Ocak 31, 2019

Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Sadece Kendini Düşünenler -  Kiralık Konak


Pek çok romanının ismini bilsem de Yakup Kadri'yi bugüne kadar hiç okumamışım, Kiralık Konak'ı elime alınca farkettim bunu. Üstelik Türk Edebiyatı için çok önemli bir romancı olmasına rağmen...





Kiralık Konak ; Tanzimat ve 2, Meşrutiyet tarihleri arasında geçiyor, ve bir ailenin yaşantısını -bence dramını- anlatıyor. Naim Efendi, gelirleri azalıyor olmasına rağmen yine de hali vakti yerinde birisidir . Neredeyse üç aileye ev sahipliği yapabilecek kadar büyük olan konağında kızı , iç güveysi damadı ve iki torunu Cemil ve Seniha ile birlikte yaşamaktadır. Ayrıca kahya, hizmetçiler, Seniha'nın yabancı dadısı onlara eşlik etmektedir.

Naim Efendi için dünyada en değerli varlık kız torunu Seniha'dır. Ancak Seniha öyle bir kişiliğe sahiptir ki, onun için tek önemli şey para, kıyafet, ziynet eşyaları gezmek ve Avrupa'dır. Hayata dair hiç bir değere sahip değildir. Konağa sürekli ziyarete gelen Cemil'in arkadaşı Faik de aynı Seniha gibidir, tek amacı zengin bir dulla evlenmektir. Hala oğullları Hakkı Celis ise kendi halinde bir şairdir, o da aşktan başka bir şey düşünmemektedir. Zamanla gelirin azalmasıyla konak halkı arasında sorunlar baş gösterir.

Okuduğum her satırda insanların neden değişmediğini sorguladım , çünkü günümüzde de sadece kıyafet, sadece gezmek, sadece dış görünüş ile kendine değer yaratan o kadar büyük bir güruh var ki , bunlar o kadar çevremizdeler ki...

Çok keyifli bir Türk Edebiyatı klasiğini daha okuduğum için çok mutlu oldum. Yakup Kadri'nin kalemi ile tanıştığım için - çok geç kalmış da olsam- mutluyum. 

Şu uzun kış akşamlarında dizi izlemek yerine, kitap ile vakit geçirmenin keyfi için Kiralık Konak okuyun bence.

Sevgiler
Sevim



Ocak 29, 2019

MİM

Eşleştirme Mim


Pek çok kişi yaptı madem bende yapayım bu mim i, hem bu sayede blog mahallesi komşularımızı daha iyi tanıyoruz işte, iyi de oluyor seviyorum ben. Aslında mantığı farklıymış mimin herkes eşleştiği kişiye soru soracakmış ama beni kimse mimledi madem bende sabit sorular ile kendi kendime yaptım :) 

İlk mimlenen pek çok  Deep mesela bir tıklayın bakın , 
Ama bu mimi başlatan arkadaşımız  Sevdeyi tanımak içinde bir tık


Hayat bence nedir?

Gerçekten feci zor bir soru. Her şey  içine alan puzzle sanırım. İçinde bulunduğumuz her an, yaptığımız her şey, iş, okul, aşk, anne babalık, evlat olmak, izlediğimiz tiyatro, çıktığımız tatil, arkadaşla içilen kahve, şen bir kahkaha her şey hayat denen bu puzzle ın  parçaları. Bu parçalar eksilip kayboldukça tablomuz bozuluyor, güzelliğini kaybediyor . Ne kadar çok parça o kadar güzel tablo bence.

Mesela benim hayatımın en güzel parçaları bu iki zibidi




Nasıl bir insanım ?

Yardımsever, çok gülen, çok konuşan, çabuk kızan ama öfkesi çabuk geçen, çok aceleci, yavaş hareketlere pek de tahammülü olmayan, olduğundan farklı gözüküp kafada plan kuranlara hemencecik sırtını dönüveren biri

İnsanlar beni üzüp kırdı mı ?

Ohooooooooo..... Yani.. Beni de kırdılar bilerek yada bilmeyerek, mutlaka bende birileri kırdım. Hayatın içinde hepsi var. Affettiğim kırgınlıklarım da oldu, affetmediklerim de ...

Dost Nedir?

Kesin ve net söyleyeyim benim mutluluğumda başarımda benim kadar sevinen biri.... Gerisi hikaye..

Sevgiler komşular
Hala yapmadınızda yapın bence ya çok keyifli oldu


Ocak 26, 2019

Gülün Adı - Umberto Eco

GÜLÜN ADI

Nasıl anlatsam ?
Nerden başlasam ?

Tam olarak bu ruh hali içindeyim şu an... Yedi yüz küsur sayfalık bu dev eserin son sayfasını nihayet kapatabildim. Tam on bir gün sürdü okumamız. Okumamız diyorum çünkü bir okuma grubu ile birlikte  her gün belli sayıda sayfa okuyup, her akşam tartıştık, anlamadığımız yerleri sorduk, altını çizdiğimiz yerleri birbirimize söyledik. iyi ki de o şekilde yapmışız yoksa ben bu kitabı ya yarım bırakırdım yada bir aydan kısa sürede okumazdım.  O yüzden okuma grubunu kuran Ayla başta olmak üzere , tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.




