Kasım 29, 2018

Dünya Ağrısı - Ayfer Tunç

Hayat - Dünya Ağrısı


Sevdim mi tam severim diye bir şarkı vardı ya 90 larda sanırım, işte ben o gruptanım. Bir yazarı sevince bütün kitaplarını okuma hissi ile yanıp tutuşan biriyim. Ayfer Tunç günümüz Türk Edebiyatı kalemlerinin en sevdiklerimden. Hepimizin bildiği , kullandığı kelimeleri o öyle bir şekilde yan yana getiriyor ki ; hayranlıkla neredeyse ağzım açık okuyorum. 

Daha önce blogumda yazdığım Ayfer Tunç kitap yorumlarını da buraya bırakıyorum, merak ederseniz tıklaya bilirsiniz . :) Tıklarsanız da seversiniz bence.

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Aziz Bey Hadisesi



Aslında başka bir Ayfer Tunç kitabı vardı aklımda ama son anda Dünya Ağrısı okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum, çok mutlu oldum yine bu kalemimin tadına varabildiğim için.




Baştan söyleyeyim okumak istiyorum diyecekler için Dünya Ağrısı mutsuz bir kitap, baştan sona gri, kapalı, yağmurlu, kasvetli bir hava hakim kitapta. Küçük bir şehirde, çok eski, pis , bakımsız bir otelin sahibi Mürşit ve müşterisi Madenci'nin hikayeleri böyle çünkü, koyu ve karanlık... Bir zamanlar o şehrin en güzel otelinin sahibinin oğlu olan Mürşit babası hastalanınca üniversiteyi bırakıp otelin başına geçer. Ama mutsuzluğu ve bir türlü unutamadığı gençlik günahı onu bezgin , bıkkın bir adam yapmıştır. Otel zamanla perişan bir hale döner

Madenci ise şehirdeki maden ocağının mühendisidir. Otelde kalmaktadır, her gece Mürşit ile rakı içip dertleşmektedir. Onun da bir sırrı olduğu bellidir, ama henüz bunu anlatmaya hazır değildir.

İşte roman ağırlıklı olarak bu iki adamın hayaları,biraz da  geçmişleri ama otelde çalışan Kibar ve Mürşit'in ailesi de kahramanlar arasında yer alıyor.

Çok sağlam, çok derin bir kitap Dünya Ağrısı, ama okuması öyle kolay değil, çok düşündürüyor üzerinde, her iki adamın da sırrını öğrendiğiniz zaman -romanın bitimine yakın - bu ağrılar yüzünüze tokat gibi çarpıyor. Ayfer Tunç döktürmüş diyorsunuz kapağı kapatırken. Dedim ya ben sevdim mi tam sevenlerdenim, ve Ayfer Tunç sevdiklerimin baş köşelerinde..

Ben çok beğenerek okudum, hayatı sorgulamayı sevenlere ısrarla tavsiye ederim
Okuyun mutlaka

Sevgiler
Sevim,

Kasım 26, 2018

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

Bir Varmış Bir Yokmuş - Gölgesizler


Blog yazılarında çok sık karşıma çıkmasada, sosyal medyada ve kitapçılarda en çok gördüğüm isim Hasan Ali Toptaş. Neden bilmiyorum okumaktan ısrarla imtina ediyordum, üstelik hakkında yazılanlar hep 'muhteşem' , 'harikulade' gibi olduğu halde. En son instagram arkadaşlarımdan Ayla 'da çok övünce okumaya karar verdim yazarı ve ödüllü romanı olan Gölgesizler' i seçtim. 

Çok fazla sayıda baskı yapmış, kapağı da değişmiş zamanla romanın. Ben kendi okuduğum eski baskının kapağını daha çok beğendim açıkçası, romana daha uygun gibi geldi.



Gölgesizler, gerçeküstü bir roman, postmodern tarzda yazılmış. Varlık yokluk, hiçlik gibi kavramları arasında geziyor.

Köyden bir anda kaybolan Berber Nuri, yıllar sonra kaybolan genç kız Güvercin bir yanda anlatılırken, bir yanda da şehirde bir başka berber dükkanında bir hayat akıyor. 

Kahramanlar gerçek mi, yoksa hayal mi, varlar mı , yoklar mı anlaşılmıyor, hangi, zaman şimdi, hangisi geçmiş yada geçmiş mi düş mü bilemiyorsunuz.

