Aralık 31, 2018

2019 GELİRKEN

Hayaller , İstekler, Dilekler


Pek çok arkadaşım 2019 Hedeflerim diye yayınladı bu yazıyı ama 20 yıl bankacılık yapıp ; bir gün bir anda' yettii artık' deyip bankadan ayrılınca 'Hedef' kelimesi bende ; Net Gelir, Kredi Hacmi, Mevduat Hacmi, Kredi Kartı Satış Adeti, Aktif Müşteri Adeti gibi şeyler çağırıştırıyor ne yazık ki, o yüzden pek çok sevdiğim bloguma bu başlığı atmaya kıyamadım :)
O yüzden hayaller dedim, istekler dedim, dilekler dedim çok daha yumuşak olduğu için .... 

Önce İsteklerim, Dileklerim
**********************************
*En büyük dileğim; ailem , sevdiklerim, kendim ve öncelikle evdeki iki minnoşum sonra diğer sokak canları için sağlık....

*Sonra efendim bana ve herkese iyi günlerde , güzelliklerde harcayacağı bol kazanç ...

*Tüm balık etlilere ☺️ sıkılmadan, üzülmeden rejim yapabilme hissi ( Ay bu imkansız ama olsun ben yine istiyorum)

*Aşk isteyenlere aşk, eş isteyenlere eş, çocuk isteyenlere çocuk diliyorum (Bunların bazılarından ben de istiyorum  😉 )

*Bilerek, kimseyi kırmayayım istiyorum, kimse isteyerek, bilerek beni kırmasın istiyorum.

*Ha bir de dünyada savaş olmasın istiyorum, kimse evinden barkından olmasın, insanlar savaş yüzünden ölmesin istiyorum

*Ülkemizde de huzur olsun, çocuk gelin diye ruh hastası bir kavram olmasın istiyorum.

*Sokak hayvanları aç kalmasın istiyorum, hatta hepsinin evleri olsun istiyorum, şiddet görmesinler istiyorum

Çok mu şey istiyorum ?



Hayallerim
**********************************
**Beş, altı günlük bir yurt dışı gezisi ; sakin sakin gezip fotoğraf çekeceğim, kafelerde oturup kahve içip, insanları inceleyeceğim, lezzetli ve değişik şeyler yiyeceğim bir yerlere gitmeyi hayal ediyorum 

**Çok az film izliyorum, okuduğum kitap sayısının yarısı kadar film izleyebilmeyi hayal ediyorum.

**Okuma tempomun daha da arttığını hayal ediyorum
.
**Blogumda daha çok yazı yazabilmeyi hayal ediyorum, kitaplar dışında yazsam,( blogumun adıyla çelişir miyim diye düşünüyorum kafamı karıştırıyorum)

Aklıma gelenler bunlar işte benimde; 

Tüm blog mahallesi sakinlerine hayallerin, isteklerin tüm dileklerim gerçekleştiği bir yeni yıl diliyorum tabiki...

Sevgiler
Sevim





Aralık 28, 2018

2018 MIM

Yılın Son MİM i


Kimsecikler beni mimlememiş, ama baktım canım Deep yapmış, neyim eksik dedim yapıyorum :)

2018 benim için nasıl geçti ?

Valla ne şahane, ne kötü... Ortalama olarak geçirdim diyebilirim, çok büyük olaylar yaşamadım ,evlilik, taşınma, çocuk sahibi olma, piyangodan büyük ikramiye çıkması :) gibi insan hayatını derinden etkileyen bir şeyler olmadı. Şükür ki hastalık, ölüm gibi olaylar da yaşamadım. 

2018 in en önemli özelliği blog dünyası ile tanışmam oldu aslında, burada bir mahalle olduğunu ve çok tatlı komşular olduğunu keşfettim ve bu yüzden çok mutluyum aslında 

Bu yıl yapmak istediğin ve yapamadığım bir şey var mı?

Bir Balkanlar Turu yapmak istiyordum aslında, Budva tarafına.. Ama gidemeyip 2019 a erteledim. 

2018 'i benim için hangi tatlıya benziyor ?

Madem ortalama bir yıl benim için o yüzden ortalama sevdiğim bir tatlı olması lazım değil mi  ? Ayva tatlısı olsun o zaman.. Hem biraz ekşi, hem biraz tatlı

2018 de en sevindiğim olay ?

Blogla ilgili iki örnek vereyim buna 
Biri en sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit, Kırlangıç Çığlığı ile ilgili yazımı tweet olarak takipçileriyle paylaştı , yazarın kendi aktif kullandığı sosyal medya hesabından bunu yapması yani yazımı okumuş olmasıi hoşuna gitmiş olmalı ki paylaşması benim için çok önemliydi.

İkinci örnek ise çok daha yakın tarihli ; Güneş Çavması kitabının yazarı Esra hanım; kitap yorumu ile ilgili olarak bana mail attı ve orada eleştirdiğim konu hakkında açıklamada bulundu. Yazarın ; yorumu okuması, değerlendirmesi çok güzel bir olaydı 

2018 de sevdiğim kitaplar, filmler, diziler, müzikler

Kitaplar için dün yazmıştım Onun linki burada isterseniz buyurun.

Filmlere gelince aslında çok eski bir gerilim filmi izledim İspanyol filmi Ceset aman Allahım süperdi...

Dizi maalesef bu konuda kötüyüm düzenli şeyler izlemekten sıkılıyorum .Çok azdır uzun uzun sezonlar boyu izlediğim dizi. o Yüzden 2018 de böyle bir dizi tutkum olmadı 

Müzik ; ben biraz Fransız müziği severim, biraz da eski 45 liklerdeki Sezen cumhur Önal'ın deyimiyle Türkçe sözlü hafif müziği :) genelde onları dinlerim. 

Mesela ; en sevdiğim iki kadın 




Efendim vakit bulurlar ise , Yaşamdan Yazılar Cem' i, Güneşe Bakarken Yıldız'ı mimleyeyim .. 

Sevgiler
Sevim 

Aralık 27, 2018

Neler Okudum

Kütüphaneme Bakış 


Yıl bitiyor son dört gün, kitap yorumu yapan bir blog sahibi olarak ben de bir analiz yapayım, neler okumuşum toplu bir yazı ile paylaşayım dedim. 

2017 nin son günlerinde kendime yüz adet kitap okuma hedefi koymuştum tam olarak gerçekleşmese de epey yaklaştım ; doksan üç ile tamamladım 2018 yılını...

Bu doksan üç kitabın; 
Ne yazık ki sadece yirmi sekiz tanesi Türk yazarlara ait. Atmış beş tanesinin yabancı yazarlarda olmasına içim buruldu biraz.
Otuz beş kitabım ise Türk ve yabancı klasikler kategorisine alınmış yayın evleri tarafından; ama bence bu kategoride sayılmayan, Kazuo İshiguro, Zülfü Livaneli, Paul Auster ve Mine Söğüt kitapları da bence klasikler değerinde...

