Haziran 24, 2017

Kuşlar da Gitti - Yaşar Kemal

İnsanlığın Destanı


Bazı ülkeler bazı konularda şanslıdır, mesela Ruslar Dostoyevski ve Tolstoy için şanslıdır, Almanlar Goethe ve Bach için şanslıdır , İtalyanlar Da Vinci için İspanyollar Gaudi için... Ya da Fransızlar şehrin içinden geçen Seine nehri için şanslıdır , İtalyanlar Venedik için....
Biz ise ;  2 kıtaya yayılmış , boğazla ayrılan 3 tarafı deniz olan topraklarımızda , Peribacaları yada Pamukkale için şanslı olduğumuzu ,  muhteşem  Akdeniz ve Ege'ye  kıyı oluşumuzun ne büyük şans olduğunu hiç farketmeyiz.... Bir de bence en büyük şanslarımızdan biridir bu ülkeden Yaşar Kemal geçmesi... Bu ülkeyi böyle anlayan böyle anlatan bir yazara sahip olmak onu okuyabilmek, anlayabilmek nasıl değerlidir bir farketsek aslında...



Kısacık bir Yaşar Kemal romanı okudum yine Kuşlar da Gitti... 76 sayfalık bir dünya... 1978 de ilk kez yayınlanmış , ülkenin değişen, çirkinleşen yüzünü anlatıyor. Florya kıyılarında çadır kurmuş , Kürt Süleyman , Laz Hayri ve Semih bu şehrin mahzun çocuklarıdır. Eski bir geleneği yaşatmaya çalışmaktadırlar. Eskiden beri insanlar göçmen kuşları yakalar bunları , kilise, sinagog ve cami önlerinde ' AZAT BUZAT , BENİ CENNET KAPISINDA GÖZET ' diyerek satarlar, kafesten kuş kurtarıp, onu özgürlüğüne salanlar ise bu iyilikleri karşılığında cennete gideceklerine inanırlardı.
Ama artık zaman değişmişti, kuşlar yakalansa da satılamamaktaydı. Oysa roman kahramanlarımızın umutları bu kuşları satmaya bağlıydı Süleyman anasının kilimini geri alacak , Hayri Rize'den getirtecekti anasını...
Romanımızın  anlatıcısı elinden gelen tüm yardımı yapar çocuklara ama tüm bunlara ramen...


Diliyle, tasvirleriyle tam bir Yaşar Kemal romanı Kuşlar da Gitti
Ne olacak bu memleketin hali diye düşünmek için okuyunuz bence..
Sevgiler
Sevim
İyi bayramlar


Haziran 20, 2017

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç

Nefes Nefese Bir Roman

İsmi çok ilgimi çektiği için elime aldığım romanı başlıkta yazdığı gibi nefes nefes okudum. Ayfer Tunç şaheserlerinden biri daha tek kelimeyle. Muhteşem kurgulanmış roman geçtiğimiz hafta sonu bir gazetede yayınlanan Türk Edebiyatının en İyi 100 romanı içinde yer alıyor, şahsi fikrim ilk 10 da olması gerektiği....

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi , aslında bir günü anlatıyor ama bu bir gün içinde romanda adı geçen yaklaşık 300 karakaterin hayatına tek tek girdiği için yüzlerce yıl geriye de gidiyor.. O kadar hızlı ki bu geçişler elimden bırakamadım okurken...


Karadeniz şehirlerinden birinde ( romanda hiç adı geçmiyor bu şehrin ama benim gibi romanı sadece roman olsun diye okumayan bir okur bazı cümlelerden yola çıkarak google yardımıyla şehri bulabiliyor 🙂 ama madem yazar belirtmemiş bende yazmayayım hangi şehir  olduğunu ) denize arkasını dönmüş, o güzelim denizi gören tek bir penceresi bile olmayan bir ruh sağlığı hastanesinde konferans salonunda başlıyor romanımız...

