Ağustos 30, 2017

Yakıcı Sır - Stefan Zweig

Çocuk ve Aşk


Bir oturuşta okunabilen bir roman daha. Bu kadar az sayfada - 88 sayfa - nasıl bu kadar derin bir şeyler anlatabilir bir insan? Nasıl bir ustalık bu? Okurken,  kullandığı benzetmelere hayran oluyorum her kitabında. Bu okuduğum 3. eseri...  Yakıcı Sır...  Kadınla erkek arasında, sonra da anne oğul arasında ömür boyu kalacak bir sırrın romanı



Valilikten memur olan çapkın baron bir haftalık tatil için otele gider. Tatilden tek beklentisi kısa bir flört ile bu tatilin renklenmesidir.  Otelde ki tek kadın oğlu Edgar ile tatile gelen, Mathilde'dir. Baron bu kadına ulaşmanın tek yolunun oğlundan geçtiğini anlar. 

Edgar çocuk olmaktan sıkılmış, genel olarak mutsuz bir çocuktur, kendisine yetişkin gibi davranan baron bu yüzden onu büyüler. O kadar sever ki arkadaşını, annesi ile tanıştırır. Baron amacına ulaştığı için herkes gibi, Edgar'ı görmezden gelince çocuğun dünyası yıkılır. Baron ve Mathilde arasında yakınlaşma başlayınca Edgar'dan gizlice kaçıp buluşurlar. Çocuk artık çok sevdiği barondan nefret etmektedir Dünyası yıkılmıştır. Ama madem kendi dünyası yıkılmış, annesi ile baron onsuz da mutlu sohbet eder hale gelmiştir, Edgar da bir yetişkin gibi davranacak onları mutsuz edecektir. 

Bir kaç günlük maceranın enfes hikayesi. Edgar'ın neler yapacağı, Mathilde'nin aşkı mı oğlunu mu tercih edeceğini merak ederek okudum hep.

Bayram tatilinde keyifle okuyabilirsiniz. İlknur İgan muhteşem bir şekilde çevirmiş Yakıcı Sır ı...
Yoksa siz hala Zweig okumadınız mı? 
Bence bir kitapçıya uğrayın bugün...

Sevgilerimle 
Sevim

Altını Çizdiklerim

Yaşanmamış duygular birimlere aşırı ağırlaşır ve değeceğine inanılan ilk kişiyle karşılaşıldığında alabildiğine boşalır.

Hiç bir şey zekayı; tutkulu bir kuşku kadar bileyemez.

Gerçeği ifade ettiğini düşündüğü sözcüklerin geride hiç bir şey kalmadan patlayıp giden renkli balonlar olduğunu gördükten sonra hayatı anlamlandırmakta zorlanıyordu.

İnsan birine yalan söylüyorsa, başkasına da söyler. 

Ağustos 28, 2017

Muhteşem Gatsby- F. Scott Fitzgerald

Para ile aşk 


20, yüzyıl Amerikan edebiyatının en önemli eseri Muhteşem Gatsby.  O kadar çok adını duydım ki, hakkında o kadar yorum okudum ki; almadan edemedim. Bir kaç kez filme alınmış bu roman. Ayrıca Benjamin Button 'un tuhaf hikayesi kitabı da Fitzgerald'ın..





Muhteşem Gatsby Newyork'a yakın bir mahallede geçiyor. Romanın anlatıcısı Nick Carrawey, çalışmak için bu mahalleye taşınmış ve o büyük malikanenin sahibi Mr Gatsby'nin bitişik komşusudur. Bir akşam yemeğe davetli olduğu kuzenin Daisy ve kocası Tom'un evinde Jordan Baker ile tanışır. Miss Baker 'da Gatsby'i tanımaktadır.

Bir kaç gün sonra Tom'un karısını  mahalledeki oto tamircisinin karısı Mrs Willson ile aldattığını öğrenir, hatta kadınla tanışır bile... Daha sonra Gatsby ile tanışır, ve onun çok meşhur muhteşem partilerine katılır. Jordan ise kısa bir süre sonra gerçeği anlatır. Gatsby; Daisy'nin eski aşkıdır ve yıllardır onu unutamamıştır.

Gatsby'de olanları doğrular ve tüm bu ihtişamın , partilerin Daisy'i bir kerecik daha görmek için olduğunu söyler. Ve Nick'ten onları buluşturmasını ister. Buluşma gerçekleşir ama Daisy, Gatsby'e o beklediği aşkı verecek midir?