Genel tarzım klasikler, tarihi dokuda geçen romanlar.. Ne yazık ki bilim kurgu ve post modern romanları okumaktan keyif almıyorum.

Okudukça, tarz, yazar seçimi de aşıp, yayın evi ve çevirmen de seçmeye başladım bu yüzden de kitap alışverişinde zorlanıyorum aslında :)

En çok beğendiğim , iyi ki okudum dediğim kitapların da listesini ekliyorum
Okumadıklarınız varsa yazılarıma göz atabilirsiniz... 

Sevgiler



Aralık 24, 2018

Ay Sarayı - Paul Auster

Kendine Yolculuk- Ay Sarayı 


Muhtemelen 2018 in son kitap inceleme yazısı olacak bu benim için, çünkü kalan bir haftada da önümüzdeki yıl okuyacağım kitapların listesini tamamlarım, okuduğum kitaplar ile ilgili bir yazı daha yazarım. Ama bugün çağdaş Amerikan Edebiyatı deyince aklıma gelen tek ismin Paul Auster'in en çok beğenilen kitaplarından birini anlatacağım Ay Sarayı... Yazarın her zamanki üslubunun yani tesadüflerin hakim olduğu bir roman ama bu tesadüfler öylesine yerleştiriliyor ki romana okurken ' aaa olaya bak ' diyorsunuz her seferinde... Ayrıca bir de not ekleyeyim yazdığı tüm kitapları Türkçe'ye çevrilmiş tek yazar bu yüzden Can Yayınlarına ve Can Öz'e çok büyük teşekkürlerimi sunuyorum kendi adıma.








Babasını hiç tanımadan büyüyen Marco Stanley Fogg on iki on üç yaşlarında annesini kaybeder, üniversite yıllarında (aya ilk ayak basıldığı yıl olan 1969'da) da tek yakını olan dayısını. Bu kayıp onda her şeyden vazgeçme duygusunu uyandırır; yemekten içmekten, barınmaktan... Central Park'ta aç, sefil ve sırılsıklam bir halde ölümü beklerken dostluk ve aşk onu yeniden hayata döndürür. Normal bir adam olmaya karar verir ve iş bulur kendine.

Bulduğu iş pek de öyle herkesin kabul edeceği türden bir iş değildir. Tekerlekli sandalyeye bağlı, kör bir yaşlı olan Thomas Effing'e arkadaşlık edecektir. Ona kitap okuyacak, yürüyüşe çıkartacak vaktini yalnız geçirmemesini sağlayacaktır bu yarı deli ihtiyarın. Kendisine günlerce kitap okutan Effing bir anda bundan vazgeçer ve ölümünden sonra gazetelerde yayımlanmak üzere hayat hikayesini yazdırmaya karar verir Fogg'a...

İşte bu hayat hikayesi tüm tesadüflerin başlangıcı, hayatın neler üzerine kurulu olduğunun sorgulanması olur Fogg için

Dediğim gibi Ay Sarayı pek çok kişi için en çok sevilen Auster kitabı olmuş benim favorim hala Şans Müziği olsa da, gerek Effing'in hayat hikayesi, gerekse bu hayat hikayesinin peşinden giden Fogg'un olgunlukları çok keyifle okutuyor romanı...

Çeviri için diyebileceğim tek şey mükemmel olduğu, Seçkin Selvi en son geçen yıl çevirisini yaptığı 4 3 2 1 ile on dört Paul Auster kitabı çevirip 6 tanesinin de editasyonunu gerçekleştirmiş, yazarla özdeşleştiği için muhteşem bir çeviri yapıyor ve romanı çok daha keyifle okutuyor. Kendisinin bir röportajını izledim hem yazara hem  de okura saygı gereği yazarın üslubunu değiştirmemek gerekli dedi, ellerinden öpmek geldi içimden.   Seçkin Selvi'nin çevirisini yaptığı eserlerin aynı zamanda editörü yani son söz de kendisinde ve kesinlikle haklı bir karar bu.

Yazarla ilgili bir cümlesinden de çok etkilendim Selvi'nin diyor ki ; Paul Auster romanlarında seçimleriniz; sizin yaşam biçiminiz etkiler hissini alırsınız. Kesinlikle doğru sonra bu seçiminizin sonucu bambaşka bir şekilde 'tesadüfi olarak' karşınıza çıkıyor romanlarda...

Şimdiye kadar Paul Auster okumayan kalmamıştır diye umuyorum içinizde ama eğer varsa kitap evlerinde bu kadar çok yıl sonu indirimi varken bir tane mutlaka alın kendinize mutlu olun...


Sevgiler
Sevim

Aralık 22, 2018

Murtaza-Orhan Kemal

İçimizdeki Aslan - Murtaza


Ülkemiz edebiyatının en büyük ustalarından birini okudum yine.. Adına öykü yarışması olan şiirleri, öyküleri, hikayeleri ve romanlarıyla bir dev..

Murtaza defalarca tiyatrolarda oynanmış, filmi çekilmiş bir baş yapıt. En son bekçi adıyla çekilen filmin başrolünde Müjdat Gezen oynamış... Yıllar yıllar hep varolan bir eser bu.. 1952 de ilk olarak yayınlanmış, ileriki yıllarda ilaveler ile yenilemiş kendi deyimi ile romanlaştırmış bu uzun hikayeyi Orhan Kemal.. Bendeki 23. Baskı.. Okumaya geç kaldığımı düşündüğüm bir yapıt daha...



Murtaza 1925 te mübadele ile Yunanistan dan annesi ve kardeşleri ile Türkiye'ye göçmüş Çukurova'ya yönlendirmiştir, Yunanistan'da da fakir olan Murtaza  yalan söylememiş, diğer hemşehrileri gibi mal mülk almamıştır,  kendisine teklif edilen tarla yada evleri kabul etmemiş, ailesi ile arasını açmıştır bu yüzden. Dayısı Hasan bey şehittir ve Murtaza' nın tek kahramanı bu dayıdır. Zar zor kendine bİr mahalle bekçiliği iş bulur, artık onun da bir üniforması vardır.

Tıpkı kendisi gibi dürüst bir adamın kızı ile evlenir bir kızı olur sonra bir oğlu arkadan üç kız daha en son bir oğlu daha... Çok sert bir bekçidir Murtaza mahalledeki kötü niyetli insanlara göz açtırmaz, kedileri bile intizama sokma peşindedir. Hedefi insanlar gündüz çalışsın gece erkeneden uyusundur. Bu amaçla gece geç saatte ışık gördüğü evlerin  bile kapısına dayanır.
"Kendini Yukarıda Allah Ankara'da devlet hemde Hükümet mahallede ben" diye tabir etmektedir.

Hem de " damarlarında kolağası Hasan beyin kanı dolaşmaktaktadır " hemde çok sıkı terbiye görmüştür.

Mahalleliyi canından bezdirince, Emniyet müdürünün tandığının Fen Müdürü olduğu fabrika da gece kontrolörü  olarak bulur kendini. Fabrika da bu tavrıyla herkesi kendine düşman eder, tek derdi "vazifesinin aslanı" olmaktır,  işten kaytarıp çene çalanlara, iş saatinde uyuyanlara göz açtırmaz, bu uğurda gözü hiç kimseyi görmez, evlatlarını bile....