Gülün  Adı ; Dünya Edebiyatının kilometre taşlarından diye adlandırılan bir yapıt. Çok dolu, bir bilgi hazinesi aynı zamanda da polisiyenin gizemini içeren bir roman. Aslında tam olarak roman demeye de dilim varmıyor, romandan çok ötesi. 

Gülün  Adı ; Umberto Eco'nun  bulduğunu söylediği bir el yazmasını tanıtmasıyla başlıyor. Bu elyazması Melk'li çömez rahip Adso'nun yaşadığı yedi günü anlattığı bir günlük.

Ortaçağda -kitabın anlattığı tarih 1327 yılı - Hıristiyanlık'taki mezhepler arası çatışmalar, Papa ve imparator arası iktidar kavgaları rahatsız edici bir boyuta varmıştır. Bu yüzden Benedikten tarikatına mensup olan bir manastırda bir uzlaşma toplantısı yapılacaktır. Bu toplantıya Fransisken tarikatına mensup William arabulucu olarak katılacaktır, işte Eco'nun bahsettiği el yazmasını kaleme alan Adso'da William'a yazman olarak eşlik etmektedir.




Bu muhteşem manastıra vardıkları gün başrahip sabah saatlerinde bir rahip biraderlerinin ölü bulunduğunu ,ancak bir rahibin intihar gibi büyük bir günah işlemeyeceğine inandıklarını ve manastırda bir katil olduğunu düşündüklerini söyler. Eski bir sorgucu olan William'dan yardım ister. 

Baş rahip William ve Adsoya tüm yetkileri verirler, kütüphanede dolaşmak hariç. Kütüphaneye kimse girememektedir, girse de bu labirent şeklindeki yapının sırrını bozup çıkamamaktadır.

Yaşadıkları bu yedi gün boyunca hem kütüphanenin, hem manastırın hem de diğer rahiplerin sırlarını çözmeye çalışır William ve Adso. Bu arada da çok derin mezhep, din tartışmaları yaparlar, üstelik bu süreç içerisinde de büyük uzlaşma toplantısı yine manastırda yapılır.




Çok uzun zaman sonra anlamakta gerçekten zorlandığım bir eserdi, bunun en büyük nedeni Hıristiyanlık tarihi hakkında hiç bir şey bilmiyor olmam muhtemlen. O kadar çok tarikat, o kadar çok görüş varmış ki bunları anlamaya çalışmak, kişileri araştırmak ve öğrenmek vaktimi aldı. 

Olay intihar mı, cinayet mi diye düşünürken hem bir bilgi bombardımanı hem yeni olaylar içinde buldum kendimi. Pek çok yerde spolier verilmiş ama ben daha fazla konudan bahsederek okuma zevkinden sizi mahrum bırakmak istemiyorum.

Gülün Adı'nı herkese tavsiye ederim diyemiyorum işin açıkçası, tarihten keyif alanlar, araştırarak okumaya meraklılar çok mutlu olarak okuyacaktır eminim. Ama ben şöyle bir kanepeye uzanır  bir göz atarak okurum kitapları diyorsanız pek size göre olmayabilir. Bitirme şerefine erişenler - bizim gibi - kitabın kapağını kapadıklarında hem çok şey öğrenmiş hemde iyi bir polisiye okumuş olmanın hazzını hissedecektir.

Sevgiler
Sevim





Ocak 24, 2019

Hayat Dolu - John Fante

Bebeği Beklerken - Hayat Dolu


Geçtiğimiz yıl çok geç de olsa John Fante ile tanışmış, aslında bir serinin parçası olan TozaSor okumuştum. Ne yazık ki serinin ilk kitabı piyasada bulunamadığı için ve yine ne yazık ki sahaflar bundan istifade ederiz diye düşünüp ellerinde bu kitap varsa fiyatını aşırı yükselttikleri  için seriyi okuyamıyorum.  (Serinin meraklılarına müjdem var bu arada Parantez Yayınları ile görüştüm basacağız merak etmeyin dedi ) Ama o kadar Fante okumak istiyordum ki, bu sefer okurken roman keyfi aldığım hayatının kısa bir dönemini anlattığı Hayat Dolu yu okudum 





Eşinin hamileliğinin son günlerini yaşadığı, ailesini özellikle de babasını ve onunla ilişkilerini anlattığı Hayat Dolu kitabından Fante artık para kazanmaya başlamış bir yazardır. Oldukça gösterişli ve güzel bir evde yaşamaktadır.

Aşık olduğu karısı ise çok kilo almış, artık onunla ayrı odada yatmakta ve din konusunda bir takım sorgulamalar yapmaktadır, tüm bunlar yetmezmiş gibi evi karıncalar basmıştır. Duvar ustası olan babası onu bu karıncalardan parasız kurtarabilecek durumdadır. Ve Fante her yaştaki her avlat gibi babasından yardım ister...

Yine çok keyifli  bir kitaptı, ağlasam mı gülsem mi karar veremediğim, Amerika 'da bile erkek torun beklentisine çok şaşırdığım, babalık heyecanına ortak olduğum ve tabi ki 140 sayfa boyunca doğacak çocuğun cinsiyetini çok merak ettiğim bir eser okudum

Bukowski'nin benim Tanrımdır dediği Fante ile tanıştınız mı bilmiyorum, Arturo Bandini'nin hayatını anlattığı seri tamamlanana kadar yazar ile tanışmak isterseniz sizi mutlu edecek bir kitap Hayat Dolu.

