Mayıs 20, 2019

Tatsız Bir Olay - Dostoyevski

Hümanizim


Uzun zamandır yeni yazı giremediğimin farkındayım ama bu ara hem bedenen hem kafa olarak biraz yorgunum kitaplarımı eski tempoda okuyorum ama sanki canım çok anlatmak istemiyor o yüzden yazı giremedim bu arada. Blogumu ihmal etmek istemediğim için Rus yazar deyince benim favorim olan Dostoyevski'nin uzunca bir öyküsünden bahsedeceğim biraz. Tatsız Bir Olay yetmiş sayfa civarında, yazarın diğer kitaplarının yanınca hacim olarak oldukça az yer tutan bir kitap.




Tatsız Bir Olay'ın kahramanı İvan İlyiç ; ilginç bir tesadüf ki Tolstoy'un da önemli eserlerinden birinin kahramanının adı bu (İvan İlyiç'in Ölümü) Kahramanımız hümanizm savunuculuğu yapmakta, kendisi general olmasına rağmen, en düşük dereceli memura bile çok özenli davrabılması gerektiğini anlatmaktadır arkadaşlarına. 

Bir akşam yolda yürürken dairesinde görevli en düşük dereceli memurun düğün evinin önünden geçer. İşte der aradığım fırsat ne kadar iyi biri olduğumu kanıtlamak için bu düğüne katılmalıyım. Düğüne katılır katılmasına da işler pek umduğu gibi gitmez...

Hepimizin düştüğü yanılgıları hatırlatan bu eserleri çok seviyorum ben. Çok kez söylediğimiz ile yaptığımız bir olamıyor, pek çok zaman şartlar buna elvermiyor. Uygun tabir mi bilemiyorum ama bazen bir şeyleri zorlayınca o üzerimizde biraz sakil duruyor .

İşte bunların hepsini anlatıyor Tatsız Bir Olay

Dostoyevski yazmış tabi ki okuyun....

Mayıs 07, 2019

Kadın Yok Savaşın Yüzünde - Svetlana Aleksiyevic

Savaş


Şimdiye kadar izlediğiniz en iyi savaş filmi hangisi ?
Er Ryan'ı Kurtarmak
Schindler'in Listesi
Full Metal Jacket 
Müfreze
Pealr Harbor

Peki ya şimdiye kadar okuduğunuz en iyi savaş konulu kitap hangisi
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Diriliş
Anne Frank'in Hatıra Defteri
Boyalı Kuş
Aslan Asker Swayk
Çanlar Kimin İçin Çalıyor 
ve bu romanlar dışında tüm tarih kitapları

Bu filmleri izledik, bu romanları okuduk, bir sürü tarihçiyi okuduk veya dinleyip belgeseller izledik değil mi hepimiz. Hepimiz savaş hakkında bir şeyler bildiğimizi düşünüyoruz. Özellikle de 2, Dünya Savaşını. Almanya Polonya'yı işgal etti, İngiltrere ve Fransa Almanya'ya savaş açtı, Alman Birlikleri Sovyetler Birliğinin iç kısımlarına ilerledi,Japonya Pearl Harbor'u bombaladı...... diye devam ediyor.  Sonuç ; toplamda elli beş milyon insan öldü. 




Bildiklerimiz bunlar, peki ya hisler, savaşanların hisleri özellikle de kadınların. Kadin Yok  savasin Yüzünde; Sovyetler Birliğinde savaşa katılan kadın askerler ile yapılan söyleşilerin kitabı. Yazar Svetlana Aleksiyevic ; yüzlerce kadınla konuşmuş, evlerinde ziyaret etmiş onları, mektuplaşmış, sonuçta bu muhteşem derleme ortaya çıkmış.  2015 de Nobel Edebiyat Ödülü kazanan yazar diyor ki ;  'Çünkü savaş hakkında bildiğimiz her şeyi biz erkek sesinden dinlemişiz, hep kahramanlık, hep kazanma hikayeleri duymuşuz.' İşte şimdi Sovyetler Birliği ordusunda savaşa katılan neredeyse bir milyon kadın askerden hayatta kalanlar ve -anlatmak isteyenlerin- anlattıkları ile başbaşayız.

