Eylül 30, 2017

Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck

Dostluğa Dair

1962 yılında ,"Sempatik mizahın ve sosyal keskin algının kombinasyonu, gerçekçi ve yaratıcı yazıları'' gerekçesi ile Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülen John Steinbeck romanlarını çok yalın bir dil ile yazmıştır.

İnsani meseleleri, insan ilişkilerini toplumsal sorunlar ile harmanlayarak yazan Steinbeck 80 yıldır en çok okunan yazarlar arasında olmuş hep...

Kısa bir süre önce İnci romanını okuyarak paylaşmıştım blogumda şimdi sıra en çok bilinen ve MEB  100 Temel Eser listesinde olan Fareler ve İnsanlar da...




George Milton ve Lennie Small parasız iki tarım işçisidir. İyi dostlardır. George ufak tefek, zeki bir adam ; Lennie ise iri yarı akli dengesi bozuk bir zavallıdır. Tek bir hayalleri vardır. 600  USD biriktirip , kendilerine ait bir toprağa sahip olmak. 

Çeşitli çiftliklerde birlikte çalışmışlar, son yerlerinden Lennie' nin hatası yüzünden zar zor kaçmışlardır. Şimdi yeni bir çiftlik onları beklemektedir. Çiftlik sahibi, oğlu Curley, oğlunun karısı,  yaşlı temizlikçi Candy, işçiler Slim, Whit, Carlson, Crooks ile birlikte yaşamaya başlarlar. Lennie'nin en sevdiği şey yumuşak şeylere dokunmaktır bu yüzden kendilerine ait çiftlikleri olunca bir sürü tavşan alacaklar bu yunuşacık tüylü tavşanları Lennie besleyecektir. Bu hayali defalarca konuşmuşlar ve kıt akıllı Lennie bile artık her ayrıntıyı ezberlemiştir. Sadece bir ay çalışırlarsa bu hayal artık gerçek olacaktır...

Zar zor buldukları bu işi Lennie 'nin hatası yüzünden kaybetmek istemeyen George çok sıkı bir gözlem altında tutmaktadır artık arkadaşını. Ama bir gece tüm hayatlarını alt üst edecek bir gelişme yaşanır. 

John Steinbeck ' in New York Times' a  verdiği aşağıdaki röportajı okuyunca kitabı daha büyük bir merakla okudum.


 "Ben kendim de bayağı uzun bir süre göçmen işçiydim. Öykünün geçtiği yerlerde çalıştım. Karakterler bir yere kadar, çeşitli insanların karışımıyla ortaya çıktı. Lennie ise gerçek biriydi. Şu anda Kaliforniya'daki bir akıl hastanesinde. Onunla haftalar boyunca yan yana çalıştım. Gerçek Lennie bir kızı değil, bir ustabaşını öldürdü. Kızgındı, çünkü patron arkadaşını işten çıkarmıştı, Lennie de dirgeni karnına saplayıverdi. Bunu arka arkaya defalarca yapışını izlediğimi anlatmaktan nefret ediyorum. Onu, çok geç olmadan durdurmayı başaramadık."


İsmini Robert Buns şiiriniden sonra konulan roman, hayaller ,umutlar, acı , yalnızlık ve dostluk üzerine yazılmış en iyi romanlardan biri... 


Pek çok sefer de tiyatroya uyarlanan bu romanı okurken bir çok yerinde ağladım... Çok sevdim hem George 'u hem Lennie' yi... 
İnsan çaresiz kalınca..... Çok ipucu vermeyeyim ...Mutlaka okuyun.
Sevgiler
Sevim

Merak etme minik Fare

Bir sen değilsin hayalleri suya düşen.
Fareler ve insanların en sıkı tasarıları dahi
Sıklıkla ters gider,
ve vadedilen mutluluktan geriye
Acı ve keder kalır.




Eylül 23, 2017

Satranç - Stefan Zweig

Baskılar ve Sürgün


Yıllar önce ilk aldığım Zweig romanıydı Satranç...Ancak çevirisi yüzünden okuyamamış, yarım bırakmıştım. Bu hafta farklı bir yayın evinden yine aldım. Çevirisi bu defa çok daha güzeldi. Büyük bir keyifle okudum.

Yorumlara -bloglar ve özellikle bookstagram  -  baktığımda büyük çoğunluğun en beğendiğim Zweig romanı dediği Satranç benim açımdan öyle olmadı ne yazık ki... Evet çok güzel psikolojik çözümlemeler içeriyor ve neredeyse otobiyogrofik bir roman ama benim daha çok sevdiğim eserleri var bu büyük ustanın. Ama bu ustayı okumak benim için her zaman çok büyük keyif...




