Mayıs 20, 2019

Tatsız Bir Olay - Dostoyevski

Hümanizim


Uzun zamandır yeni yazı giremediğimin farkındayım ama bu ara hem bedenen hem kafa olarak biraz yorgunum kitaplarımı eski tempoda okuyorum ama sanki canım çok anlatmak istemiyor o yüzden yazı giremedim bu arada. Blogumu ihmal etmek istemediğim için Rus yazar deyince benim favorim olan Dostoyevski'nin uzunca bir öyküsünden bahsedeceğim biraz. Tatsız Bir Olay yetmiş sayfa civarında, yazarın diğer kitaplarının yanınca hacim olarak oldukça az yer tutan bir kitap.




Tatsız Bir Olay'ın kahramanı İvan İlyiç ; ilginç bir tesadüf ki Tolstoy'un da önemli eserlerinden birinin kahramanının adı bu (İvan İlyiç'in Ölümü) Kahramanımız hümanizm savunuculuğu yapmakta, kendisi general olmasına rağmen, en düşük dereceli memura bile çok özenli davrabılması gerektiğini anlatmaktadır arkadaşlarına. 

Bir akşam yolda yürürken dairesinde görevli en düşük dereceli memurun düğün evinin önünden geçer. İşte der aradığım fırsat ne kadar iyi biri olduğumu kanıtlamak için bu düğüne katılmalıyım. Düğüne katılır katılmasına da işler pek umduğu gibi gitmez...

Hepimizin düştüğü yanılgıları hatırlatan bu eserleri çok seviyorum ben. Çok kez söylediğimiz ile yaptığımız bir olamıyor, pek çok zaman şartlar buna elvermiyor. Uygun tabir mi bilemiyorum ama bazen bir şeyleri zorlayınca o üzerimizde biraz sakil duruyor .

İşte bunların hepsini anlatıyor Tatsız Bir Olay

Dostoyevski yazmış tabi ki okuyun....

Mayıs 07, 2019

Kadın Yok Savaşın Yüzünde - Svetlana Aleksiyevic

Savaş


Şimdiye kadar izlediğiniz en iyi savaş filmi hangisi ?
Er Ryan'ı Kurtarmak
Schindler'in Listesi
Full Metal Jacket 
Müfreze
Pealr Harbor

Peki ya şimdiye kadar okuduğunuz en iyi savaş konulu kitap hangisi
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Diriliş
Anne Frank'in Hatıra Defteri
Boyalı Kuş
Aslan Asker Swayk
Çanlar Kimin İçin Çalıyor 
ve bu romanlar dışında tüm tarih kitapları

Bu filmleri izledik, bu romanları okuduk, bir sürü tarihçiyi okuduk veya dinleyip belgeseller izledik değil mi hepimiz. Hepimiz savaş hakkında bir şeyler bildiğimizi düşünüyoruz. Özellikle de 2, Dünya Savaşını. Almanya Polonya'yı işgal etti, İngiltrere ve Fransa Almanya'ya savaş açtı, Alman Birlikleri Sovyetler Birliğinin iç kısımlarına ilerledi,Japonya Pearl Harbor'u bombaladı...... diye devam ediyor.  Sonuç ; toplamda elli beş milyon insan öldü. 




Bildiklerimiz bunlar, peki ya hisler, savaşanların hisleri özellikle de kadınların. Kadin Yok  savasin Yüzünde; Sovyetler Birliğinde savaşa katılan kadın askerler ile yapılan söyleşilerin kitabı. Yazar Svetlana Aleksiyevic ; yüzlerce kadınla konuşmuş, evlerinde ziyaret etmiş onları, mektuplaşmış, sonuçta bu muhteşem derleme ortaya çıkmış.  2015 de Nobel Edebiyat Ödülü kazanan yazar diyor ki ;  'Çünkü savaş hakkında bildiğimiz her şeyi biz erkek sesinden dinlemişiz, hep kahramanlık, hep kazanma hikayeleri duymuşuz.' İşte şimdi Sovyetler Birliği ordusunda savaşa katılan neredeyse bir milyon kadın askerden hayatta kalanlar ve -anlatmak isteyenlerin- anlattıkları ile başbaşayız.

Ben bu kitap hakkında çok fazla bir şey yazamayacağım, çünkü her sayfada boğazım düğümlendi .Anı kitaplarını çok keyifle , genelde gülümseyerek okurdum ama bu kez  bir anı kitabı okurken çok ağladım , hemde çok...

Bu kitabı alıntılar ile anlatacağım başka türlüsü mümkün değil. Lütfen lütfen lütfen okuyun, Kadın Yok Savaşın Yüzünde'yi ...Savaşın ne kadar iğrenç, ne kadar dayanılmaz bir şey olduğunu bir kez daha görün. Para uğruna, servet uğruna, petrol uğruna her ne uğruna olursa olsun savaş insanlık dışı bir olay..

Daha çok pek çok satırın altını çizdim ben. Bir kaçını buraya ekliyorum sadece...

** Cepheye gittiğimde öyle bir ufaktım ki savaş sırasında boyum uzamış.

**Kadınlar neden söz ederlerse etsinler şu fikri akıllarından çıkaramıyorlar. Savaş öncelikle cinayet, sonra ağır bir iştir

** Muharebeye giden yüz kişiden sadece yedisi döndüğü için taliplisi kalmayan sıcak lapa ve çorba

**Günlük besinimiz iki peksimetten ibaretti

** Öldürülenleri gömmeye vakit bulamıyorduk, sadece kum döküyorduk üstlerine

** Bana mutluluk nedir diye soracak olursanız, ölüler arasında canlı birini bulmaktır derim.

**Güzelliğim savaşta kaldı ne acı

**Ben küpelerimi bir köşeye saklamıştım, geceleri takıp uyuyordum

** İnsanlar sokakta yürürken açlıktan düşüp ölüyordu.

** Şehirdeki tüm kedi ve köpekler yenip bitirilmişti, serçe ve saksağan namına bir şey kalmamıştı.





Mayıs 03, 2019

Mutlu Prens - Oscar Wilde

İyiliğe Dair- Mutlu  Prens


Kulak verin bu dediklerime,
kimi bir bakışıyla yapar bunu
kimi dalkavukça sözlerle
korkaklar öpücük ile öldürür
yürekliler kılıç darbeleriyle
kimi gençken öldürür sevdiğini
kimi yaşlı iken
şehvetli ellerle boğar kimi
kimi altından ellerle
merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
kimi yeterince sevmez,
kimi fazlaca sever
kimi satar kimi de satın alır
kimi gözyaşı döker öldürürken
kimi kılı kıpırdamadan
çünkü herkes öldürür sevdiğini
ama herkes öldürdü diye ölmez

demis Oscar Wilde. Bu kadar ölümden, öldürmeden baseden bir yazar hakkında kendini öldürdü diye söylentiler olması çok doğal sanırım. Bir çok kaynakta menenjitten öldüğü yazsa da pek çok kaynak Paris'te köhne bir otel odasında tek başınayken kendini öldürüdüğünü yazmaktadır. Sebebi her ne olursa olsun hayata çok erken veda eden bir isim Wilde.. Geriye sadece tek bir roman bırakabilmiş. Dorian Gray'in portresi. Oyun ve öyküleri ise biraz daha fazla




Cinsel tercihleri yüzünden pek çok sorun yaşayan, hapse düşen, manevi olarak çocuklarını kaybeden yazarın, çocukları okusun diye yazdığı söylenen Mutlu Prens öykü kitabını okudum bugün. Mutlaka pek çok yayın evi tarafından basılmıştır , ben tercihimi İş Bankası Yayınları Modern Klasikler dizisinden yana kullandım.