Ben bu kitap hakkında çok fazla bir şey yazamayacağım, çünkü her sayfada boğazım düğümlendi .Anı kitaplarını çok keyifle , genelde gülümseyerek okurdum ama bu kez  bir anı kitabı okurken çok ağladım , hemde çok...

Bu kitabı alıntılar ile anlatacağım başka türlüsü mümkün değil. Lütfen lütfen lütfen okuyun, Kadın Yok Savaşın Yüzünde'yi ...Savaşın ne kadar iğrenç, ne kadar dayanılmaz bir şey olduğunu bir kez daha görün. Para uğruna, servet uğruna, petrol uğruna her ne uğruna olursa olsun savaş insanlık dışı bir olay..

Daha çok pek çok satırın altını çizdim ben. Bir kaçını buraya ekliyorum sadece...

** Cepheye gittiğimde öyle bir ufaktım ki savaş sırasında boyum uzamış.

**Kadınlar neden söz ederlerse etsinler şu fikri akıllarından çıkaramıyorlar. Savaş öncelikle cinayet, sonra ağır bir iştir

** Muharebeye giden yüz kişiden sadece yedisi döndüğü için taliplisi kalmayan sıcak lapa ve çorba

**Günlük besinimiz iki peksimetten ibaretti

** Öldürülenleri gömmeye vakit bulamıyorduk, sadece kum döküyorduk üstlerine

** Bana mutluluk nedir diye soracak olursanız, ölüler arasında canlı birini bulmaktır derim.

**Güzelliğim savaşta kaldı ne acı

**Ben küpelerimi bir köşeye saklamıştım, geceleri takıp uyuyordum

** İnsanlar sokakta yürürken açlıktan düşüp ölüyordu.

** Şehirdeki tüm kedi ve köpekler yenip bitirilmişti, serçe ve saksağan namına bir şey kalmamıştı.





Mayıs 03, 2019

Mutlu Prens - Oscar Wilde

İyiliğe Dair- Mutlu  Prens


Kulak verin bu dediklerime,
kimi bir bakışıyla yapar bunu
kimi dalkavukça sözlerle
korkaklar öpücük ile öldürür
yürekliler kılıç darbeleriyle
kimi gençken öldürür sevdiğini
kimi yaşlı iken
şehvetli ellerle boğar kimi
kimi altından ellerle
merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
kimi yeterince sevmez,
kimi fazlaca sever
kimi satar kimi de satın alır
kimi gözyaşı döker öldürürken
kimi kılı kıpırdamadan
çünkü herkes öldürür sevdiğini
ama herkes öldürdü diye ölmez

demis Oscar Wilde. Bu kadar ölümden, öldürmeden baseden bir yazar hakkında kendini öldürdü diye söylentiler olması çok doğal sanırım. Bir çok kaynakta menenjitten öldüğü yazsa da pek çok kaynak Paris'te köhne bir otel odasında tek başınayken kendini öldürüdüğünü yazmaktadır. Sebebi her ne olursa olsun hayata çok erken veda eden bir isim Wilde.. Geriye sadece tek bir roman bırakabilmiş. Dorian Gray'in portresi. Oyun ve öyküleri ise biraz daha fazla




Cinsel tercihleri yüzünden pek çok sorun yaşayan, hapse düşen, manevi olarak çocuklarını kaybeden yazarın, çocukları okusun diye yazdığı söylenen Mutlu Prens öykü kitabını okudum bugün. Mutlaka pek çok yayın evi tarafından basılmıştır , ben tercihimi İş Bankası Yayınları Modern Klasikler dizisinden yana kullandım.

Elli sayfalık bu öykü kitabında beş ayri öykü var;
Mutlu Prens
Harika Fişek
Bencil Dev
Bülbül ve Gül
Vefalı Dost

Çocuklara masal olarak ne zaman okunabilir, yada kaç yaşından sonra çocuklara okunması tavsiye edilebilir bence uzmanların karar vermesi gereken bir konu bu çünkü her öyküde ölüm geçiyor bu sebeple ben çocuklarınıza mutlaka okutun deme şansına sahip değilim ama yetişkinlerin bu hayat koştuşturması içinde okuması gereken öyküler Mutlu Prens içindekiler.