Hastane başhekiminden, karısına , başhekimin çocukluk arkadaşı bürokrata onun  ve karısının son derece ilginç hayatına , hastanedeki doktorlara hemşirelere , bazı hastalara , hastabakıcılara uzanan geniş bir yelpazede devam ediyor.

Bu şehirde yaşayan Türkiye' nin ilk kadın hakimi , şehirdeki pastaneci, pasajdaki çamaşırcı , vali muavini , karısı , karısının ailesi hep eşlik ediyor romana... Ayfer Tunç öyle bir şey yapmış ki kişiler bir şekilde hep birbirine bağlanmış, komşu, hısım akraba yada eski düşman olarak ilişkiler oturtulmuş...

Bu 300 kusür ka hramandan 20 30 roman çıkabilecek kadar dolu dolu tek bir roman B.D.E.Y.Y.A.K.T

Kah kahkahalarla güldüm okurken, kah içim acıdı ağladım, o kadar gerçekti ki bu hastane sanki şimdi gitsem oradakileri ziyaret edebilecek gibiydim. Karadenizin bu şirin şehrinde, denize bakan penceresi olmayan, mimarının son derece karışık planlarının eseri olan bu hastane ve onun romanı, Osmanlı Sarayına , 6/7 Eylül olaylarına, karışık kadın erkek ilişkilerine büyük büyük pencereler açıyor.

Ayfer Tunç'un zekasına hayran kalarak okuduğum. ' aaa nasıl şimdi yaa' cümlesini sık sık tekrar ettiğim bu romanı okumadan ölmeyin... Hatta bir değil bir kaç kez okuyun derim ben..

Asla pişman olmazsınız..
Sevgiler
Sevim

Haziran 16, 2017

Aziz Bey Hadisesi - Ayfer Tunç

İçimizden Biri

Öykü kitaplarını pek sevmem aslında.... Elimdeki Aziz Bey Hadisesi kitabı , aynı adlı öykü ile birlikte 6 öyküyü içeriyor.. Diğer 5 i yaklaşık 20 şer sayfa, Aziz Bey Hadisesi ise 90... Yani neredeyse bir roman...
Şu ana kadar okuduğum en çarpıcı en sarsıcı öykü dersem de sanırım abartmış olmam... Ayfer Tunç ' u bugüne kadar okumadığım için duyduğum pişmanlığı ise anlatmam pek mümkün değil....Türkçe' yi bu kadar akıcı, bu kadar güzel kullanan bir kadın yazar varmış ve ben hiç tanımamışım... Yaptığı tasvirleri, betimlemeleri okurken ; o ana gidiveriyorunuz, karşınızda görüyorsunuz kahramanı 90 sayfalık öyküyü bir kaç saatte okudum, bitince de neden bitti ki şimdi hissi aldı beni


Kelimelere nasıl döksem bilemediğim öykü ise Tamburcu Aziz Bey' in hazin öyküsü...Fakir bir ailenin burnu havada gezen, kimseleri beğenmeyen, hayli yakışıklı, bir aşk uğruna ülkesini terkedecek kadar da kendine güvenen biri Aziz Bey... Yanlış aşk olduğunu anladığında , uzaklarda , o derin yalnızlıkta elinde tamburu ile kalıyor. Ülkesine döndüğünde annesini ölmüş, babasını kendisine küs buluyor , zamanla meyhanelein aranan tambur icracısı oluyor, annesi gibi silik, sessiz bir kadınla evleniyor Vuslat' la... Ama bu evlilik pek umrunda olmuyor, peşinde koşan assolistler, parlak neon ışıkları, çilingir sofraları daha çok çekiyor onu...Zaman değişip, arabesk kültürü yerleşince parlak günleri bitince canı yanmaya başlıyor, hele ki karısı ölünce onun kıymetini bilememenin acısını hissediyor... Tüm bu moral bozukluğu ile daha dertli vuruyor tamburnun tellerine...

Yanlış bir aşkın, iletişimi olmayan bir ailenin oğlu olarak boşa geçen yıllarına dönüp bakınca da..