Satranç bir gemide geçiyor. Anlatıcımız Arjantin yolculuğuna çıkacağı bu gemide, kendini beğenmiş bir satranç şampiyonu olduğunu öğreniyor ve bir şekilde başka bir yolcuyu bu şampiyonla maç yapmaya ikna ediyor. Maç sırasında yanlarına gelen Dr B ise  maça karışarak şampiyonla berabere kalmayı başarıyor.
  • Anlatıcı bu sefer de Dr B yi merak edip onunla tanışıyor. Bu adamın soylu bir Avusturya ailesinin oğlu olup Naziler tarafından tutuklandığını ve bu süreçte - oyundan çok sanat olan Satrançı - tamamen kendi kendine geliştirdiğini öğreniyor. Zihninde her gün 4-5 maç yapan, hem siyah hem beyaz olan Dr B bir süre sonra kendini kaybediyor. 

Ertesi günü büyük şampiyon Czentovic ve Dr B arasındaki maçı tüm gemi heyecanla bekliyor...

Satranç yazarın intiharından hemen önce tamamladığı romanı olması sebebiyle edebiyat çevreleri bu veda mektubu olarak nitelendirmiştir, Nazilerin yaptıkları ve Avrupa kültürüne olan etkilerini kişilerin psikolojisine yansıması ve hiçlik duygusunun yakıcılığını muhteşem anlatmış. 

Hiçlik... Bir düşünün her şeyin ve her günün aynı olduğunu, yapayalnız olduğunuzu .... Ve tabi bunun ne kadar süreceğini de bilmediğinizi... İşte bu duyguyu okurken bile tüyleriniz diken diken olacak...


Okuyunuz...
Sevgiler 
Sevim....

Eylül 18, 2017

Benim Adım Günah - Murat Güloğlu

Beni Ben Yapan Aşklarıma


Uzun bir Pazar yürüyüşü sonrasında, kitapçı rafları arasında dolaşıyordum dün. Çağdaş Türk Edebiyatı raflarında ' Murat Güloğlu' adını görünce 'aaa , roman mı yazmış ' dedim. Uzun yıllar hafta sonu sabahları, son bir haftadır da hafta içi güne başladığım isim kendisi. Haber sunan asık suratlı olur, mimik kullanmaz , her zaman takım elbiselidir, tabularını yıkan izemekten çok keyif aldığım bir kişi . 2014 Kasım da yayınlanan romanını görünce 'acaba alsam mı ' diye düşünürken kitabın ithaf cümlesini gördüm ' Beni Ben Yapan Aşklarıma' ... Aşkla büyüdüğünü, değiştiğini ve hatta değişebileceğini kabul eden bir erkeğin yazdığı romanın keyifle okunacağına bu cümle ile karar verdim.



Benim Adım Günah, 328 sayfalık bir roman. Çok kolay okunabilen, akıcı bir üsluba sahip ve çok dürüstçe yazılmış. Bir günde okuyup kapağını kapattığım da sarsıldığımı söylemeliyim. Çok etkilendim ve kendimi de çok sorguladım okurken.

Roman kahramanı Selim, 40 lı yaşlara yaklaşmış,  bir yazar. Yakışıklı ve aynadaki yansımadan mutlu. Bunu kullanmaktan da keyif alıyor. Kadınlar konusunda ise takıntısız ve özgüvenli. Bir gece, bir ev partisinde çok genç ve çok güzel Leyla ile tanışıyor. O akşam birlikte olduğu bu kıza tutuluyor tutulmasına da kafası geçmiş günahları ile öylesine dolu ki; bir kaç gün kaçmak istiyor günahlar şehri İstanbul' dan,  İlk gençlik yıllarının geçtiği o Ege kasabasına. Ertesi sabah ilk uçakla gidiyor, havaalanında bagaj kuyruğunda onu müthiş bir sürpriz bekliyor. Ortaokul aşkı Özlem... Yıllar geçmiş Selim' in şakaklarında kırlar oluşurken, Özlem çok güzel bir kadın olmuştur. Aklında Leyla ile kasabaya giden Selim' in Özlem' e karşı hissettiği tutku , günahlarından arınmak isterken onu daha büyük günahlara çekiyor. Peki ya Özlem o ne hissediyor bu eski aşka ?

Romanın beni çok etkilediğini söyledim en başta, konusu ve  çarpıcı sonu da etkiledi tabi ama en çok Selim. Selim' in içindeki o şefkate ihtiyaç duyan çocuk. Tutku kadar dostluğu arayan o genç adam. Güzellik kadar güzel gülüşe , şen kahkahaya tutkun o erkek... Selim' in ağladığı pek çok yerde neredeyse ağlayacaktım bende.