Her birinde ağırlıklı olarak bencillik, iyilik ,dostluk, sevgi temaları var. Belli bir yaştan sonra kişilerin değişmesi zor olsa da okuduğu bir satırdan etkilenip acaba demesi bile yeterli belki de

Okuyun derim ben, okuyun ve biraz huzursuz olun

Sevgiler
Sevim

Mayıs 01, 2019

Üç Yıl - Anton Çehov

Sorgulamalar- Üç Yıl


Kitapçılarda yapılan indirimleri seviyorum. Hiç aklımda olmayan, okuma listemde bulunmayan kitapları da düşük maliyetle okumuş oluyorum böylece. Üç Yıl içinde bu aynen geçerli. Bu yıl içinde Anton Çehov'dan Vanya Dayı okumak aklımdaydı ama 5 TL rafında yazarın ismini hiç duymadığım Üç Yıl novellasına rastlayınca yazarla güzel bir tanışıklık yapmış oldum.





Kısacık bir hayat yaşamış Çehov. Kırk dört yaşında veremden ölmüş ama bu kısacık sürede çok ses getiren eserler yazmış. Martı,  Vanya Dayı ve Vişne Bahçesi en çok bilinen oyunları yazarın.

Üç Yıl ; Moskovalı çok zengin bir tüccar olan Laptev'in her açıdan kendisini sorguladığı bir öykü. Otuzlu yaşlarda ve çirkin sayılabilecek bir erkek olan Laptev, ağır hasta olan ablasının yanında bir taşra kasabasında kalmaktadır bir süredir. Ablasının doktorunun genç ve güzel kızı Yulia'ya aşık olmuştur. Evlenme teklifi kabul görse de Laptev sürekli sorgular bu evliliği . Karsının kendisi sevmediğini , mutsuz olduğunu düşünür her gün. Babasının servetini, personeline karşı davranışlarını sorgular. Bu servetin aslında insan olarak hiç bir şey katmadığını farkeder. Eski sevgilisyle evlense daha mutlu olup olmayacağını sorgular. Bu sorgulamardan da çok yorulur.

Çehov'un realist tarzının çok güzel bir örneği bence Üç Yıl. Zaman zaman hepimizin yaptığı neredeyim ben ne yapıyorum diye hayatımza göz attığımız olur ya işte kahramanda tam olarak bunu yapıyor her gün..

Gerçekten büyük keyifle okudum. Kısacık bir eser tek sorun Rus kahramanların isimleri ve aile arasında o isimlerin kısaltılmış hallerinin hepsinin kullanımı. Güzel bir çevirisi ve akıcı bir dili var. Bir okuyun bakalım siz hangi soruları soruyorsunuz kendinize

Sevgiler
Sevim.

Nisan 29, 2019

Usta ve Margarita - Mihail Bulgakov

Usta ve Margarita


Bundan dokuz ay kadar önce tanıştım Bulgakov ile . Genç Bir Doktorun Anıları   ( okumadıysanız göz atabilirsiniz ) sevdiğim kitaplar arasında yer aldı. Henüz yirmili yaşların başında olan doktorun içindeki başarma azmi etkilemişti beni. Aradan geçen zamanda yazarın başka bir romanını okumamıştım. Usta ve Margarita hem raflarda hemde blog ve sosyal medya hesaplarında çok sık karşıma çıkan bir roman olduğu için yazarla dostluğuma bu roman ile devam ettim.





Usta ve Margarita yı okumayıp bookstagram hesaplarında yada bloglarda yorumuna denk gelenler çok çok büyük çoğunlukla şu yorumu gördüler benim gibi ' Çok büyük bir sistem eleştirisi, Stalin dönemini yerden yere vuruyor yazar devleti hicvediyor.' Bu yorumları yazan arkadaşlar dönem Rusya' sı hakkında ne kadar bilgi sahibi bilemiyorum ama ben kitabı okuduğumda devlet yönetimi ile ilgili hiciv anlayamadım. Bunun nedeni Rusya tarihini, Stalin  dönemimde yaşananları bilmiyor olmam muhtemelen.

Blog yazılarımı da bir arkadaşıma kitap anlatır mantığı ile yazdığım, başka sayfalardan kopyalamadığım için şimdi burada büyük büyük laflar etmeyeceğim. Gerçekten anladıklarımı, hissettiklerimi anlatacağım yine . Kitap Rus halkının yaptığı hatalar ile ciddi ciddi dalga geçiyor, sanat dünyasında olanları - hani bizde de eskiden bir laf vardı başrole giden yol yönetmenin yatağından geçer diye - bu gerçeği anlatıyor. Bir gün önce saygı ile önünde eğildikleri dergi editörü ölünce arkadaşlarının onun yerine geçebilmek için ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor.