Aziz Bey o kadar canlı ki, bu akşam meyhaneye gidip arasam bulabilir miyim, benzerini dedim hep, yaptığı hatalara kızamadım nedense, aşk dedim 'bizi umursamayan birine duyulan aşk'  bir hayatı bu kadar savurabilir mi, hayat geçip giderken sadece bugünü mü düşünmeli, yarınları hatırlamalı mı ?

O kadar sevdim ki bu öyküyü anlatmam pek kolay olmadı.. Diğer öykülerde de erkek hikayeleri var, farklı yaşlardan , farklı işlerden hepsi de hayatın tam içinden ...
Hiç vakit kaybetmeden , fazla yaş almadan okuyun lütfen....
Sevgiler
Sevim

Haziran 13, 2017

Kanadı Kırık Kuşlar - Ayşe Kulin

Vatanı Sevgi Olanlar -Kanadı Kırık Kuşlar


Kasım 2016 da yayınlanan 400 sayfalık Ayşe Kulin romanı, Kanadı Kırık Kuşlar. 1930 lardan 2016 ya kadar uzanan hem dünya hem Türkiye tarihine tanıklık eden gerçeklerin hikayesi... Yine en sevdiğim tarz..Yine  bu kişiler kim, gerçekten yaşadılar mı diye araştırmama sebep olan, araştırıp gerçek hikayeler olduğunu gördükçe daha bir keyif aldığım tarz edebiyatta...

Neden bilmiyorum ama bilim kurgular, doğa üstü metinler hiç çekmiyor beni.. Bu dünya da geçmiş kişilerin romanlaştırılması içimi ısıtıyor... Bu roman da öyle gerçekten Mustafa Kemal Atatürk' ün isteği ile ülkemize gelmiş, ders vermiş bir çok hoca geçiyor Kanadı Kırık Kuşlar'da



Elsa ve Gerhard Yahudi Alman'lardır ve Hitler zulmünden kaçarak Türkiye' ye gelirler bir çok Alman dostlarıyla birlikte.. Gelenlerin hepsi çok birikimli, donanımlı hocalardır ve o yıllarda yeniden yapılanan İstanbul Üniversitesinde çalışmaya başlarlar.. 2 çocukları vardır Peter ve henüz 1 yaşını bile doldurmamış olan Susy.... 

Yanlarında başına buyruk hizmetçileri Hanna ' da vardır.  Peter Almanca eğitim veren bir okula giderken , Susy komşular ve  Hanna' nın evden kaçışıyla eve gelen temizlikçi Fatma sayesinde kendini bir Türk hem de Atatürk' ün kızı sanarak büyür. Soran herkese ben Türk'üm demektedir.. Alt komşuları Madam onun ikinci  annesi gibidir.  Hatta bazen yumuşak tavırlarıyla annesinden bile yakındır Madam,  Susy' e.. Bir de Demir üst kat komşuları ilk aşkı Demir...

Susy 18 yaşına bastığında Alman uyruğuna yeniden geçmeyi reddeder ve Suzan Şiliman olarak kalmayı seçer.  Demir'e hala aşıktır.  Onun kendisini hiç umursamadığını düşünürken, 6-7 Eylül olayları patlar, Rumların evleri iş yerleri yağmalanırken, artık çok yaşlı Madam hastanede yatarken yani hem ülke hem de apartmanların karman çormanken büyük aşk başlar ve Demir ile Susy yaz aylarında evlenme kararı alırlar. Ama beklenmedik bebek sürprizi düğünü öne çektirir genç çifte

Ama kötü bir sürpriz daha vardır onları bekleyen, anne baba arasında kan uyuşmazlığı vardı ve minik bebeğin kanının değişmesine gerek olabilecektir, kan aranamış , yakın akrabalarda bulunamamıştır.

Çalkantılı yıllarda birbirlerine çok aşık bir anne bana ile ODTÜ kampüsünde büyüyen Sude'nin  siyasi çalkantılar Ankara' da daha fazla kalmasına  engel olur annesinin gündüzlü okuduğu okulda  , yatılı okumak İçin İstanbul'a gelir, Okulu da  sosyal faaliyetleri de çok sever, aşık da olur okulda ama  Mezuniyet günü Yahudi olduğu için terkedilir Sude.....

