Şubat 19, 2019

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat- Şemsettin Sami

Karasevda- Taaşuk-ı Talat ve Fitnat


Türkçeleştirilmiş adıyla Talat ve Fitnat'ın aşkı- hala tartışmalara açık olsa da- edebiyatımızdaki ilk roman olarak bilinmektedir. Ve fasiküller halinde satışa sunulmuştur. Üstelik bu satış Kasım 1872 den Haziran 1873 e kadar sürmüştür. Yani yayımlanması bile yedi ay süren bu eser 1873 te tek bir kitap olarak da yayımlanmıştır. 

Yüz kırk altı yıl önce dile kolay bakın yüz kırk altı yıl diyorum Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ı  yazan Şemsettin Sami'nin önünde saygıyla eğiliyorum. Bu yıl okuduğumda komik , eğlenceli gelen bir cümlenin o yıllardaki anlamını düşününce sarsılmadım değil doğrusu.




Romanda Talat ile Fitnat'ın kara hatta kapkara sevdası dönem yaşayışı içinde anlatılıyor. Bir kalemde memur olan annesinin biricik oğlu Talat; bir gün tütün almak için girdiği dükkanın cumbasında güzeller güzeli bir kız görür. Fitnat tütüncünün üvey kızıdır ve on beş yaşına kadar daha evden dışarı çıkmamıştır. İki genç camdan sokaktan bakışarak aşık olurlar. 

Bu dertle sararıp solan Talat'ın annesi oğlunun sağlığından endişe ederken kendi evlenme hikayesini anlatır dadıya. Başka bir adamla evlendirilmek üzereyken , ilk mektepten beri sevdiği biri olduğunu babasına anlatıp, başkasına verirlerse canına kıyacağını söylemiştir. Ve bu etkili olmuş sevdiğine kavuşmuştur. Bu yüzden çok kıymetli oğlu da birini sevmeden onu evlendirmeyecektir.

Günümüzden bu kadar uzun yıllar önce kızların okuma yazma öğrenmesini destekleyen, babası yaşında adamlar ile evlendirlmesine karşı çıkan, evliliğin sevgi ile olabileceğini yazan Şemsettin Sami çok cesur çok yürekli bir yazarmış. 

Ayrıca çok önemli bir bilgi daha paylaşayım Şemsettin Sami ; Ali Sami Yen'in babasıdır.

Türk Edebiyatının ilk romanı olması şerefine bile okunmaya değer bir eser Taaşuk-ı Talat ve Fitnat


Sevgiler
Sevim

Şubat 16, 2019

Meydan Mı Okunuyor

Ah Bu Listeler


Şimdi ben öyle acayip bir meydan okuyucu değilim  , ara ara ses çıkartıyorum çünkü bazı maddelerde susmam imkansız mutlaka konuşmalıyım diyorum, mahalleliye fikrimi beyan etmeliyim. Bu gün 10 maddelik kafamıza göre liste yapıyormuşuz ayy hangi konuda yapsam o kadar çok listem var ki, okunacak kitaplar, gidilecek oyunlar, gezilecek yerler, denenecek aktiviteler, sevdiğim yemekler, yakışıklı erkekler, güzel kadınlae say say bitmez ki onar maddelik on liste olur valla düşünsem :)

Neyse ben madem yay burcuyum iflah olmaz gezme meraklısıyım, gezme konusuna dair bir liste yapayım dedim bazısına bir kere gördüm ama yetmez ölmeden bir daha gitmeliyim diyorum bazısı ise ölmeden önce görülmesi gerekenler listemde 

Başlıyorum saymaya


1- Paris ; 2015 Mayıs'ta gittim dört gün kaldım ama yetmedi bir on dört gün daha gitmek istiyorum. On dört te yetmez bana biliyorum. Çok güzel şehir çok PS: Aşıklar şehri olduğu yalan bunu bilin :)

2- Stockholm; Hep diyorum ben yaz insanıyım, karla kışla işim olmaz diye ama bu soğuk memleketi görmek çok istiyorum. Kalın giyinir gezerim naapalım diyorum. Şu renkli renkli evlerin önünde benim de bir fotoğrafım olmasın mı ama

3- Londra ; İşte benim yaz ruhuma ters bir şehir daha , gri puslu, ama London Eye ve Big Ben 'i de bir dünya gözüyle göresim var , hem belki sokaklarda Sherlock ile karşılaşırım

4- Marakeş ;  Beni tanıyan herkesin tam sana göre mutlaka görmelisin dediği baharat kokulu şehir, gidip o oryantalistik havayı solumam lazım

5-Havana; O tarihi arabalar ve sokaklar , deniz kokusu ve herkesin eşit olduğu bir halk.. Beni çağıran yerlerden biri işte

6- Kudüs ;Bütün dinlerin ortak noktası Sanırım dünya din tarihinin  beşiği. Giden herkes harika dedi, hayallerimdeki şehirlerden

7-Kahtmandu ;Düşünün şimdi turunucu kıyafetimle bağdaş kurmuş oturuyorum ve ımmmhh diyip gözlerimi kapıyorum ayyy ne keyifli olurdu ya

8- Lizbon; Sırf Fado dinlemek için bile olsa gitmek istiyorum Portekizin bu güzek şehrine

9-Cartegena ;Karayiplerin kıyısında belki bir korsanla tanışır gemisine atlar gezerim ömür boyu. Marquez'in ülkesi burası büyülüdür bence :)

10-Johannesburg; Bütün aşılarımı olup gidebilirim , sokaklarda tek başıma gezmeye korkabilirim ama olsun

Umarım hepsini gezecek kadar vaktim ve param olur :)

Sevgiler


Şubat 14, 2019

Kehanet- Gecesi- Paul Auster

Sözler Geleceği Doğurur - Kehanet Gecesi


Yine mi Auster demeyin lütfen; yine Auster bütün kitapları bitene kadar Auster. Aslında 4321 okuyacağım ama kıyamıyorum, o son romanı okursam elimde bir şey kalmayacak diye karşıdan bakıyorum. Bu sebeple Kehanet Gecesi ni okudum bu sefer de. Yine tesadüfler hayata yön veriyor bu sefer tesadüflere sözler de eklenmiş. Söylediğiniz söz geleceğe dönüşür mü sorusu var romanda




Kehanet Gecesi; roman içinde yazılan romanda geçen başka bir romanın adı aslında. Böyle söyleyince tuhaf geliyor biliyorum ama kahramanımız yazar  Sidney Orr geçirdiği kazadan sonra yeni yeni ayağa kalkmaktadır.  Bir kaç yıl önce evlenmiş olduğu karısı Grace e hala çok aşıktır. Sid'in en yakın dostu ise yine bir yazar olan John Teause'dur.