İlk başta da yazdığım gibi Muhteşem Gatsby  için yorumların hemen hemen hepsi mükemmel olduğu yönünde. Bu nedenle büyük bir beklenti ile aldım kitabı. Hatta ilk aldığımın çevirisini beğenmediğim ve çok okumak istediğim için ikinci bir kitap daha aldım. Ama olmadı beni sarmadı , çekmedi.

Partilere katılan ve romanda hiç bir rolü olmayan o kadar çok isim verilmişti ki, en başta o beni yordu. Yorumlarda sürekli bahsedilen Amerikan halkının sınıfsal farkını da, o çok büyük diye bahsedilen aşkı da göremedim.Daha önce bir kitap yorumumda yazmıştım, insanlar yazarın anlattığından farklı bir şey arıyorlar belki de . Bende tüm roman boyu sınır ayrılığı, ekonomik düzen bozukluğu aradım bu yüzden .

Çeviriden de kaynaklı olabilir ama 170 sayfalık kitabı 4 günde ancak bitirebildim. Belki orijinal dilinden okusam betimlemeleri severdim ama be yazık ki elimdeki iki kitapta da çeviri vasatın altındaydı.

Okurken beni mutlu eden, yada bir sonuç çıkartabildiğim bir roman olmadı. Yada 5 karakterin hiç biri beni etkilemedi. Bu kadar  önemli eserleri eleştirirken daha dikkatli olmaya çalışıyorum aslında ama bu kadar hayal kırıklığı yaşamayı da beklemiyordum doğrusu.

Ama yine de  ben hiç bir kitap için okumayın diyemem. O yüzden okuyup severseniz bana da sevdirirseniz sevinirim. Belki bir kaç yıl sonra yeniden okur, o zaman severim kimbilir...

Sevim

Bu da en son filmin fragmanı buyrunuz


Ağustos 24, 2017

Kuyucaklı Yusuf - Sabahatin Ali

Bir Cinayet Gecesi


Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme sana dargınım
Ben gene sana vurgunum


En sevdiğim şarkılardandır benim. Böylesine etkili aşk şiirleri yazan bir şair, yazar romancı Sabahattin Ali... Geçtiğimiz yıl çok büyük tartışmalara sebep olan Kürk Mantolu Madonna romanında ki Maria Puder ve Raif Efendi de unutulmaz aşk kahramanlarıdır. Aşkı, acıyı, fakirliği çok açık bir dille anlatır. 41 yıl süren kısa yaşamında çok büyük eserler bırakmıştır bize...Bir süredir okumak isteyip okuyamadığım bir romandı Kuyucaklı Yusuf. 215 sayfalık bir roman,  şu an kullanılmayan kelimelerin bolluğu nedeniyle çok kolay okunamıyor. Arada sözlüğe baktırıyor.





Yağmurlu bir gecede Nazilli' nin Kuyucak köyünde daha 9 yaşındayken ana babasının ölümüne şahitlik eden Yusuf'u Nazilli' nin kaymakamı Selahattin bey evlat edinip; karısı Şahinde ve kızı Muazzez ile yaşadığı eve getirir. Bir süre sonra kaymakamın Edremit' e tayini çıkınca hayatlarını burada sürdürmeye başlarlar.

Bir bayram günü şenlik yerinde Muazzez' e sarkıntılık eden kasabanın zenginlerinden sarhoş Şakir'i döven Yusuf hayatının değiştiğinin farkında değildir. Şakir'in babası Hilmi bey kaymakamı önce kumarda borçlandırıp, sonra Muazzez'i oğluna ister

 Ertesi günü bakkalın oğlu Ali , Yusuf' un bu çaresiz durumdan kurtulması için kumar borcunu ödemeyi teklif eder. Ama bu defa da Yusuf ; Ali' ye Muazzez' i verme sözü verir.

Yusuf akşam eve gittiğinde Muazzez'e aslında çok aşık olduğunu fark eder,  üstelik bu aşkın karşılıksız olmadığının da öğrenir. İçini kaplayan sıkıntılar büyük bir felaketle dağılır; Şakir Ali' yi vurur.

Yusuf, paragöz annesinden korumak ve artık onun başkası ile evlenmesine dayanamaycağı için Muazzez' i kaçırır gizlice evlenirler. Kaymakamın baba yüreği evlatlarından ayrı kalmaya dayanamaz onları affeder ve Edremit' e geri dönerler.

Peki Şahinde rahat duracak mıdır? Yusuf artık huzurlu günlere kavuşmuş mudur?

