği şey elbise dolabında asılı kendisine ait bir Dior elbise bulunmasıdır.


En yakın arkadaşı Mrs Butterfield ' la loto oynarken bile her satırı bu amacı uğruna işaretlemeye başlamıştır ve 450 poundluk elbise için ilk seferde kazandığı 102 pound bir umut ışığı yakmıştır. Tüm gelir gider dökümünü yapmış en büyük zevki sinemadan vazgeçmiştir önce... Ne gazete alamaması ne sigara ne içki içememesi onu üzmez, üzen tek şey artık çiçek alamamasıdır.

Bir gün kumar oynamayı da dener ama 50 poundunu kaybedince bu uğurda sadece çalışarak para biriktirmeye karar verir

2 yıl 7 ay 3 hafta 1 gün sonra herşey tamamdır.. Ve işte Paris' tedir..



 Moda evinin kapısından ilk girdiğinde karşılaştığı Madamme Colbert küçük bir şok yaşamış onu başından savmak istemiş, ama daha sonra bu muhteşem ufak tefek kadını kardeşi gibi görmüş defile için en ön koltuk davetiyesi ile mutlu etmiştir
 Günaha Çağrı isimli elbiseyi beğenmiştir Ada ama onu hemen alamayacağını öğrenince küçük mavi gözlerinden yaşlar boşanır.. Muhasebeci Mösyö Favel bile buna dayanamayarak elbisenin dikim süresi olan bir hafta için onu evinde kalmak için davet eder,  bu davet onun hayatının sürprizi olacaktır... Tıpkı Madamme Colbert'in hayatına değen sihirli değnek gibi ona da dokunacaktır Ada...

Paris ona sadece bir elbise vermeyecek hayatında unutulmaz izler bırakacaktır..




Çok keyifle üç dört saat içinde okunabilecek çok büyük dersler çıkartılabilecek bir kitaptı bence.. Ada Harris'i tanımak onunla Paris sokaklarında gezmek ve istediği için savaşmak; kendinizi yorgun umutsuz hissettiğiniz bir zaman da okumanızı tavsiye ederim.



SEVİM

Nisan 02, 2017

Mutluluk-Zülfü Livaneli

Van'dan Ege'ye Yolculuk



Mutluluk....2008 de izlemiştim filmini.. O kadar çok etkilenmiştim ki oyunculuklardan... Özgü Namal'a hayran olmuş,   Altın Portakalı kesinlikle hakkettiğini düşünmüştüm, şimdi romanı okurken  de bu role ondan başkasının yakışmayacağını bir kez daha anladım.. Ki aslında tercihim mutlaka önce romanı okumaktır ama filmi izleyeli çok uzun yıllar olunca bir çok detayı da unutunca romanı okumak çok büyük keyif verdi sonunu bilsem bile .

Romanın uzunca bir kısmı iki bölüm, iki ayrı hikaye gibi.. Birbirinden farklı insanların hayatlarının kesiti.. Kişileri, yaşadıkları yerleri, hayatlarını tanıyoruz. Sonra yolları kesişiyor bu kahramanların, birlikte yol almaya başlıyorlar .


.
Meryem; Van'ın uzak bir köyünde yaşayan ince, narin, annesiz koca koca gözleri olan 17 sinde bir kız.. Tecavüze uğramış, namusu kirlendiği için evin ahırına kapatılmış; intihar etmesi bekleniyor.. Amcası tarikat şeyhi, bağ evinde oturup elini öptürüyor, dini bilgiler veriyor köylülerine.. Köyde de , evde de sadece onun sözü geçiyor, zaten Meryem'e tecavüz eden bunu saklayan ve onu bu izbeye kapatan da o aslında...

Döne; Meryem'in üvey anası.. Meryem'i günahı kadar sevmiyor, intihar etmesi için neredeyse zorluyor... Amcasının, annesinin ikizi olan teyzesi yüzünden ; erkekleri insan, tüm kadınları ve tabi ki kendini günahkar, suçlu, pis gibi görerek büyüyor Meryem.. İstanbul'u karşı dağın ardı sanıyor, gittiği en uzak yer ise kasabadaki hamam..

Profesör İrfan Kurudal; Saygın biri, sık sık televizyonlara çıkıyor, gazetelerde röportajları yayınlanıyor, ders veriyor, karısı Aysel'i seviyor.. Zengin ve sözde entelektüel bir çevrede yaşıyor. Çok fakir İzmir'li bir ailenin oğlu Amerika'da okurken ailesini çıkartmış hayatından, babasının cenazesine bile gitmemiş.Ama son zamanlarda içinde bulunduğu bu çevre, yaşam tarzları onu boğuyor, geceleri uyuyamaz oluyor, İstanbul'dan kaçma gitme planları yapıyor, tıpkı çocukluk arkadaşı Hidayet gibi ...

Cemal; Meryem'in amca oğlu.. Gabar Dağlarında çok zor koşullarda askerlik yapıyor, her gün çatışmalara katılıyor, yanında arkadaşları şehit düşüyor..

Çocukluk arkadaşı Memo; terör örgütün katılmış, dağlarda gezerken hem onu vurmak istiyor, hem de bundan deli gibi korkuyor..

Cemal'in askerliği bitip köye dönünce aile ona görevini söylüyor, İstanbul'a git, ister yola ister orada Meryem'i öldür aile namusumuzu temizle...

O kadar çok ölüm gören Cemal bunu çok kolay yapacağını düşünerek biniyor trene Meryem'le .. Deniyor deniyor başaramıyor ve köye dönmeyeceği için asker arkadaşının ona bulduğu işe gitmeye karar veriyor çaresizlikten.. Egede balık çiftliği bekçiliği... İki haftalıktır ama olsun sonrası Allah kerim

İşte tam burada yolları kesişiyor, İrfan Kurudal,;  Cemal ve Meryem i teknede işe alıyor , önce Meryem'in kendine güvenmesini sağlıyor sonra ona tecavüz edenin amcası olduğunu öğreniyor. Çok içki içtiği bir gece bunu Cemal' e de söyleyince.... Sonra.................

En başta da yazmıştım filminden o kadar çok etkilenmiştim ki, kitap daha da sarstı beni, o küçücük genç kızın yaşadığı korku, köydeki biçare hayat, tren yolculuklarında karşılaştığı Alevi Seher, ürolog, onunla röportaj yapan Amerika'lı gazeteci....

Çok sahici bir roman.. Ne yazık ki çok çok sahici, çok iç acıtıcı 2002 de yazılanların şu an da hayatımızın nasıl ta kendisi olduğunu görmek içimde bir şeyleri parçaladı sanki.. Neden  değiştiremiyoruz bu yazgıyı bilmiyorum, ben bu satırları yazarken, siz okurken bu güzel ülkede bir kadın şiddete maruz kalıyor, dövülüyor, hakarete uğruyor, tecavüz ediliyor. ve sonra susuyor susturuluyor. Susmasa bile ona bunu yapanlar cezasız kalıyor.

Sadece filmi izlemekle kalmayın, mutlaka ama mutlaka okuyun Mutluluk romanını. Zülfü Livaneli gerçekten döktürmüş, şahane bir eser bırakmış.

Sevgiler..
Sevim

Bir an önce hayatımızı değiştirme isteği sadece ölüm korkusundan değil, değerli hiç bir şey yapmadan göçüp gidecek olmasından kaynaklanıyordu belki de 








Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...