Amirlerin  zenginlerin herşeyin doğrusunu bildiğini düşündüğü için onlara saygıda kusur etmez. Kendini cahil halk dediği, eşit seviyede olduğu mahalleliden, fabrika çalışanlarından üstün görür her zaman....

Sinema tadında yazılmış, sürekli devrik cümelerle konuşmama sebep olan bir roman Murtaza.. Kraldan çok kralcı olan Murtaza' lardan hepimizin içinde bir parça var aslında... Murtaza doğruculuğundan ödün vermez, vazife sırasında gözü görmez dünyayı, ciğerparesini ama aynı zamanda da hiç bir şeyi sorgulamaz, at gözlüğünü hiç çıkarmaz bu yüzden de hayattaki en büyük darbeyi  evlatlarından yer..

Kahkahalar attıran, gözleri dolduran , okuma süresince de şivesinizi geçici olatak bozan bir roman...
Okumadan ölmeyin derim ben

Sevgiyle....



Not 26.03.2017 de yayınladığım yazının tekrar yayinlanmasidir

Aralık 21, 2018

Ayaşlı ile Kiracıları- Memduh Şevket Esendal

Tarihten Bir Sayfa - Ayaşlı ile Kiracıları



Yıl 1934.... Cumhuriyetin ilk yıllarında yazılmış bir roman.... Seviyorum bu tarzı diyorum ya gerçekten içime çok sinerek okuyorum... Tarihin içinde kaybolmak , zaman yolculuğu  ve o doku beni mutlu ediyor... Acaba üniversitede tarih mi okusaydım diyorum hatta...





1934 yılında bir apartmanda geçiyor  Ayaşlı ile Kiracıları..... Kahramanlar; bu  9  dairede yaşayan kiracıları ile  bu apartmanı devletten kiralayıp pansiyon olarak onlara kiralayan ev sahipleri Ayaş'lı İbrahim bey...

Romanın bir anlatıcısı var bankada katip, roman boyunca adı hiç geçmiyor herkesi bize o anlatıyor, apartmandaki günlük hayatı onunla birilikte yaşıyoruz ve adını bile bilmeden çok tanımış gibi oluyoruz onu...

Anlatıcının en yakın arkadaşı , bankadaki müdürü, müdürün ailesi , apartmanın sık sık değişen hizmetçileri de romanın kahramanları arasında yer alıyor... Onlar arasındaki maddi ilişkiler, gönül ilişkileri, dedikodular o kadar tanıdık ki kendinizi o apartmanda bulmamanız mümkün değil gibi...

Odasını kumarhaneye çeviren Turan hanım,  onun karısının aşklarına aldırmayan kocası Haki, salon kadını olmaya çalışan İffet , kocası Abdülkerim , sorunlu çocukları, Ayaşlının kızı Faika , kocası söför Fuat, fabrikatör İskender, konsolos Şevki, Hasan bey....

Kahramanımız oda komşularını kah sever, kah huylarından dolayı onlardan soğur....Hepsiyle bir şekilde samimiyeti olur roman boyunca.. Neredeyse her gece birinin odasında yemeli içmeli kumarlı sohbetler olur....Kiracılardan biri gidince diğerlerinde derin boşluklar bırakır




Roman 1980 lerde TRT de dizi olarak yayınlanmış, izlememiştim yada hatırlamıyorum çok aradım ama herhangi bir video paylaşım sitesinde bulamadım çok merak ettim, karakterleri gözümün önünde canlandırmaya çalıştım.. Dizi olmaya çok uygun bir akışa sahip bence. O kadar canlı ki, o kadar sahici ki karakterler.. 

83 yıl önce o kadar açık  bir dille o kadar güzel bir Türkçe ile yazılmış ki Ayaşlı ile Kiracıları edebiyatla ilgilisi olan özellikle de yazmaya meraklı olan herkes okumalı, romandaki karakterler nasıl tanıtılır, kısa cümlelerle okuyucu nasıl hapsedilir öğrenmek için... Bu büyük ustayı Mehmduh Şevkat Esendal'ı daha iyi tanımak için...
Mutlaka okuyun.....

Sevgiler,
Sevim



Aralık 20, 2018

Afrikalı Leo - Amin Maalouf


Yolculuklar - Afrikalı Leo


Tarihin içinde bir zamanda, yolculuklar yapıp o yolculuklarda dünya tarihinden kesitler ile iç içe geçmiş aşkı okumak istiyorsanız okuyabileceğiniz tek isim bence Amin Maalouf... Blogumda sık sık kitaplarını anlatmaya çalışıyorum Yüzüncü Ad için buraya Semerkant için buraya Doğunun Limanları için buraya tıklayabilirsiniz. 

Bu sefer yazarın ilk romanını okudum Afrikalı Leo. Aslında kitabı 2003 yılında almışım ama neden bilmyorum kitap
lığımda on beş yıl kadar bekletmişim. Senenin son günlerini sevdiğim yazarlara ayırmaya karar verdiğim için bu bekleyişe son verdim sanırım.




Afrikalı Leo; Muhammed'in oğlu Hasan'ın Endülüs'te, Granada'da  başlayan hayatına pek çok olay nedeniyle yollarda devam edişinin öyküsü. Müslümanların dışlandığı Granada'dan küçük yaşta Fas'a gitmek için ayrılan Hasan buradan dayısı ile birlikte kervan ile yollarda düşer, ilk defa aşkı bu kervanda tadar.  hatta yolu İstanbul'a kadar uzanır Büyük Türk 'ün devletine konuk olur. Geri döndüğünde evlenir bir kız çocuğu olur. Sonraki yolculuğu için Kahire, piramitler olan Hasan burada bir kez daha aşık olur, en son yolculuğunda ise kendini çok farklı koşullarda Roma'da Medici ailesinin konuğu olarak bulur ve son aşkına da bu topraklarda Papa X. Leo sayesinde rastlar.

Yıllar süren yolculukların, savaşların, taht kavgalarının , dini inançların ve aşkın romanı Afrikalı Leo.  Muhteşem bir kurguya gerçek karakterler eşlik ediyor. Okurken şaşırdığım da oldu, bu olay gerçekten böylemiymiş diye araştırdığım da...

Pek çok çevreden ödül alan , ülkemizde de çok sevilen bir roman. Ben de keyifle okudum, ama çeviri ile ilgili sorunlara değinmeden yazımı bitirmek istemiyorum.
Cümlelerin çevirisi, anlam bütünlüğü gerçekten çok güzel ama gerek çevirmen gerekse kitap editörü; dilin canlı bir organizma olduğunu göz ardı etmiş roman boyunca. Ben dilin canlı , capcanlı olduğuna inanıyorum. Bazı kelimeler doğar, yaşar sevilir ve sonra süresini doldurup ölürler. İşte hem çevirmenin hem de editörün görevi bence bunu hiç unutmamak olmalı. Çünkü onların da amacı o kitabın okunmasını sağlamak.