Elli sayfalık bu öykü kitabında beş ayri öykü var;
Mutlu Prens
Harika Fişek
Bencil Dev
Bülbül ve Gül
Vefalı Dost

Çocuklara masal olarak ne zaman okunabilir, yada kaç yaşından sonra çocuklara okunması tavsiye edilebilir bence uzmanların karar vermesi gereken bir konu bu çünkü her öyküde ölüm geçiyor bu sebeple ben çocuklarınıza mutlaka okutun deme şansına sahip değilim ama yetişkinlerin bu hayat koştuşturması içinde okuması gereken öyküler Mutlu Prens içindekiler.

Her birinde ağırlıklı olarak bencillik, iyilik ,dostluk, sevgi temaları var. Belli bir yaştan sonra kişilerin değişmesi zor olsa da okuduğu bir satırdan etkilenip acaba demesi bile yeterli belki de

Okuyun derim ben, okuyun ve biraz huzursuz olun

Sevgiler
Sevim

Mayıs 01, 2019

Üç Yıl - Anton Çehov

Sorgulamalar- Üç Yıl


Kitapçılarda yapılan indirimleri seviyorum. Hiç aklımda olmayan, okuma listemde bulunmayan kitapları da düşük maliyetle okumuş oluyorum böylece. Üç Yıl içinde bu aynen geçerli. Bu yıl içinde Anton Çehov'dan Vanya Dayı okumak aklımdaydı ama 5 TL rafında yazarın ismini hiç duymadığım Üç Yıl novellasına rastlayınca yazarla güzel bir tanışıklık yapmış oldum.





Kısacık bir hayat yaşamış Çehov. Kırk dört yaşında veremden ölmüş ama bu kısacık sürede çok ses getiren eserler yazmış. Martı,  Vanya Dayı ve Vişne Bahçesi en çok bilinen oyunları yazarın.

Üç Yıl ; Moskovalı çok zengin bir tüccar olan Laptev'in her açıdan kendisini sorguladığı bir öykü. Otuzlu yaşlarda ve çirkin sayılabilecek bir erkek olan Laptev, ağır hasta olan ablasının yanında bir taşra kasabasında kalmaktadır bir süredir. Ablasının doktorunun genç ve güzel kızı Yulia'ya aşık olmuştur. Evlenme teklifi kabul görse de Laptev sürekli sorgular bu evliliği . Karsının kendisi sevmediğini , mutsuz olduğunu düşünür her gün. Babasının servetini, personeline karşı davranışlarını sorgular. Bu servetin aslında insan olarak hiç bir şey katmadığını farkeder. Eski sevgilisyle evlense daha mutlu olup olmayacağını sorgular. Bu sorgulamardan da çok yorulur.

Çehov'un realist tarzının çok güzel bir örneği bence Üç Yıl. Zaman zaman hepimizin yaptığı neredeyim ben ne yapıyorum diye hayatımza göz attığımız olur ya işte kahramanda tam olarak bunu yapıyor her gün..

Gerçekten büyük keyifle okudum. Kısacık bir eser tek sorun Rus kahramanların isimleri ve aile arasında o isimlerin kısaltılmış hallerinin hepsinin kullanımı. Güzel bir çevirisi ve akıcı bir dili var. Bir okuyun bakalım siz hangi soruları soruyorsunuz kendinize

Sevgiler
Sevim.

Nisan 29, 2019

Usta ve Margarita - Mihail Bulgakov

Usta ve Margarita


Bundan dokuz ay kadar önce tanıştım Bulgakov ile . Genç Bir Doktorun Anıları   ( okumadıysanız göz atabilirsiniz ) sevdiğim kitaplar arasında yer aldı. Henüz yirmili yaşların başında olan doktorun içindeki başarma azmi etkilemişti beni. Aradan geçen zamanda yazarın başka bir romanını okumamıştım. Usta ve Margarita hem raflarda hemde blog ve sosyal medya hesaplarında çok sık karşıma çıkan bir roman olduğu için yazarla dostluğuma bu roman ile devam ettim.





Usta ve Margarita yı okumayıp bookstagram hesaplarında yada bloglarda yorumuna denk gelenler çok çok büyük çoğunlukla şu yorumu gördüler benim gibi ' Çok büyük bir sistem eleştirisi, Stalin dönemini yerden yere vuruyor yazar devleti hicvediyor.' Bu yorumları yazan arkadaşlar dönem Rusya' sı hakkında ne kadar bilgi sahibi bilemiyorum ama ben kitabı okuduğumda devlet yönetimi ile ilgili hiciv anlayamadım. Bunun nedeni Rusya tarihini, Stalin  dönemimde yaşananları bilmiyor olmam muhtemelen.

Blog yazılarımı da bir arkadaşıma kitap anlatır mantığı ile yazdığım, başka sayfalardan kopyalamadığım için şimdi burada büyük büyük laflar etmeyeceğim. Gerçekten anladıklarımı, hissettiklerimi anlatacağım yine . Kitap Rus halkının yaptığı hatalar ile ciddi ciddi dalga geçiyor, sanat dünyasında olanları - hani bizde de eskiden bir laf vardı başrole giden yol yönetmenin yatağından geçer diye - bu gerçeği anlatıyor. Bir gün önce saygı ile önünde eğildikleri dergi editörü ölünce arkadaşlarının onun yerine geçebilmek için ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor.

Usta ve Margarita bir Rus klasiği değil, baştan sona fantastik bir roman. Şehre inen şeytan, yardımcıları, o şeytanın kehanetleri, kara büyü gösterileri havada uçuşan rubleler, rublelerin dolara yada kağıt parçalarına dönüşü gibi okurken kahkahalar attıran ama düşününce insanoğlunun aç gözlülüğünü gözler önüne seren olaylar var.

Usta yazdığı romanı bir türlü yayınlatamayan ve hayattan neredeyse vazgeçmiş durumda olan bir yaza ve Margarita'da ustanın büyük aşkı. Süpürgesine binip uçuyor şeytan ile yaptığı işbirliği sayesinde.