Yer altı edebiyatı dense de ben iki kitabında da rahatsız edici, küfür, alkol ve cinsellik temasına rastlamadım. Keyifle okudum. Ve böyle bir yazarın ülkemizde çok fazla tanınmamasına üzüldüm bir kez daha

Güzel bir hafta sonu kitabı olabilir özellikle bebek bekleyen baba adayları okuyun bakın herkes aynı duyguları yaşıyor deyip kendinizi yalnız hissetmeyin

Sevgiler

Sevim

Ocak 23, 2019

UYARI

Arkadaşlar son iki yayınımdaki tüm yorumlar silindi, okumadigim bir yorum yoktu diye düşünüyorum. Bu hata için özür dilerim
 Sevgiler

Ocak 22, 2019

Geçmişe Yolculuk - Stefan Zweig

Zamanla Değişim -  Geçmişe Yolculuk


Canım Zweig nasıl özlemişim seni, sırf bu özlem için ara vermiştim sana ,senin kaleminden birazcık uzaklaşmıştım ama geri dönünce ne kadar özlediğimi seni nasıl sevdiğimi farkettim bende Geçmişe Yolculuk yaptım senin bu novellan ile

Yine kısa, ama derin, soluksuz, çok gerçek bir eser okudum. Yine büyülendim, yavaş okuyayım da bitmesin dedim ama olmadı yine bir kaç saatte bitirdim Geçmişe Yolculuk'u







Bir tren garında kavuşan kadınla adam ilk trene biner yolculuklarına başlarlar. Adam güzel sevgilsine bakarken geçmişe bir yolculuk yapar...

Çok zor şartlarda okuyan, bir kitap alabilmek için saatlerce çalışan, zengin evlerinde çocuklara ders verirken horlanan Ludwing, sonunda maaşı çok fazla olmasa da saygın bir iş bulur. Şirkette istediği araştırmaları yapabilmekte, çılgın bir tempo ile çalışabilmektedir. Ta ki yöneticisi hastalanıp onun özel asistanı olup evine yerleşinceye kadar. Bu teklife önce şiddetle karşı çıkar, yine hor görülmeye katlanamayacaktır çünkü. Ama işini kaybetme durumu ile karşı karşıya kalınca mecbur olup yöneticisinin evine gider. 

Onu karşılayan evin sahibesine ilk gördüğü an aşık olur, haftalarca, aylarca  bu aşk birbirlerine dokunmadan aşk yaşar kadınla adam. Bir süre sonra yöneticisi onu iki yıllığına maden çıkartma işi için Meksika'ya göndermeye karar verir. İki yıl sürecektir iş .. Gider Ludwing, her gün aşık olduğu kadını düşünür, tam geri dönecekken savaş çıkar

Pek ya geri dönene kadar kaç yıl geçecektir ? Döndüğünde sevgilisini aynı şekilde bulabilecek midir?

Bu hesaplaşmalar ve anılarla dolu bir novella Geçmişe Yolculuk... Şu uzun kış gecelerinde bir elinizde içeceğiniz bir elinizde kitabınız ile muhteşem saatler vaadediyor bence size..

Okuyun Zweig'i mutlaka okuyun... Hayatı, insanları bu kadar kısa sayfayla anlatabiliyor, duygularınıza nasıl tercüman oluyor onu görmek için okuyun bence..




Sevgiler
Sevim

Ocak 19, 2019

Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin


Perdesi Kapalı Evlerde Mutsuz Kadınlar Yaşar


Ya ben öyle güzel bir oyun izledim ki... Öyle güzel, öyle dolu, öyle gerçek ki... Kitap yazıları yazmama rağmen bunu hemen sizin ile paylaşmak istedim.




Geçen hafta arkadaşım Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin oyunu Bursa'ya geliyor, bir çok yerde okudum bu oyunu gidelim mi dedi. Uzun zamandır gidememiştim tiyatroya hevesle kabul ettim.  Oyunu anlatmadan önce Bursa'dan beni okuyan arkadaşlarıma önce şunu söyleyeyim Podyumpark Sanat Mahal şahane bir salon olmuş, çok da güzel oyunlar ve atölyeler var bir göz atın programa bence

Gelelim Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin 'e ...  Oyun bu sene 3 Sezonunda. Yazan ve yöneten Murat Mahmutyazıcıoğlu.. 3 genç ve güzel kadın da oyuncuları Ayfer Dönmez, Başak Kıvılcım, Melis Öz.. Başak Kıvılcım buradaki rolüyle Sadri Alışık ödüllerinde en iyi kadın oyuncu ödülünü almış ki, kesinlikle hakkı

Yırtık , pırtık bir perde de İstanbul silueti, önünde üç sandalye tüm dekor bu.




Oyun boyunca , üç oyuncu da ayağa dahi kalkmadan sizi oturduğunuz yere çiviliyor, ağlamak üzere olduğunuz an kahkahalar attırıyor, tam o sırada göz yaşınızın düşmesine sebep oluyor pıt pıt..

Anneanne Ayfer, onun üniversite mezunu tek kızı Başak ve torun Melis'in iç sesleri, geçmişleri ,hayalleri ve hissettikleri üzerine konuşuyorlar bazen aynı anda bazen tek tek... Bu arada biz kahrolasıca Mehmet'i, obez Fehmi'yi ve Fehmi' nin küçülmüşü Okan'ı da görür gibi oluyoruz.