1937 de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf , o güne kadar hep öykü yazan  Sabahattin Ali' niln ilk romanı... Taşradaki iktidar ilişkilerini , sınıfsal sorunları, meşrutiyetle gelen yeni düzeni anlatır. Bir yetimin , bir evlatlığın dramını aşkın içinde taşra hayatı ile anlattığı için 80 yıldır okunmakta sanırım. Yusuf' a acıma, kızma , onun için korkma duyguları ile okudum ben hep... Kendisine sunulan hayatın kıymetini bilememe, o umursamaz tavrı, onu evlat edinen adamın ise aldığı sorumluluğu hiç önemsemeyip Yusuf' u böyle başıboş bırakması ' bu kadar da olur mu' dedirtti.

Okursanız Yusuf'u kızarak sever, en çok Muazzez' e acırsınız bence..



Sevgiler
Sevim






Ağustos 21, 2017

Yüzbaşının Kızı - Puşkin

Cesur Aşıklar -Yüzbaşının Kızı


Yine bir klasik kitabın yorumu... Karısı uğruna giriştiği bir düello sonucu ölen Puşkin ; Rus Edebiyatının  temel taşlarındandır.

Özellikle şiirleri kendisinden sonra gelen çok sayıda kişiyi etkilemiştir.  Yüzbaşının Kızı romanı ise gerçek bir ayaklanmayı, bu ayaklanmanın Kazak Lideri Emelyan Pugaçev' i anlatmaktadır.



Pyotr Andreyiç Grinyov uçarı bir gençtir bu yüzden eski bir asker olan babası orduya katılmasını istemektedir. 17 yaşına girdiğinde lalası Savelyiç ile yola çıkarlar. Hayallerindeki gibi Petersburg değil, Belogorskaya kalesi ilk görev yeri olur. Çevresinde pek bir şeyin olmadığı bu kaleye giderken pek çok macera atlatırlar. Bir kılavuzun yardımı ile donmaktan kurtulur, kaldıkları handa bir sarhoş tarafından dolandırılırlar. Buradaki yüzbaşı ve karısı ona bir evlat gibi davranırlar. Yüzbaşının 18 yaşlarındaki kızı Maşa ise ilk günden etkiler Grinyov' u... Ancak Maşa 'dan etkilenen bir kişi daha vardır ; oda arkadaşı Şvabrin...

Günler ikisi arasındaki çekişme dışında çok sakin geçerken 1773 yılında o büyük ayaklanma patlar. Herkesi Çar III. Petro olduğuna inandıran Pugaçev isyancı Kazak'ların başına geçmiş, kaleleri ele geçirmeye başlamıştır. Grinyov kalenin ele geçmesinden ve sevgilisi Maşa' nın başına geleceklerden endişelidir. Ve beklenen olur Belogorskaya kalesi düşer. Pugaçev ; idam sehpasına Grinyov' u oturttuğu anda onları bir sürpriz beklemektedir.

Yüzbaşının Kızı gerçek bir olayı, bir aşk ile örüp yazmış, okurken halkın , askerlerin çıkarları uğruna saf değiştrmesini, iç savaşın yarattığı sıkıntıları çok yumuşak bir dille anlatmış. Ama çeviri için ne desem bilemiyorum. Kısa cümleler kullanılması büyük bir artı olmasına rağmen romanı Türkçe'ye çevirmek yerine tamamen Türkçeleştirlmesi çok ciddi bir hata. Puşkin' in ' cumbadanak' ' elifi görse mertek sanır ' ' keratlar' ' 'deveye hendek atlamaktan zor' ' ayol ' gibi tanımları kullanmamıştır mutlaka :)) 

Uzun tanımlamalar, betimlemeler içermediğinden çok kolay okunabilir ve o cesur aşıklara hayran olunabilir. Aşk için göze alınanlar ve özgürlük mücadelesi.....
Keyifle okudum,  tavsiye ederim.

Ağustos 19, 2017

Binboğalar Efsanesi - Yaşar Kemal

Memleketimde Bir Hıdırellez Gecesi - Binboğalar Efsanesi


Blogumu okuyanlara küçük bir hatırlatma yapayım önce; bazı yazarların külliyatını tamamlama kararı aldım. Bunlardan ilki Yaşar Kemal. Okudukça beni büyüten, öldüren, dirilten, ağlatan, güldüren bir edebiyat ustası o. Ve onu tamamlamadan sanırım bir yanım eksik kalacak. O yüzden ayda bir yada iki eserini okuyup burada sizlere anlatmaya çalışıyorum.