Sid bir gün yürüyüş yaparken, Çinli bir kitapçıdan mavi bir defter alır ve yeni romanına başlar ; yazdığı roman evli bir editörün - Nick Bowen'in hayatıdır. Nick'e incelemesi için bir roman gelir işte bu romanın adıdır Kehanet Gecesi. Nick'in başına gelen bir takım garip olaylardan sonra bir odada kilitli kalmasına kadar yazar Sid romanı ama orada kalır. Çünkü karısı hamiledir ve bebeği istememektedir.

Yaşadığı garip olaylar, John ile yaptığı sohbetlerden sonra mavi defterine kendisi ve ailesi ile ilgili hikayeler de yazar ama korkar bir yandan da ya sözleri geleceği oluşturursa diye...

Şimdi ben ne kadar anlatırsam anlatayım kitapta geçen ufacık bir kelimenin bile pek çok sayfa sonra bir şekilde karşınıza çıkmasının yarattığı heyecanı anlatmam güç. Auster okuyanlar bu tadı bilirler, okumamış olanlar için ise gerçekten üzgünüm çok şey kaçırıyorlar.

Yalnız bu kitapta bir şey farklı kitap bitiyor ama kafanızdaki sorunlar bitmiyor, sonu gelse de gelmemiş oluyor. Ben kafamda bir sürü son yazdim mesela 

Ben her kitabını heyecanla okuyorum, hatta şimdi de bu kitabın sonuna çevirmen İlknur Özdemir'in yazarla yaptığı röportajı okuyacağım.

Sizi yoran iş hayatınızdan biraz olsun uzaklaşmak için akşamları bir kaç sayfa okuyun iyi gelecek.

Sevgiler
Sevim.

Şubat 12, 2019

Uzaktan Aşk- Amin Maalouf

Gözden Irak Olan - Uzaktan Aşk 


Yine harika bir kitap okudum ve yine büyülendim. Böyle bir edebi zekaya şapka çıkartmamak mümkün değil zaten. Uzaktan Aşk operasını madem izlemem mümkün değil en azından okuyayım dedim. Evet bu bir öykü, roman değil libretto. Kelime anlamı; bir operanın sözlerinin bulunduğu kitap demekmiş librettonun.

 Müziği hayal edemediğim için tiyatro metni okur gibi okudum , karakterleri içimden seslendirdim. Bu kısacık kitabı okuduğum bir kaç saatte çok mutlu oldum. 




Uzaktan Aşk ; beş bölümden oluşuyor - opera beş perde - Kitabın ilk sayfasında ortam, kişilerin nerede bulunduğu anlatılmış, sonu da baştan belli erkek kahramanımız ölüyor. Ama bu süreçte yaşadığı aşk ve yazdığı şiirler bize eşlik ediyor.

İlk perde de Fransa'da Akitanya'da bir şato da Gezgin ve Prens Jaufre arkadaşları ile konuşuyorlar. Jaufre hayallerinde ki aşkı anlatırken Gezgin o kadının hayal olmadığını karşı kıyıda Trablus'ta yaşadığını söylüyor.

İkinci perde de ; Gezgin Clémence ' in yanına gidip Prens Jaufré'nin aşkından bahsediyor. Bir anda güzeller güzeli Clémence de aşkla doluyor.

Üçüncü perde de ; Gezgin yeniden Fransa'ya dönüp Jaufré' ye olanları anlatıyor.

Dördüncü perde de ; Jaufré ve gezgin gemi ile yolculuğa çıkıp, Trablus'a gidiyorlar ama ne yazık ki  daha önce hiç böyle bir yolculuk yapmamış olan prens çok ağır hastalanıyor ve neredeyse ölüm döşeğinde varıyor sevdiği kadının yanına

Ve son perde de ; Jaufré sevgilisinin kollarında ölüyor.




Söylediğim gibi sonu zaten baştan belli olduğu için yazdım bende ama zaten burada amaç olayların gidişini okumak değil bence yazarın sözleri arasında kaybolup o sahneleri hayal etmek.

Tiyatro metni okumayı sevenlere tavsiye ederim gerçekten. Bir kaç saatte okuyabileceğiniz bir kitap Uzaktan Aşk.

İnsan birine 'sen delisin' dedi mi, bunu gerçekten düşünmediği içindir. Deli olduğunu düşünürsen gizlice acımakla yetinirsin.

kitapta hayran olduğum satırlardan biri..

Sevgiler
Sevim

Şubat 09, 2019

Uçurum İnsanları - Jack London

Sefalette - Uçurum İnsanları


Blog arkadaşlarımızdan Dikkat Çekiyorum- Abdullah'ın tavsiyesi üzerine elime aldım Uçurum İnsanları nı. Martin Eden, Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Demir Ökçe  gibi büyük eserlerin yatarıcısı Jack London'un eseri. Roman tadında yazılmış olsa da roman değil bir inceleme, bir sosyal deney demek daha doğru sanki.




Jack Londan; büyük elçiliği hatta arkadaşlarının da karşı çıkmasına rağmen Amerika'dan kalkar gelir  oradaki o  Londra'nın doğu yakasında ki hayatı görmek için. Önce bir oda tutar,  tüm kıyafetlerini çöpe atıp ikinci el kıyafetlerini satın alır ve giyer , ve sokaklara çıkar . ,İnsanlar görmek, orayı solumak için

Güneşin Batmadığı Ülke'de Büyük Britanya'da evsiz olarak yaşadıklarını , oradakilerle yani uçurumun kıyısındakiler ve dibindekiler ile ilişkilerini anlatır. Yardım kuruluşlarının verdiği bir koğuşta yatar, taş gibi sert ekmeği suyla ıslatıp yer, çaya benzemeyen bulaşık suyu gibi bir sıvıyı içiyor ve bakıyor ki Londra'nın doğu yakasında bu şekilde yaşayan binlerce Uçurum İnsanı var. 