Aşka küseceğini düşünürken , o yaz tanıştığı bohem bir hayat yaşayan arkeolog Korhan' la evlenmeden  flüt çalıp, votka yaparak, kitap okuyup dünyayı gezerek 6 yıl büyük aşk yaşar.... Ya da aşık olduğunu sanarak... Sonra bu bu hayat da onu sıkar Korhan'ı terkeder, Korhan ise ona gitme demez bile..

10 yıl sonra ise  sadece çocuk yapabilmek için Korhan' a döner, bencildir Sude. Yada öyle gözükmektedir. Sadece kendisini düşünen başka kimseyi önemsemeyen genç bir kadın.. Bir süre sonra da zaten tek başına yaşamak için kızını annesine bırakıp Londra 'ya gider

Esra böyle bir ailenin kızıdır işte.. . Anneannesi ve dedesi ile büyümüş, Alman Yahudisi bir aile ile Türk Müslüman bir ailenin 3. Kuşaktan torunu ve doktor... Son zamanlarda güzel ülkesinde yaşanana karışıklıklar dolayısıyla annenannesinin Londra' ya git dediği, gezi olaylarında tanıştığı gazeteciye aşık ....

4 kuşağı anlatıyor Kanadı Kırık Kuşlar. Bu defa romanın konusunu çok anlattım biliyorum ama içimden size detaylı yazmak geldi.

 Çok çarpıcı tespitlerle birikte 1930 larda Atatürk'ün eğitime verdiği önem ve İstanbul Üniversitesi reformunun hazırlanması, kendi ülkelerinde aşağılanan bu insanlara Türkiye'de verilen değer, sonra gelen kıskançlıklar, Atatürk'ün ölümünde halkın hissettikleri gibi...

1945 te Hitler'in büyük yenilgisi , 1970 lerin çiçek çocukları, 70 lerin sonunda tırmanan terör , Hrant Dink' in vurulmasına tüm halkın verdiği tepki  ve gezi olayları hepsi aşkların hayatın içine serpiştirilmiş ülkemiz gerçekleri....

Çok severek okudum ben en çok hangi kadını sevdim derseniz Susy i sevdim sanırım.. Hem tarihin içinde biraz gezmek, hafıza tazelemek hemde aşklara dokunmak için ama en önemlisi sevginin en büyük vatan olduğunu bir kez daha hatırlamak için okunmalı... Ülkemizde yaşayan azınlıklara bir daha farklı gözlerle bakacaksınız roman bitince

Ayşe Kulin bunu hep yapıyor ve hep beni sarsıyor yazdıklarıyla yine öyle oldu...
Adı Aylin gibi, Füreya gibi, Kanadı Kırıl Kuşları okurken de  bu insanlar bu acılara nasıl dayandılar dedim sürekli....
Tavsiyelerime güveniyorsanız okuyunuz efendim...

Sevgiler
Sevim

Haziran 11, 2017

Yüzüncü Ad - Amin Maalouf

Gizemin Peşinde Bir Yolculuk


Yine Amin Maalouf romanı, tasvir ustası muhteşem betimlemelerin yazarı...
Hep söylüyorum keşke Fransızca okuyabilsem yazdıklarını ama maalesef... Akdeniz ve Asya kültürünü de çok iyi bilen ama artık Avrupa' lı bir yazar ..Fransız Akademisine bile kabul edilecek kadar önemli bir edebiyatçı..  Yüzüncü Ad da yine nefis tasvirlerle dolu bir roman






Orjinal adı Baldassare'nin Yolculuğu olan kitap ; 400 sayfalık bir serüven.. Aslında Cenova'lı olan Baldassare Cübeyl'de  (Lübnan'da bir şehir) yaşamaktadır. Antika ticareti yapan 40 lı yaşlarda bekar bir zengindir. Yıl 1665 tir ve inanışa göre 1666 da kıyamet kopacaktır. Ve bu kıyameti durdurmanın tek yolu Tanrı'nın ' Yüzüncü Ad 'ını bilmektir ve bu adda bir kitapta yazılıdır. Baldassaere tüm bunlara inanmamaktadır ama zavallı İdris bu kitabı ona hediye edince büyük bir şaşkınlık yaşar. Kitabı daha okumaya fırsat bile bulamadan Fransa kralının elçisi ondan satın alır Yüzüncü Ad  ı....