Kolay anlaşılan bir dille yazılsa da, Gölgesizler de konuyu anlamak pek öyle kolay değil. Yada bu tarz edebiyatı ben sevmediğim için bana da çok zor gelmiş olabilir, bilemiyorum. Çünkü ne yazık ki öyle bir huyum var, Sevmediğim bir konuyu asla anlamıyor ve öğrenemiyorum. Beynim bana engel oluyor bu konuda. Lise son sınıfta türev ve integrali hiç sevmemiş, bir bir zorlukta ite kaka geçmiştim o konudan, üniversite de nasıl bir mantık güdülmüşse işletme öğrencilerine de aynı konular vardı. Ve ben birinci sınıf matematik dersini, dördüncü sınıfta diğer hocalarında araya girmesiyle zar zor geçebilmiştim. Finansal matematik dersim seksen doksan civarındayken, türev integral yirmi beş otuzlarda dolaşıyordu, tek neden ilk başta bu konuyu sevmememdi. İşte bu romanda da aynı şeyle karşılaştım, gerçek üstü tarzı sevmediğim için, kitap bitene kadar anlayamadım konuyu. Şükür ki son sayfa da anladım. 

Ne yazık ki sevmedim romanı ama Türk Edebiyatının bu önemli kalemini ,özellikle post modern tarzı, soyutluğu seven herkese tavsiye ederim

Sevgiler
Sevim.

Kasım 21, 2018

Emma - Jane Austen

Kibirli  Genç Kız - Emma


Bu sene başından beri Emma' yı okumak aklımdaydı, ama bir türlü fırsat olmamıştı, geçen hafta onu Nilüfer Akkılıç Kütüphanesi rafında görünce ödünç alıp okuyayım dedim.

Daha önce Gurur ve Önyargı' yı okumuştum yazardan, kalemini çok sevmiştim. Çok kolay okunabilen ,kişi tasvirleri ile roman kahramanlarını tam karşınıza getirebilen bir usta. Gurur ve Önyargı'da Darcy ve Elizabeth tüm canlılığıyla nasıl karşınızdaysa Emma 'da da tüm kahramanlar aynı canlılıkta gözünüzün önüne geliyor. 

Genelde çevirileri pek beğenilmeyen bir yayın evinden okumuş olmama rağmen, soruna rastlamadım açıkçası. Beş yüz sayfaya yakın bir roman ama çok akıcı , çok kısa zamanda okunabiliyor.




Emma Woodhouse, ablası ve mürebbiyesi evlendikten sonra babası ile yalnız yaşamaya başlamıştır. Yaşadıkları kasabanın en zengin ailelerinden biri olmanın da verdiği rahatlıkla kendini beğenmiş, biraz da kibirlidir. İnsanları kendi kafasına göre sınıflandırmaya bayılmaktadır. 

Kasabada en çok görüştükleri kişi, eniştesinin erkek kardeşi olan George Knightley'dir. Babası da Emma 'da bu sohbetlerden çok hoşlanmaktadır. Birde çok sevgili mürebbiyesi bayan Weston ve kocası ile neredeyse her gün buluşmaktadır. Küçük kasaba da her olay önem taşımaktadır, hele ki bay Weston'un ilk evliliğinden olan oğlu Frank'ın ve bir diğer komşularının yeğeni olan Jane'in ailelerini ziyarete gelecek olması kasabaya hareket katmıştır. Emma'nın biraz acıma duygusu ile yardım ettiği küçük arkadaşı Harriet ise kasabanın rahibi bay Elton'a platonik olarak aşıktır. Tüm bu olaylar Emma'nın hayatını renklendirecektir.

İnsanların yirmi kilometre bile olmayan yolculuklar için günler önceden plan yapmaya başlamalarını, beş yüz metre bile olmayan yollarda bile yürürsem hasta olurum endişesi ile fayton kullanmalarını okumak çok keyifliydi


Kısaca böyle bir roman Emma, ama ilk başta da yazdığım gibi karaketerler öylesine canlı ki, romanı okumuyor neredeyse sinema da film izliyor gibi oldun. Emma'nın babasının aşırı pimpirikli halleri ne kadar komik ise, Emma'nın aşırı kibiri o kadar sinir bozucu idi. 