Yedi sekiz kişilik ailesi ile tek bir göz odada barınan,hatta ahırdan bozma yerlerde yaşayan, yemek yiyip için insanlar, haftada bir dolar için çok ağır işleri bile göze alan kadınlar erkekler, gece parklarda uyumalarına izin vermeyen polisler sebebiyle ancak gündüz tedirgin bir şekilde şekerleme yapabilen çocuklar....

Tüm bu yaşadıklarını okumaya dayanmak dürüst davranmam gerekirse benim için çok çok zor oldu. Yaz aylarının son günlerinde George Orwell 'dan Paris ve Londra'da Beş Parasız ı okumuş onda da aynı şekilde çok sarsılmıştım. Şimdi daha da sarsıldım çünkü iki kitap arasında otuz yıllık bir zaman dilimi var, Orwell London'dan tam otuz yıl sonra anlatmış hemen hemen aynı şeyleri yani  iki kitap arasında anlatılan korkunç sefalette değişen hiç bir şey yok. Aç ve sokakta yaşamaya mecbur bırakılan insanlar ve onları hiç fark etmeyen diğerleri...

Londra'nın batısı ile doğusu arasındaki bu uçurum dünyada hala her yerde var aslında, doğru tabir mi bilemiyorum ama belki bir tık daha azaldı ama bitmedi ne yazık ki.


Gerçekleri ; yaşayan birinden dinlemek çok etkileyici ve çok zorlayıcı... Ben okuyun derim

Sevgiler
Sevim

Şubat 07, 2019

Acı Çikolata- Laura Esquivel

Aşk İnsanı Yakar mı? - Acı Çikolata


Kitap zevkine güvendiğim Derya ve Ayla iyi ki okumalısın demiş ve ben de iyi ki okumuşum Acı Çikolata yı.  Bu aralar çok duygusal bir dönemdeyim sanırım epey ağladım bazen kahkalar attım çok çok çok severek okudum .






Kitap büyülü gerçekçilik ile yazılmış, bilmeyenler için nedir şöyle anlatayım ; yazar hiç olmayacak bir şeyi gerçek olayların içinde öyle bir anlatıyor ki, siz o olmayacak şeye inanıveriyorsunuz. Göz yaşlarının sel gibi merdivenlerden taşması gibi mesela...

Laura Esquivel; Meksikalı bir yazar 1990 yılında yazmış olduğu Acı Çikolata filme de alınınca dünyada büyük bir üne kavuşmuş. Kitabın kapağında  "içinde yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları bulunan bir roman" yazıyor. Çok ilginç bir tanım olmasına rağmen aynen böyle ama. Kitap on iki bölümden oluşuyor, her bölüm bir ay adı ve her bölüm bir yemek tarifi ile başlıyor. Bu yemekler yapılırken yaşanan olaylar, içine katılan malzemeler kadar içine katılan duygular da kitabın konusu.

Kitabın ilk satırlarında annemin teyzesi Tita da soğan doğranırken ağlarmış yazıyor ve biz buradan Tita'nın ablası Rosaura'nın, Gertrude'un anneleri Elena'nın, aşçıları Nacha'nın hizmetçileri Chenca'nın hayatına bağlanıyoruz. Pedro ve Doktor ile bu hayat daha da büyüyor. Mutfakta doğan ve büyüyen Tita ana kahramanımız . Onun hayata ve aşka bakışı, duyguları, zayıflıkları ve güçlü yanları yemeklerini yaparken hep ona eşlik ediyor.iyemekleri, aşkları öylesine aktarılıyor ki romana bağlanmamanız, elinizden bırakmanı mümkün değil. 

Okuduğum ilk e- kitap oldu ayrıca, sevmeyeceğimi düşünüyordum ama e- kitabı da çok sevdim, belki romanı çok sevdiğim için böyle düşünmüş de olabilirim bilemiyorum. 

Tita ömür boyu unutamayacağım kahramanlardan biri olarak kalacak . Acı Çikolata yı okursanız sizin de öyle olacak eminim

Sevgiler
Sevim 

Şubat 06, 2019

Ay Yine Meydan Okuyorum

Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun


Aynı gün iki yayın çok paylaşmıyorum ama şarkıları dinlerken kıskandım vallaha yaa. Şimdi efendim bence bu şarkılardan vazgeçemememizin bir nedeni şarkıların muhteşem olması tabi ama bir neden de bu şarkılar ile ilgili anılarımızın olması bence. İçimizi ısıtan yada burnumuzun direğini sızlatan şarkılar bunlar. Sabah sabah -üstelik yağmurlu ve gri - mahalle komşularımın şarkılarına mest oldum madem bende listemi yayınlayayım

1-Bir kitapta (Güneş Çavması) adını duyup aşık olduğum Farsça şarkı. Muhtemelen daha önce duymamışsınızdır. Gözlerinizi kapayıp sonuna kadar dinleyin lütfen
Man o To (Ggazal Shakerı)




2-2005 yılına kadar pek dinlemediğim bir müzik dehası. O yıl tanıştığım bir arkadaşımın tavsiyesi ile dinlediğim, sonra da sesine ve telaffuzuna aşık olduğum bir isim
Dance Me To End Of Love (Leonard Cohen)



3-Tabi ki minik serçemiz canımız Sezen'imiz.
Gece çok geç arzular şelale Haber etsek o yare gelse Bomonti'den  Şereflendirse bizi Olsak teyyare
Yine mi Çiçek (Sezen Aksu)



4- Sigara hiç içmemiş olsam da, kokusuna bile kızsam da
Sigaramın Dumanına (Ezginin Günlüğü)



5-Fazla naz aşık usandırsa da.. Sesini çok sevdiğim ama bir türlü ülkemizde tanınamayan sesten
Nazende Sevgilim (Dilek Türkan)



6-Hemşehrisi olmak bile büyük gurur bence, müzik devi, gelmiş ve gelecek en iyi seslerden biri..
O gün ki gördüm seni Yaktın ey zalim beni...
Fikrimin İnce Gülü (Müzeyyen Senar)


7- Ay ne zormuş ya ne kadar çok şarkıdan vazgeçemez durumdaymışım aslında ben..
Çok zorlandım ama 
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var Tabi ki ben böyle olduğum için bahar
Bahar (Candan Erçetin)












MİM

Kendi Kendime Mim


Madem sevgili Tigris bana topu atmış e bana ne yapmak düşer o zaman o topu hava da yakalamak. Siz benim yanıtlarımı okumadan hemen bir Tigrise tık tık
Şimdi bana geçebiliriz. Bu arada beni mimleyen olduysa ve ben görmediysem peşinen özür diliyorum.