Bir kaç örnek verdiğimde ne demek istediğimi çok daha iyi anlatacağım sanırım. Kitabı okuyan herkesin en çok dikkatini çeken kelime mutlaka varsıl olmuştur tahmin ediyorum. Bugün dilimizde hiç kullanılmayan bir kelimeye bu kadar saplanmak, üstelik hepimizin kullandığı karşılığı zengin dururken kullanmak bana çok mantıklı gelmiyor işin doğrusu. Bunun dışında yine pek çok kez vicdan yerine duyunç , hareket yerine devinim , acelecilik yerine evecenlik , inatçı yerine direngen tedavi yerine sağaltım kelimeleri tercih edilmiş. Bunlar okumayı zorlaştıran neden yapıldığını bir türlü çözemediğim çeviri örnekleri. Üstelik kitabın bir yerinde bornoz kelimesi geçiyor, altında dipnot ile bornozun açıklaması yapılmış, günümüzde bu kullanılmayan kelimenin  bu kadar çok geçtiği bir romanda , herkesin neredeyse her gün kullandığı bir kelimenin dipnot ile verilmesi daha da ilginç benim açımdan.

Yazarın en sevdiğim romanı bu oldu diyemesem de,  tarihi dokunun içinde gezmek çok keyifliydi.

Okuyun bence

Sevgiler
Sevim

Aralık 12, 2018

Beyaz Geceler- Dostoyevski

Hayal ve Aşk - Beyaz Geceler


Aklımda olan, okuyayım dediğim bir klasiği okumuş olmanın mutluluğu içindeyim yine. Dostoyevski, Tolstoy kıyaslamasında her zaman oyu Dosto'ya olan bir klasiksever olarak aslında geç kaldığım kısacık, sıcacık bir klasik Beyaz Geceler. Çok yalın duygular, içinizi titreten insanlık halleri bence.

 Bir insan daha yirmi yedi yaşında bunları nasıl yazabilir diyorsunuz. Nasıl bu kadar derin şeyler hissedebilir ve hissetse bile bunları kağıda nasıl bu kadar okunası bir şekilde aktarabilir. Ben klasikleri yazanların gerçekten deha olduğuna inanıyorum. Bence bu olayın başka bir açıklaması yok.

İnsanların duyguları bu kadar değişmez mi diye merak ettim okurken. Beyaz Geceler bundan tam yüz yetmiş yıl önce yayınlanmış, kim bilir kaç milyon kişi tarafından okunmuş. Benim okuduğum İletişim Yayınları baskısının önsözü Orhan Pamuk'a ait ve Pamuk' ilk olarak on sekiz yaşında okudum ama hiç anlamadım otuz yaşında okuduğumda anladım' diyor. Gerçekten öyle çok kısa ama fazlaca derin bir öykü- roman . On sekiz yaş neşeli gençliğinin çok sevebilceğinden emin değilim bende.




Beyaz Geceler de adı hiç geçmeyen yirmi altı yaşındaki kahramanımız, çok yalnız, çok mutsuzdur. Kendi halan dünyasında tek başına yaşamaktadır. Bir gece Petersburg sokaklarında yürürken, bir genç kıza rastlar. Onunla dostluk kurmak ister, konuşmak , yalnızlığını gidermek ister  ve bunu başarır. Birbiri ardına dört gece buluşup, karşılıklı olarak  hayallerini, hayatlarını anlatırlar bu iki genç.

Bu dört günde kahramanımız pek çok duyguyu bir arada yaşar, yalnızlığının bittiğini hayal kurmaktan kurtulduğunu düşünür gündüzleri hatta... Her gece koşarak buluşma yerine gider.

Çok keyifli, ciddi dersler alınabilecek bir kitap Beyaz Geceler.

Romanın bence ana fikri Cemal Süreya'nın o eşşiz cümlesinde saklı hatta

Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor.

Hayatın her anını doya doya yaşamak için çaba harcadığımız, aşık olduğumuz , sevdiğimiz, sevildiğimiz, arkadaşlarımızla doyasıya kahkahalar atıp gerekirse onlarla ağladığımız bir yıl olur umarım gelecek yıl hepimiz için. 

Roman kahramanı gibi, yalnız başına hayallerimizle yaşamak ve kendimizi mutsuzluğa gömmek için bir neden yok bence . 

Sevgiler
Sevim.

Aralık 11, 2018

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - Zülfü Livaneli

Stockholm'de Bir Türk - Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm


Ömer Zülfü Livaneli; gazeteci, yazar, müzisyen, milletvekili...Pek çok özelliği ile tanınan bilinen biri ama benim için en önemli özelliği yazarlığı olan bir üstad. Neredeyse tüm kitaplarını çok büyük bir keyifle okuduğum büyük bir kalem... Yaşar Kemal ' in de kadim dostu aynı zamanda...

Ne kadar zamandır aklımda olan ama bir türlü fırsat bulup okuyamadığım 2000 li yıllarda basılan ama yazmaya 1974'te başladığı Bir Kedi, Bir Adam , Bir Ölüm  romanı elimde bu sefer. Çok uzun bir roman değil , bir günde okurum diye düşünsem de öyle olmadı biraz derin, üzerinde düşündüren, gerçeklere dayalı bir hikayesi olan bir eser... 2001 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi ayrıca...

Gerçeklere dayalı dedim, çünkü roman Stockholm'de bir mültecinin hikayesi , Zülfü Livaneli'de uzun yıllar burada yaşadığı için onun karşılaştığı, tanıştığı kişilerde izler taşıyor muhakkak ki... Berrak, temiz, akıcı kısacası mükemmel bir Türkçe ile yazılmış , hiç bir cümlede, hiç bir kelimede acaba burada ne demek istiyor diye düşünmeden su gibi okudum gerçekten. 

Konusuna geçmeden biraz da şimdiye kadar hiç görmediğim tarzından bahsedeyim. Romanda bir bölümü yazarın kaleminden okuyorsunuz , hemen arkasından o bölümle ilgili eksik kalan yerleri romanın ana  karakterinin  kaleminden... Çok değişik, çok ilgi çekici bir tarz olmuş, karaketer size 'yazar böyle yazdı, çünkü ben ona öyle dedim ama olayda şu ayrıntılarda vardı diye farklı şeylerde vardı' diyor bir anda...


 Sami Baran Stockholm'de siyasi mülteci olarak yaşayan  her gün yeni bir hastalık sebebiyle hastaneye  gitmesi ve artık gördüğü halüsinasyon sebebiyle hastanenin psikiyatri servisinde tedaviye alınır. Bir gün hastanede bir başka Türk hasta olduğunu öğrenir, hastanın odasına gittiğinde ise bu kişinin onun ülkesinden kaçmasına sebep olan olayları yaratan eski bakan olduğunu görür.

Şimdi sürekli beş, altı yıl öncesine gitmekte eski günleri, buraya gelmesini sebep olan o acı günleri düşünmektedir.  Bakanın burada olması diğer mülteciler arasında da hararetli olaylara sebep olur.