 Farkettiyseniz oyuncular  karakterlere kendi isimlerini vermiş ki, bu çok hoşumuza gitti bizim, çok sıcak bulduk. Yazar aynı zamanda yönetmen olunca sanırım bu tür adaptasyonlar daha kolay oluyor.

Bir erkeğin kadınların iç seslerini bu kadar iyi duyması gerçekten takdiri hakkediyor. 

Oyunda ki bir söz İstanbul için söylense de sanırım günümüzdeki her yeri anlatıyor

" hiç bu kadar deniz, olup da bu kadar az yosun kokusu olan başka bir şehir daha var mı acaba? 
hiç bu kadar köprü olup hiç kimsenin birbirine ulaşamadığı başka bir şehir... 
bu kadar insan olup da her yerin bomboş olduğu, bomboş…" 

Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin şehrinize uğrarsa mutlaka ama mutlaka izleyin, yazımın başlığının konuyla ilgisi ne diye soracak olursanız da o da oyunda geçen bir cümle çok etkilendim ben....

Yazımı oyundan bir şarkı ile bitireyim anneannemiz söylüyor




İyi hafta sonları,
Sevgiler
Sevim

Ocak 16, 2019

Evsiz Bir Adamın Güncesi - Marc Auge

Paris Sokaklarında Bir Mercedes- Evsiz Bir Adamın Güncesi


İsmi çok ilgimi çektiği için seçtim Evsiz Bir Adamın Güncesi'ni. Kitabın türünde anlatı yazıyor, içinde de etnik-kurmaca. Etnik kurmacanın ne olduğu anlatılmış olmakla birlikte, romandan farkını hala çok net anlayabilmiş değilim. Benim açımdan bir novella, öykü, romandı okuduğum kitap. Ben yine kahramanla özdeşleştim, kendimi onun yerine koyup Paris sokaklarında gezdim.






Evsiz Bir Adamın Güncesi'nde kahramanımız emekli vergi müfettişidir fena sayılmayan bir emekli aylığı vardır ,ancak boşanınca bunun yüklü bir miktarını nafaka olarak eşine vermek zorunda kalmıştır. Kendisine kalan aylık ile kira, faturalar ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceği için evinin tüm eşyasını satıp Mercedesinde yaşamaya karar verir.

Antikacılara, eşya satıcılarına randevular verir ve en sonunda bir kaç parça kıyafet, temizlik malzemeleri ve bir şişe viski ile arabada uyumaya başlar.

Bu ona yaşadığı mahalleyi daha iyi tanıma, insanlarla dostluk kurma, hatta binaları inceleme şansı bile verir.

Tüm bu yaşadıklarını , hissettikleri günlüğüne yazar. İlk zamanlarda her gün yazmasına karşlılık daha sonra günlerce yazamaz, çünkü o düzenli olan her şeyden kaçmaktadır. Televizyondan, gazetelerden, haberlerden, gündemden...





Çok farklı bir kurguydu benim açımdan, bir insanın bu kadar yersiz ve yalnız kalması içi acıtan bir duygu. Bu kadar kaçmak, yok olmak isteği okurken beni hüzünlendirdi, hatta yordu da diyebilirim. O yüzden acaba bıraksam mı diye bile düşündüm, sanki gerçekmiş, karşımda böyle bir insan varmış gibi geldi, özellikle de yağmur Paris sokaklarını çılgınca döverken, arabanın camından yağmur damlaları içeri girdiğinde...

Evsiz Bir Adamın Güncesi'ni sevdim mi, sevmedim mi tam olarak emin olamıyorum, ama etkilendim, korktum.

**Tek başına susmak da iki kişi susmaktan kesinlikle daha az acı verici **

**İnsanın evini kaybetmesi, birini kaybetmek gibi. Son kalan bir başkasını. Yalnız başınıza evinize döndüğünüzde, sizi kapıda karşılayan o hayaleti yitirmek gibi bir his **

**Yazı yazmayı ciddiye almak, yazmayı bıraktığınız an ölecekmişsiniz gibi yazmak değil midir ? **

Gibi çok güzel cümlelerinde olduğu bu yaklaşık seksen sayfalık anlatıyı okursanız çok farklı bir dünyaya dalacağınızı düşünüyorum. Ama yine de yalnızlık korkusu olanlara tavsiye edemiyorum. 

Sevgiler
Sevim


Not: Klip ve şarkı sözleri bu kitap için çok uygun bence..





Ocak 13, 2019

Katip Bartleby - Herman Melville


Yorum Yapmamayı Tercih Ederim - Katip Bartleby


Herman Melville adı, en çok Moby Dick ile anılsa da ben çok farklı bir novellasını seçtim okumak için Katıp Bartleby ama nasıl anlatabileceğimi gerçekten bilemiyorum şu an , bu kitabı okuyanlar başlığa gülümsemişlerdir eminim ama ben bilmeyenler için elimden geldiğince anlatmaya çalışayım




Anlatıcımız olan oldukça zengin, işleri yoğun ve saygın olan bir avukat üç ayrı karakterdeki katiple çalışmaktadır, fakat bir gün işleri daha da artınca bir katip daha almaya karar verir.