Ustanın yazdığı roman Pontus Pilatus ile ilgili. Pontus Pilatus kim diyecek olursanız Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi emrini veren vali. Bu konuda yazılan bir eser ile ilgili hayır cevabı alan Usta sanata küsüyor adeta

Keyifli bir roman Usta ile Margarita, ama okumadan önce Stalin dönemi nasıldı, neler yaşandı halk ve sanat dünyası bu ollaylardan nasıl etkilendi araştırıp öğrenilirse kitap daha anlaşılır olacaktır mutlaka. Ben okuduğumun ancak yarısını anlayabildim sanıyorum diğer yorumlara bakınca

Aranızda okuyan varsa ve beni anlamadığım yerler konusunda aydınlatabilirse sevinirim

Sevgiler

Nisan 23, 2019

Şeker Sokağı - Necip Mahfuz

Şeker Sokağı- Kahire Üçlemesi 3


Ve Abülcevat ailesi ile veda vakti... Otuz yılını birlikte geçirdiğim, aşklara , evlenmelere, boşanmalara , doğum ve ölümlere şahit olduğunu ailenin 1300 sayfalık öyküsü Şeker Sokağı ile son buluyor.


Saray Gezisinde (  okumadıysanız tık tık  ) Ahmet Beyi
Şevk Sarayında ( yine tık tık   )çocuklarının hayatını okumuştum daha çok . Şeker Sokağı ise Ahmet Beyin torunlarının hikayesi. Torunların siyasi hayatları ve  aşkları ... Zaman o kadar hızlı ilerliyor ki; İlk kitap olan Saray Gezisinde henüz on yaşında olan Kemal son kitapta kırklarına gelmiş bir İngilizce öğretmeni ama daha çok düşünür...





Mısır da yaşanan  siyasi ve ekonomik gelişmelerin ailenin tüm hayatına etkisi iyice hissediliyor bu kitapta, ayrıca Ahmet Beyin yaşlanmış olması sebebiyle otoritesi kalmadığı için hem torunlar hem çocuklar hem de Emine Hanım artık daha özgür... Mısır ise daha karışık, ailen,in her ferdinin iç hesaplaşmaları daha derin. Her biri kendisiyle daha çok konuşuyor, bize kendini daha çok anlatıyor.


Okumayı çok istediğim bu dev eseri bitirdiğim için gerçekten mutluyum şimdi.
Konudan çok üç kitapla ilgili ilgimi çeken beni çok şaşırtan ve üzen konuları da kısaca yazayım size 

Mısırda 1910 dan 1950 lere kadar on iki, on üç yaşındaki çocuklar dahi siyasetle politikayla aşırı derecede ilgiliymiş, ülkenin işgal altında olması mı buna etken, yoksa şimdi teknoloji deyip çok sevdiğimiz esaretimizin olmamasını bunda etken bilemiyorum ama her akşam ailenin toplanıp sohbet etmesi nedeniyle aile içinde konuşulan bu konular çocukları hem bilgi sahibi hem de taraf yapıyor. Şimdi ülkemizde o yaşta bir çocuğa siyaset hakkında bir şeyler sorsak cevap alabileceğimizi sanmıyorum.

Canımı sıkan beni en çok üzen konu ise kadın erkek eşitsizliği oldu. Erkeklere hak olan en basit bir olay bile - fiyatı daha ucuz olduğu için kadın erkek karışık yolculuk yapılan vagona binmek gibi - kadın yaptığı zaman o kadının " hafif " olarak sınıflandırılması. Ne yazık ki ülkemizde bir çok yerde hala süren bu eşitsizliği okumak ve hala var diye düşünmek kolay olmadı benim için

Birde o yıllarda ülkenin İngiliz işgali altında olması sebebiyle sanırım ilkokullarda bile İngilizce dersleri olması, üniversiteye kadar bunun sürüp gitmesi de şaşırdığım bir başka konuydu.

Mısırın siyasi tarihi ile ilgili kısmında  aynı evden yetişen iki zıt kutup kardeşi ise gülümseyerek birazda acıyarak okudum.

Ben bu aileyi çok benimsedim, şimdi neredeler nasıllsa acaba diye bile merak eder oldum neredeyse...

Necip Mahfuz ile mutlaka tanışın
Sevgiler

Nisan 18, 2019

Esaretin Bedeli Tiyatro Oyunu

Umudumuz Var - Esaretin Bedeli


Pek çoğunuz izlemiştir mutlaka Morgam Freeman'ın başrolünde oynadığı Esaretin Bedeli filmini, benim film izleme alışkanlığım ne yazık ki çok az olduğu için 1994 yapımı bu filmi izlememiştim. 





Bir kaç ay önce Sadri Alışık- Çolpan İlhan tiyatrosunun, Stephen King'in bu eserini oyunlaştırdığını öğrenince umarım Bursa'ya gelir de izlerim demiştim.
Dün akşam bu tadına doyulmaz oyunu gözlerim yaşlı izledim.

Shawshank hapishanesi, cani katiller, tecavüzcülerle dolu korkunç bir yerdir ve kendisini aldatan karısını öldürmekten mahkum Redd buranın gediklisidir. Şartlı tahliye talepleri sürekli reddedilmektedir. Redd'in en büyük özelliği dışarıdan , hapishaneye her tür şeyi - içki, sigara , erotik dergi- sokabilmesidir.

Herkesin masum olduğunu söylediği bu cehenneme bir gün  bankacı Andy Dufresne gelir, o da karısını ve onun aşığını öldürmekten ömür boyu ceza almıştır. Andy'de aynı şeyi söyler 'onları ben öldürmedim'. 




Korkacağı , ağlayacağı üzerine bahislere girilen Andy hepsi için umut kaynağı olur, azim kaynağı olur, başarmanın simgesi olur. Vergi ve bankacılık tecrübeleriyle gardiyanların ve hapishane müdürünün tüm kirli işlerini yapan Andy bu sayede tecavüzcü kız kardeşlerden de korunur bir süre... Hücresinde tek başına umutla bekler kurtuluş gününü...

Tamamı erkek oyunculardan olan kadro harikuladeydi, herkes o kadar yakışmıştı ki rolüne, isimlerini bilmediğim için utanç duyduğum tecavüzcü kardeşler  oyunun yıldızlarıydı. Redd 'i oynayan Kerem Alışık beklediğimin üzerinde bir performans sergiledi, dizilerde denk geldiğimde izlediğimin oyun performansının  üzerinde bir tiyatro oyuncusu olduğunu gördüm. Ses tonu ,vurguları ile sık sık babasını hatırlattı bana. Yine Kaan Taşaner televizyon ekranlarından tanıdığım bir isimdi, ama Andy için muhteşem bir seçim olmuş, yüzündeki muzip gülümseme, gözlerinin içindeki umudun parıltısı ile sahneyi dolduran bir oyunculuk sergiledi. Ayrıca müzikler ve alttan gelen sesler film tadında izlememizi sağladı

Sezon bitmeden son oyunlarda denk gelirseniz izleyin bence... 
Sevgiler





Nisan 15, 2019

Şevk Sarayı - Necip Mahfuz

Şevk Sarayı - Kahire Üçlemesi 2


Muhteşem serinin ilk kitabı olan Saray Gezisi'ni (okumayanlar için tık tık ) geçen hafta anlatmıştım. Bu hafta serinin ikinci kitabı olan Şevk Sarayı 'nı okudum. Yaklaşık bin sayfasını okuduğum bu esere vurulmamak, hayran olmamak mümkün değil sanırım. 1910 lar Mısır'ını öyle bir anlatmış ki Mahfuz ben her satırından çok etkilendim.