Kırk iki yıl gibi kısacık  bir zaman yaşayan yazar, küçük kasabalarda yaşayan insanların bu komik hallerini öylesine güzel anlatıyor ki, tüm dünyada eserleri hala büyük bir keyifle okunabiliyor. 

Okuduğum en klasikti diyemem tabi ki, ama çok keyifle okuduğum çok güldüğüm, çok eğlendiğim bir klasikti...

Yahu ben hiç klasik okumadım ne okusam acaba diyen varsa aranızsa Emma sizin için biçilmiş kaftan...


Sevgiler

Sevim

Kasım 14, 2018

Sıfır Noktasındaki Kadın- Neval El Seddavi


Firdevs - Sıfır Noktasındaki Kadın


Blog mahallesi komşularımızdan Cavanşir Gadimov'un Okuduğum Kitaplar adlı blog sayfasında gördüm ilk defa bu kitabı. Adı o kadar çarpıcıydı ki ; dayanamadım hemen aldım, ama sosyal medya hesabımda da paylaşmıştım biraz korkarak başladım okumaya. 

Gerçekleri okumamız gerekli, kendimizi ülkemizin yada dünyanın gerçeklerine kapatarak; her şeyi televizyon dizilerinde ki gibi sanarak yaşamak düzeltebileceğimiz yanlışlıkları fark etmemizi bile engelliyor. Biz güzel  ruhumuzu ne kadar çevremize açarsak o denli düzeltebiliriz yaşadığımız yeri belki de...






Sıfır Nokasındaki Kadın ; doktor Neval El Seddavi 'nin Kanatır Cezavinde yaptığı bir söyleşinin kitabı . Tamamiyle gerçek yani. Adam öldürmek suçundan idam cezasına çarptırılmış olan fahişe Firdevs; bu cezanın infaz edileceği güne kadar görüşmeyi reddetmiş Seddavi ile ama son gün haber yollatmış ve hiç bir şeyin olmadığı hücresinde çocukluktan başlayarak hayatını anlatmış doktora.

Neval El Seddavi, Mısır'lı feminist bir yazar, araştırma için doktor olarak girdiği cezaevine yıllar sonra tutuklu olarak da girmiş, uzun yıllar hapishanede kalmış. Farklı bir yazar, yazdıkları dünyada çok okunan pek çok dile çevrilen  bir yazar.

Firdevs ; oldukça fakir bir ailenin çocuklarından biri önce bütün kardeşleri ölür, sonra annesine ve kendisine bir çok eziyet eden babası ve annesi, hayatta yapayalnız kalınca amcasının evine taşınıp okula gider Firdevs . Ama daha on dokuz yaşına bile gelmeden atmış yaşında bir adamla evlendirilip işkence görmeye başlayınca evden kaçar ve fahişelik yolunda ilk adımı atar.

Çok büyük paralar kazanır, çok lüks bir fahişe olur ama hayat ona mutlu olma şansını ne yazık ki tanımaz, sonunda da katil olur zaten.

Sıfır Noktasındaki Kadın ; öyle bir kitap ki bir oturuşta okuyorsunuz asla bırakamıyorsunuz ama bitince yüreğinize bir yumru oturuyor. İçinizi bir acı kaplıyor, soluk almak bile zor geliyor.  Bir kadının yaşadığı bunca acıyı öğrenmek öyle zor geliyor ki, ama o kadın öylesine güçlü ki, ölüme bile başı dik gidiyor, tüm dünyaya meydan okuyor. 


Ben okuyun derim, bir insan nasıl sıfır noktasına ulaşır ama başını dik tutar görmek için okuyun

Sevgiler
Sevim.

Kasım 13, 2018

Siyah Lale - Alexandre Dumas

 Tutku - Siyah Lale


Athos, Porthos, Aramis Ve Dartanyan'ın da babası olan Alexandre Dumas'ı ya Monte Kristo Kontu yada Üç Siahşörler ile  tanımayı planlıyordum aslında  ama sosyal medya hesaplarında Siyah Lale'yi o kadar çok görmeye başladım ki seçimimi bu yönde değiştirdim. Geçtiğimiz yıl oğlu ile tanışmıştım Kamelyalı Kadın sayesinde, bu yılda büyük üstadı tanıdım.