İş müracatında bulunan  sessiz , hüzünlü ve solgun yüzlü Katip Bartleby ile böyle tanışır. 

Bartleby, çeşitli evraklarım kopyalarını çıkarmak üzere işe alınmıştır. Günlerce yerinden bile kıpırdamadan, çok büyük dikkat ve titizlikle işini yapar. Ancak bir gün kendisinden kopya çekme işi dışında konuda yardım istenince verdiği cevap avukat yazıhanesindeki herkesi şoke eder

Yapmamayı tercih ederim der Bartleby, postaneye mektup bakmaya gitmemeyi tercih ederim, karşılaştırma yapmamayı tercih ederim, geçmişim hakkında konuşmamayı tercih ederim...

Avukat ilk başta çileden çıksa da daha sonra Bartleby'e karşı bir yakınlık hisseder...

Bartleby kadar cesur olamayan bizlere için okurken çok farklı şeyler düşündüren bir eser. Kendi işimiz dışında pek çok iş bize yüklenirken, görüşmek istemediğimiz bir arkadaş grubuyla görüşemeye giderken, istemediğimiz pek çok şeyi yaparken ne yazık ki HAYIR diyemiyoruz. İşimizi kaybetme korkusuyla diyemiyoruz, ayıp olur düşüncesiyle diyemiyoruz, toplumsal baskılar nedeniyle diyemiyoruz. Bir şekilde kendimiz olamayıp mutsuz oluyoruz bunun sonunda da..

Bartleby tüm bu direnişi yaparken mutlu muydu peki ? Hiç sanmıyorum ama yine de istemediği hiç bir şeyi yapmıyordu.  Doğru yada yanlış yapıyordu çok tartışılacak bir konu elbette , o yüzden toplam elli sayfacık olan bu kitabı okuyun bence... Benim aklım çok karıştı sizinki de karışsın biraz :)

Sevgiler
Sevim.

Ocak 11, 2019

Ruhlar Evi - İsabel Allende

Bir Ailenin Ardından - Ruhlar Evi


Salvador Allende ; seçimle iş başına geldiği hale askeri darbe ile devrilen ve ölen Şili'nin solcu başkanı, İsabel Allende  ;askeri darbe sırasında otuzlu yaşlarda olan yeğeni .  Ruhlar Evi ise bu yeğenin ilk romanı

 İsabel Allende, ülkesini darbe sırasında terk etmiş ve amcasını , Şili'de yaşananları anlatan bir roman yazmak istemiş ama romanı öyle farklı bir yerden 1973' e  -darbe yılına- getirmiş ki, büyülenerek okudum gerçekten.





Ruhlar Evi, 1900 lü yılların ilk yıllarında başlıyor Savero ve Nivea del Valle ile, pek çok çocuklu bu ailenin büyük kızı Rosa o kadar güzeldir ki , ona bakan  gözlerini ondan alamamaktadır, Esteban Trueba da bu hayranlardan biridir ve o Rosa'yı evlenmeye ikna edecek kadar şanslıdır. Esteban'ın tek amacı para kazanmak güzel nişanlısını rahat ettirmektir, bu amaçla maden işletmek için uzağa gitmiştir.

Ama bir gece büyük bir felaket olur ve Rosa ; küçük kız kardeşi Clara ile yattığı odada ölür. Clara o sırada dokuz yaşındır ve bir daha konuşmamaya karar verir, tam dokuz yıl konuşmaz... Bu süre sonunda söylediği ilk cümle ben Esteban ile evlenmeye karar verdim olur.

Eski nişanlısının kız kardeşi ile evlenen Esteban artık çok zengin bir çiftlik sahibidir, karısını mutlu etmek içinde çırpınmaktadır. Ancak Clara garip bir kadındır, bakışıyla eşyaları oynatmakta gelecekten haber vermektedir. Hamile kaldığı ilk anda da bir kızı olacağını müjdeler Blanca...

Yıllar sonra yine aynı  evde Blanca'da bir kız çocuğu dünyaya getirir Alba...
Clara, Blanca ve Alba aynı anlama gelmektedir. Beyaz, ak, açık... Büyük aşklar yaşayan, yardımsever temiz kadınlardır üçü de...

Ruhlar Evi temel olarak Esteban Trueba nın etrafındaki bu kadınların hayatlarını, yaşamlarını ele alıyor. Şili'de yaşanan sosyal sınıf farkını, ezilen işçi sınıfını, o derin yoksulluğu karşında bu kadınların çareler arayışını anlatıyor.

Son yetmiş sayfada ise, seçimi, sosyalistlerin kazanmasını , askeri darbeyi ve bunun sonunda yaşananları anlatmış.

Neredeyse yetmiş ,seksen yıllık dönemi su gibi okudum, olaylar birbire öyle akıcı şekilde bağlanmıştı ki, üstelik Allende ileri sayfalarda olacak bir gelişme ile bitirmiş bir çok bölümü,  bu son olacağını bildiğim halde o sonuca nasıl varıldı diye görmek için çevirdim sayfaları...

Fakirlik, açlık, siyasi çalkantılar, çok büyük sınıf farklarının içinde büyük aşklar da yaşanıyor , bu güzel kadınların başlarının derde girme pahasına bu aşklardan kaçmıyorlar.