Usta ve Margarita bir Rus klasiği değil, baştan sona fantastik bir roman. Şehre inen şeytan, yardımcıları, o şeytanın kehanetleri, kara büyü gösterileri havada uçuşan rubleler, rublelerin dolara yada kağıt parçalarına dönüşü gibi okurken kahkahalar attıran ama düşününce insanoğlunun aç gözlülüğünü gözler önüne seren olaylar var.

Usta yazdığı romanı bir türlü yayınlatamayan ve hayattan neredeyse vazgeçmiş durumda olan bir yaza ve Margarita'da ustanın büyük aşkı. Süpürgesine binip uçuyor şeytan ile yaptığı işbirliği sayesinde.

Ustanın yazdığı roman Pontus Pilatus ile ilgili. Pontus Pilatus kim diyecek olursanız Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi emrini veren vali. Bu konuda yazılan bir eser ile ilgili hayır cevabı alan Usta sanata küsüyor adeta

Keyifli bir roman Usta ile Margarita, ama okumadan önce Stalin dönemi nasıldı, neler yaşandı halk ve sanat dünyası bu ollaylardan nasıl etkilendi araştırıp öğrenilirse kitap daha anlaşılır olacaktır mutlaka. Ben okuduğumun ancak yarısını anlayabildim sanıyorum diğer yorumlara bakınca

Aranızda okuyan varsa ve beni anlamadığım yerler konusunda aydınlatabilirse sevinirim

Sevgiler

Nisan 23, 2019

Şeker Sokağı - Necip Mahfuz

Şeker Sokağı- Kahire Üçlemesi 3


Ve Abülcevat ailesi ile veda vakti... Otuz yılını birlikte geçirdiğim, aşklara , evlenmelere, boşanmalara , doğum ve ölümlere şahit olduğunu ailenin 1300 sayfalık öyküsü Şeker Sokağı ile son buluyor.


Saray Gezisinde (  okumadıysanız tık tık  ) Ahmet Beyi
Şevk Sarayında ( yine tık tık   )çocuklarının hayatını okumuştum daha çok . Şeker Sokağı ise Ahmet Beyin torunlarının hikayesi. Torunların siyasi hayatları ve  aşkları ... Zaman o kadar hızlı ilerliyor ki; İlk kitap olan Saray Gezisinde henüz on yaşında olan Kemal son kitapta kırklarına gelmiş bir İngilizce öğretmeni ama daha çok düşünür...





Mısır da yaşanan  siyasi ve ekonomik gelişmelerin ailenin tüm hayatına etkisi iyice hissediliyor bu kitapta, ayrıca Ahmet Beyin yaşlanmış olması sebebiyle otoritesi kalmadığı için hem torunlar hem çocuklar hem de Emine Hanım artık daha özgür... Mısır ise daha karışık, ailen,in her ferdinin iç hesaplaşmaları daha derin. Her biri kendisiyle daha çok konuşuyor, bize kendini daha çok anlatıyor.


Okumayı çok istediğim bu dev eseri bitirdiğim için gerçekten mutluyum şimdi.
Konudan çok üç kitapla ilgili ilgimi çeken beni çok şaşırtan ve üzen konuları da kısaca yazayım size 

Mısırda 1910 dan 1950 lere kadar on iki, on üç yaşındaki çocuklar dahi siyasetle politikayla aşırı derecede ilgiliymiş, ülkenin işgal altında olması mı buna etken, yoksa şimdi teknoloji deyip çok sevdiğimiz esaretimizin olmamasını bunda etken bilemiyorum ama her akşam ailenin toplanıp sohbet etmesi nedeniyle aile içinde konuşulan bu konular çocukları hem bilgi sahibi hem de taraf yapıyor. Şimdi ülkemizde o yaşta bir çocuğa siyaset hakkında bir şeyler sorsak cevap alabileceğimizi sanmıyorum.