Fransız Edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Dumas hakkında yorumları okuduğumda en büyük özelliğinin iyi ve kötü insanları çok keskin çizgiler ile ayırmak olduğunu gördüm ki; Siyah Lale ' aynen böyle ... Kahramanı kolay anlıyorsunuz böylece, ne yapabileceğini tahmin ediyorsunuz keyifli oluyor yazarla birlikte düşünmek...




Romanın ilk kırk sayfasını okumayı başarabilirseniz - ki inanın çok kez bıraktım yok okumayacağım diye- o sayfadan sonra muhteşem bir dünyada bulacaksınız kendinizi. Ama ilk kırk sayfa çok karmaşık ve yorucu. Bunun bir kısmı muhtemelen orjinal metnin karmaşıklığından kaynaklanıyor . Bu da çevirmeni zorlamış sanırım.  İçinde farklı isimlerin ve kişilerin geçtiği tam ' 141 evet yüz kırk bir ' kelimeden oluşan bir cümle bile var.  Ama az önce de söylediğim gibi o kısımları geçtikten sonra romanımız başlıyor ve kahramanımız Corneils van Baerle ile tanışıyoruz. Baerle ; halk tarafından linç edilen Hollanda eski başbakanın vaftiz oğludur ve vaftiz babasının kendisine teslim ettiği bazı mektupları evinde saklamıştır. Ancak o bu mektuplarda ne olduğunu bile bilmemekte, hatta ilgilenmemektedir, ilgilendiği tek şey büyük ödül vadedilen siyah laleyi yetiştirmektir.

Siyah lale yetiştirmek ile ilgilenen tek kişi kendisi değildir, kıskanç komşu da bu amaç için uğraşmaktadır ve Baerle'nin gizlediği mektuplar hakkında bilgi sahibidir. Ve kafasında bir takım planlar vardır.

Roman bu kıskançlığın, hırsın bir insana neler yaptırabileceği üzerine kurulu aslında ama içinde amaç edinmek, bu uğurda tutku ile çalışmak ve çok naif bir aşk da var .

Güzel bir klasik, iki yüz sayfa civarında ... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum.

Sevgiler
Sevim






Kasım 10, 2018

Midak Sokağı - Necib Mahfuz

Kahire'de Bir Sokak - Midak Sokağı


Bir aydır okuma hızım epey bir düşmüş olsa da; çok büyük keyifle okuduğum bir kitabı anlatacağım size. Daha önce okuduğum ve size anlattığım Cebelavi Sokağı'nın Çocukları romanın yazarı Necib Mahfuz'un insan hikayelerini anlattığı başka bir romanı. Fakat bu sefer alegori yok, gerçek insan hikayeleri bizim sokağımızdaki insanlar gibi. Her yerde rastladığımız insanlar gibi, sıradan fakir insanlar kendi dünyalarında yaşayan Midak Sokağı sakinleri...

Kitabın kapağını kapatınca bakayım dedim bloglarda ne yazmışlar ama okuduğum iki yorum ile dehşete düştüm, romanı sıradan ,basit , okumakla vakit kaybetmeyin şeklinde değerlendirmişler, gerçekten aynı kitabımı okuduk emin olamadım bu arkadaşlarla . 

Daha önce de yazmışımdır mutlaka ama tekrar yazacağım sanırım biz eleştiri yaparken haddimizi pek bilemiyoruz. Nobel Edebiyat Ödülünü aldıktan sonra neredeyse tüm edebiyat çevrelerinde ' Nobel Mahfuz'u kazandı ' denilen bir yazarın bu kadar sadelikle yazdığı bir romanı vakit kaybı diye eleştirmek bana kalırsa pek had bilememek ... Tabi ki herkes, her yazılanı beğenmek zorunda değil, ama bunu yazarken doğru kelimeleri kullanmak zorunda...






Şimdi ben Midak Sokağı için ne düşünüyorum ona gelelim. Çok sevdim. Bu kadar basit insanları, bu kadar güzel anlatabilmek işte yazarlığın gücü... Ana kahraman gözünü para bürümüş olan 'bronz tenli Hamide ' olsa da aslında herkes kahraman, Hamide'nin çöpçatan üvey annesi Ümmü Hamide, eşcinsel ve afyon müptelası kahveci Kirşa, fakir berber Abbas, tatlıcı Kamil amca, sokağın tek zengini Salim Elvan, mesleği insanları dilenci olabilmeleri için sakat bırakmak olan Zaita ve daha pek çok kişi...