Bu romanda ki büyük aşklara çok yakışacağını düşündüğüm İspanyolca bir şarkı ile bitireyim yazımı..
Besame Mucho..



Sevgiler
Sevim

Ocak 09, 2019

Romanların Satır Araları


Nasıl Okuyorum ?


Bu defa bir kitap yorumu değil, kitapları nasıl yorumladığımı anlatan ve sizin fikrinize ihtiyaç duyan bir okur olarak buradayım.

Blogumun düzenli takipçileri, benim bir edebiyat sever olduğumu biliyor artık, yılda seksen ile yüz kitap arasında okumaya çalışan, günlük yetmiş sayfadan az okursam üzüntü duyan bir okurum ve genel olarak roman sevdalısıyım. Roman dışında biyografi ve anı kitabı seviyorum, başka hayatları dinlemekten, öğrenmekten keyif alıyorum.



Kitap seçimi yaptığımda , yada kitabımı okumaya başlamadan önce tanıdığım blog arkadaşlarıma yada güvendiğim bir kaç instagram kitap dostumun yazısına bakıyorum. Onların fikrini öğrenmiş oluyorum.  Bitirdiğim zaman ise pek çok yorumu okumaya çalışıyorum, özellikle gazetelerin kitap sayfalarına yazan editörlerin.

İşte çoğu zaman kendimi çok garip hissetmeme neden oluyor bu  gazete eklerindeki yazılar, yada bizim mahalleden olmayan bazı blog yazıları. Allah Allah diyorum ben başka bir kitap mu okudum acaba ? Pek çok kişi satır aralarında verilen gizli mesajlardan bahsediyor, yazar  kahramanı babası ile konuşturuyor gözüküyor ama aslında burada konuştuğu devlet idaresi diyor, çeşitli semboller ve anlamlar bulup çıkartıyor. Pek çok yazıda zaten birbirinin birebir aynısı oluyor. 

Ben romanı okuyorum ve sadece romanı düşünüyorum,  o kahramanlar ile yaşıyorum onlar gibi düşünüyorum, onlarla mutlu oluyorum, üzülüyorum satır arası yada semboller bulamıyorum. -esasen aramıyorum da - 

Bir roman için yazar burada Kafkaesk bir şekilde yazmış diyorlar mesela, ben araştırmaya başlıyorum bu nedir, nasıl anlamışlar diye , sonrada neden ben anlayamadım falan diyorum. Ben okuyunca ne hissettiysem onu yazmaya çalışlıyorum, yada internette çok farklı bir bilgi bulduysam onu paylaşıyorum.

Gerçekten fikrinizi almak için soruyorum, kitap meraklısı arkadaşlarım, siz her romanda bir satır arası, gizli bir mesaj buluyor musunuz ? Okur okumaz o romanı ama burada Kafka gibi, Dostoyevski gibi yazmış diyebiliyor musunuz bir başka yazar için.

Ben bulamadığım ve doğal olarak böyle bir şeyi sizinle paylaşamadığım için yazılarım çok mu yavan oluyor acaba? 

Yorumlarınızı bekliyorum
Sevgiler
Sevim....

*** Şahane kütüphane fotoğrafı www.dunyabizim.com ***

Ocak 08, 2019

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal - Zülfü Livaneli

Bir Dostun Ardından -Gözüyle Kartal Avlayan Yazar 

YAŞAR KEMAL 


Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demiş atalarımız...  Ne güzel sözdür ne de doğrudur. İki insanın gerçekten arkadaş olabilmesi için paralel dünya görüşüne sahip olması, ortak zevkleri olması gerekir elbette...

 Hayatı edebiyat olan büyük ustanın Yaşar Kemal'in en  yakın dostunun edebiyat aşığı Zülfü Livaneli olması çok doğal. Livaneli' de  kırk dört  yıllık can dostu, ağabeyi, ustasını anlatmış ölümünün 1. yıl dönümünde Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal kitabında




Kırk dört koca yıl Yaşar Kemal ile geçen, acı tatlı, ağlamalı gülmeli,  gezmeli, mahkeme salonlu, cezaevi koğuşlu, bol türkülü, her anı edebiyat dolu kırk dört yıl..

Zülfü Livaneli'nin kaçak olarak yaşadığı Stockholm'de onu hiç yalnız bırakmamış Yaşar Kemal, birlikte Paris sokaklarında türküler söylemişler, Gorbaçov ile toplantılara katılmışlar.

Yaşar Kemal'in yurt içi ve yurt dışında aldığı her ödül töreninde Livaneli 'de yanındaymış, üstelik sanat camiasında bu kadar kıskançlık varken...

Kitabın bazı yerlerinde kahkahalar attım, özellikle Yaşar Kemal'in bir süre sakince çalışmak için Abant'ta otel ile yaptığı telefon görüşmesini anlattığı kısımda...

Mustafa Kemal hayranlığı ile ilgili kısımlar ise içimi titreti...Bir de Nazım'ın mezarını ziyaretleri var ki gerçekten orada olup bu sahneyi yaşamak istedim.

Roman boyunca hem Yaşar Kemal'in okuduğu, hayran olduğu feyz aldığı yazarları hem de edebiyata roman yazmaya bakış açısını öğreniyoruz.