Murat Güloğlu ; ne kadar Selim' dir bilmiyorum ama erkekleri ve kadınları çok iyi analiz ederek, çok iyi anlayarak yazmış romanını. Erkeklerin gece bardaki eğlence anlayışını öyle dürüstçe anlatmış ki kızamadım mesela... Ama en çok kadınların hayatlarına bir erkeği dahil ederken ki beklentileri, hepimizin içinde o gizli tuttuğumuz sığınma ihtiyacını, güçlü kadın görünüşümüzün altında yatan bir omuza yaslanma ihtiyacını okurken içim titredi. Selim' in yalnızlığı, annesiz çocuk adam olmanın zorluğu bununla başa çıkarken bocalaması ve zaman zaman kaybolması çok etkileyiydi.

Uzun zaman sonra kendi yaşlarımda bir yazarı okurken bu kadar etkilendim. Son zamanlarda okuduğun romanlarda hissettiğim 'ben kişisel gelişime dair bütün kitapları okudum, yaşam koçu oldum ve şimdi bunları her satırda size de vereğim ' tarzı bu romanda  hiç olmadığı için, insanların defolarını bu kadar açık ortaya koyduğu için, hatalarını kabullendiği için ve bunları yazmaktan da korkmadığı için etkilendim Murat Güloğlu' nun kaleminden.

Sabahların güne merhaba dediğiniz , kendi deyimiyle ' evinizin uzun oğlu ' nun son derece başarılı bir yazar olduğunu görmek için okuyun derim ben...

Sevgiler
Sevim...

Altını Çizdiklerim
**********************

*Kadınları kadın değil de insan olarak görmeye başladığım andan itibaren sırtımdaki kamburu bir kenara attım.

*Ahh bu seçenekler yok mu, seçenekler! İşte hep bunlar yüzünden mutsuzuz.

*Zaman geçse de unutulmadı bir gülümseyişte ki yara, bir kavgada yumruk, bir sarılmadan koku, bir öpüşteki utangaçlık.

*Yendiği de yenildiği de kendisiydi aslında ve her insanın zaman zaman kendisine karşı bu tür mağlubiyetle almasını son derece sağlıklı buluyordu.




Eylül 16, 2017

Korku - Stefan Zweig

Sırların Dayanılmaz Ağırlığı


Yine Zweig ve yine hem psikolojide hem edebiyatta eşsiz bir yolculuk...Bir yazarın insan duygularını,  bilinçaltını bu kadar net anlatması ve her okuduğum kitabında kendimi sorgulamamı sağlaması beni çok etkiliyor. Çok sancılı yıllarda yaşamış bu büyük usta , 1. Dünya Savaşını, Nazilerin baskısını yaşamış, doğduğu kentten çok uzağa Brezilya ' ya yerleşmiş ama belki bu uzaklık ya da tüm yaşadıklarını onun hayattan vazgeçmesine sebep olmuş ve 61 yaşında karısıyla birlikte intihar etmiş. Denemeler, romanlar, öyküler pek çok eser bırakmış geride...



Korku; neredeyse her satırında oturup düşündüğüm, 'acaba' , 'kesinlikle doğru' , 'evet tam olarak bu' diyerek okuduğum bir roman oldu yine... Bu kadar kısa sayfada , bu kadar nefes nefese; bu kadar büyük bir dünya gözler önüne serebilmek...

Irene Wagner 30 lu yaşlarda, şehrin saygın avukatlarından biriyle evli, 2 çocuk annesi bir kadındır. 8 yıllık evliliği boyunca hep rahat etmiş, hiç birşey için çaba harcamamış, çocuklarına mürebbiyeler bakarken arkadaş toplantılarına katılarak boş bir hayat yaşamıştır. Bu boşluk, bu amaçsızlık bir toplantıda tanıdığı genç bir piyanistle aşk yaşamasına sebep olmuştur.

Kocasını aldatmak onu bir yandan huzursuz etse de bir yandan da sadece güzel bulunmanın tadını yaşamaktadır.

Ancak bir anda bir kadın tarafından şantaja maruz kalır İrene... Kocasını aldattığını başka biri bilmektedir artık ve bunu kocasının öğrenmesi de an meselesidir. 


  • Irene huzursuzlukla hayatını sorguladığında ise çok farklı gerçekler yüzüne çarpar. Kocasının aldatmayı öğreneceği korkusuna esir olur.   Bu öyle bir korkudur ki, tüm cezalardan daha ağır gelmektedir...

Daha çok anlatmak istemiyorum en iyisi altını çizdiklerimi, üzerinde düşündüklerimi paylaşayım...

Sevim

*Fırtına veya bunaltıcı sıcak kadar, havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir, aynı şekilde ılımlı bir mululuk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir.