Binboğalar Efsanesi ilk olarak 1971 yılında yayınlanmış. Tam olarak kendi doğduğu topraklarda geçiyor. Ceyhan, Aladağ, Adana, Çukurova, Hemite Dağı... Oraların taşını, toprağını, çiçeğini, kuşunu, börtü böceğini efsaneleştiriyor yine. Bir ses tonunu bile öyle bir anlatmış ki, o sesi duydum sanki...

Türkmen/Yörüklerin belki iyi niyetten,  yada bizim şimdi kullandığımız tabirle vizyonsuzluktan, ileriyi görememekten yerleşik düzene geçmemeleri ve yıllar sonra yerleşecek bir karış toprak bulamamaları, eski dostların düşman oluşunu anlatan bir efsane Binboğalar Efsanesi

Bir Hıdırelez gecesi başlıyor roman. 5 Mayıs'ı 6 Mayıs' a bağlayan gece. Devletten, toprak ağalarından, beylerden, eski dostlardan ümidi kesen Türkmenler' in tek umudu Hızır ve İlyas' tadır. Çünkü inanırlar ki; onların kavuştuğu an; dünyada bütün yaşam durur, bütün canlılar ölür hemen ardından daha güçlü dirilir. Ve o iki ayrı yönden gelen yıldız birleşir ve o an bu yıldızların birleşmesini kim görür dilek dilerse o dilekler olur.

İşte bütün Karaçullu obası başta Horasanlı emir demirci ustası Halil Usta olmak üzere sözleşirler , bu anı kim görürse görsün 'Çukurda kışlak, Aladağ'da yaylak ' isteyecektir. Herkes bu sözü verir vermesine ama gerçekte pek böyle olmaz , gönüllerde başka dilekler vardır. Halil Usta' nın torunu Kerem bir şahin, obanın en güzeli Ceren ise , oralarını terk edip giden oba beyi Halil' i yeniden görmeyi diler.

Yaz bitip kış yaklaşırken Çukurova'da kışlak ararlar ama ya dayak yerler, ya kurşunlanırlar, ya çadırları yakılır. Jandarma da onlardan yana olmaz. O kadar derin acılar çekerler ki...

İşte Binboğalar Efsanesi bu yörüklerin bir yılını anlatıyor. Roman kahramanlarının hepsi çok çarpıcı. Yörük gelenekleri çok etkileyici. Okurken başlarına gelenlerde boğazım düğümlendi. Elimi uzatıp yardım etmek istedim adeta. Kısa zaman önce yerleşik düzene geçen köylülerin onlara bakışı, herkesin karşısındakinin hayatına özenmesi, kimsenin birbirini anlamaması, ve zulüm içinde, çıkar içinde olanlar...
Bir Hıdırellez gecesi başlayan roman yine bir Hıdırellez gecesi biter. Yörüklerin verdiği kayıplarla...

Her Yaşar Kemal romanının sonunda söylediğim gibi Okuyunuz.....  mutlaka

Sevgiler
Sevim

Altı Çizilenler
*********************************
Bir ömür bir anlık solukta. Şu olduktan akan sudur. Bir an. Su bir duracak, akmayacak.

Bir başkasını aşağılayan insan önce kendisi aşağılamıyor mu? Bunun kimse farkında değil mi? Ağacı, kuşu, akarsuyu, börtü böceği, yerdeki karıncayı, en alçak insanı kutsayan, yücelten, güzelleştiren insan güzelleşir, öyle değil mi?






Ağustos 15, 2017

Amok Koşucusu - Stefan Zweig

Yaşam ve Ölüm


Stefan Zweig' i yeni okumaya başladım biliyorsunuz, madem tanıdım ve madem çok sevdim devam etmek istedim. İsmi nedeniyle seçtim Amok Koşucusu' nu ... Amok bir hastalık Malezya yerlilerinde görülen , bir delilik, bir sarhoşuluk hali. İnsanın kudurması, ölümcül ve anlamsız bir saplantının krize dönüşmesi hali. Yani gerçek bir hastalık bu. Zweig' in de intihar ettiğini düşününce de okumak istedim bu incecik hikayeyi...

60 sayfalık bir öykü bu, ama o kadar derin psikolojik çözümlemeler var ki, çok hızlı okunmak istemedim. Bir insanın iç dünyasına yolculuk yapmak, sancılarını hissetmek o zihin bulanıklığında dolanmak keyifli oldu.