Ayrıca Yaşar Kemal'in siyasi duruşu, insan ilişkileri, küçük büyük, zengin fakir demeden herkese ne kadar çok değer verdiğini de bu kitapta okuyoruz.

Anadolu'ya Çukurova'ya, halk kültürüne verdiği değer, doğayı koruma mücadelesi ve Batı'ya öykünmekten vazgeçmezsek sanatımızın ilerleyemeyeceği gerçeğine olan inancı çok detaylı anlatılmış.

Thilda' ya olan aşkı, ve Thilda'nın son anlarında Yaşar Kemal'in hissettikleri ve vefatından sonra büyük ustanın geçirdiği sarsıntıyı çok içten anlatmış Livaneli

Zülfü Livaneli' nin daha önce yazdığı gazete yazıları, anılarının harmanıyla oluşmuş bir biyografi kitabı.  Şimdiye kadar okuduğum en iyi biyografi kitaplarından biri olmuş. Çok beğenerek, severek okudum. Hayranı olduğum yazarın hayatına göz atabilmek müthiş bir duyguydu.


Tüm kitapta beni rahatsız eden iki nokta oldu. Birincisi Zülfü Livaneli'nin çok sık kullandığı mikrokosmos kelimesi... Başka bir kelime ile anlatabilir miydi diye düşündüm okurken. 

İkincisi de Sadık Kemal adını neden kullanmayıp, Yaşar Kemal adını tercih etmiş kısmından hiç bahsetmemesi. Keşke bu eski dost bundan da bahsetseydi diye düşündüm.

Ben çok keyif alarak okudum. Tüm Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli hayranlarına da tavsiye ederim

Sevgiler
Sevim


*** 30,07,2017 tarihli yazımı yeniden yayınlamak istedim

Ocak 05, 2019

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç - Hüseyin Rahmi Gürpınar

Halley - Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç


 Yetmiş beş, yetmiş altı yılda bir dünyanın yakınından geçen ve çıplak gözle görülebilen tek kuyruklu yıldızdır Halley. Yörünge süresini ortalama bir insan ömründe tamamlamış olması sebebiyle de kısa periyodlu olarak bilinmektedir. 

1910 yılında dünyaya yaklaşırken, herkesi bir merak almış giderken, dünyaya çarpınca hepimiz öleceğiz efsanesi yayılmışken, hele ki İstanbul'da neredeyse konuşulan tek konu bu olmuşken Hüseyin Rahmi Gürpınar tüm bunları harika bir dille Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanı ile hicvetmiş. 

Ayrıca yazıldığı yıla göre inanılmaz bir açıklıkla astronomi, fen ve matematik bilgilerini de romanına katmış. Dünyanın şeklinden, yer çekimine, gezegenlerin birbirine uyguladığı çekime , güneş sistemine kadar olan bilgilerini halkın anlayabileceği bir dille anlatmış.





Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç 'ta İstanbul'un kenar mahallelerinde bir semtte yaşatan kadınlar, dünyaya çarpması beklenen kuyruklu ile ilgili yapılacak bir konferansa gitmeye karar verirler. Konferansı verecek olan irfan Galip, çekingenliği yüzünden kadınlarla ilişkisi çok kötü olan, bu yüzden de kadınlara düşman kesilmiş bir yazardır. Kadınlarla ilgili fikirlerini gazete de açıkça yazmıştır. Evinde verdiği konferansta asıl amacı, saf bulduğu bu kadınları korkutmak, alay etmektir.

Ancak konferansın hemen ertesi günü bir mektup olur. Mektubu yazan kadın oldukça bilgili ve açık sözlüdür, Halley hakkında bilgi almak istemektedir kendisinden . İrfan ise okuduğu ilk mektupla bu kadına aşık olur ve ona mektupla ilan-ı aşk eder. Ama cevap beklediği gibi olmaz.

Üstelik Halley'in de dünyaya çarpmasına çok az bir vakit kalmıştır....

Türkiye İş Bankası Yayınlarınca sadeleştirilen, günümüz Türkçe'sine uyarlanan çok keyifli, yazıldığı zamanın çok ilerisinde bir roman Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç. 

1986 da Eurovision'a Halley adlı şarkı ile katılan bir ülke olarak, o yıllarda bile Halley bu kadar ilgi çektiyse, 1910 'da halk üzerinde ki etkisini hayal bile edemezdim.  Bu yüzden de okuyunca çok güldüm, çok eğlendim ayrıca ciddi anlamda astronomi bilgilerimi tazeledim de diyebilirim. 

Hem kendiniz okuyun hem de çocuklarınıza okutun. Böyle bir Türk klasiği kaçırılmamalı diye düşünüyorum.

2061 yılında Halley ile yeniden karşılaşır mıyım bilemem tabi ama geçmişteki karşılaşmaların anısına bile okunur.


Şimdi bir de 1986 ya gidelim mi.. Melih Kibar'ı rahmet, İlhan İrem'i saygıyla anıyorum..
Klips ve Onlar
Halley....

Her şeye rağmen her yerde umut var.....

Sevgiler,



Ocak 03, 2019

Suzan Defter - Ayfer Tunç


Aşksız Beden İnsanı Sadece Üzer - Suzan Defter


2019'a kitaplar açısından şanslı başladım herhalde, Suzan Defter ' i de  hem su gibi okudum hem de çok sevdim. Ayfer Tunç Türk Edebiyatında çok , pek çok sevdiğim kalemlerden, bence böyle bir yazara sahip olduğumuz için gurur duymalı -belki iddialı olacak ama- ne yazıyorsa okumalıyız. 