Bilgisayarımın masa üstü görüntüsü;

Valla hiç bir şey, bir kaç kez üst üste sorun çıkarttı, formatlandı falan derken şu an hiç bir görüntü yok, ama telefonumun masa üstünde çok güzel bir deniz feneri var

Kafeye gittiğimde;

Zincir kahveciler değil, bildiğimiz kafe, pastane gibi bir yer ise kesinlikle Türk Kahvesi, ama şu meşhur zincir kahvecilerde -Vedat Milor duymasın- latte :)

Google da aradığım son şey ;

Sabah gül suyumun bittiğini gördüm, sipariş vermek için fiyatlarına baktım :) 

Mesajlaştığım ve en son konuştuğum kişi;

En son Whatsapp 'Çıtır Kızlar' grubu ile mesajlaştım en geç kişi kırık yaşında bu grupta  
ve en son annemle konuştum telefonda beş dakika kadar önce

Tiyatroya en son ;

On beş gün falan oldu sanırım blogda da yazdım Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyununa gittim Harikaydıııııı

Sinema; 

Aralık ayında sanırım, Bohemian Rapsody izledim. Dünyada tek beğenmeyen kişi benim sanırım ama beğenmedim .

Mim de yok ama konser;

Geçen hafta Ayhan Sicimoğlu ve Latin All Star.. üçüncü kez izliyorum her seferinde coşup eve geliyorum, çok iyi oluyor.

Hangi dizliyi herkes izlemeli ?

Dizi yapımcıları siz burayı okumayın :) Hiç birini ... Bağımlılık yapan her şeye karşıyım. Her hafta aynı gün plan yapmayıp aaa benim dizim var bu akşam cümlesi hiç bana göre değil

En son ne dinledim ?

Fizy e bakıyorum Sertab Erener  'Belki de Dönerim'
Gölde yalnız yüzen suna
Çölü aşan kör fırtına....

Beni ne çıldırtır ?

Olduğu gibi olmayanların tavrı, herkesi sever gibi görünen ama onları için için kıskananlar mesela

İnternetteki ilk adım ;

Şimdi efendim ben ıcq zamanı insanıyım :) Numaramı biliyorum ezbere vereyim mi :)

Favori emojim ;

Ellerini yüzüne kapatmış maymun :) En sevdiğimm enn 

Kedi mi? Köpek mi?

Evde ikisi de var olduğu için tabiki ikisi de . İkisine de aşığım

Kuzey mi? Güney mi?

Yaşamak için güney hatta güney batı :) Bodrum Marmaris benim açımdan ama şu an tatile gideceksem mesela kuzey Stockholm :)

Kafamda genel olarak ;

İşler , okuduğum kitaplar, özlediğim insanlar!!!!!! olur


Komedi mi Dram mı ?

Hayat zaten zor, o yüzden komedi olsun biraz daha fazla gülelim

Soruları cevaplamadan önce ;

Kitap okuyordum (Gecenin Sonuna Yolculuk)

Cevaplar bitince;

Kitaba devam sanırım

Bir Sırrım;

Özledim hem de çok ..... :) (Söylemeyin sakın)

Bende en yeni arkadaşımız Selen'i mimledim gitti

Şubat 05, 2019

Kızıl - Stefan Zweig

Yaşam Amacınız Nedir ? - Kızıl


Zweig'i nasıl özlemişsem arka arkaya okumak istiyorum, yazdıklarının içinde kaybolmak istiyorum , ben bu durumla karşı karşıya kalsam ne yapardım diye düşünmek istiyorum. Seviyorum bu ustayı ya. Ne yazmışsa okur muyum sanırım okurum.





Kızıl ; yazarın ilk novellalarından, henüz otuz yaşına bile gelmeden yazdığı , dünyayı sorguladığı eserlerinden biri.

Bertold BERGER, henüz on sekiz yaşını doldurmadan yaşadığı küçük kasabadan Viyana'ya tıp okumaya gelmiş fakir bir genç. Kendine zorluklar içinde küçük bir oda tutuyor ve hemen bitişikteki odada kalan hukuk son sınıf öğrencisi  Scharmek ile arkadaş oluyor. Aslında tek taraflı bir arkadaşlık bu, Berger çekingen kız gibi bir delikanlı Scarmek ise tam bir erkek !!! ; güçlü kuvvetli, kadınlarla konuşmaktan çekinmeyen , düellolara giren. Bu özellikleri ile Berger'i büyülüyor ve Berger hep onun gibi olmak istiyor,Scarmek'in hatta kız arkadaşına bile platonik olarak ilgi duyuyor. İstediklerini elde edince yaşamının tüm amacını kaybettiğini düşünüyor, okulu bırakmaya kalkıyor. Bir gece eve geldiğinde ise her şey değişiyor...




Ülkemizi düşünüyorum, küçük bir kasabadan hayalleri süsleyen İstanbul'a üniversiteye gelen gençlerin hayallerini, boğazın büyüleyiciliğini, caddelerde yürüyen birbirinden şık insanların ışıltısını ve o gençlerin içine düştüğü karmaşayı.

 Kitap yazılalı yüz on bir yıl olmuş, ama aynı hisler, aynı heyecanlar, aynı olaylar bugünde yaşanıyor. Renkli heyecanlı dünya , şu an ne yazık ki sosyal medya insanları olmayan bir hayatın içine çekiyor.

Yaşımız kaç olursa olsun hepimizin hayali var geleceğe dair, amaçları var , beklentileri var birde çevremizde olanlar var. Bu karmaşanın içinde kaybolmadan ayakta kalabilmek en önemlisi...

Biliyorum Stefan Zweig'in pek çok eserini okudunuz Kızıl 'ı da mutlaka okuyun. Hatta özellikle genç kardeşlerimizin okumasını sağlayın. Birde her şeyden önce iyi insan olmayı unutmayın.