Saray Gezisi'nin bitiminden beş yıl sonrası ile başlıyor Şevk Sarayı. Bu arada kitap isimleri ailelerin yaşadığı sokakların adları. Saray Gezisi Ahmet Bey'in ailesi ile yaşadığı evin bulunduğu sokak, Şevk Sarayı Yasin'in öz annesinden kendisine miras kalan evim bulunduğu sokak, üçüncü kitap olan Şeker Sokağı ise evin kızları Ayşe ile Hatice'nin evlendikten sonra yaşadıkları sokak..

Evet Şevk Sarayı aradan beş yıl geçtikten sonra başlıyor, Ayşe ve Hatice artık anne olmuş, evin küçük oğlu Kemal ise liseyi bitirmiş , üniversiteye gitmeye hazırlanan bir delikanlı ve çok aşık. Yasin ise tam babasının oğlu ...

Şevk Sarayı'nda çocukların duyguları, yaşadıkları daha ön planda . Ahmet Bey perde arkasında çocuklar üzerinde baskısını devam ettirse de artık hepsinin kendine ait hayatları da var.

Şevk Sarayı nı okurken bu anlatılanların, bir zamanlar hatta şimdi bile başka bir coğrafyada yaşanıyor olabilme ihtimali o kadar korkutucu geldi ki, sanırım ondan çok etkilendim. Erkeklerin sadece kendileri için yarattıkları bu dünyada kadınların hiç evet hiç bir değeri yok. Kadınlar sadece erkeklerin hizmeti için var. 

Bugün son kitaba başlayarak aile ile vedalaşacağım, iki haftadır o kadar hayatımdalar ki, sanki arkadaş oldum hepsiyle onlardan vazgeçmem kolay olmayacak.

Mahfuz ile illa ki tanışın 
Sevgiler
Sevim

Nisan 08, 2019

Saray Gezisi- Necip Mahfuz

Saray Gezisi- Kahire Üçlemesi 1


Ah Necip Mahfuz... Sen nasıl bir yazarsın ve neden ülkemizde bu kadar az tanınıyorsun. İlk olarak Cebelavi Sokağının Çocukları ( okumak için tık tık ) daha sonra da Midak Sokağı ( yine tık ) okudum ve yazarın kalemine hayran oldum. Kitap okuyor gibi değil de canlı canlı tiyatro da izliyormuşum hissiyle doldum her iki romanda da...

Uzun süredir aklımda Kahire Üçlemesi vardı. Yaklaşık bin üç yüz sayfalık üç roman . Saray Gezisi, Şevk Sarayı ve Şeker Sokağı. Serinin ilk kitabı olan Saray Gezisi ile başladım Salı günü. Bu üçlemede bir ailenin yaklaşık elli yıllık bir dönemi anlatılıyor. Aile içinde yaşananlar ve perde arkasında da Mısır'da ki siyasal iklim.




Saray Gezisi, 1918 yılında başlıyor, İngiliz işgali altındaki Kahire'de hali vakti yerinde bir tüccar olan Ahmet bey ve ailesini tanıyoruz. Ahmet bey; evde fırtına gibi sert, despot, aksi, aşırı kuralcı bir baba. Öyle ki, yirmi küsur yıllık karısı Emine hanım, evlendiklerinden bu yana sokağa asla tek başına çıkamıyor, annesini ziyarete bile ancak kocasının izni ile onun refakatinde gidebiliyor. Ama yine de mutlu ve huzurlu bir kadın Emine hanım. 

Kocasının ilk evliliğinden olan oğlu Yasin ve kendi çocukları Hatice, Fehmi, Ayşe ve Kemal ile birlikte evin işlerini yapmaktan dolayı çok mutlu...

Yasin memur, Fehmi ise ailenin en çalışkanı hukuk fakültesi öğrencisi, kızlar Ayşe ve Hatice ise evde kısmetlerini bekliyor. Kemal dokuz-on yaşın getirdiği çocuk masumiyeti ile koşup oynuyor. 

Ahmet bey ise evde koyduğu bu aşırı kurallara rağmen, her gece arkadaşlarıyla birlikte müzik, içki ve kadınlarla dolu alemlerde...

İşte böyle bir aile İngiliz İşgali altında yaşarken, ayaklanmalar, protesto gösterileri başlıyor sokaklarda ve ister istemez aile kendini bu karışıklığın içinde buluyor...

Her kitabın bir okunma zamanı var sözü gerçekten doğru sanırım sekiz dokuz aydır okumak istediğim bu serinin ilk kitabı Saray Gezisi ni dün bitirdim. Kitabın son sayfasının tarihi 7 Nisan 1919... Çok ilginç bir tesadüf oldu benim içinde ..Tam yüz yıl önceki gün...

Hemen ikinci kitap olan Şevk Sarayına başlıyorum .Aileden uzak kalamayacağım sanırım

Sevgiler
Sevim

Nisan 01, 2019

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git - Susanna Tamaro

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git


Bir kaç gün önceydi; en sevdiğim çevirmenlerden olan Eren Yücesoy Cendey instagram hesabında Yüreğinin Götürdüğü Yere Git romanının İtalya'da yayınlaşının yirmi beşinci yılı nedeniyle yapılacak kutlamadan bahsetmişti. Ve bir de not ilave etmişti ' Bugün olduğumuz kişi olarak yeniden okumanın tam zamanıdır. ' 

Öyle yaptım bende yirmili yaşların hemen başında okuduğum bu şahane kitabı bir kez daha okudum. O kadar iyi geldi ki, içimi nasıl ifade etsem bilemiyorum ama sıcacık, yumuşacık yaptı sanki.




Anneannenin torunu için tuttuğu bu günlük, ona ithafen yazdığı mektuplar kendisini sorgulatıyor insana. Artık seksen yaşında olan Olga; kendi çocukluğunu, genç kızlığını, evliliği, erkenden ölen kızı İlara'yı ona karşı hislerini anlatıyor bu satırlarda artık uzakta olan torununa.

Neredeyse her sayfada altını çizecek bir cümle bulmak mümkün, bende böyle düşünüyorum, yada aslında doğru söylüyor olaylara bu açıdan baksam  daha rahat ederim dediğim cümleler ile dolu Yüreğinin Götürdüğü Yere Git.

Pek çoğunuz daha gençken okudunuz biliyorum, o zaman torunun bakış açısıyla hayata bakan dostlarım, şimdi anne yaşlarındalar. Olga'nın yaşına gelmemize epey var bu yüzden yeniden okuyun derim ben.

Bahar bize göz kırparken çok iyi gelecek ruhunuza. Uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıp kitaptan bir kaç alıntı paylaşayım.

Sevgiler
Sevim

**Ölüler yokluklarıyla değil de - onlarla bizim aramızda - söylenmeden kalan sözler yüzünden keder verirler asıl

**Mutluluğun hep bir nesnesi vardır, bir şeyler yüzünden mutlu olunur, varlığı dışarıdan bir olaya bağımlıdır. Oysa neşenin nesnesi yoktur. Belirgin olmayan bir nedenle sarar seni.