*Bugün suçsuz biri hüküm giydi. Bir adam üç yıl önce yaptığı bir hırsızlıktan cezalandırıldı. Bu haksızlık. Çünkü üstünden üç yıl geçtikten sonra o artık aynı insan değildir. Suç onun suçu değildir. Başka bir insan cezalandırılmıştır. Üstelik iki misli, çünkü bu üç yıl boyunca zaten sürekli suçun ortaya çıkartılacğı tedirginliğiyle kendi korkularının zindanında yaşadı.

*Korku cezadan çok daha beterdir. Çünkü ceza bellidir, ağır da olsa hafif de, hiçbir zaman belirsiliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.

*İçte tutulan gözyaşları akıtılanlardan daha acıtıcıdır.

*Belki de insan en büyük utancı kendine en yakın hissettiklerine karşı duyar.






Eylül 14, 2017

Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov

Maral Ana - Beyaz Gemi 


Değişik duygularla okuduğum, hatta okurken sonunu tahmin ettiğim için , sırf öyle bir sonu okumayayım diye dura dura okuduğum efsane bir roman Beyaz Gemi . Issık Gölü civarında bir vadi... Yine beni o topraklara götüren muhteşem bir kalem Cengiz Aytmatov

Bu yıl için planlarımda külliyatının hepsi olmasa da büyük kısmını tamamlamak istediğim bir yazar Aytmatov. İçime işliyor yazdıkları, tabirleri...



Beyaz Gemi, küçük bir çocuğun hikayesi 7 yaşını bitirmiş 8 den gün almış. Önce babası, sonra annesi terketmiş onu. Dedesi Kıvrak Mümin ile dedenin ikinci karısı büyütüyor çocuğu, 3 haneli San-Taş vadisinde yan evde Bekey teyze ve kocası Orozkul yaşıyor, 3. Evde ise Gülcemal ve kocası Seydamet ve minik bebekleri. Çocuğun tüm dünyası bu kadar işte , hayalleri var, kayadan bitkiden arkadaşları var , bir de dedesinin dürbünü... Her gün  tepeye çıkıp Issık Göl den geçen ' beyaz gemi' yi seyrediyor. Babasının o gemide çalıştığını , bir gün;  kafası insan , vücudu balık olarak o gemiye kadar yüzeceğini babasını bulacağını hayal ediyor.

Arada yaşadıkları vadiye gelen , maşin-mağazadan bir çanta alıyor dedesi ona ve okula başlıyor çocuk bu çantasıyla... Artık en yakın dostu çantası oluyor, her derdini çantayla paylaşıyor çocuk. Dedesinin ona anlattığı ve ezbere bildiği Maral Ana masalını anlatıyor, maralların kutsallığını, soylarını maralların kurduğunu ve onlara el sürülmezliğini.

Orozkul ; her zaman ki gibi sarhoş olduğu bir gün çocuğu okuldan almaya gidecek olan Mümin dedeyi işten kovuyor. Ve dede;  Orozkul ne derse yapmaya mecbur oluyor bundan sonra, işe geri dönebilmek için... Bu çocuğa hiç beklemediği bir acı sürprizi getiriyor...

Çocuk saflığı, temizliği, iyi kalmaya çalışan büyüklerin şartlar karşısında direnemeyişi, Kırgızların masalları, gelenek görenekleri  o kadar güzel harmanlanmış ki... Çocuğun o küçük dünyasını okurken gözlerim doldu. Kıvrak Mümin' e elimi uzatıp gel dede bu şehre demek istedim . Ve tabiki Issık Göl' e onun kıyılarına gittim yine...

Issık Göl 1600 metre rakımda bir göl ama buna rağmen kışın donmuyor zaten bu nedenle adı Issık (Ilık- Sıcak) Göl...Kırgız halkı için kutsal bir göl burası. Bu gölü , kendi halkı olan Kırgızları, doğayı, oradaki karı, tipiyi, buzu, yazın kavurucu sıcağını Aytmatov gibi anlatabilecek başka bir yazar yoktur sanırım. Beyaz Gemi' de de böyle işte halkın inanışları ve masalları eşliğinde tanıyoruz oraları. Mesela Kırgızlara göre yedi göbek atasının ismini sayamayan kişinin geçmişine önem vermediği için bozulduğuna inanılırmış. Bu hiç iyi karşılanmazmış. Geçmişine, tarihine önem vermek ne kadar güzel bir gelenek benim çok hoşuma gitti...

Aytmatov için ne kadar 'okuyun 'desem az olur. Ama ben yine de söylemeden yapamam okuyun lütfen... Issık Göle gidebilmek için okuyun, Mümin dedeyi, çocuğu tanımak için okuyun...

Sevgiler..