Öykü bir gemide başlıyor. Yolculardan biri gece yarısı başka bir yolcu ile karşılaşıyor ve karşılaştığı yolcu ona hikayesini anlatıyor. İşte Amok koşucusu aslında bu hikaye. İşlediği bir suçtan dolayı görevden uzaklaştırılan bir doktor. Doğu Hint  Adaları' nda görev yaparken , o yalnızlığın, bunalmışlığın ortasındayken; beyaz bir kadın kendisinden yardım ister. Ama kadının öyle kendinden emin, öyle buyurgan bir tavrı vardır ki ; doktor yardımı reddeder. Ve o an daha pişman olur. Kadının peşinden koşar Amok gibi...

Son derece durağan olması gereken öyküyü nefes nefese okutan da sanırım bu koşu. Doktor yardım edecek mi , kadına ne olacak, bu gemide ne iş var gibi sorular hiç tükenmeden okudum 60 sayfayı...

Zweig' i tanımak ve anlamak için okunması gereken bir öykü bence
Sevgiler
Sevim....




Ağustos 13, 2017

Cemile - Cengiz Aytmatov

Aşkın İlhamı


Hep okumak istediğim ama nedense bir türlü okuyamadığım yazarlandı Aytmatov. Madem ilk kez okuyacağım ilk romanı ile başlayayım dedim ve elime Cemile' yi aldım. İncecik ama çok ağır bir roman. Sakin sakin , dinlene dinlene okunması gerekiyor. Zaten yorumlara bakınca da herkes aynı konuda birleşmiş Aytmatov' u ancak sindirerek okuyanlar anlayabilir diye. Kendime , okumakta geç kaldığım için kızdığım bir yazar oldu yine. Ama daha önce yaptığım işi yaparken bu kadar derin yazarları anlayabilir miydim bilmiyorum, kafam öylesine işle doluydu ki...

Cemile ile ilgili en önemli yorumu Fransız yazar Louis Aragon yapmış. 'Aşıklar şehri olmakla övünen Paris' te geçen tüm aşk hikayeleri gözümden düştü. Çünkü ben Cemile' yi okudum. '  Bu kadar kıymetli bir yorumu bu kadar önemli bir ustadan alabilmek çok büyük bir ödül olmalı Aytmatov için...



Cemile ; 2. Dünya savaşı yıllarında bir Ağustos ayında o sıcak Kırgız bozkırlarında geçiyor. Savaşın en zorlu zamanlarıdır, tüm erkekler savaşa gittiği için köylerde sadece kadınlar ve küçük çocuklar kalmıştır. Şen şakrak, güzeller güzeli Cemile evlendikten 4 ay sonra kocası savaşa gitmiş, köyde kocasının ailesi ile baş başa kalmıştır. Cemile ' nin küçük kaynı 13 yaşındaki Seyit ile tüm işleri birlikte yapmaktadırlar.

Bir gün kadınların yapacağından daha ağır bir iş düşer onlara, bunu yaparken savaştan sakatlanıp dönen Danyar'da onlara yardım edecektir. İşte bu sırada o yasak aşk doğar Cemile ve Danyar birbirlerine aşık olurlar. Seyit bunu fark eder ama hiç ses çıkarmaz. İçin için sevinir sanki, hele ki Cemile' nin başını Danyar' ın omzuna yasladığı an... Bu anı kafasına kazır ve resmini bile yapar...

İki genç daha fazla dayanamaz, tüm törelere, geleneklere rağmen birlikte kaçarlar, Seyit bu aşka bu kadar sevinmesine rağmen Cemile giderken üzüntüsünden kahrolur, çünkü o küçük yaşına rağmen o da Cemile' ye aşık olmuştur...

Seyit' in ağabeyi savaşatan dönünce köy karışır, herkes Cemile' yi suçlar, Seyit hariç...

İşte böyle bir hikaye Cemile... Tüm hikayeyi büyüyüp bu aşkın da ilhamıyla ressam olmuş Seyit' in ağzından dinliyoruz. Onun çocuk saflığı ile  aşka bakışını, enfes doğa tasvirlerini, hayallerini umutlarını okuyoruz.

Ben çok severek okudum. Aytmatov okumamış olanlara tanışmak için güzel bir başlangıç olur diye düşünüyorum...

Bir de kitabın bence en özel cümlesini yazayım ' İnsan herşeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez... '

İyi Pazarlar
Sevim


Ağustos 11, 2017

İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit

Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek ?