Canımı sıkan beni en çok üzen konu ise kadın erkek eşitsizliği oldu. Erkeklere hak olan en basit bir olay bile - fiyatı daha ucuz olduğu için kadın erkek karışık yolculuk yapılan vagona binmek gibi - kadın yaptığı zaman o kadının " hafif " olarak sınıflandırılması. Ne yazık ki ülkemizde bir çok yerde hala süren bu eşitsizliği okumak ve hala var diye düşünmek kolay olmadı benim için

Birde o yıllarda ülkenin İngiliz işgali altında olması sebebiyle sanırım ilkokullarda bile İngilizce dersleri olması, üniversiteye kadar bunun sürüp gitmesi de şaşırdığım bir başka konuydu.

Mısırın siyasi tarihi ile ilgili kısmında  aynı evden yetişen iki zıt kutup kardeşi ise gülümseyerek birazda acıyarak okudum.

Ben bu aileyi çok benimsedim, şimdi neredeler nasıllsa acaba diye bile merak eder oldum neredeyse...

Necip Mahfuz ile mutlaka tanışın
Sevgiler

Nisan 18, 2019

Esaretin Bedeli Tiyatro Oyunu

Umudumuz Var - Esaretin Bedeli


Pek çoğunuz izlemiştir mutlaka Morgam Freeman'ın başrolünde oynadığı Esaretin Bedeli filmini, benim film izleme alışkanlığım ne yazık ki çok az olduğu için 1994 yapımı bu filmi izlememiştim. 





Bir kaç ay önce Sadri Alışık- Çolpan İlhan tiyatrosunun, Stephen King'in bu eserini oyunlaştırdığını öğrenince umarım Bursa'ya gelir de izlerim demiştim.
Dün akşam bu tadına doyulmaz oyunu gözlerim yaşlı izledim.

Shawshank hapishanesi, cani katiller, tecavüzcülerle dolu korkunç bir yerdir ve kendisini aldatan karısını öldürmekten mahkum Redd buranın gediklisidir. Şartlı tahliye talepleri sürekli reddedilmektedir. Redd'in en büyük özelliği dışarıdan , hapishaneye her tür şeyi - içki, sigara , erotik dergi- sokabilmesidir.

Herkesin masum olduğunu söylediği bu cehenneme bir gün  bankacı Andy Dufresne gelir, o da karısını ve onun aşığını öldürmekten ömür boyu ceza almıştır. Andy'de aynı şeyi söyler 'onları ben öldürmedim'. 




Korkacağı , ağlayacağı üzerine bahislere girilen Andy hepsi için umut kaynağı olur, azim kaynağı olur, başarmanın simgesi olur. Vergi ve bankacılık tecrübeleriyle gardiyanların ve hapishane müdürünün tüm kirli işlerini yapan Andy bu sayede tecavüzcü kız kardeşlerden de korunur bir süre... Hücresinde tek başına umutla bekler kurtuluş gününü...

Tamamı erkek oyunculardan olan kadro harikuladeydi, herkes o kadar yakışmıştı ki rolüne, isimlerini bilmediğim için utanç duyduğum tecavüzcü kardeşler  oyunun yıldızlarıydı. Redd 'i oynayan Kerem Alışık beklediğimin üzerinde bir performans sergiledi, dizilerde denk geldiğimde izlediğimin oyun performansının  üzerinde bir tiyatro oyuncusu olduğunu gördüm. Ses tonu ,vurguları ile sık sık babasını hatırlattı bana. Yine Kaan Taşaner televizyon ekranlarından tanıdığım bir isimdi, ama Andy için muhteşem bir seçim olmuş, yüzündeki muzip gülümseme, gözlerinin içindeki umudun parıltısı ile sahneyi dolduran bir oyunculuk sergiledi. Ayrıca müzikler ve alttan gelen sesler film tadında izlememizi sağladı

Sezon bitmeden son oyunlarda denk gelirseniz izleyin bence... 
Sevgiler





Nisan 15, 2019

Şevk Sarayı - Necip Mahfuz

Şevk Sarayı - Kahire Üçlemesi 2


Muhteşem serinin ilk kitabı olan Saray Gezisi'ni (okumayanlar için tık tık ) geçen hafta anlatmıştım. Bu hafta serinin ikinci kitabı olan Şevk Sarayı 'nı okudum. Yaklaşık bin sayfasını okuduğum bu esere vurulmamak, hayran olmamak mümkün değil sanırım. 1910 lar Mısır'ını öyle bir anlatmış ki Mahfuz ben her satırından çok etkilendim.