**Anlayış ve yüzeysellik, yaşla değil herkesin hak ettiği yolla ilgilidir.

Mart 29, 2019

Suç ve Ceza - Dosyoyevski

Suç ve Ceza


Aslında böylesi bir kitap hakkında yorum yazabilmek bile çok haddime düşmez ama ilk defa on dokuz ikinciye otuz beş yaşında okuduğum Suç ve Ceza'yı bir kez daha okudum. Bu defa kitap giybeti okuma grubumuz ile..Hatta ellilerimdeyken bir kez daha okumaya karar verdim.

Uzun uzun anlatmayacağım dediğim gibi, zaten herkes tanıyor Raskolnikov'u ve herkes biliyor neler yaptığını. Bu defa da okurken çok kızdım, çok üzüldüm, anladım, sevdim, yine kızdım, yine acıdım ona. Neredeyse yedi yüz sayfa boyunca kafam karışık bir şekilde hareket ettim.

Razmuhin, Dunya, Sonya, her birinin yaptığı fedakarlıkları, Lujin'in düzenbazlıkları , polis ile sorgu yargıcının tutumları ve romandaki her bir sahne kesinlikle adım adım gözümün önündeydi bir kez daha.

Sanırım hayatım boyunca bıkmayacağım ve her okuduğumda farklı tatlar alacağım romanlar arasında ilk sırada yer alacak her zaman

Ben bir kez daha anladım ki Dostoyevski, Tolstoy derbisinde ben Dostoyevski taraftarıyım. Ve önünde saygıyla eğiliyorum 

Sevgiler
Sevim 

Mart 27, 2019

Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcia Marquez

Beklemek - Albaya Mektup Yok


Uzun öykü bu, Marquez'e doymak için sayfa sayısı bana az gelen bir öykü Albaya Mektup Yok...




Albay Aurelıano Buendia ile birlikte çarpışan Albayımız emekli olmuştur ve uzun yıllardır her Cuma günü emekli aylığının bağlandığını bildiren mektubu beklemektedir. Her Cuma gittiği postaneden eli boş dönmektedir. Dokuz ay önce öldürülen oğullarından hatıra kalan horoza ise kendileriden iyi bakmaktadır Albay ve eşi

Albaya Mektup Yok, sadece albay ile eşinin hayatını anlatmıyor, satır aralarında sokağa çıkma yasağını, baskıları, sansürü, halkın yaşadığı kıtlığı, çaresizliği de anlatıyor.

Ülkesi için çarpışan, savaşan , gazi olan bir albayın emekli maaşı alamadığı için çırpınışlarını ama bu arada onurunu nasıl koruduğunu anlatıyor, evdeki eşyaları satıp , kimseden borç isteyemeyen bir adamın sabırla (karısının tabiriyle öküz sabrıyla) mektubunu beklemesini anlatıyor.

Bazı sayfalarda içim titrerken bazılarında kahkahalarla güldüm Albay ve karısı arasında geçen kavgalara.

Bir çırpıda okuyacağınız ama unutamayacağınız bir eser Albaya Mektup Yok

Okuyunuz efendim
Sevgiler
Sevim


Mart 25, 2019

Mavi Karanlık- Vedat Türkali

**2 yıl önce paylaştığım  bu yazıyı, Bodrum'u çok özlediğim bugünlerde bir kez daha paylaşıyorum**

Bodrum Bodrum - Mavi Karanlık


Mayıs 1919  Samsun doğumlu bir yazar Vedat Türkali... Asıl adı  Abdülkadir Pirhasan olup , romancılığı kadar senaristiği ile de ünlüdür. Ben ne yazık ki ilk defa okuyorum bu ustayı.. Hatta Mavi Karanlık kitabı tam 17 yıldır kitaplığımda bekliyordu beni, yazıldıktan 34 yıl sonra okudum, Türkiye'nin yakın tarihini anlatan bu eseri...





80 ler Türkiyesi, üniversitelerde başgösteren sağ-sol çatışmaları, bunlardan kaçıp Bodrum'a sığınan aydın kesim anlatılıyor Mavi Karanlık 'ta.

Biraz roman kahramanlarımızdan bahsedeyim ;Nergis: Uçarı, aşkı arayan ama bunu kabul edemeyen, ailesi ile sorunlu doktora öğrencisi

Korhan: Rize'li Einstein... Fakir bir ailenin yetenekli, zeki oğlu, Fizik bölümünde araştırma görevlisi, ve Nergis'e aşık

Muhtar: Nergis' in babası. Avukat.. Hayali teknesini bitirip onda yaşayabilmek

Özgür: Nergisi' in ilk aşkı ..

Mavi Karanlık'ın ana karakterleri bu kişiler olsa da Muhtarın çevresindeki arkadaşları, eski eşi işçi İbraaam da eşlik ediyor bu kişilere...

Korhan ölüm tehdidi alınca Nergis'le birlikte Bodruma'a sığınırlar.. Özgür'de oradadır, Korhan'da bilmektedir geçmişi.. Denize girip, akşamları rakılarını içerken kendi aralarında tartışmalar hiç eksik olmaz..

Bir akşam kalabalık bir grup tekneyle Gökova turuna çıkmaya karar verirler, Korhan Özgür Nergis aynı teknede bir hafta... Ama ertesi günü onları bir sürpriz beklemektedir ; Özgür tutuklanmıştır....Özgür salıverildiğinde ise her şey çok başka olacaktır....



Çoğunlukla Nergis'in iç sesi ile anlatılan romanda, kişiler arası fikir ayrılıkları, kendini aydın sınıfında değerlendirenlerin Bodrum'a sığınışları, tartışmalar, gürültüler, güvensizlikler, kendi çıkarlarını kollamalar çok net çok yalın bir dille anlatılmış... Sık sık kullanılan Bodrum şivesi ise sinema filmi tadında yapmış romanı...

Okurken hem aşk sancılarını, hem bu ülkenin neler atlattığını görüyorsunuz, benim çocukluğuma denk gelen o yıllarda yaşananlar çok ağır olmuş herkes için..
Kendi adıma hiç beklemediğim bir sonla biten Mavi Karanlık'ı okurken , içimin titrediği yerler oldu...

Okursanız seversiniz
Sevim

Madem bir Bodrum romanı ; MFÖ den Bodrum Bodrum iyi gider sanki...



Mart 22, 2019

Eva Luna- İsabel Allende

Yaşam -  Eva Luna


Kitap dostları olması ne güzel bir şey insanın, oku bak seversin demesi, önce Ruhlar Evi tık tık oku dediler, sonra Eva Luna. İtiraf edeyim biraz korktum ilk elime aldığımda Ruhlar Evi'ni ama beş on sayfa okuyunca büyülenmiştim, o yüzden fazla vakit kaybetmeden İsabel Allende'nin başka Eva Luna 'sı ile devam ettim. Hemde Seçkin Selvi çevirisi...