Not: Issık göl fotoğrafı paylaşmak için Google da gezerken , oraları çok güzel anlatan bit yazıya rastladım, iznini de alarak sizinle sayfasını paylaşıyorum. Göz atarsanız siz de tatil rotanızı oralara çevirebilrsiniz.

http://onurataoglu.blogspot.com.tr/2015/01/krgzistan-issk-gol-tanrnn-yeryuzundeki.html

Eylül 10, 2017

Ari - Çiçek Sekban Tüfekçi



Farklı Bir Bakış Açısı


Sosyal medya hesaplarında hakkında çok olumlu eleştiriler okuyordum, çok sevdiğim bir dostum da okumalısın deyince ben de okudum Ari yi. 350 sayfalık bir roman. Çiçek Sekban Tüfekçi arkadaşlarının yönlendirmesi ile bu konuda araştırma yapıp, bu romanı ortaya koyduğunu belirtmiş.




Romanın kahramanı Zümrüt, 24 yaşında sosyoloji mezunu genç bir kızdır. Daha 40 günlük bir bebekken annesi babası ve abisini bir yangında kaybetmiştir. Babaanne ve dedesi ile Antalya'da antikacı dükkanı işleterek büyümüş, Türklerin kökeni hakkında bir kitap yazma amacındadır.  Dedesinin ölümünden kısa bir süre önce, dedesinin eski nişanlısı ile Peruz Hanım ile  tanışır ve bir takım sırlara ulaşır.  Bu sırlar dedenin yıllar boyu yaptığı gizli araştırmalar- Türklerin kökeni bu kökenin neden gizlendiği- ile ilgilidir.

Bir süre sonra İstanbul'a  Peruz hanım ve oğlunun yaşadığı köşke taşınır ve dedesinden kalan araştırmayı tamamlamaya çalışır. Ama bu araştırma da, tamamlamaya çalıştığı kitap ta herkesin başına çok büyük dertler açar, silahlar, ajanlar içinde bulurlar kendilerini.

 Dede Reşat Beyin ve Zümrüt'ün yaptığı araştırmalar onları ; kökenimizin Sümerlere dayandığı Sümerler'in uzay yolculuğu yaptığı ve Mu ' nun gerçek anlamına götürür. Hatta bu araştırmaları ilk başlatanın Mustafa Kemal olduğuna... Ve bu uzay yolculuğundan çok daha derin sırlara inerler.  Hem kendi hem çevresindekilerin hayatı tehlikeye girer.

Biraz polisiye, biraz aşk ve bazı araştırma sonuçlarını kapsayan bir roman. İşin açıkçası okuduklarım bana çok yabancıydı. Sümlerler' in yaşadığı zaman ve yeri konusunda bile çok net bir bilgim yoktu.

Roman hakkında çok bilgi vermek istemiyorum ama en sonunda konuyu bağladığı toryum madeni hakkında da teknik bilgim olmadığını söylemem gwrekli

Çok çarpıcı, çok iddalı bir tez sunmuş Çiçek Sekban Tüfekçi.

Beni ilk sayfadan son sayfaya kadar rahatsız eden ise yazarın anlattıklarını kesinlikle doğru, bunlara inanmayanları cahil, aymaz, at gözlüklü olarak lanse etmesi ve hatta bunları hiç umursamadığını belirtmesiydi. Anlattıkları kendi söylediği gibi kesinlikle doğru olabileceği gibi komplo teorisi de olabilir. Bunu anlayabilmem için konu ile ilgili çok daha fazla kaynak okumuş olmam gerekiyor. Hem yazarı destekleyen, hem de tam karşı görüşte olan.

O nedenle sevgili yazar, bana kızacak olsa da ;Ari şu an benim için tamamen kurgu bir romandır ve anlatılan herşey yine şu an için hayal ürünüdür.

Hatta bu tarzı benimsediği ve okuyucular üzerinde baskı kurarak  yazdığı için hayal kalma süresi çok daha uzun olacaktır. Tüm kişisel gelişim kitaplarını okudum, bütün kurslara gittim, şu an herkesten bilgili muhteşem biriyim benim söylediğim herşey doğrudur savıyla yapılan herşey bende ters tepiyor ne yazık ki. Ama kendisi için çok önemli değil zaten o beni umursamadığını da romanın da yazmış.

Atalarımızın nereye kadar dayandığını merak edenler, daha önce bu konuda kaynakları karıştırmış olanlar ve toryum madeninin sırlarını merak edenlerin çok keyifle okuyacağı bir roman. Dediğim gibi roman havasında yazılmış olması ise bu bilgileri hiç yormadan veriyor.

Okuyan arkadaşlarımdan yorumları bekliyorum.
Sevgiler
Sevim.





Eylül 07, 2017

Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit

En Büyük Aşk Vatan Aşkı -Elveda Güzel Vatanım 


Ahmet Ümit denilince hemen hemen hepimiz 'Komser Nevzat' diyoruz sanırım. O karmaşık cinayetler içinde tarihin derinliklerinde gezeriz her romanında. Ama bu defa sadece tarih var. Elveda Güzel Vatanım  Osmanlı'nın 'hasta adam' zamanından genç cumhuriyet zamanına uzanan muhteşem bir kaynak.