 Romanda diğer mültecilerin de hayatlarını, geçmişlerini ve acılarını okuyoruz hem yazarın, hem de Sami'nin ağzından...

Unutmadan Sami'nin bir de kedisi vardır Sirikit... Tam bir kedi...

Çok farklı, çok etkileyici bir kitaptı, Gurbette olmak yalnız olmak, çaresizlik muhteşem bir şekilde anlatılmış, muhtemelen Zülfü Livaneli bu süreçleri yaşadığı için yazarken, ruhunu ortaya koymuş...

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm yirmi dokuz yılda tamamlanmış bir roman, ülkemizin bir dönemine tanıklık ediyor, keşke bunlar yaşanmamış olsaydı diyorsunuz.Dönem romanlarını sevenler için biçilmiş kaftan  Ben çok sevdim okursanız seversiniz bence...

Sevgiler
Sevim 

























Aralık 08, 2018

Uğultulu Tepeler - Emily Bronte

Saplantılı Aşk - Uğultulu Tepeler


İngiliz Edebiyatının üç kız kardeşi, az sayıda eser bırakmış olsalar da, o kadar derin etki yaratmışlar ki edebiyat dünyasında bugün hala eserleri milyonlarda kişi tarafında okunup çok çok seviliyor. 

Bu kitabın yazarı olan Emily Bronte 'nin kitabı yazdıktan bir yıl sonra , otuz yaşından veremden ölmesi Uğultulu Tepeler'i okurken üzgün, buruk bir ruh hali ile okumama sebep oldu. Romanın melodram olması da bunu iyice körükledi doğrusu.






İngiltere kırsalında biraz yalnız kalmak isteyen  bay Lockwood sessiz sakin bir ev kiralar, sabah yürüyüşünde ev sahibi ile tanışmak için onun evine gider ama gerek ev sahibi, gerek evdeki genç kız ve delikanlı o kadar tuhaf insanlardır ki, Lockwood adeta şaşkına döner. Kendi evine döndüğünde kahyasının ev sahibi ve ailesini iyi tanıdığıni öğrenip onların tüm hikayesini anlattırır. Kahya Nelly yaklaşık otuz yıl geçmişe gider ve ailenin tüm yaşadıklarını anlatmaya başlar ;

Catherine ve Hindley Earnshaw zengin, mutlu ,oldukça şımarık  iki kardeştir huzurlu bir hayatları vardır ta ki babaları Liverpool yolculuğundan, esmer. çirkin, çelimsiz Heathcliff ile gelene kadar. Eve gelen ve artık onlarla yaşamaya başlayacak olan bu davetsiz misafir evin bütün huzurunu kaçırır özellikle de Hindley'in... 

Çocuklar büyüdükçe Cathy ve Heathcliff arasındaki bağ aşka dönüşse de, bir yanaşma ile evin kızının evlenmesi ne yazık ki o günün İngiltere' sinde imkansızdır bunu fark eden Heathcliff evden kaçar bir kaç yıl sonra da  Cathy komşuları Edgar Linton ile evlenir . Herkes huzura kavuşacacakken olaylar hiç birinin beklediği gibi olmaz...

Şimdi böyle anlatınca siz bir aşk romanı okuyacağınızı sanıyor olabilirsiniz ama öyle değil, kin nefret intikam, hastalıklı tutkular daha ağıt basıyor Uğultulu Tepeler  de . İşin açıkçası tüm roman kahramanlarından nefret eder dereceye geldim, hiç birini sevip benimseyemedim. Yok artık bir insan bunları yapamaz diyerek okudum pek çok yeri.

Roman bitince her zamanki gibi blog yorumlarına baktım yine pek çok kişi muhteşem, harikulade, enfes ikinciye hatta üçüncüye okurum demiş , ben pek öyle düşünmüyorum. Evet muhteşem bir kurgu ve aşırı canlı karakterler yaratmış Emily Bronte ama klasik roman sever biri olarak, bu kadar kin, intikam , kötülük beni yordu işin açıkçası tekrar okumam o kesin ama dünya edebiyatına bu kadar derin iz bırakmış olan Uğultulu Tepeler in mutlaka okunması bir kez ve Heathcliff denen  saplantılı aşıkla ( hoş hala aşktan mı yapıyor, yoksa manyak mı emin değilim ) tanışılması gerektiğine inanıyorum. 

Ben hala en çok Gurur ve Önyargı'yı seviyorum İngiliz Edebiyatında..


Sevgiler
Sevim


Aralık 04, 2018

Binbir Hayalet - Alexandre Dumas

Bir Masa Etrafında - Binbir Hayalet


Bir yazarın kalemini sevince diğer eserlerini de okuyup iyice tanımayı benimsemeyi tercih ettiğim için, kısa süre önce Siyah Lale eserini okuduğum yazarın pek bilinmeyen bir başka romanını okudum bu sefer de. Baskısı var mı şu an bilmiyorum ben kütüphaneden aldım ciltli kapaklı oldukça havalı  :) bu kitabı ...

Baştan belirteyim yine ilk bir kaç sayfa biraz zorlasa da, romanın temeli olan hayalet hikayeleri kısmı oldukça keyifli geçti benim için. 



Yazar Binbir Hayalet romanında kahramanlardan biri aslında, ilk sayfalarda avlanmak için gittiği köyde çok garip bir olayın içinde buluyor kendini. Yolda yürürken bir adam belediye başkanın kapısını çalıp, karısını öldürdüğünü - kafasını keserek- ama ölümden sonra bu kesik başın kendisi ile konuştuğunu itiraf ediyor.

Bu olay üzerine o yörenin ileri gelenleri, belediye başkanı, rahip, doktor, bir bayan, belediye başkanının arkadaşları  ve yazarımız ; aynı gece bir  evde toplanıp bu olay üzerine konuşmaya başlıyorlar. Doktor; bilimin ışıdığında böyle bir şeyim imkansızlığını savunurken geri kalan kişiler başlarından geçen garip hayalet hikayelerini anlatmaya başlıyorlar. İşte Binbir Hayalet romanının konusu bu gece anlatılan hikayeler. Aslında bu hikayelerde adı geçen kişiler Fransa tarihinde önemli yere sahip kişilermiş , yazar böylece romanını daha ilgi çekici kılmış.

Yazıldığı tarihe bakacak olursak , oldukça zekice kurgulanmış hikayeler gerçekten çok ilgi çekiciydi benim açımdan, üstelik hayalet hikayelerini sevmem ama yazarın tarzı ile çok keyifle okudum ben.

Klasiklerden korkanlar, bilim kurgu ve gerilim sevenler için bence bulunmaz bir nimet bu roman. 170 tıl önce böyle bir kurgu içine üstelik Fransa kralları, sövalyelerini katarak yazabilmek gerçek bir dehanın ürünü olabilir ancak. 