Eva, hizmetçi Consuelo ile Kızılderili bir babanın kızıdır ve annesinin ölümü ile çok erken yaşta büyümeye çalışmaya annesi gibi hizmetçilik yapmaya başlar. Farklı farklı evler görür, farklı hanımlar beyler tanır. Sokakta kaldığı ilk gün ise çocukluk aşkı Huberto Najarono ile tanışır.Onun sayesinde bir mama ile daha sonra ona evini açan Türk lakaplı Riad Halabi ile bu insanların hepsi Eva'da derin izler bırakır onu büyütür, geliştiririr.

Bu sırada dünyanın bambaşka bir ülkesinde büyüyen gelişen başka bir çocuk vardır Rolf Carle... 

Bu iki insanın yolları hadi kesişsin artık, bulsunlar birbirlerini diye diye çok ama çok keyifle okudum.

Ayrıca aynı Ruhlar Evi gibi Eva Luna da da ülkesinin siyasi çalkantılarını, yaşanan toplumsal olayları muhteşem bir dille anlatmış Allende. Ülkeye özgürlük, demokrası gelsin diye çabalayan halk, onları ezenler çıkarları uğruna her yolu deneyenler yazarın kaleminden su gibi akmış. 

Büyülü gerçekçiciliğin muhteşem bir örneği olan İsabel Allende'yi mutlaka siz de okuyun . Ben okurken bir gün Şili'ye gitmek, hep o bahsettiği korkusuz, neşeli halkla tanışmak istedim. 

Sevgiler
Sevim

Mart 19, 2019

Leyla'nın Evi Tiyatro Oyunu

Gidişim Dönmek İçindir - Leyla'nın Evi


Bu ay gerçekten muhteşem geçiyor benim içi, her ay en az bir oyun izlemeliyim derken Mart ayından birbirinden güzel üç oyun izlemiş oldum. Geçtiğimiz ay Şen Makas oyununa bilet alırken aslında Leyla'nın Evi de varmış ya diye iç geçirmiş ama ona bilet almamıştım. Okurken çok keyif aldığım Zülfü Livaneli kitabının oyunlaştırılmış halini görmeyi istiyordum gerçekten.  Dün çok zarif bir davet sonucu bu harikulade oyunu izleme şansına sahip oldum.

Hızlı tüketmeye meyilli, kolay sıkılan vazgeçen bir toplum olduğumuz gerçek. Bir de eleştirilerimizde acımasız olduğumuz. Televizyonda çok önemli oyuncuların rol aldığı bir kaç haftada yayından kalkan diziler, yada gişede iş yapamayan filmler pek fazla bizde. 




İşte tüm bunlara rağmen, Leyla'nın Evi oyununun dokuz yıldır sürekli sahnede olduğunu öğrenince hem çok şaşırdım hem de çok sevindim açıkçası. Tiyatrokare dokuz yüzden fazla sayıda sergilemiş oyunu. Muhteşem ayakta alkışlanacak bir başarı diye düşünerek gittim oyuna. Bu kadar yılda oyuncu kadrosunda da, oyunda da değişikliğe gidilmiş zaten afişte yeni yorumuyla ibaresi mevcut.




Başrol yani Leyla Celile Toyon .. Allahım ne kadar güzel, ne kadar zarif bir kadın. Paşa torununu oynadığı oyunda kendisinin gerçekten yalılarda , dadı ile büyüdüğünü hissediyorsunuz. İsminden hatırlayamadıysanız hemen söyleyeyim Vatanım Sensin dizisinde Halit Ergenç'in annesini oynamıştı kendisi. Ben kendisini ağzım açık, gözlerim yaşlı izledim Leyla'nın Evinde ve büyülendim.




Oyunda bir de Roxy var ki, Dicle Alkan Almanı bu hip hop şarkıcısına muhteşem şekilde hayat vermiş. 




Leyla'nın Evinde ; sadece - evinden kapı dışarı edilip sokakta kalan -  Leyla yok, Leyla'nın evini satın alan Ömer var karısı rüşvetçi  Necla var Ömer'in babası Ali Yekta bey var. Onların da geçmişleri, acıları var . Romanı okumamış olanları çok şaşırtacak bir geçmişe sahip Ali Yekta bey bunu söyleyeyim.

Dediğim gibi Roxy var onun Rukiye olduğu zamanlar var, yediği dayaklar var, gazeteci Yunus, Yusuf, Yaşar Yavuz :) var , Roxy'nin hip hop cu arkadaşı var, sevimli !!!!!! kapıcı ve onun kadar sevimli polis memuru da var .

Aslında emeği geçen tüm oyunculara bayıldım, kitabını okuduğum filmleri çok fazla sevmem ben ama bu sefer oyunu kitaba göre çok çok daha fazla sevdim. Oyunun konusunu, sonunu biliyor olmama rağmen oyun bitiminde yine gözlerim yaşlıydı.

Bir oyun dokuz yüzden fazla oynandıysa ve hala kapalı gişe oynanıyorsa diyecek çok fazla sözde yok aslında, söyleyebileceğim tek şey şimdiye kadar izlemediyseniz onuncu yıla kalmadan mutlaka ama mutlaka izleyin. 

Sevim 

Mart 18, 2019

Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez

Namus - Kırmızı Pazartesi


Şu an öyle bir ruh halindeyim ki, beni ancak Kırmızı Pazartesi okumuş olanlar anlayabilir. Boğazım düğüm düğüm, gözlerim yaşlı, ellerim titriyor. İçim parça parça oldu sanki...

Ben Marquez'e geç kalmış biriyim kabul ediyorum, ama bu eksiğimi telafi etmek için Yüzyıllık Yalnızlık ( göz atmak için tık tık  ) üzerine yazarın en iyi romanım dediği Kırmızı Pazartesi yi elime aldım. Oldukça kısa yüz sayfa civarında, (ben yine e- kitap olarak okudum) çeviri çok başarılı , rahatsız edici kelime hiç yok. Marquez kitabı olduğu için ben kitaba başlarken kağıt kalemi elime alıp kahraman isimleri tek tek not alarak okudum, bu yüzden hiç zorlanmadım. Pek çok yorumda şikayet edilen karakter fazlalığını böylece aşmış oldum.








Kırmızı Pazartesi ; işlenmiş bir 'namus' cinayetinin ardından yapılan konuşmaları içeriyor. Kitabın anlatıcısı  namus uğruna öldürülen Santiago Nasar'ın çocukluk arkadaşı, cinayet gününü, öncesini, bir kaç gün sonrası hatta yirmi yıl sonrasını olayın tanıklarıyla konuşup anlatıyor. Nasıl desem sanki bir sorgulama dosyası gibi.

Küçük bir kasabada iki erkek kardeş göz göre göre , bütün kasaba halkına duyurarak ve hatta herkesin gözü önünde bıçaklayarak öldürüyorlar Santiago Nasar'ı. Herkes biliyor, ama kimse engel olmuyor, herkesin eli kolu bağlanıyor, bilerek yada bilmeyerek yardımcı oluyorlar eli kanlı katillere.

Tek bir kişinin bir cümlesi, hedef göstermesi yirmi yıllık hayatı bitiriyor, tıpkı bizim her gün gazetelerde okuduğumuz, haberlerde izlediğimiz olaylar gibi. 