Dört yıl yapılan sayısız araştırma okunan binlerce hatta on binlerce sayfa, gezilen bir çok şehir sonucunda ortaya çıkmış bu 527 sayfalık yapıt. 1906-1926 yılları arasında geçiyor. Ama aynı zamanda sadece 16 günde.






Böyle söyleyince anlaşılmaz oldu belki ama tam olarak öyle romanımızın kahramanı Şehsuvar Sami 16 gün boyunca, 45 mektup yazıyor ilk ve tek aşkına ve bu mektuplarda hem o gün yaşadıklarını hem de İttihat ve Terakki Cemiyetine katılmasından o güne kadar yaşadıklarını anlatıyor. 

1926 yılında ki, İzmir Suikastı sonucunda hükumet eski İttihat ve Terakki üyelerinin peşine düştüğü için , bu cemiyetin eski fedaisi olan Şehsuvar Sami öldürülme korkusuyla Pera Palas otele yerleşmiştir. Hiç unutmadığı eski aşkına içini dökmek, geçmiş ile hesaplaşmak için sabah, öğlen, akşam, gece yarısı sürekli mektup yazmaya başlar. 

Selanik'li Müslüman genç Şehsuvar Sami ile Yahudi kızı Ester büyük bir aşk yaşamaktadır. Fakat ülke karışıktır. Ester birlikte Paris'e gitmek, Şehsuvar ise eşitlik, özgürlük diyerek ülkeyi kurtarmak istemektedir. Bu yüzden de ayrılırlar büyük aşk yaşanamadan biter. 

Bu süreçte İttihat ve Terakki hükumeti ele geçirse de kişisel çatışmalardan dolayı başarılı olamaz, Balkan Harbinde ağır yenilgi alınır, Trablusgarp kaybedilir. 1. Dünya savaşında Almanların yanında yer alınmasıyla da zaten hasta adam olan Osmanlı tamamen çöker. Bir zamanlar ' Adriyatik'ten Basra Körfezi' ne Kafkaslar 'dan Sahra'ya kadar uzanan bir devlet' parçalanır. 

Aradan yıllar geçer ve Mustafa Kemal sayesinde Cumhuriyet gelir, artık o hep istenen eşitlik. özgürlük gerçekleşir.

Şehsuvar Sami artık her şeyden elini eteğini çekmişken iki eski arkadaşı onu bulurlar biri hükumet adamı olduğunu söyleyerek, diğeri yeniden İttihat ve Terakkiyi kurmak amacıyla yanlarına çekmeye çalışır.

İşte Elveda Güzel Vatanım tüm bu tarihi yolculukta geçiyor. Ben çok etkilendim okurken, 1906 da Osmanlı toprağı olan Selanik'i okurken,  bu güzel vatan Trablusgarp'ta, Balkan Savaşlarında, 1. Dünya Savaşında parça parça ayrılırken vatansever askerler şehit olurken içim titredi.

Aşk ise bence tek taraflıydı, bir türlü  sevmedim Ester'i bu yüzden. Bencil buldum. Kendinden başka, rahatından başka hiç bir şeyi önemsemediğini hissettim. Şehsuvar'ı ise çok sevdim. Çok benimsedim. Gerçekten çok aşık olduğunu yazdığı her mektupta gördüm. Ester'i çok sevmiş Şehsuvar ama vatan ve Ester arasında seçim yapmak zorunda kalmış o zaman ki şartlarda, ama bence buna da Ester sebep olmuş. 

Ahmet Ümit son 100 sayfada yine polisiye ustası olduğunu kanıtlamış, muhteşem ve bence hiç beklenmedik  bir son yazmış, hem Şehsuvar'a hem onun yanına gelen iki eski arkadaşına.

Yine çok not aldığım, çok şey öğrendiğim bir eser oldu. Mesela Abdülhamit'in polisiye roman aşığı olduğu ve Arthur Conan Doyle'u sarayda misafir edip nişan vermesi çok farklı bir bilgi oldu benim için...

Bir de hayatın manası için kullandığı ' Ruhumuzdaki kadim sızı ' tanımlamasına hayran oldum.

Mutlaka okuyun Elveda Güzel Vatanım'ı 

Cumhuriyetimize nasıl kavuştuğumuzu bir kez daha kavrayabilmek için en azından... 