Sevgiler
Sevim

Şubat 02, 2019

Meydan Okumalar

Tam Olarak Olmasa da Meydan Okuyorum

Sorulara bakınca tırstım açıkçası :) Her gün meydan okuyacak yürek yok bende, o yüzden ara ara sesimi çıkartabilirim diye düşündüm ben de ve bugünün sorusuna bayıldığım için hemen liste yapıvereyim dedim

Bugün doğum günüm olsa ne hediye isterim;

Valla hediyeyi istediğim kişiye göre değişir :) ne yalan söyleyeyim şimdi aaa madem meydan okuyoruz dürüst olalım değil mi



Şimdi bana eş, sevgili, nişanlı falan hediye alacaksa yurt dışında bir hafta sonu tatili fena olmaz. Ne bileyim yeni yaşıma Eyfel'in altında, Venedik'te gondolda, Aşıklar Çeşmesine para atarken, Londra' da yağmur altında girmeyi isterim. Öyle tek taşlar, bilezikler yüzükler, sepet sepet güller falan sevmiyorum. Ha bu çok maliyetli derseniz Doğu ekspresi ile Kars yada hadi Abant Gölü kenarında yürüyüşe de razı olabilirim :)))



Ailem ne alsın derseniz valla o an ihtiyacım olan ama para ayırmaya da kıyamadığım birşey olabilir. Çizme de olabilir bu, mont ta ( ay ben Aralık doğumluyum da ondan hep böyel kar kış gidiyorum) beğendiğim bir parfüm falan da olabilir. Aile içi yardımlaşma diyebiliriz buna :))

Arkadaşlarım sağolsunlar beni iyi tanıdıkları için yada ben çok açık biri olup neyi sevip sevmediğimi hep belli ettiğim için bana hep sevdiğin şeyleri alırlar zaten ; kahve fincanı , ponponlu şapka, boncuk takılar ve tabi ki kitap falan . Bugün doğum günüm olsa yine bunları isterim hediye olarak...



Ama tabi en önemlisi gerçekten sevdiğim insanların doğum günü sabahım beni arayıp mutlu yıllar, iyi ki varsın, iyi ki seni tanıdım demesi aslında en güzel hediye... Aranmadığım zaman üzülüyorum ya valla bakın çok üzülüyorum...



Ayy ohh içimdekilerin hepsini söyledim 






Efsuncu Baba - Hüseyin Rahmi Gürpınar


Define Peşinde- Efsuncu Baba


Dikkat bu bir kamu spotudur; Okuyunuz efendiler, kendinizi bilme , ilime veriniz garip hurafelere, uydurmalara şu hoca efendi şunu dediydi söylevlerine inanmayınız, eğitim ışığının peşinden gidiniz.




Yazıma böyle bir giriş yapmak istedim Efsuncu Baba tam da böyle bir karakter, cahil, boş inançlar peşinde, elinde var olan bir kitap yardımı ile büyük defineyi bulup zengin olma derdinde. Kirkor ile Agop ise fakir, kendi halinde iki kafadar. Binbirdirek Sarnıcında iplikçilik yapıp, karınlarını zor doyuruyorlar.

Bir gün Efsuncu Baba Ebufazl Enveri elinde kitabı, okuyup üfleyerek sarnıca girer ve duvarlara çeşitli şekiller çizer. Aklınca elindeki belgelere göre defineyi aramaktadır. Kirkor ve Agop ile dost olunca onları kendine yardım için evine götürür. Karısı ve kızı ile yaşadığı bu evde çok garip olaylar olmaktadır, bu nedenle iplikçiler bu yaşlının gerçekten efsunlu olduğunu düşünmeye başlar.




Çok keyifli bir öykü, benim her zaman alay ettiğim hurafeler ile dalga geçilmesi kısmına bayıldım. Bu devirde de hala define peşinde koşan ve asılsız, bilgi, bilim temeline dayanmayan sözlere inananlarla açık açık alay etmiş Hüseyin Rahmi.

İş Bankası Kültür Yayınlarının günümüz Türkçesine uyarlanmış haliyle okudum ben, yetmiş sayfa civarında olan bu öyküyü. Sadeleştirme ve günümüz Türkçesine uyarlamasını pek beğenmedim açıkçası, kitabın başında açıklama yapılmasına rağmen deyim, kavram ve olgu haricinde de günümüze çevrilmemiş kelimelerin dipnotta verilmesi son derece yorucu .  Bir de Agop ve Kirkor' un konuşmalarının bir kısmının Ermeni şivesi ile verilmesi bazı yerlerde son derece düzgün bir Türkçe ile verilmesinin de yayın evinden kaynaklı bir hata olduğunu düşünüyorum.

İlk başta verdiğim kamu spotunu tekrar ediyor. ve Atamızın sözüyle yazımı bitiriyorum

HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR

Sevgiler
Sevim


Not: Binbirdirek Sarnıcı fotografi http://www.kalinti-istanbul.com/item/binbirdirek-sarnici

Ocak 31, 2019

Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Sadece Kendini Düşünenler -  Kiralık Konak


Pek çok romanının ismini bilsem de Yakup Kadri'yi bugüne kadar hiç okumamışım, Kiralık Konak'ı elime alınca farkettim bunu. Üstelik Türk Edebiyatı için çok önemli bir romancı olmasına rağmen...





Kiralık Konak ; Tanzimat ve 2, Meşrutiyet tarihleri arasında geçiyor, ve bir ailenin yaşantısını -bence dramını- anlatıyor. Naim Efendi, gelirleri azalıyor olmasına rağmen yine de hali vakti yerinde birisidir . Neredeyse üç aileye ev sahipliği yapabilecek kadar büyük olan konağında kızı , iç güveysi damadı ve iki torunu Cemil ve Seniha ile birlikte yaşamaktadır. Ayrıca kahya, hizmetçiler, Seniha'nın yabancı dadısı onlara eşlik etmektedir.

Naim Efendi için dünyada en değerli varlık kız torunu Seniha'dır. Ancak Seniha öyle bir kişiliğe sahiptir ki, onun için tek önemli şey para, kıyafet, ziynet eşyaları gezmek ve Avrupa'dır. Hayata dair hiç bir değere sahip değildir. Konağa sürekli ziyarete gelen Cemil'in arkadaşı Faik de aynı Seniha gibidir, tek amacı zengin bir dulla evlenmektir. Hala oğullları Hakkı Celis ise kendi halinde bir şairdir, o da aşktan başka bir şey düşünmemektedir. Zamanla gelirin azalmasıyla konak halkı arasında sorunlar baş gösterir.