Pek çok gerilim filmine de ilham olmuş yada olabilecek hikayleri ile süslü Binbir Hayalet romanını bence okuyun

Sevgiler
Sevim

Kasım 29, 2018

Dünya Ağrısı - Ayfer Tunç

Hayat - Dünya Ağrısı


Sevdim mi tam severim diye bir şarkı vardı ya 90 larda sanırım, işte ben o gruptanım. Bir yazarı sevince bütün kitaplarını okuma hissi ile yanıp tutuşan biriyim. Ayfer Tunç günümüz Türk Edebiyatı kalemlerinin en sevdiklerimden. Hepimizin bildiği , kullandığı kelimeleri o öyle bir şekilde yan yana getiriyor ki ; hayranlıkla neredeyse ağzım açık okuyorum. 

Daha önce blogumda yazdığım Ayfer Tunç kitap yorumlarını da buraya bırakıyorum, merak ederseniz tıklaya bilirsiniz . :) Tıklarsanız da seversiniz bence.

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Aziz Bey Hadisesi



Aslında başka bir Ayfer Tunç kitabı vardı aklımda ama son anda Dünya Ağrısı okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum, çok mutlu oldum yine bu kalemimin tadına varabildiğim için.




Baştan söyleyeyim okumak istiyorum diyecekler için Dünya Ağrısı mutsuz bir kitap, baştan sona gri, kapalı, yağmurlu, kasvetli bir hava hakim kitapta. Küçük bir şehirde, çok eski, pis , bakımsız bir otelin sahibi Mürşit ve müşterisi Madenci'nin hikayeleri böyle çünkü, koyu ve karanlık... Bir zamanlar o şehrin en güzel otelinin sahibinin oğlu olan Mürşit babası hastalanınca üniversiteyi bırakıp otelin başına geçer. Ama mutsuzluğu ve bir türlü unutamadığı gençlik günahı onu bezgin , bıkkın bir adam yapmıştır. Otel zamanla perişan bir hale döner

Madenci ise şehirdeki maden ocağının mühendisidir. Otelde kalmaktadır, her gece Mürşit ile rakı içip dertleşmektedir. Onun da bir sırrı olduğu bellidir, ama henüz bunu anlatmaya hazır değildir.

İşte roman ağırlıklı olarak bu iki adamın hayaları,biraz da  geçmişleri ama otelde çalışan Kibar ve Mürşit'in ailesi de kahramanlar arasında yer alıyor.

Çok sağlam, çok derin bir kitap Dünya Ağrısı, ama okuması öyle kolay değil, çok düşündürüyor üzerinde, her iki adamın da sırrını öğrendiğiniz zaman -romanın bitimine yakın - bu ağrılar yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Ayfer Tunç döktürmüş diyorsunuz kapağı kapatırken. Dedim ya ben sevdim mi tam sevenlerdenim, ve Ayfer Tunç sevdiklerimin baş köşelerinde..

Ben çok beğenerek okudum, hayatı sorgulamayı sevenlere ısrarla tavsiye ederim
Okuyun mutlaka

Sevgiler
Sevim,

Kasım 26, 2018

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

Bir Varmış Bir Yokmuş - Gölgesizler


Blog yazılarında çok sık karşıma çıkmasada, sosyal medyada ve kitapçılarda en çok gördüğüm isim Hasan Ali Toptaş. Neden bilmiyorum okumaktan ısrarla imtina ediyordum, üstelik hakkında yazılanlar hep 'muhteşem' , 'harikulade' gibi olduğu halde. En son instagram arkadaşlarımdan Ayla 'da çok övünce okumaya karar verdim yazarı ve ödüllü romanı olan Gölgesizler' i seçtim. 

Çok fazla sayıda baskı yapmış, kapağı da değişmiş zamanla romanın. Ben kendi okuduğum eski baskının kapağını daha çok beğendim açıkçası, romana daha uygun gibi geldi.



Gölgesizler, gerçeküstü bir roman, postmodern tarzda yazılmış. Varlık yokluk, hiçlik gibi kavramları arasında geziyor.

Köyden bir anda kaybolan Berber Nuri, yıllar sonra kaybolan genç kız Güvercin bir yanda anlatılırken, bir yanda da şehirde bir başka berber dükkanında bir hayat akıyor. 

Kahramanlar gerçek mi, yoksa hayal mi, varlar mı , yoklar mı anlaşılmıyor, hangi, zaman şimdi, hangisi geçmiş yada geçmiş mi düş mü bilemiyorsunuz.

Kolay anlaşılan bir dille yazılsa da, Gölgesizler de konuyu anlamak pek öyle kolay değil. Yada bu tarz edebiyatı ben sevmediğim için bana da çok zor gelmiş olabilir, bilemiyorum. Çünkü ne yazık ki öyle bir huyum var, Sevmediğim bir konuyu asla anlamıyor ve öğrenemiyorum. Beynim bana engel oluyor bu konuda. Lise son sınıfta türev ve integrali hiç sevmemiş, bir bir zorlukta ite kaka geçmiştim o konudan, üniversite de nasıl bir mantık güdülmüşse işletme öğrencilerine de aynı konular vardı. Ve ben birinci sınıf matematik dersini, dördüncü sınıfta diğer hocalarında araya girmesiyle zar zor geçebilmiştim. Finansal matematik dersim seksen doksan civarındayken, türev integral yirmi beş otuzlarda dolaşıyordu, tek neden ilk başta bu konuyu sevmememdi. İşte bu romanda da aynı şeyle karşılaştım, gerçek üstü tarzı sevmediğim için, kitap bitene kadar anlayamadım konuyu. Şükür ki son sayfa da anladım. 

Ne yazık ki sevmedim romanı ama Türk Edebiyatının bu önemli kalemini ,özellikle post modern tarzı, soyutluğu seven herkese tavsiye ederim

Sevgiler
Sevim.

Kasım 21, 2018

Emma - Jane Austen

Kibirli  Genç Kız - Emma


Bu sene başından beri Emma' yı okumak aklımdaydı, ama bir türlü fırsat olmamıştı, geçen hafta onu Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi rafında görünce ödünç alıp okuyayım dedim.

Daha önce Gurur ve Önyargı' yı okumuştum yazardan, kalemini çok sevmiştim. Çok kolay okunabilen ,kişi tasvirleri ile roman kahramanlarını tam karşınıza getirebilen bir usta. Gurur ve Önyargı'da Darcy ve Elizabeth tüm canlılığıyla nasıl karşınızdaysa Emma 'da da tüm kahramanlar aynı canlılıkta gözünüzün önüne geliyor. 

Genelde çevirileri pek beğenilmeyen bir yayın evinden okumuş olmama rağmen, soruna rastlamadım açıkçası. Beş yüz sayfaya yakın bir roman ama çok akıcı , çok kısa zamanda okunabiliyor.




Emma Woodhouse, ablası ve mürebbiyesi evlendikten sonra babası ile yalnız yaşamaya başlamıştır. Yaşadıkları kasabanın en zengin ailelerinden biri olmanın da verdiği rahatlıkla kendini beğenmiş, biraz da kibirlidir. İnsanları kendi kafasına göre sınıflandırmaya bayılmaktadır. 