Saray Gezisi'nin bitiminden beş yıl sonrası ile başlıyor Şevk Sarayı. Bu arada kitap isimleri ailelerin yaşadığı sokakların adları. Saray Gezisi Ahmet Bey'in ailesi ile yaşadığı evin bulunduğu sokak, Şevk Sarayı Yasin'in öz annesinden kendisine miras kalan evim bulunduğu sokak, üçüncü kitap olan Şeker Sokağı ise evin kızları Ayşe ile Hatice'nin evlendikten sonra yaşadıkları sokak..

Evet Şevk Sarayı aradan beş yıl geçtikten sonra başlıyor, Ayşe ve Hatice artık anne olmuş, evin küçük oğlu Kemal ise liseyi bitirmiş , üniversiteye gitmeye hazırlanan bir delikanlı ve çok aşık. Yasin ise tam babasının oğlu ...

Şevk Sarayı'nda çocukların duyguları, yaşadıkları daha ön planda . Ahmet Bey perde arkasında çocuklar üzerinde baskısını devam ettirse de artık hepsinin kendine ait hayatları da var.

Şevk Sarayı nı okurken bu anlatılanların, bir zamanlar hatta şimdi bile başka bir coğrafyada yaşanıyor olabilme ihtimali o kadar korkutucu geldi ki, sanırım ondan çok etkilendim. Erkeklerin sadece kendileri için yarattıkları bu dünyada kadınların hiç evet hiç bir değeri yok. Kadınlar sadece erkeklerin hizmeti için var. 

Bugün son kitaba başlayarak aile ile vedalaşacağım, iki haftadır o kadar hayatımdalar ki, sanki arkadaş oldum hepsiyle onlardan vazgeçmem kolay olmayacak.

Mahfuz ile illa ki tanışın 
Sevgiler
Sevim

Nisan 08, 2019

Saray Gezisi- Necip Mahfuz

Saray Gezisi- Kahire Üçlemesi 1


Ah Necip Mahfuz... Sen nasıl bir yazarsın ve neden ülkemizde bu kadar az tanınıyorsun. İlk olarak Cebelavi Sokağının Çocukları ( okumak için tık tık ) daha sonra da Midak Sokağı ( yine tık ) okudum ve yazarın kalemine hayran oldum. Kitap okuyor gibi değil de canlı canlı tiyatro da izliyormuşum hissiyle doldum her iki romanda da...

Uzun süredir aklımda Kahire Üçlemesi vardı. Yaklaşık bin üç yüz sayfalık üç roman . Saray Gezisi, Şevk Sarayı ve Şeker Sokağı. Serinin ilk kitabı olan Saray Gezisi ile başladım Salı günü. Bu üçlemede bir ailenin yaklaşık elli yıllık bir dönemi anlatılıyor. Aile içinde yaşananlar ve perde arkasında da Mısır'da ki siyasal iklim.




Saray Gezisi, 1918 yılında başlıyor, İngiliz işgali altındaki Kahire'de hali vakti yerinde bir tüccar olan Ahmet bey ve ailesini tanıyoruz. Ahmet bey; evde fırtına gibi sert, despot, aksi, aşırı kuralcı bir baba. Öyle ki, yirmi küsur yıllık karısı Emine hanım, evlendiklerinden bu yana sokağa asla tek başına çıkamıyor, annesini ziyarete bile ancak kocasının izni ile onun refakatinde gidebiliyor. Ama yine de mutlu ve huzurlu bir kadın Emine hanım. 

Kocasının ilk evliliğinden olan oğlu Yasin ve kendi çocukları Hatice, Fehmi, Ayşe ve Kemal ile birlikte evin işlerini yapmaktan dolayı çok mutlu...

Yasin memur, Fehmi ise ailenin en çalışkanı hukuk fakültesi öğrencisi, kızlar Ayşe ve Hatice ise evde kısmetlerini bekliyor. Kemal dokuz-on yaşın getirdiği çocuk masumiyeti ile koşup oynuyor. 

Ahmet bey ise evde koyduğu bu aşırı kurallara rağmen, her gece arkadaşlarıyla birlikte müzik, içki ve kadınlarla dolu alemlerde...

İşte böyle bir aile İngiliz İşgali altında yaşarken, ayaklanmalar, protesto gösterileri başlıyor sokaklarda ve ister istemez aile kendini bu karışıklığın içinde buluyor...