Kitaplarda da , filmlerde de , dizilerde de herkesin bir tarzı vardır. Kitaplarlarda beni mutlu eden tarzın hep biraz tarih kokanlar olduğunu söylüyorum zaten, film ve dizilerde ise polisiye aşığıyım ben. Yıllarca Mentalist. Sherlock Holmes gibi dizilerde katili tahmin etme savaşı vermiş biri olarak Ahmet Ümit okumanın benim için nasıl büyük bir keyif olacağını tahmin etmişsinizdir, Hem tarihi bilgilendirmeleri hemde Komser Nevzat ve adamları Zeynep ve Ali ' nin maceraları beni hep heyecanlandırmıştır.

İlk yayınlandığı zamanlarda okumuştum İstanbul Hatırası' nı.. Aradan 7 yıl gibi bir zaman geçince İstanbul tarihinde biraz gezinmek için yeniden okumaya karar verdim. Katil kim bilsem de yine aynı heyecanla okudum, yine de aynı zevki aldım Nevzat' ın yanında...



Yer ; Sarayburnu,  Topkapı müzesinin bir kaç yüz metre yakınında ki Atatürk heykelinin önü. Yerde bir ceset arkeolog Necdet Denizer. Avucunun içinde bir sikke, bir yüzünde ay yıldız ve İstanbul' un ilk adı olan Byzantion yazısı, arka yüzünde saçlarını arkadan toplamış bir kadın yüzü

Yer ; Çemberlitaş , belediye görevlisi Mukadder Kınacı' nın cesedi . Onda ki sikke ise Konstantin için basılmış

Yer ; Yedikule Surları, Altınkapı , bu sefer ki ceset bir gazeteci Şadan Duruca ve yine sikke tabiki 2. Teodisus için basılmış

Yer; Ayasofya müzesi. Juntinyen' in Yerebatan Sarnıcı gibi İstanbul' a armağanlarından biri ceset mimar Teoman Akkan' a ait sikke ise Justinyen için bastırılmış

Yer; Topkapı Müzesi müdürü Leyla Barkın' ın odası bu defa sadece kesik bir baş Fazlı Gümüş, gövdesi ise Fatih Camii' nde Ellerindeki sikke ise artık tahmin edilebileceği üzere Fatih için bastırılmış olan

Yer; Süleymaniye Cami' nin arkası Mimar Sinan türbesi. Bu seferki kurban bir avukat Hakan Yamalı. Sikke Kanuni döneminden

Ve son kurban?? Büyük patron mu?? ... Yer ilk cesedin bulunduğu nokta...

Komser Nevzat , Zeynep ve Ali İstanbul' un tarihine , İstanbul' u İstanbul yapan bu komutanlara , sultanlara gönderme yapan katil yada katillerin peşinde koşuyolar.  Bu arada İstanbul' un tarihi ile ilgili hiç bilmedikleri gerçekleri öğreniyorlar. İstanbul'un yağmalayanların peşindeki dernek, müze müdürü Leyla Barkın bu cinayetlerin odak noktasında dolaşıyor. Nevzat herkesten her zaman şüphelenmeyi sürdürüyor.

 Nevzat' ın sevdiği kadın ; Kurtuluş' ta ki Tatavla meyhanesinin sahibi Evgenia , Nevzat'ın çocukluk arkadaşları mimar Yekta ve veteriner Demir ise Nevzat' ı Nevzat yapan kişiler...

İstanbul' un geçmişi ve bugün onu talan edenler.... Nevzat' ın geçmişi ölen karısı ve bugünü Evgenia, ya Demir, Yekta ve Nevzat' ın ortak arkadaşı Handan...

O kadar dolu dolu bir roman ki İstanbul Hatırası bu kadar derin bilgiler öğrenirken, Kurtuluş' ta sevdiğim biriyle kadeh kaldırmayı istedim pek çok kez... Hatta şimdiye kadar gitmediğim Yerebatan sarnıcına ve Sepetçiler Kasrına gitmek... Ve bu romanın bana dinle dinle dediği Meral Okay' ın o güzel sözlerini dinledim Sezen' in sesinden

Yine mi güzeliz, yine mi çiçek
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağolsun

Gece çok geç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti'den
Şereflendise bizi
Olsak teyyare......

Ben çok severek okudum, İstanbul Hatırası'nı tarihe,mitolojiye ve polisiyeye meraklı herkesin seveceğini düşünüyorum
Sevgiler
Sevim

Ağustos 09, 2017

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

Sana , beni hiç tanımamış olan sana...