Hepsi farklı hayatar yaşasa da, sokakta yaşanan ufacık olayla bile ortak dertleri olabiliyor, tıpkı bizim yaşadığımız sokaklar gibi ...

Kırmızı Kedi benim çok sevdiğim yayın evlerinden. Bence tek bir sorun var, kitabın arka kapağında neredeyse kitabın sonunda gerçekleşecek bir olayı açıkça yazmış olmaları. Şimdi bende yazmayayım o kısmı, ama siz alacaksanız arka kapağı okumadan başlayın bence Midak Sokağı 'na...

Okumanızı içtenlikle tavsiye ettiğim yazarlardan Necib Mahfuz ... Bu kadar açık sözlü olduğu için, ülkesini bu denli eleştirebildiği için pek çok zorluk yaşasa da hayatı alt üst olsa da bu cesareti takdire değer...

Okuyun bence..
Sevgiler
Sevim

Saygıyla, Sevgiyle, Şükranla

Bugün başka söze gerek yok






Kasım 07, 2018

MİM- SORULARIM ve BEN

MİM 

Merhaba,

Bu ara yazamadığımın ve sizi okuyamadığımın farkındayım ama bu bir aylık araya bugün itibariyle son veriyorum ve eskisi gibi her gün bloga gelmeye başlıyorum. Sondan başlayarak herkesi okuyacağım yine...

Yokluğımda başka mimler yapılmıştır belki ama Mehmet bana seni mimledim diye haber vediği için bu mimden başlıyorum yazmaya yeniden... Tabi önce Mehmet i tanıyoruz, bende sorularla size kendimi biraz daha tanıtıyorum

-Elimde sihirli değnek olsa;

Hastalıkları yok etmek isterdim, (grip, nezle falan kalabilir :)) ) ama önemli, insanları tüketen tüm hastalıkları bir anda ortadan kaldırmak isterdim gerçekten. Tıp bilimi benden nefret ederdi belki ama olsun, hastalar mutlu olurdu ...

Çizgi film karakteri olsam;

Heidi olurdum, ohh mis gibi bütün gün dağda bayırda gezer çiçek  toplardım. Temiz hava , bol gıda daha ne olsun..



Geçmişi değiştirme imkanım olsa;

Kendi hayatım için cevap vereyim önce ; üniversitede öğretim görevlisi olarak kalırdım. Son anda vazgeçmiştim bu planımdan, vazgeçmez devam ederdim. 

Dünya için ise; sanırım savaşlar çıkmadan önlemek isterdim. 1. Dünya Savaşı hiç çıkmamış olsa, ülkelerin sınırları nasıl olurdu acaba şimdi ?


Tarihte hangi zamanda, hangi olayın içinde olmak ;

Alexandr Graham Bell; telefonu icat edip karşısındakinin sesini ilk duyduğu an yanında olmak isterdim, nasıl büyük  bir heyacandır kimbilir


Görünmez olmak mı ? Düşünce okumak mı?

Yok istemem ikisini de; çok acı sonuçları olabilir... çok sevdiğim birinin beni hiç sevmediğini öğrenmek, arkamdan konuştuğunu öğrenmek mesela... ayy yok istemem

Hangi ünlü ile tanışmak isterim ?

Mümkün olmayan birini yazma hakkım var sanırım Yaşar Kemal... Günümüzde ülkemizde tanışmanın imkansız olduğu pek kimse yok sanırım özellikle sosyal medya sayesinde, yazarların imza günleri söyleşileri var ama yine bir yazar seçmem gerekirse ülkemizden Ahmet Ümit ile sohbet etmek isterim, yurt dışına açılma şansım varsa Paul Auster


İnsan olmasaydım ;

Beni seven ve koruyan bir ailem varsa kedi yada köpek olabilirim..

Son derece keyif aldım ben yaparken bu mimi .. Uzun zamandır bu sayfalara girmeyen biri olarak özel bir davet yapmayayım, herkes davetlimdir ...

Sevgiler
Sevim...















Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...