Ertesi günü İdris ölünce aklı karışır bu kör inançlar onu da esir alır ve kitabın peşinden yollara düşer 2 yeğeni ile birlikte.. Konstantinapolis'e gidecektir elçi ... Yolda köylerinden ; kocasımın ölüm belgesini alabilmek için kaçan Martha 'da onlara katılır , Artık her yerde Martha'yı karısı olarak tanıtmak zorundadır.
Yolda dostta edinir Baldassare ..Meymün bir Yahudi'dir ve babasının yanına İzmir'e gitmektedir İskenderun , Tarsus derken Konya 'da veba salgını ile karşılaşırlar.. Bu veba salgını Martha ile Baldassare aşkını başlatır...Hala başkasının karısı olan Martha'ya aşık olmak ne kadar da zordur..



Yaşadığı olaylardan sonra en son durağında da kalamayacaktır, yola birlikte çıktığı yeğenleri de , aşık olduğu kadın da yanında değildir, ülkesine geri dönmeyi düşünürken kendini Londra gemisinde bulur.. Bir kör inancın peşinde sürüklenmektedir artık...,

Peki şimdi ne olacaktır ? Kitap okunacak mıdır, aşıklar kavuşacak mıdır peki ya Yüzüncü Ad var mıdır ?

Kör bir inanç, kıyamet geliyor, canavar yılı korkusu, her  farklı dinden farklı inanışlar.. O kadar ince ince işlemiş ki Maalouf okurken hem ülkeden ülkeye gezdiriyor hem de kitap bulunacak mı? ya aşk ne olacak merakıyla okutuyor kitabını...

Lübnan'ın bir liman kenti olan Cübeyl den yola kervanlarla çıkıp, İstanbul'a İzmir'e oradan da  İtalya' nın kuzeyindeki Cenova limanına ve son olarak  Londra'ya gidiyorsunuz..Farklı kişiler tanıyorsunuz..

Tarihte bilinen en büyük yangınlardan birine tanıklık ediyorsunuz, hatta küçük bir de bilgi vereyim yangın sigortaları 1666 da çıkan bu Londra yangından sonra ortaya çıkmış :) Kitap okurken sadece maceranın değil gerçeklerin de peşindeyim ben :)

Ben üniversite yıllarımdan beri keyifle okurum , bu da öyle oldu internette yer alan kötü yorumlara inat ben sevdim.. Altını çizdiğim cümleyi de büyük harflerle aktarıyorum buraya bence hayatın anlamlarından biri olmuş

İNSANLARIN ÇOĞUNUN KENDİ YAŞAMLARIYLA NE YAPTIKLARINI, ZEKALARINI NASIL KULLANDIKLARINI GÖRDÜKÇE; BENİ KENDİLERİ GİBİ SEVMELERİNİ İSTEMEK GELMİYOR İÇİMDEN ......

Sevgiler :)
Sevim


Haziran 04, 2017

Aşk-Elif Şafak

Yediyüz Yetmiş Beş Yıllık Bir Aşk Destanı



Hep söylenir ya ; kitapların okunma zamanı vardır diye işte Aşk da böyle oldu benim için..  2009 dan bu yana elim gitmemişti. O şeker pembesi kapağı bile beni çekmemiş, tek bir kez elime almamıştım. Kütüphanemin raflarında  sık sık göz göze geliyorduk kendisi ile ama ben hemen kaçırıyordum gözlerimi o renge kapılmamak için...
Bu ara üst üste dünya klasikleri okuyunca bir Türk yazar okumak istedim, hiç düşünmeden elime aldım Aşk ı....
Günümüzde yaşanan bir aşkın içinde Mevlana ve Şems'in dostluğu var bu romanda..