Okuduğum her satırda insanların neden değişmediğini sorguladım , çünkü günümüzde de sadece kıyafet, sadece gezmek, sadece dış görünüş ile kendine değer yaratan o kadar büyük bir güruh var ki , bunlar o kadar çevremizdeler ki...

Çok keyifli bir Türk Edebiyatı klasiğini daha okuduğum için çok mutlu oldum. Yakup Kadri'nin kalemi ile tanıştığım için - çok geç kalmış da olsam- mutluyum. 

Şu uzun kış akşamlarında dizi izlemek yerine, kitap ile vakit geçirmenin keyfi için Kiralık Konak okuyun bence.

Sevgiler
Sevim



Ocak 29, 2019

MİM

Eşleştirme Mim


Pek çok kişi yaptı madem bende yapayım bu mim i, hem bu sayede blog mahallesi komşularımızı daha iyi tanıyoruz işte, iyi de oluyor seviyorum ben. Aslında mantığı farklıymış mimin herkes eşleştiği kişiye soru soracakmış ama beni kimse mimledi madem bende sabit sorular ile kendi kendime yaptım :) 

İlk mimlenen pek çok  Deep mesela bir tıklayın bakın , 
Ama bu mimi başlatan arkadaşımız  Sevdeyi tanımak içinde bir tık


Hayat bence nedir?

Gerçekten feci zor bir soru. Her şey  içine alan puzzle sanırım. İçinde bulunduğumuz her an, yaptığımız her şey, iş, okul, aşk, anne babalık, evlat olmak, izlediğimiz tiyatro, çıktığımız tatil, arkadaşla içilen kahve, şen bir kahkaha her şey hayat denen bu puzzle ın  parçaları. Bu parçalar eksilip kayboldukça tablomuz bozuluyor, güzelliğini kaybediyor . Ne kadar çok parça o kadar güzel tablo bence.

Mesela benim hayatımın en güzel parçaları bu iki zibidi




Nasıl bir insanım ?

Yardımsever, çok gülen, çok konuşan, çabuk kızan ama öfkesi çabuk geçen, çok aceleci, yavaş hareketlere pek de tahammülü olmayan, olduğundan farklı gözüküp kafada plan kuranlara hemencecik sırtını dönüveren biri

İnsanlar beni üzüp kırdı mı ?

Ohooooooooo..... Yani.. Beni de kırdılar bilerek yada bilmeyerek, mutlaka bende birileri kırdım. Hayatın içinde hepsi var. Affettiğim kırgınlıklarım da oldu, affetmediklerim de ...

Dost Nedir?

Kesin ve net söyleyeyim benim mutluluğumda başarımda benim kadar sevinen biri.... Gerisi hikaye..

Sevgiler komşular
Hala yapmadınızda yapın bence ya çok keyifli oldu


Ocak 26, 2019

Gülün Adı - Umberto Eco

GÜLÜN ADI

Nasıl anlatsam ?
Nerden başlasam ?

Tam olarak bu ruh hali içindeyim şu an... Yedi yüz küsur sayfalık bu dev eserin son sayfasını nihayet kapatabildim. Tam on bir gün sürdü okumamız. Okumamız diyorum çünkü bir okuma grubu ile birlikte  her gün belli sayıda sayfa okuyup, her akşam tartıştık, anlamadığımız yerleri sorduk, altını çizdiğimiz yerleri birbirimize söyledik. iyi ki de o şekilde yapmışız yoksa ben bu kitabı ya yarım bırakırdım yada bir aydan kısa sürede okumazdım.  O yüzden okuma grubunu kuran Ayla başta olmak üzere , tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.




Gülün  Adı ; Dünya Edebiyatının kilometre taşlarından diye adlandırılan bir yapıt. Çok dolu, bir bilgi hazinesi aynı zamanda da polisiyenin gizemini içeren bir roman. Aslında tam olarak roman demeye de dilim varmıyor, romandan çok ötesi. 

Gülün  Adı ; Umberto Eco'nun  bulduğunu söylediği bir el yazmasını tanıtmasıyla başlıyor. Bu elyazması Melk'li çömez rahip Adso'nun yaşadığı yedi günü anlattığı bir günlük.

Ortaçağda -kitabın anlattığı tarih 1327 yılı - Hıristiyanlık'taki mezhepler arası çatışmalar, Papa ve imparator arası iktidar kavgaları rahatsız edici bir boyuta varmıştır. Bu yüzden Benedikten tarikatına mensup olan bir manastırda bir uzlaşma toplantısı yapılacaktır. Bu toplantıya Fransisken tarikatına mensup William arabulucu olarak katılacaktır, işte Eco'nun bahsettiği el yazmasını kaleme alan Adso'da William'a yazman olarak eşlik etmektedir.




Bu muhteşem manastıra vardıkları gün başrahip sabah saatlerinde bir rahip biraderlerinin ölü bulunduğunu ,ancak bir rahibin intihar gibi büyük bir günah işlemeyeceğine inandıklarını ve manastırda bir katil olduğunu düşündüklerini söyler. Eski bir sorgucu olan William'dan yardım ister. 

Baş rahip William ve Adsoya tüm yetkileri verirler, kütüphanede dolaşmak hariç. Kütüphaneye kimse girememektedir, girse de bu labirent şeklindeki yapının sırrını bozup çıkamamaktadır.

Yaşadıkları bu yedi gün boyunca hem kütüphanenin, hem manastırın hem de diğer rahiplerin sırlarını çözmeye çalışır William ve Adso. Bu arada da çok derin mezhep, din tartışmaları yaparlar, üstelik bu süreç içerisinde de büyük uzlaşma toplantısı yine manastırda yapılır.




Çok uzun zaman sonra anlamakta gerçekten zorlandığım bir eserdi, bunun en büyük nedeni Hıristiyanlık tarihi hakkında hiç bir şey bilmiyor olmam muhtemlen. O kadar çok tarikat, o kadar çok görüş varmış ki bunları anlamaya çalışmak, kişileri araştırmak ve öğrenmek vaktimi aldı. 