Pişmanmısın ?
Hayır!
Neden yaptın ?
Namusumu temizlemek için !!!!!!

Kitabın başlangıç cümlesi ' Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05:30 da kalkmıştı. ' olduğu için yani sonu bilindiği için cinayetten bahsettim (spolier sanmayın) Siz biliyorsunuz ki bu genç adam ölecek ama o yüz sayfa boyunca belki ölmez, belki vazgeçerler diyerek okuyorsunuz.

Yüzyıllık yalnızlık okuyanlar bir de tanıdık isimlere rastlayacaklar burada Albay Aurelio Buendia ve yardımcısı Marquez... Eski bir dost gibi gelecek bu isimler onlara...

Kesinlikle muhteşem bir eser 'önyargılara ' savaş açan bir eser. Mutlaka mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir eser Kırmızı Pazartesi.

Sevgiler
Sevim

Mart 16, 2019

KADER CAN

Öldürmeden - Sevemez misiniz ? -Kader Can


Nilüfer (Bursa) tiyatro festivali kapsamında pek çok oyun var bu ara şehrimizde, ama ben Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin ( tık tık ) izlediğimden beri Kader Can 'ı beklediğim için onu seçtik. Podyum Sanat Mahal'deydi oyun. Çok yeni bir sahne olduğu için içerisi hala yeni ve temiz kokuyor. Çok sevdiğim bir salon oldu şimdiden Bursa'da

Tek kişilik oyunlardan korkarım aslında, oyuncudaki en ufak bir performans kaybı her şeyi berbat edebilir, ama Kadercan için o kadar güzel yorumlar vardı ki; çok büyük bir merak ve çok büyük bir hevesle gittik 13 Mart  akşamı oyuna. 




Yazan ve yöneten Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin ile aynı Murat Mahmutyazıcıoğlu  oyunucu ise adını büyük harflerle yazıyorum ki aklınızda bir köşeye kaydedin DENİZ KARAOĞLU .... Söylenecek tek şey var oyuncu için efsane...

Kader Can yirmi bir yaşında annesi ise yaşayan rap tutkunu fakir bir genç,  cebindeki son para ile sevgilisi Ayla'ya latte ısmarlayıp eve geldiğinde bakaya olduğunu öğreniyor ve asker ocağı yolunda buluyor kendisini... 

Angara'lı taksici nizamiye kapısında bıraktığında korkmuyor hiç Kader Can , kendi gibi arkadaşları oluyor, poşetlerle !! tanışıyor ve bize bir yıllık askerlik anılarını, arkadaşlarını, komutanlarını anlatıyor. 

90 dakikadan biraz fazla süren oyunda Deniz Karaoğlu  ; sanırım bir saniye bile durmadı, susmadı sürekli hareket halinde, ya konuştu ya rap yaptı. Oyun bittiğinde terden sırılsıklamdı.

Annesinden, Ayla'ya, ağabeyi Erdal'dan bakkal Nedret'e ,erlerden komutanlara kadar binbir kişi arasında geçişler yaptı. Olağanüstü bir performans sergiledi.


Bam İstanbul'un oyunu olan Kader Can ı Nisan ayında Bursa'ya yeniden geldiklerinde ön sıralardan bilet bulabilirsem mutlaka bir kez daha izlemek istiyorum ben. Size de tavsiyem yaşadığınız yere gelirse kesinlikle kaçırmayın.

Tadına doyulmaz bir oyun izleyin

Sevgiler
Sevim

Mart 14, 2019

ŞEN MAKAS TİYATRO OYUNU

Katil Kim ? - Şen Makas


Her ay en az bir oyun hedefim kapsamında bu ay Şen Makas adlı oyunu izledim. Ülkemizde Tiyatrokare tarafından sahnelenen oyun; sıkı durum Amerika'da 1979 dan beri kapalı gişe oyunuyor. Bu yüzden de Amerika'nın en uzun süreli oyunu ödülünü almış. Ayrıca Charlie Chaplin Komedi Ödülünü alan tek oyun...

Ülkemizde sahnelenen oyunda Nurseli İdiz, Veysel Diker, Cem Güler, Müge  Kement, Özgür Yetkinoğlu ve Jess Molho oynuyorlar.  Baştan söyleyeyim 10 Mart Pazar akşamı izlediğim oyun  üç saate yakın sürdü ve son zamanlarda gülmediğim kadar güldüm hemde kahkahalarla. 



İlk perde çok normal bir tiyatro oyunu, bir kuaför salonunda geçiyor. Kuaför, çırağı ve üç müşterinin bulunduğu bir salon. Nurseli İdiz zengin bir dul,hatırlı bir müşteri, Veysel Diker ise biraz garip bir kuaför. İlk perdenin sonuna doğru bir cinayet işleniyor ve sivil polis memurumuz Jess Molho sahneye giriyor. Seyircilerin de ışıkları yanıyor, ve aradan sonra bizim  de yardımımızla cinayeti çözeceğini söylüyor.



İkinci perde başladığında ise oyuncular ile seyircilerin diyaloğu başlıyor. İşte oyunun en eğlenceli kısmı da burası, en azından Bursa seyircisi çok eğlenceliydi, çok güzel suçlamalar ve çok güzel cevaplar geldi. Veysel Diker'in buradaki rahatlığı tek kelime ile harikaydı. 

İkinci perdenin sonunda ise seyirci oylarıyla katil belirleniyor ve oyun o şekilde sonlanıyor.

 Oyuncuların doğaçlama yetenekleri, güncel olayları oyuna katmaları ise daha izlenebilir kılmış, yerel seçimler ve Palu Ailesi gibi 

Çıkarken seneye mutlaka yine gidelim diyerek çıktık, çünkü başka seyirciler başka sorular başka cevaplar ve başka bir katil çıkma ihtimali bile oyunu yeniden yeniden izlemeye değer bence 

Sezon kapanıyor artık, muhtemelen son bir kaç oyun oynanacak, şehrinize gelirse mutlaka ama mutlaka izleyin. Günlük derterden uzak bir kaç saat geçirin asla pişman olmazsınız.

Sevgiler 
Sevim

Mart 12, 2019

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI - FERENC MOLNAR

Dostluğun Kitabı - Pal Sokağı Çocukları


İçinizden diyorsunuz ki gelmişsin kırklı yaşlara şimdi mi okunur Pal Sokağı Çocuları; evet biliyorum çok geç ama hiç okumamış olmaktan daha iyidir değil mi geç de olsa bu lezzeti tatmış olmak.

Zaten bitirdiğimde inandığın şu oldu tam olarak bir çocuk kitabı değil bu, her yaşın keyif alacağı tam bir modern klasik




Aslında iki yıldır aklımda hep okuyayım diyorum ama bir türlü olmamıştı sonunda Yapı Kredi Yayınlarının önünden geçerken alayım hadi dedim, üst üste zor kitaplar okumuştum arada bana bir nefes gibi geldi ayrıca.

Daha önce Macar bir yazar okudum mu hatırlayamadım ama Frenc Molnar'ın muhteşem bir üslubu var, kitaptaki kahramanları capcanlı anlatmış, çevirmen Tarık Demirkan'da muhteşem bir şekilde çevirmiş her yaştan çocuğun çok rahat okuyabileceği, çok rahat anlayabileceği bir eser ortaya çıkmış.