Ella evliliği kötü giden giden üç çocuk annesi bir ev kadınıdır. Artık bundan sıkılmış bir yayın evinde editör asistanı olarak işe başlamıştır. Kendisine incelemesi ve rapor yazması için  verilen kitabı ilk başta hiç eline almak istemez... 13. yy Konya' sında  geçen Mevlana ve Şems' in hayatı, 2008 Amerika' sında yaşayan bir kadın için tedirgin edici gelir ilk başta ama kötü giden evliliği, çok genç yaşta evlenmek isteyen kızının sorunları, zorlu bir ergenlik dönemindeki ikizleri o kadar bunaltmıştır ki Ella ' yı ; sırf bunlardan kaçmak için bile olsa sığınır Aşkın Şeriatı kitabına... Hollanda' lı Zahara yazmıştır bu romanı.. Avrupalı bir Müslüman... Kızına " aşk geçici bir hevestir. " dediği gün tekdüze hayatının güvenli limanından bir roman yüzünden ayrılmaya başlayacağını bilmemektedir.
Bir yandan kitabı okurken, yalnızlığının , aldatılmışlığının verdiği bunalımda Zahara ile mesajlaşmaya başlar... Kalbi uzun zaman sonra ilk defa çarpmaya başlar .. Aşık olmaktadır,  Aşka inanmayan Ella ...Yüzünü bile görmediği bir adama , aşık olduğu Şems midir, Şems i içinde gördüğü Zahara mı bilemez ama kendini aşka bırakır sonu olmayacak olsa bile... Zaten son  dediğin nedir ki...

Öyle bir roman ki bu etkilenmemeniz, kendinize dönüp bakmamanız mümkün değil bence.. Aşk romanın içinde ki roman Aşk Şeriatı Mevlana ile Şems' in tanışmasından önce başlıyor ve beni daha çok içine alan kısımlar da bunlar..Şems in hayata bakışı , Mevlana üzerindeki etkileri, Kimya' nın Şems' e olan aşkı, Sultan Veled ve Alaaddin ' in çekişmeleri, Çöl Gülü, Sarhoş Süleyman , Dilenci Hasan şekillendiriyor o yılları...
İnternette pek çok sitede dolaşan Şems' in ve Aşk' ın kırk kuralı da bu kitapta geçiyor ve tamamı Elif Şafak' ın kurgusu, kendisi röportajların da daha önce okuduğu tasaffuv bilgilerinden yararlanarak kurguladığını anlatıyor...
Daha önce de Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar romanında okumuştum Mevlana ile Şems'i o zaman da çok etkilenmiş, hatta Konya'yı gezi planlarım içine almıştım ama bir türlü gidemedim ..Aşk okduktan sonra daha da çok gitmek istedim Konya' ya.... Altını çizdiğim pek çok yer oldu , bazılarını aşağıda paylaştım.. Bence içinize dönmek için, hayatınıza bir göz atmak için mutlaka ama mutlaka okuyun... Çok seveceksiniz Aziz Zahara 'yı da Ella' yı da .... Ve asıl hayran olup imreneceğiz Şems ve Mevlana olacak..
Aşk la kalın..
Sevim

*Verecek sonsuz sevgisi olduğu halde ondan sevgi talep eden kimse yoktu.
*Kim olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, ta derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygusu taşımaktayız. Sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamaktan korkuyoruz. Neyin eksik olduğunu bilenimiz ise hakikaten çok az...
*Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile. Sonunda O sana gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret...
*Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
*Başkalarından kabul ve hürmet görmeyi ne kadar çok arzu edersen, onların tenkit ve dedikodularına da o kadar takılırsın.
*Aşık olmayayana aşk kuru bir kelimeden ibaret. Yarı palavra. Yarı safsata. Aşık olmayan bunu anlayamaz. Olansa anlatamz..

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...