 2 saat gözümü bile kırpmadan , hiç ara vermeden okudum Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu nu ... Bir kaç yıl önce Zweig'in başka bir kitabını büyük bir merakla almış ama kötü çevirisi yüzünden yarım bırakmıştım. Bir daha bu muhteşem yazarın hiç bir kitabını okumam herhalde diye düşünürken kitap, film, dizi, tatil gibi konularda zevkine güvendiğim arkadaşım -Ebru - bana bu romanı  tavsiye etti. Bu kadar etkileyici bir hikaye , bu kadar sarsıcı bir anlatım beklemiyordum galiba. Şu an konuşamıyorum bile.

Bu kitabı diğer blog yazılarımda ki kitaplar gibi anlatmam pek mümkün değil. Öykünün tamamı bir mektup. Bir kadının , aşık olduğu adama yazdığı bir mektup. Kadının adı bile geçmiyor hiç bir yerde. Son anlarında ; çok sevdiği, aşık olduğu adama bir mektup yazıyor kadın. Büyük aşkını anlatıyor tüm detayıyla bu mektupta.



Sana , beni hiç tanımamış olan sana... diye başlıyor mektup. İkinci cümlesi ; çocuğum dün öldü.
Ve bu mektup yazarın tam da doğum gününde eline geçiyor. Kadın ilk tanıdığı anda aşık olduğu yazara hissettiklerini öyle bir dille anlatıyor ki, her sayfada neredeyse bu ancak gerçek hisler olabilir, kurgu olamaz dedim. Bir erkeğin, bir kadının karşıksız aşkını bu denli anlatabilmesi tek kelime ile muhteşem..

60 yaşında eşi ile birlikte intihar eden Zweig' in hayatı da çarpıcı ayrıntılar ile dolu. Piskolojik çözümlemeleri ile öne çıkan bir yazar.. Neredeyse her satırın altı çizilebilecek güçte. Ben en çok etkilendiğim yerleri paylaşacağım sizinle.

Hayatının herhangi bir döneminde karşılısız aşk yaşayanlara, aşk nedir sorusuna her daim cevap arayanlara, hatta yakınlarında birinin kendisine aşık olduğundan kuşkulanan ama kendisi aşık olmayanlara tavsiyemdir..

Zweig' i tanımak için kesinlikle okuyunuz..
Sevgiler
Sevim

Altını Çizdiklerim

*Yeryüzündeki hiçbir şey kuytularda ki umutsuz bir çocuğun fark edilmeyen aşkıyla kıyaslanamaz

*Ben seni, kaderimi beklercesine bekledim, bekledim ve bekledim.

*Seninle benim parlayan bakışlarım arasında sadece pencerenin parıldayan incecik camı olduğu halde, aslında vadiler, dağlar ve nehirler kadar birbirimize uzak olduğumuzu o zamana kadar hiç fark edememiştim.

*Senin için hiç bir önem arz etmediğim ve hafızanda en ufak bir yer edinmediğim gerçeğiyle yaşamaya nasıl devam edebilirdim.

*Bana hediye ettiğin o zaman dilimi için, sana gösterdiğim tutku dolu saygıya aynı şekilde tümüyle karşılık verdiğin için, bana kötü niyetli adımlarla veya baştan savan tavırlarla değil; düşünceli, sevecen, ilgi dolu ve nazik bir edayla yaklaştığın için sana minnettarım sevgilim.

*Kendini dünyaya açmayı ve herkese sunmayı seviyorsun ancak birilerinin sana kendini feda etmesinden de hoşlanmıyorsun.

*Seni her zaman ve hala olduğun sıcakkanlı, unutkan, hercai adam olarak seviyorum.

*Beni hiç ama hiç tanımamış olan, bir su 
birikintisine basar gibi üzerime basıp geçen, ayağına takılan bir taştan kurtulurcasına beni savuran ama yine de yoluna devam eden, beni hep geride bırakıp bir bekleyişe mahkum eden sen, kimsin ki .



Ağustos 08, 2017

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak

Münkir, Mümin ve Mütereddit


Bodrum dönüşü yolda okumaya başladım Havva' nın Üç Kızı nı.... İlk yayınlandığı zaman , herkesin fikrini beyan ettiği, çok acımasızca eleştirdiği zamanlarda okumam ben genelde, yayınlanmasının üzerinden bir yıl geçince okuma zamanı geldi diye düşündüm. Güzel bir tatil dönüşü, yağmurla devam eden uzun bir yolculuk için iyi bir seçimdi Elif Şafak...