Kasabada en çok görüştükleri kişi, eniştesinin erkek kardeşi olan George Knightley'dir. Babası da Emma 'da bu sohbetlerden çok hoşlanmaktadır. Birde çok sevgili mürebbiyesi bayan Weston ve kocası ile neredeyse her gün buluşmaktadır. Küçük kasaba da her olay önem taşımaktadır, hele ki bay Weston'un ilk evliliğinden olan oğlu Frank'ın ve bir diğer komşularının yeğeni olan Jane'in ailelerini ziyarete gelecek olması kasabaya hareket katmıştır. Emma'nın biraz acıma duygusu ile yardım ettiği küçük arkadaşı Harriet ise kasabanın rahibi bay Elton'a platonik olarak aşıktır. Tüm bu olaylar Emma'nın hayatını renklendirecektir.

İnsanların yirmi kilometre bile olmayan yolculuklar için günler önceden plan yapmaya başlamalarını, beş yüz metre bile olmayan yollarda bile yürürsem hasta olurum endişesi ile fayton kullanmalarını okumak çok keyifliydi


Kısaca böyle bir roman Emma, ama ilk başta da yazdığım gibi karaketerler öylesine canlı ki, romanı okumuyor neredeyse sinema da film izliyor gibi oldun. Emma'nın babasının aşırı pimpirikli halleri ne kadar komik ise, Emma'nın aşırı kibiri o kadar sinir bozucu idi. 

Kırk iki yıl gibi kısacık  bir zaman yaşayan yazar, küçük kasabalarda yaşayan insanların bu komik hallerini öylesine güzel anlatıyor ki, tüm dünyada eserleri hala büyük bir keyifle okunabiliyor. 

Okuduğum en klasikti diyemem tabi ki, ama çok keyifle okuduğum çok güldüğüm, çok eğlendiğim bir klasikti...

Yahu ben hiç klasik okumadım ne okusam acaba diyen varsa aranızsa Emma sizin için biçilmiş kaftan...


Sevgiler

Sevim

Kasım 14, 2018

Sıfır Noktasındaki Kadın- Neval El Seddavi


Firdevs - Sıfır Noktasındaki Kadın


Blog mahallesi komşularımızdan Cavanşir Gadimov'un Okuduğum Kitaplar adlı blog sayfasında gördüm ilk defa bu kitabı. Adı o kadar çarpıcıydı ki ; dayanamadım hemen aldım, ama sosyal medya hesabımda da paylaşmıştım biraz korkarak başladım okumaya. 

Gerçekleri okumamız gerekli, kendimizi ülkemizin yada dünyanın gerçeklerine kapatarak; her şeyi televizyon dizilerinde ki gibi sanarak yaşamak düzeltebileceğimiz yanlışlıkları fark etmemizi bile engelliyor. Biz güzel  ruhumuzu ne kadar çevremize açarsak o denli düzeltebiliriz yaşadığımız yeri belki de...






Sıfır Nokasındaki Kadın ; doktor Neval El Seddavi 'nin Kanatır Cezavinde yaptığı bir söyleşinin kitabı . Tamamiyle gerçek yani. Adam öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılmış olan fahişe Firdevs; bu cezanın infaz edileceği güne kadar görüşmeyi reddetmiş Seddavi ile ama son gün haber yollatmış ve hiç bir şeyin olmadığı hücresinde çocukluktan başlayarak hayatını anlatmış doktora.

Neval El Seddavi, Mısır'lı feminist bir yazar, araştırma için doktor olarak girdiği cezaevine yıllar sonra tutuklu olarak da girmiş, uzun yıllar hapishanede kalmış. Farklı bir yazar, yazdıkları dünyada çok okunan pek çok dile çevrilen  bir yazar.

Firdevs ; oldukça fakir bir ailenin çocuklarından biri önce bütün kardeşleri ölür, sonra annesine ve kendisine bir çok eziyet eden babası ve annesi, hayatta yapayalnız kalınca amcasının evine taşınıp okula gider Firdevs . Ama daha on dokuz yaşına bile gelmeden atmış yaşında bir adamla evlendirilip işkence görmeye başlayınca evden kaçar ve fahişelik yolunda ilk adımı atar.

Çok büyük paralar kazanır, çok lüks bir fahişe olur ama hayat ona mutlu olma şansını ne yazık ki tanımaz, sonunda da katil olur zaten.

Sıfır Noktasındaki Kadın ; öyle bir kitap ki bir oturuşta okuyorsunuz asla bırakamıyorsunuz ama bitince yüreğinize bir yumru oturuyor. İçinizi bir acı kaplıyor, soluk almak bile zor geliyor.  Bir kadının yaşadığı bunca acıyı öğrenmek öyle zor geliyor ki, ama o kadın öylesine güçlü ki, ölüme bile başı dik gidiyor, tüm dünyaya meydan okuyor. 


Ben okuyun derim, bir insan nasıl sıfır noktasına ulaşır ama başını dik tutar görmek için okuyun

Sevgiler
Sevim.

Kasım 13, 2018

Siyah Lale - Alexandre Dumas

 Tutku - Siyah Lale


Athos, Porthos, Aramis Ve Dartanyan'ın da babası olan Alexandre Dumas'ı ya Monte Kristo Kontu yada Üç Siahşörler ile  tanımayı planlıyordum aslında  ama sosyal medya hesaplarında Siyah Lale'yi o kadar çok görmeye başladım ki seçimimi bu yönde değiştirdim. Geçtiğimiz yıl oğlu ile tanışmıştım Kamelyalı Kadın sayesinde, bu yılda büyük üstadı tanıdım.

Fransız Edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Dumas hakkında yorumları okuduğumda en büyük özelliğinin iyi ve kötü insanları çok keskin çizgiler ile ayırmak olduğunu gördüm ki; Siyah Lale ' aynen böyle ... Kahramanı kolay anlıyorsunuz böylece, ne yapabileceğini tahmin ediyorsunuz keyifli oluyor yazarla birlikte düşünmek...




Romanın ilk kırk sayfasını okumayı başarabilirseniz - ki inanın çok kez bıraktım yok okumayacağım diye- o sayfadan sonra muhteşem bir dünyada bulacaksınız kendinizi. Ama ilk kırk sayfa çok karmaşık ve yorucu. Bunun bir kısmı muhtemelen orjinal metnin karmaşıklığından kaynaklanıyor . Bu da çevirmeni zorlamış sanırım.  İçinde farklı isimlerin ve kişilerin geçtiği tam ' 141 evet yüz kırk bir ' kelimeden oluşan bir cümle bile var.  Ama az önce de söylediğim gibi o kısımları geçtikten sonra romanımız başlıyor ve kahramanımız Corneils van Baerle ile tanışıyoruz. Baerle ; halk tarafından linç edilen Hollanda eski başbakanın vaftiz oğludur ve vaftiz babasının kendisine teslim ettiği bazı mektupları evinde saklamıştır. Ancak o bu mektuplarda ne olduğunu bile bilmemekte, hatta ilgilenmemektedir, ilgilendiği tek şey büyük ödül vadedilen siyah laleyi yetiştirmektir.