Bilmeyen yoktur ama ben de kısaca konudan bahsedeyim. Pal Sokağı Çocukları; iki çocuk grubunun mahalledeki boş arsa için yaptığı çatışmaları, (bu arsa çocukların oyun oynayabileceği, toplanabileceği tek boş alan beton yığınları arasında ) kavgaları- kendileri buna savaş diyor- anlatan bir roman.

 Nemecsek, Boka, Gereb, Feri Ats ,Pasztor gibi kahramanlar arsa için son derece onurlu bir şekilde mücadele ediyorlar. Bire karşı ikinin olmadığı, çelme takmanın yasak olduğu, haince saldırının ve hatta kendinden küçüğe sataşmanın yasaklandığı ve karşı taraf bile olsa cesaretin başarının takdir edildiği bir mücadele bu. 

Çocuklar arası kavgalar, dostluklar, gizli kapaklı işler, okul, öğretmenler, gizli toplantılar hepsi hepsi o kadar gerçek ki, kendinizi çocukların yanında görmemeniz mümkün değil sanırım

Pal Sokağı Çocuklarının; en sevdiğim yönü ders verme kaygısı taşımaması, bunu okuyan çocuğun o kahramanlara kendini özdeşleştirip doğru olanı kendisinin seçmesi amacında olması. 

Aranızda okumayan kalmamıştır belki ama çocuklarınız hala okumadıysa kesinlikle okusunlar. çok sevecekler eminim.

Sevgiler
Sevim

Mart 08, 2019

Mutluluk- Zülfü Livaneli


Van'dan Ege'ye Yolculuk - Mutluluk

Not: Nisan 2017 de yayımladığım bir kitap tanıtımı bu ama kitabın baş kahramanı bir kadın olduğu için kadınlar gününde bir kez daha sizinle paylaşıyorum

Mutluluk....2008 de izlemiştim filmini.. O kadar çok etkilenmiştim ki oyunculuklardan... Özgü Namal'a hayran olmuş,   Altın Portakalı kesinlikle hakkettiğini düşünmüştüm, şimdi romanı okurken  de bu role ondan başkasının yakışmayacağını bir kez daha anladım.. Ki aslında tercihim mutlaka önce romanı okumaktır ama filmi izleyeli çok uzun yıllar olunca bir çok detayı da unutunca romanı okumak çok büyük keyif verdi sonunu bilsem bile .

Romanın uzunca bir kısmı iki bölüm, iki ayrı hikaye gibi.. Birbirinden farklı insanların hayatlarının kesiti.. Kişileri, yaşadıkları yerleri, hayatlarını tanıyoruz. Sonra yolları kesişiyor bu kahramanların, birlikte yol almaya başlıyorlar .


.
Meryem; Van'ın uzak bir köyünde yaşayan ince, narin, annesiz koca koca gözleri olan 17 sinde bir kız.. Tecavüze uğramış, namusu kirlendiği için evin ahırına kapatılmış; intihar etmesi bekleniyor.. Amcası tarikat şeyhi, bağ evinde oturup elini öptürüyor, dini bilgiler veriyor köylülerine.. Köyde de , evde de sadece onun sözü geçiyor, zaten Meryem'e tecavüz eden bunu saklayan ve onu bu izbeye kapatan da o aslında...

Döne; Meryem'in üvey anası.. Meryem'i günahı kadar sevmiyor, intihar etmesi için neredeyse zorluyor... Amcasının, annesinin ikizi olan teyzesi yüzünden ; erkekleri insan, tüm kadınları ve tabi ki kendini günahkar, suçlu, pis gibi görerek büyüyor Meryem.. İstanbul'u karşı dağın ardı sanıyor, gittiği en uzak yer ise kasabadaki hamam..

Profesör İrfan Kurudal; Saygın biri, sık sık televizyonlara çıkıyor, gazetelerde röportajları yayınlanıyor, ders veriyor, karısı Aysel'i seviyor.. Zengin ve sözde entelektüel bir çevrede yaşıyor. Çok fakir İzmir'li bir ailenin oğlu Amerika'da okurken ailesini çıkartmış hayatından, babasının cenazesine bile gitmemiş.Ama son zamanlarda içinde bulunduğu bu çevre, yaşam tarzları onu boğuyor, geceleri uyuyamaz oluyor, İstanbul'dan kaçma gitme planları yapıyor, tıpkı çocukluk arkadaşı Hidayet gibi ...

Cemal; Meryem'in amca oğlu.. Gabar Dağlarında çok zor koşullarda askerlik yapıyor, her gün çatışmalara katılıyor, yanında arkadaşları şehit düşüyor..

Çocukluk arkadaşı Memo; terör örgütün katılmış, dağlarda gezerken hem onu vurmak istiyor, hem de bundan deli gibi korkuyor..

Cemal'in askerliği bitip köye dönünce aile ona görevini söylüyor, İstanbul'a git, ister yola ister orada Meryem'i öldür aile namusumuzu temizle...

O kadar çok ölüm gören Cemal bunu çok kolay yapacağını düşünerek biniyor trene Meryem'le .. Deniyor deniyor başaramıyor ve köye dönmeyeceği için asker arkadaşının ona bulduğu işe gitmeye karar veriyor çaresizlikten.. Egede balık çiftliği bekçiliği... İki haftalıktır ama olsun sonrası Allah kerim

İşte tam burada yolları kesişiyor, İrfan Kurudal,;  Cemal ve Meryem i teknede işe alıyor , önce Meryem'in kendine güvenmesini sağlıyor sonra ona tecavüz edenin kim olduğunu öğreniyor ve ... 

En başta da yazmıştım filminden o kadar çok etkilenmiştim ki, kitap daha da sarstı beni, o küçücük genç kızın yaşadığı korku, köydeki biçare hayat, tren yolculuklarında karşılaştığı Alevi Seher, ürolog, onunla röportaj yapan Amerika'lı gazeteci....

Çok sahici bir roman.. Ne yazık ki çok çok sahici, çok iç acıtıcı 2002 de yazılanların şu an da hayatımızın nasıl ta kendisi olduğunu görmek içimde bir şeyleri parçaladı sanki.. Neden  değiştiremiyoruz bu yazgıyı bilmiyorum, ben bu satırları yazarken, siz okurken bu güzel ülkede bir kadın şiddete maruz kalıyor, dövülüyor, hakarete uğruyor, tecavüz ediliyor. ve sonra susuyor susturuluyor. Susmasa bile ona bunu yapanlar cezasız kalıyor.

Sadece filmi izlemekle kalmayın, mutlaka ama mutlaka okuyun Mutluluk romanını. Zülfü Livaneli gerçekten döktürmüş, şahane bir eser bırakmış.

Sevgiler..
Sevim

Bir an önce hayatımızı değiştirme isteği sadece ölüm korkusundan değil, değerli hiç bir şey yapmadan göçüp gidecek olmasından kaynaklanıyordu belki de 



i

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...