Olay intihar mı, cinayet mi diye düşünürken hem bir bilgi bombardımanı hem yeni olaylar içinde buldum kendimi. Pek çok yerde spolier verilmiş ama ben daha fazla konudan bahsederek okuma zevkinden sizi mahrum bırakmak istemiyorum.

Gülün Adı'nı herkese tavsiye ederim diyemiyorum işin açıkçası, tarihten keyif alanlar, araştırarak okumaya meraklılar çok mutlu olarak okuyacaktır eminim. Ama ben şöyle bir kanepeye uzanır  bir göz atarak okurum kitapları diyorsanız pek size göre olmayabilir. Bitirme şerefine erişenler - bizim gibi - kitabın kapağını kapadıklarında hem çok şey öğrenmiş hemde iyi bir polisiye okumuş olmanın hazzını hissedecektir.

Sevgiler
Sevim





Ocak 24, 2019

Hayat Dolu - John Fante

Bebeği Beklerken - Hayat Dolu


Geçtiğimiz yıl çok geç de olsa John Fante ile tanışmış, aslında bir serinin parçası olan TozaSor okumuştum. Ne yazık ki serinin ilk kitabı piyasada bulunamadığı için ve yine ne yazık ki sahaflar bundan istifade ederiz diye düşünüp ellerinde bu kitap varsa fiyatını aşırı yükselttikleri  için seriyi okuyamıyorum.  (Serinin meraklılarına müjdem var bu arada Parantez Yayınları ile görüştüm basacağız merak etmeyin dedi ) Ama o kadar Fante okumak istiyordum ki, bu sefer okurken roman keyfi aldığım hayatının kısa bir dönemini anlattığı Hayat Dolu yu okudum 





Eşinin hamileliğinin son günlerini yaşadığı, ailesini özellikle de babasını ve onunla ilişkilerini anlattığı Hayat Dolu kitabından Fante artık para kazanmaya başlamış bir yazardır. Oldukça gösterişli ve güzel bir evde yaşamaktadır.

Aşık olduğu karısı ise çok kilo almış, artık onunla ayrı odada yatmakta ve din konusunda bir takım sorgulamalar yapmaktadır, tüm bunlar yetmezmiş gibi evi karıncalar basmıştır. Duvar ustası olan babası onu bu karıncalardan parasız kurtarabilecek durumdadır. Ve Fante her yaştaki her avlat gibi babasından yardım ister...

Yine çok keyifli  bir kitaptı, ağlasam mı gülsem mi karar veremediğim, Amerika 'da bile erkek torun beklentisine çok şaşırdığım, babalık heyecanına ortak olduğum ve tabi ki 140 sayfa boyunca doğacak çocuğun cinsiyetini çok merak ettiğim bir eser okudum

Bukowski'nin benim Tanrımdır dediği Fante ile tanıştınız mı bilmiyorum, Arturo Bandini'nin hayatını anlattığı seri tamamlanana kadar yazar ile tanışmak isterseniz sizi mutlu edecek bir kitap Hayat Dolu.

Yer altı edebiyatı dense de ben iki kitabında da rahatsız edici, küfür, alkol ve cinsellik temasına rastlamadım. Keyifle okudum. Ve böyle bir yazarın ülkemizde çok fazla tanınmamasına üzüldüm bir kez daha

Güzel bir hafta sonu kitabı olabilir özellikle bebek bekleyen baba adayları okuyun bakın herkes aynı duyguları yaşıyor deyip kendinizi yalnız hissetmeyin

Sevgiler

Sevim

Ocak 23, 2019

UYARI

Arkadaşlar son iki yayınımdaki tüm yorumlar silindi, okumadigim bir yorum yoktu diye düşünüyorum. Bu hata için özür dilerim
 Sevgiler

Ocak 22, 2019

Geçmişe Yolculuk - Stefan Zweig

Zamanla Değişim -  Geçmişe Yolculuk


Canım Zweig nasıl özlemişim seni, sırf bu özlem için ara vermiştim sana ,senin kaleminden birazcık uzaklaşmıştım ama geri dönünce ne kadar özlediğimi seni nasıl sevdiğimi farkettim bende Geçmişe Yolculuk yaptım senin bu novellan ile

Yine kısa, ama derin, soluksuz, çok gerçek bir eser okudum. Yine büyülendim, yavaş okuyayım da bitmesin dedim ama olmadı yine bir kaç saatte bitirdim Geçmişe Yolculuk'u







Bir tren garında kavuşan kadınla adam ilk trene biner yolculuklarına başlarlar. Adam güzel sevgilsine bakarken geçmişe bir yolculuk yapar...

Çok zor şartlarda okuyan, bir kitap alabilmek için saatlerce çalışan, zengin evlerinde çocuklara ders verirken horlanan Ludwing, sonunda maaşı çok fazla olmasa da saygın bir iş bulur. Şirkette istediği araştırmaları yapabilmekte, çılgın bir tempo ile çalışabilmektedir. Ta ki yöneticisi hastalanıp onun özel asistanı olup evine yerleşinceye kadar. Bu teklife önce şiddetle karşı çıkar, yine hor görülmeye katlanamayacaktır çünkü. Ama işini kaybetme durumu ile karşı karşıya kalınca mecbur olup yöneticisinin evine gider. 

Onu karşılayan evin sahibesine ilk gördüğü an aşık olur, haftalarca, aylarca  bu aşk birbirlerine dokunmadan aşk yaşar kadınla adam. Bir süre sonra yöneticisi onu iki yıllığına maden çıkartma işi için Meksika'ya göndermeye karar verir. İki yıl sürecektir iş .. Gider Ludwing, her gün aşık olduğu kadını düşünür, tam geri dönecekken savaş çıkar

Pek ya geri dönene kadar kaç yıl geçecektir ? Döndüğünde sevgilisini aynı şekilde bulabilecek midir?

Bu hesaplaşmalar ve anılarla dolu bir novella Geçmişe Yolculuk... Şu uzun kış gecelerinde bir elinizde içeceğiniz bir elinizde kitabınız ile muhteşem saatler vaadediyor bence size..

Okuyun Zweig'i mutlaka okuyun... Hayatı, insanları bu kadar kısa sayfayla anlatabiliyor, duygularınıza nasıl tercüman oluyor onu görmek için okuyun bence..