Elif Şafak için çok karşıt iki grup var , bir kısmı her güzel cümleyi ona mal edecek kadar taparcasına bağlılar ve diğerleri ise neredeyse yazar değil diyecek kadar nefret dolular. Ben tam ortasındayım sanırım bu iki grubun,  yazım tarzını seviyorum, üzeri yosun tutmuş kelimeler kullanmasını seviyorum, kurgularını seviyorum bu yüzden de keyifle okuyorum romanlarını.



Havva'nın Üç Kızı tam olarak üç kadının hikayesi değil aslında Peri' nin hikayesi 2 arkadaşı Mona ve Şirin de ara ara eşlik ediyor ona...

Roman;  2016 da sıkışık  bir İstanbul trafiğinde bir yemek davetine gitmek üzere yolculuk yapan Peri ile başlıyor. Peri evli üç çocuk annesi, kendi halinde sosyal hayatta sevilen bir kadın. Arka koltuktaki çantasının çalınıp, kapkaççıyı kovalaması ile içinde bastırdığı diğer kişilik oraya çıkınca onu gerçekten tanımaya başlıyoruz. Roman aslında tek bir gecede bu yemek gecesinde geçiyor. Zengin , kendilerini burjuva olarak gören bir takım insanların lezzetli yemekler, içkiler eşliğinde ' ne olacak bu memleketin hali ' , furbol, ekonomi sohbetleri ile devam eden gecenin arasına Peri' nin geçmişine yolcukuk yapıyoruz.

Orta halli bir ailenin kızı Peri, babası Atatürk'çü , dinle arası pek olmayan bir adam, annesi ise hacı ve tarikat üyesi.
Bir ağabeyi sağ görüşlü muhafazakar, diğer ağabeyi sol görüşlü ve üniversite yıllarında hapis yatıp çıkınca da İstanbul'u terkeden bir genç.
Böyle bir ortamda büyüyen Peri'nin kafası doğal olarak hep çok karışık. Allah, Tanrı, Rab kavramlarını sürekli sorgulamakta ve çok sık bir bebek hayali görmekte. Çok başarılı bir öğrenci olduğu için Oxford' a kabul edilince bile o bebek onunla İngiltere'ye geliyor.

Oxford' daki ilk arkadaşı Tahran doğumlu, uçarı, aykırı, heyecanlı, yüksek enerjili Şirin, ikinci arkadaşı ise Mısır asıllı Amerikalı türbanlı Mona...

Ve Profösör Azur... Şirin' inde daha önce öğrencisi olduğu Tanrı üzerine seminer veren karizmatik, faklı ilgi çekici Azur...

Okuldaki ikinci yılında Azur'un dersine kabul edilmeyi başarınca tutulur Peri 'de Azur' a. Ama okuldan başka bir öğrenci Şirin ile Azur'un ilişkisini söyleyince içini yakan bir kıskançlık bulutu kaplar Peri'yi.

Sonra patlayan skandal Azur'u işinden eder, Peri' de okulu bırakıp İstanbul'a döner mezun olmadan...

418 sayfalık romanın 385 sayfasını son derece keyif alarak okudum. Ama o sayfada bir anda romanın sonu geldi hadi artık bitirmeliyim gibi bir şey olmuş. Alelacele  bir şekilde son sayfalar yazılmış gibi. Hatta ben acaba baskı hatası mı var, kitabım eksik mi diye düşündüm. Hayalinde gördüğü bebeğin gizi de öylesine çözülmüş gibi. Bu kadar altı çizilecek cümle dolu olan kitaba böyle bir son pek yakışmamış sanki. Daha farklı bir aşk hikayesi, daha etkili bir son bekleyerek okudum ben...

Ne anlatıldığı kadar nasıl anlatıldığı da benim için çok önemli olduğu için kullanılan cümleleri çok sevdim ama tanrı tartışmalarının uzaması ve sonu ile içime sinmedi...

Yine de tek bir yeni kelime öğrenmek için de olsa okuyunuz diyorum ben 'okumak en büyük özgürlük' çünkü

Altını Çizdiklerim

Adresin değil, sadece ayak izlerin olsun bu dünyada

Her zahmete kızar kinlenirsen, cilalanmadan nasıl parlayacak aynan (Mevlana)

Hakikat o kadar az bulunur bir cevherdir ki... Söylemesi bir zevktir (Emily Dickinson)

Sadece taşlar, kayalar değişmez bu alemde

Sadede sizin gibi düşünen /konuşan insanları okuyorsanız, okumuyorsunuz demektir.



Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...