Sevgiler

Sevim





Bir Kadının Yirmi Dört Saati - Stefan Zweig


Kadın Cesurdur


Yine bir Zweig günü.. Günü diyorum , çünkü Zweig okumaya başlayınca elimden bırakamadığım için tek bir günde hatta bir kaç saatte bitiyor. Sonu nereye varacak merakı, o cümlelerin uyumu kitaptan kopmamı engelliyor.  Bir Kadının Yirmi Dört Saati de tam bu hislerle okuduğum bir roman oldu. 2017 yılında kitaplarının hepsi olmasa da büyük bir kısmını okumak istediğim ustalardan biri Stefan Zweig...   60 yaşındaki intiharına kadar psikoloji ağırlıklı pek çok eser bırakmış geride...








80 sayfalık bir roman Bir Kadının Yirmi Dört Saati ... Küçük bir otelde geçiyor, otelin ana binasından biraz daha ucuz olan pansiyonda kalan roman anlatıcımız , bir kaç çift ve bir de hiç kimseyle konuşmayan Bayan C. sakin günler geçirmektedir. Ancak bir gün otele gelen zengin, genç, yakışıklı Fransız ile otel müşterilerinden 2 çocuk annesi Henriette birlikte kaçınca pansiyonda büyük tartışmalar çıkar. Herkes Henriette'nin iffetsiz olduğunu düşünmektedir. Anlatıcımız ve Bayan C hariç
Aşk ve namus konusunda ki bu ortak bakış bu iki pansiyon sakini yakınlaştırır.

Bayan C şu an 67 yaşındadır ve tam 25 yıl önce yaşadığı kendini hep suçladığı bir anısını anlatıcımız ile paylaşmaya karar verir. Eşi öldükten sonra , eski bir alışkanlık ile kumarhaneye gider ve burada hiç ummadığı bir şey olur.

Romanın ana konusu Bayan C nin yaşadığı bu anı işte. Tek bir gün , kendinden çok genç bir erkekle geçirdiği bir gün. Yirmi dört saat...

Hayatı sorgulatan , özellikle aşkı, cesareti, yada namus kavramını sorgulatan bir roman. Bence her kadın okumalı. Başına böyle bir şey gelse ne yapardı diye düşünmek için.

Sevgiler
Sevim

Altını Çizdiklerim
*****************
Herhangi biri olan ben, kendi rızamla savcının görevini niye üstleneyim ? Aklım almıyor bunu. Avukatlık etmeyi tercih ediyorum. Kendi adıma, insanları yargılamak yerine, anlamayı tercih ederim.

Bir gayesi olmayan  her ömür yanlıştır bence.



Eylül 04, 2017

Elia ile Yolculuk - Zülfü Livaneli

Anadolu'ya Gelen Heykelcik- Elia ile Yolculuk

Edebiyatçılığına hayran olduğum ve her yazdığını okumaya çalıştığım biri Zülfü Livaneli. Geçtiğimiz ay bugünlerde Yaşar Kemal ile olan anılarını okumuştum.  Son kitabı Elia ile yolculukta,  dünyaca ünlü yönetmen hatta bir çok kişiye göre Hollywood'u Hollywood yapan isim Elia Kazan ile olan anılarını kendi anıları ile harmanlamış...

Dürüst olmam gerekerise Elia Kazan'ın İstanbul doğumlu bir Rum olduğunu aile köklerinin Kayseri'ye dayandığını bu kitapla öğrendim. Ve utandım. Academy Heykelciği tam 3 kez 1947-1954 ve 1999 yıllarında Anadolu'ya gelmiş aslında.




1909 da İstanbul'da Kadıköy'de doğan Elia Kazan 4 yaşında ailesi ile birlikte Amerika'ya göçmüş. İyi ki de göçmüş, Anthony Quinn, Marlon Brando gibi isimleri sinemaya kazandırmış. Arthur Miller'ın bir çok oyununu yönetmiş, hatta Kazan'ın  eski sevgilisi Marilyn Monroe , Miller ile evlenmiş olmasına rağmen bu iki büyük usta birbiri hakkında kötü şeyler söylememiş.

Kendisini Amerikalı sayan bir Anadolulu, Rum sayan bir Türk, Türk sayan bir Rum, New yorklu sayan bir göçmen, tarihten anlamadığını, entelektüel olmadığını söyleyen bir yazar bir yönetmen Elia Kazan.

1940 ların başında Amerikan hükümetinin komünist kişileri saptama ve ayıklama konusunda kurulan komisyona (HUAC) arkadaşlarının ismini verdiği için sinema tarihinde sevilmeyen kişiler arasında yer almış. Hatta 1999 yılında aldığı yaşam boyu onur Oscar ödülünde bir çok sanatçı kendisini alkışlamamıştır.

Hayatını sadece dondurma yiyerek geçirebilecek olan Kazan'ın hayatında kadınlar hep çok büyük bir yer tutmuş. Bu kadınların hepsi sarışın, genç Amerikalı kadınlar. Hayatına Türk, Yunan, Doğulu, esmer bir kadın hiç girmemiş. 