Sevgiler
Sevim

Ocak 19, 2019

Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin


Perdesi Kapalı Evlerde Mutsuz Kadınlar Yaşar


Ya ben öyle güzel bir oyun izledim ki... Öyle güzel, öyle dolu, öyle gerçek ki... Kitap yazıları yazmama rağmen bunu hemen sizin ile paylaşmak istedim.




Geçen hafta arkadaşım Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyunu Bursa'ya geliyor, bir çok yerde okudum bu oyunu gidelim mi dedi. Uzun zamandır gidememiştim tiyatroya hevesle kabul ettim.  Oyunu anlatmadan önce Bursa'dan beni okuyan arkadaşlarıma önce şunu söyleyeyim Podyumpark Sanat Mahal şahane bir salon olmuş, çok da güzel oyunlar ve atölyeler var bir göz atın programa bence

Gelelim Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin 'e ...  Oyun bu sene 3 Sezonunda. Yazan ve yöneten Murat Mahmutyazıcıoğlu.. 3 genç ve güzel kadın da oyuncuları Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım, Melis Öz.. Başak Kıvılcım buradaki rolüyle Sadri Alışık ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü almış ki, kesinlikle hakkı

Yırtık , pırtık bir perde de İstanbul silueti, önünde üç sandalye tüm dekor bu.




Oyun boyunca , üç oyuncu da ayağa dahi kalkmadan sizi oturduğunuz yere çiviliyor, ağlamak üzere olduğunuz an kahkahalar attırıyor, tam o sırada göz yaşınızın düşmesine sebep oluyor pıt pıt..

Anneanne Ayfer, onun üniversite mezunu tek kızı Başak ve torun Melis'in iç sesleri, geçmişleri ,hayalleri ve hissettikleri üzerine konuşuyorlar bazen aynı anda bazen tek tek... Bu arada biz kahrolasıca Mehmet'i, obez Fehmi'yi ve Fehmi' nin küçülmüşü Okan'ı da görür gibi oluyoruz.

 Farkettiyseniz oyuncular  karakterlere kendi isimlerini vermiş ki, bu çok hoşumuza gitti bizim, çok sıcak bulduk. Yazar aynı zamanda yönetmen olunca sanırım bu tür adaptasyonlar daha kolay oluyor.

Bir erkeğin kadınların iç seslerini bu kadar iyi duyması gerçekten takdiri hakkediyor. 

Oyunda ki bir söz İstanbul için söylense de sanırım günümüzdeki her yeri anlatıyor

" hiç bu kadar deniz, olup da bu kadar az yosun kokusu olan başka bir şehir daha var mı acaba? 
hiç bu kadar köprü olup hiç kimsenin birbirine ulaşamadığı başka bir şehir... 
bu kadar insan olup da her yerin bomboş olduğu, bomboş…" 

Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin şehrinize uğrarsa mutlaka ama mutlaka izleyin, yazımın başlığının konuyla ilgisi ne diye soracak olursanız da o da oyunda geçen bir cümle çok etkilendim ben....

Yazımı oyundan bir şarkı ile bitireyim anneannemiz söylüyor




İyi hafta sonları,
Sevgiler
Sevim

Ocak 16, 2019

Evsiz Bir Adamın Güncesi - Marc Auge

Paris Sokaklarında Bir Mercedes- Evsiz Bir Adamın Güncesi


İsmi çok ilgimi çektiği için seçtim Evsiz Bir Adamın Güncesi'ni. Kitabın türünde anlatı yazıyor, içinde de etnik-kurmaca. Etnik kurmacanın ne olduğu anlatılmış olmakla birlikte, romandan farkını hala çok net anlayabilmiş değilim. Benim açımdan bir novella, öykü, romandı okuduğum kitap. Ben yine kahramanla özdeşleştim, kendimi onun yerine koyup Paris sokaklarında gezdim.






Evsiz Bir Adamın Güncesi'nde kahramanımız emekli vergi müfettişidir fena sayılmayan bir emekli aylığı vardır ,ancak boşanınca bunun yüklü bir miktarını nafaka olarak eşine vermek zorunda kalmıştır. Kendisine kalan aylık ile kira, faturalar ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceği için evinin tüm eşyasını satıp Mercedesinde yaşamaya karar verir.

Antikacılara, eşya satıcılarına randevular verir ve en sonunda bir kaç parça kıyafet, temizlik malzemeleri ve bir şişe viski ile arabada uyumaya başlar.

Bu ona yaşadığı mahalleyi daha iyi tanıma, insanlarla dostluk kurma, hatta binaları inceleme şansı bile verir.

Tüm bu yaşadıklarını , hissettikleri günlüğüne yazar. İlk zamanlarda her gün yazmasına karşlılık daha sonra günlerce yazamaz, çünkü o düzenli olan her şeyden kaçmaktadır. Televizyondan, gazetelerden, haberlerden, gündemden...





Çok farklı bir kurguydu benim açımdan, bir insanın bu kadar yersiz ve yalnız kalması içi acıtan bir duygu. Bu kadar kaçmak, yok olmak isteği okurken beni hüzünlendirdi, hatta yordu da diyebilirim. O yüzden acaba bıraksam mı diye bile düşündüm, sanki gerçekmiş, karşımda böyle bir insan varmış gibi geldi, özellikle de yağmur Paris sokaklarını çılgınca döverken, arabanın camından yağmur damlaları içeri girdiğinde...

Evsiz Bir Adamın Güncesi'ni sevdim mi, sevmedim mi tam olarak emin olamıyorum, ama etkilendim, korktum.

**Tek başına susmak da iki kişi susmaktan kesinlikle daha az acı verici **

**İnsanın evini kaybetmesi, birini kaybetmek gibi. Son kalan bir başkasını. Yalnız başınıza evinize döndüğünüzde, sizi kapıda karşılayan o hayaleti yitirmek gibi bir his **

**Yazı yazmayı ciddiye almak, yazmayı bıraktığınız an ölecekmişsiniz gibi yazmak değil midir ? **

Gibi çok güzel cümlelerinde olduğu bu yaklaşık seksen sayfalık anlatıyı okursanız çok farklı bir dünyaya dalacağınızı düşünüyorum. Ama yine de yalnızlık korkusu olanlara tavsiye edemiyorum. 

Sevgiler
Sevim


Not: Klip ve şarkı sözleri bu kitap için çok uygun bence..





Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...