Siyah lale yetiştirmek ile ilgilenen tek kişi kendisi değildir, kıskanç komşu da bu amaç için uğraşmaktadır ve Baerle'nin gizlediği mektuplar hakkında bilgi sahibidir. Ve kafasında bir takım planlar vardır.

Roman bu kıskançlığın, hırsın bir insana neler yaptırabileceği üzerine kurulu aslında ama içinde amaç edinmek, bu uğurda tutku ile çalışmak ve çok naif bir aşk da var .

Güzel bir klasik, iki yüz sayfa civarında ... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

Sevgiler
Sevim






Kasım 10, 2018

Midak Sokağı - Necib Mahfuz

Kahire'de Bir Sokak - Midak Sokağı


Bir aydır okuma hızım epey bir düşmüş olsa da; çok büyük keyifle okuduğum bir kitabı anlatacağım size. Daha önce okuduğum ve size anlattığım Cebelavi Sokağı'nın Çocukları romanın yazarı Necib Mahfuz'un insan hikayelerini anlattığı başka bir romanı. Fakat bu sefer alegori yok, gerçek insan hikayeleri bizim sokağımızdaki insanlar gibi. Her yerde rastladığımız insanlar gibi, sıradan fakir insanlar kendi dünyalarında yaşayan Midak Sokağı sakinleri...

Kitabın kapağını kapatınca bakayım dedim bloglarda ne yazmışlar ama okuduğum iki yorum ile dehşete düştüm, romanı sıradan ,basit , okumakla vakit kaybetmeyin şeklinde değerlendirmişler, gerçekten aynı kitabımı okuduk emin olamadım bu arkadaşlarla . 

Daha önce de yazmışımdır mutlaka ama tekrar yazacağım sanırım biz eleştiri yaparken haddimizi pek bilemiyoruz. Nobel Edebiyat Ödülünü aldıktan sonra neredeyse tüm edebiyat çevrelerinde ' Nobel Mahfuz'u kazandı ' denilen bir yazarın bu kadar sadelikle yazdığı bir romanı vakit kaybı diye eleştirmek bana kalırsa pek had bilememek ... Tabi ki herkes, her yazılanı beğenmek zorunda değil, ama bunu yazarken doğru kelimeleri kullanmak zorunda...






Şimdi ben Midak Sokağı için ne düşünüyorum ona gelelim. Çok sevdim. Bu kadar basit insanları, bu kadar güzel anlatabilmek işte yazarlığın gücü... Ana kahraman gözünü para bürümüş olan 'bronz tenli Hamide ' olsa da aslında herkes kahraman, Hamide'nin çöpçatan üvey annesi Ümmü Hamide, eşcinsel ve afyon müptelası kahveci Kirşa, fakir berber Abbas, tatlıcı Kamil amca, sokağın tek zengini Salim Elvan, mesleği insanları dilenci olabilmeleri için sakat bırakmak olan Zaita ve daha pek çok kişi...

Hepsi farklı hayatar yaşasa da, sokakta yaşanan ufacık olayla bile ortak dertleri olabiliyor, tıpkı bizim yaşadığımız sokaklar gibi ...

Kırmızı Kedi benim çok sevdiğim yayın evlerinden. Bence tek bir sorun var, kitabın arka kapağında neredeyse kitabın sonunda gerçekleşecek bir olayı açıkça yazmış olmaları. Şimdi bende yazmayayım o kısmı, ama siz alacaksanız arka kapağı okumadan başlayın bence Midak Sokağı 'na...

Okumanızı içtenlikle tavsiye ettiğim yazarlardan Necib Mahfuz ... Bu kadar açık sözlü olduğu için, ülkesini bu denli eleştirebildiği için pek çok zorluk yaşasa da hayatı alt üst olsa da bu cesareti takdire değer...

Okuyun bence..
Sevgiler
Sevim

Saygıyla, Sevgiyle, Şükranla

Bugün başka söze gerek yok






Kasım 07, 2018

MİM- SORULARIM ve BEN

MİM 

Merhaba,

Bu ara yazamadığımın ve sizi okuyamadığımın farkındayım ama bu bir aylık araya bugün itibariyle son veriyorum ve eskisi gibi her gün bloga gelmeye başlıyorum. Sondan başlayarak herkesi okuyacağım yine...

Yokluğımda başka mimler yapılmıştır belki ama Mehmet bana seni mimledim diye haber vediği için bu mimden başlıyorum yazmaya yeniden... Tabi önce Mehmet i tanıyoruz, bende sorularla size kendimi biraz daha tanıtıyorum

-Elimde sihirli değnek olsa;

Hastalıkları yok etmek isterdim, (grip, nezle falan kalabilir :)) ) ama önemli, insanları tüketen tüm hastalıkları bir anda ortadan kaldırmak isterdim gerçekten. Tıp bilimi benden nefret ederdi belki ama olsun, hastalar mutlu olurdu ...

Çizgi film karakteri olsam;

Heidi olurdum, ohh mis gibi bütün gün dağda bayırda gezer çiçek  toplardım. Temiz hava , bol gıda daha ne olsun..



Geçmişi değiştirme imkanım olsa;

Kendi hayatım için cevap vereyim önce ; üniversitede öğretim görevlisi olarak kalırdım. Son anda vazgeçmiştim bu planımdan, vazgeçmez devam ederdim. 

Dünya için ise; sanırım savaşlar çıkmadan önlemek isterdim. 1. Dünya Savaşı hiç çıkmamış olsa, ülkelerin sınırları nasıl olurdu acaba şimdi ?


Tarihte hangi zamanda, hangi olayın içinde olmak ;

Alexandr Graham Bell; telefonu icat edip karşısındakinin sesini ilk duyduğu an yanında olmak isterdim, nasıl büyük  bir heyacandır kimbilir


Görünmez olmak mı ? Düşünce okumak mı?

Yok istemem ikisini de; çok acı sonuçları olabilir... çok sevdiğim birinin beni hiç sevmediğini öğrenmek, arkamdan konuştuğunu öğrenmek mesela... ayy yok istemem

Hangi ünlü ile tanışmak isterim ?

Mümkün olmayan birini yazma hakkım var sanırım Yaşar Kemal... Günümüzde ülkemizde tanışmanın imkansız olduğu pek kimse yok sanırım özellikle sosyal medya sayesinde, yazarların imza günleri söyleşileri var ama yine bir yazar seçmem gerekirse ülkemizden Ahmet Ümit ile sohbet etmek isterim, yurt dışına açılma şansım varsa Paul Auster


İnsan olmasaydım ;

Beni seven ve koruyan bir ailem varsa kedi yada köpek olabilirim..

Son derece keyif aldım ben yaparken bu mimi .. Uzun zamandır bu sayfalara girmeyen biri olarak özel bir davet yapmayayım, herkes davetlimdir ...

Sevgiler
Sevim...















Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...