Zülfü Livaneli ile dostlukları 15 yıl sürmüş, aralarında 42 yaş fark olmasına rağmen yakın da dost olmuşlar. Bu dostluk içinde konuştukları, dertleşmeleri ve Elia' nın bir gün annesine ulaşmak için kendi köyüne yaptığı yolculuk ve sonunda yaşadığı hüsran bu kitabın en derin kısımları. Bu yolculuk boyunca Zülfü Livaneli'de askeri cezaevinde yaşadıklarını anlatıyor Kazan'a 

Çok severek okudum ben, entelektüelizm içeren, çok şey öğreten, çok notlar aldırtan bir kitap. Tadı damağanızda kalan anılar var bu kitapta, sorgulamalar yaptıran olaylar var...

Mutlaka ama okuyun Elia ile Yolculuk 'u 

Üzüntü çürütür insanı, kızmak iyi gelir ferahlarsın.

İnsan iyi film de yapar kötü film de, iyi roman da yazar kötü roman da. Önemli olan arkadaşına laf söyletmemektir.


Eylül 01, 2017

Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne

Bilim Adamı - Doktor Ox' un Demeyi


Bayram tatili olunca her zamanki okuma çizgimin dışında bir şeyler okumak istedim. Sosyal medya platformlarında çokça gördüğüm orta okul yıllarımdan beri hiç okumadığım bir ustanın kitabını seçtim. Doktor Ox'un Deneyi... 

Jules Verne tüm dünyada bilim kurgunun babası olarak tanınıyor. Muhteşem bir öngörüsü olan bir yazar.  Denizaltı hakkında yazdıkları yada aya seyahati yıllar önce yazması onun ne kadar büyük bir vizyoner olduğunun göstergesi. Çocuk kitapları yazarı olarak tanınması ise tamamen asılsız bir durum, çünkü yazdığı 60 kitaptan sadece 2 tanesi çocuklara yönelik. Biz büyüdükçe hayal kurmayı unutan insanlar olduğumuz için belki de kitaplarını çocuklar için yaftalıyoruz. 






Doktor Ox' un deneyi kısacık , sıcacık bir roman. 90 sayfa sadece... Roman Flandre'de hayali bir şehirde  geçiyor. Flandre gerçek bir yer aslında şu an büyükçe bir kısmı Belçika sınırları içerisinde yer alıyor.

 Romanımızın geçtiği şehir Quiqendone haritalarda ne yazık ki yer almıyor ama bu kasabalıların pek de umurunda değil. Çünkü şehir nasıl bir yer önce onu anlatmalıyım sanırım. Halkın nabzı dakikada ancak 50 atıyor, 100 yıldır hiç kimse küfür etmiyor, köpekler ısırmıyor, kediler tırmalamıyor, mahkemelerde hiç dava görülmediği için tek avukat hiç bir dava kaybetmiyor, jandarma ise laf olsun diye ortada geziyor. Bir çift evlenmeye karar verince 10 yıldan önce evlenmiyor. İşte böyle bir şehir  burası... (Ayy hiç bana göre değil )

Kuleleri yıkılmak üzere, büyük bir yangın ve sel tehlikeleri var ama bunlar hakkında karar almak için ileri bir tarihte toplanmaya karar verir belediye başkanı ve yardımcısı. Bu arada kasabaya kısa bir süre önce yardımcısı ile gelen Doktor Ox tüm masrafları cebinden karşılamak üzere tüm şehri aydınlatmayı teklif eder . Onu hiç kimse tanımamaktadır ama madem tüm masrafları o karşılayacaktır kabul ederler bu teklifi

Doktor Ox suyu 2 hidrojen 1 oksijen olarak ayırıp ayrı yerlerde depolayarak yapmaya başlar  bu aydınlatma işini ortaya çıkan oxhidrik gazıyla... Ama doktorun asıl amacı bu değildir. Bu  arada şehirde  toplu bulunulan yerlerde ortaya çıkan aşırı hareketler, ateşli tartışmalar, sürekli olan kavgalar, bitişik şehre ilan edilen savaş, meyve sebzelerde anormal büyüme şehri tamamen değiştirir

 Doktor'un asıl amacı erdem, cesaret gibi özelliklerin oksijene bağlı değişimini araştırmaktır. Amacına ulaşabilecek midir ? Halk fark edecek midir ?

Ben çok keyif alarak okudum, uzun zamandır da bu tarzı okumadığım için üzüldüm. Şu an yaşadığımız hızlı hayat, klakson sesleri, her ortamdaki tartışmalar, şiddet, cinayetleri düşününce bir kaç gün bile olsa  Quicqendone'da yaşanabilir mi diye merak ettim.

Bence okuyun ... Rahatlamak için , kafanızı boşaltmak için, bolca gülmek için...

Herkese iyi bayramlar
Sevgiler...





Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...