Her kitabın bir okunma zamanı var sözü gerçekten doğru sanırım sekiz dokuz aydır okumak istediğim bu serinin ilk kitabı Saray Gezisi ni dün bitirdim. Kitabın son sayfasının tarihi 7 Nisan 1919... Çok ilginç bir tesadüf oldu benim içinde ..Tam yüz yıl önceki gün...

Hemen ikinci kitap olan Şevk Sarayına başlıyorum .Aileden uzak kalamayacağım sanırım

Sevgiler
Sevim

Nisan 01, 2019

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git - Susanna Tamaro

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git


Bir kaç gün önceydi; en sevdiğim çevirmenlerden olan Eren Yücesoy Cendey instagram hesabında Yüreğinin Götürdüğü Yere Git romanının İtalya'da yayınlaşının yirmi beşinci yılı nedeniyle yapılacak kutlamadan bahsetmişti. Ve bir de not ilave etmişti ' Bugün olduğumuz kişi olarak yeniden okumanın tam zamanıdır. ' 

Öyle yaptım bende yirmili yaşların hemen başında okuduğum bu şahane kitabı bir kez daha okudum. O kadar iyi geldi ki, içimi nasıl ifade etsem bilemiyorum ama sıcacık, yumuşacık yaptı sanki.




Anneannenin torunu için tuttuğu bu günlük, ona ithafen yazdığı mektuplar kendisini sorgulatıyor insana. Artık seksen yaşında olan Olga; kendi çocukluğunu, genç kızlığını, evliliği, erkenden ölen kızı İlara'yı ona karşı hislerini anlatıyor bu satırlarda artık uzakta olan torununa.

Neredeyse her sayfada altını çizecek bir cümle bulmak mümkün, bende böyle düşünüyorum, yada aslında doğru söylüyor olaylara bu açıdan baksam  daha rahat ederim dediğim cümleler ile dolu Yüreğinin Götürdüğü Yere Git.

Pek çoğunuz daha gençken okudunuz biliyorum, o zaman torunun bakış açısıyla hayata bakan dostlarım, şimdi anne yaşlarındalar. Olga'nın yaşına gelmemize epey var bu yüzden yeniden okuyun derim ben.

Bahar bize göz kırparken çok iyi gelecek ruhunuza. Uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıp kitaptan bir kaç alıntı paylaşayım.

Sevgiler
Sevim

**Ölüler yokluklarıyla değil de - onlarla bizim aramızda - söylenmeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl

**Mutluluğun hep bir nesnesi vardır, bir şeyler yüzünden mutlu olunur, varlığı dışarıdan bir olaya bağımlıdır. Oysa neşenin nesnesi yoktur. Belirgin olmayan bir nedenle sarar seni.

**Anlayış ve yüzeysellik, yaşla değil herkesin hak ettiği yolla ilgilidir.

Mart 29, 2019

Suç ve Ceza - Dosyoyevski

Suç ve Ceza


Aslında böylesi bir kitap hakkında yorum yazabilmek bile çok haddime düşmez ama ilk defa on dokuz ikinciye otuz beş yaşında okuduğum Suç ve Ceza'yı bir kez daha okudum. Bu defa kitap giybeti okuma grubumuz ile..Hatta ellilerimdeyken bir kez daha okumaya karar verdim.

Uzun uzun anlatmayacağım dediğim gibi, zaten herkes tanıyor Raskolnikov'u ve herkes biliyor neler yaptığını. Bu defa da okurken çok kızdım, çok üzüldüm, anladım, sevdim, yine kızdım, yine acıdım ona. Neredeyse yedi yüz sayfa boyunca kafam karışık bir şekilde hareket ettim.

Razmuhin, Dunya, Sonya, her birinin yaptığı fedakarlıkları, Lujin'in düzenbazlıkları , polis ile sorgu yargıcının tutumları ve romandaki her bir sahne kesinlikle adım adım gözümün önündeydi bir kez daha.

Sanırım hayatım boyunca bıkmayacağım ve her okuduğumda farklı tatlar alacağım romanlar arasında ilk sırada yer alacak her zaman

Ben bir kez daha anladım ki Dostoyevski, Tolstoy derbisinde ben Dostoyevski taraftarıyım. Ve önünde saygıyla eğiliyorum 

Sevgiler
Sevim 

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...