Suzan Defter; daha önce hiç bilmediğim, hiç görmediğim bir tarzda yazılmış, dünya edebiyatında örneği var mı bilmiyorum ama bu kitabı sayfaları peşi sıra okumuyorsunuz.:) Benim için çok ilginç bir okuma deneyimi oldu bu, iki sayfa ileri gidip; üç sayfa geri gelerek okumak zinde bir okuma yapmamı sağladı bile diyebilirim aslında.

Bu romanda iki yalnız insanın günlükleri var 16 Kasım'da başlıyor 10 Aralık'ta son buluyor günlüğe yazılanlar. Ekmel Bey ve Derya'nın günlükleri. Her ikisi de aynı günleri kendi bakış açılarıyla anlatıyor , bu yüzden önce Ekmel beyin bir gününü okuyorsunuz, sonra geri gelip o gün Derya ne yazmış diye okuyorsunuz. İsterseniz bir kişiyi tamamen okuyup en baştan diğerini de okuyabilirsiniz tabi ama konunun bütünlüğü kopar diye ben bunu tavsiye etmiyorum açıkçası.

Ekmel bey ,avukat,  boşanmış bir kız babası tahminen ellilerinde , sorunlu bir ailesi olmuş hep, sevgisiz daha doğrusu aşksız bir ailede büyümüş

Derya ise daha genç yirmi beş otuz yaş arası ,o da boşanmış , tüm çocukluğu ve gençliği ağabeyi üzerine kurulu , çünkü anneleri çok erken vefat etmiş , babaları kumarhane işlettiği için iki kardeşi sevgisiz babaanne büyütmüş bir de ağabeyinin  aşık olduğu kız Suzan olmuş hayatında Derya'nın 




Derya ve Ekmel beyin  yolları kesişince birbirlerine geçmişlerini anlatıp tuhaf bir arkadaşlık içinde bulurlar kendilerini. Geçmişle hesaplaşırlar bir nevi.. Ve bunları akşamları günlüklerine yazarlar, bize de onları okumak düşer. Okumak ve pek çok hayatın içine sızmak... Suzan'ın, Ekmel'in sevgisiz annesinin, Derya'nın babaannesinin 

Dün akşam başladığım romanı bugün öğle saatlerinde bitirmiştim, elimden bırakmak istemedim,çok sürükleyiciydi , maceradan macereya koşuyordu karaketer diyemem ama  kendimi kişiler ile eşleştirdim, kıyasladım. O insanlardan bir parça buldum hep içimde bir yerlerde... Çok farklı hislerle okudum gerçekten .

Hafta sonu hazır kar yağacakken, siz de eve kapanacakken bence alın bu şahane romanı okuyun

Sevgiler,
Sevim







Ocak 02, 2019

Leylim Leylim

Hasretinden Prangalar Eskittim- Leylim Leylim


Aslında bir kaç saat oldu kitabı bitireli ama içime sindirmem, kafamda yazabileceklerimi toparlamam mümkün olmadı henüz , kolay kolay da toparlanmaz sanıyorum.




Bir kitaptan çok öte Leylim Leylim. Bir zaman tanıklığı, bir aşk şahitliği, hem de nasıl bir aşk aman Allahım, daha önce hiç bir film,dizi senaryosunda yada gerçek hayatta rastlamadığınız- rastlayamayacağınız- bir aşk...

Tek bir kitabıyla, Hasretinden Prangalar Eskittim ile Türk Edebiyat tarihine damgasını vuran usta şair Ahmed Arif'in  Leyla Erbil'e yazdığı mektuplar . 1954 ten 1959 a beş yıl boyunca bazen karşılıksız olarak üst üste yazdığı mektuplar, bir de son bir mektup var 1977 yılına ait.  Ahmet Arif o kadar çok ve ısrarla yazıyor ki, Leyla Erbil dört mektup alıyorsa ancak  bir tane cevap yazıyor. 

Ne yazık ki mektuplar tek taraflı yayınlamış, çünkü Erbil'in , Arif'e yazdığı mektuplar kayıp, bu yüzden mektupları okurken anlamakta bazen güçlük çekiliyor. Yazışmalar sırasında Ahmed Arif, Diyarbakır, Bismil ya da Urfa 'da, genelde sürgün de. Hakkında açılan davalar devam ediyor.

Mektuplarda bu büyük aşkın yanı sıra o yılların siyaset ve edebiyat dünyasına dair ipuçları da var. İsmi geçen bazı kişileri açıkça yayınlanmış bazıları .... olarak geçilmiş, editör şu an hayatta olmayan kişilere olan saygımız nedeniyle yaptık bunu diye açıklamış kitabın başında bu kısmı . Ayrıca pek çok mektupta küfürlü bir dil kullanmış Arif. 

Leyla Erbil evlendikten sonra bile bu mektuplar hep devam etmiş , ama bu evliliği ilk duyduğu anda  'herhal çocuğu sevdin' cümlesi bana çok ağır geldi mesela..







Çok fazla kitap alıntısı yapan biri değilim ama bu mektuplardan bazı satırları sizinle paylaşmak istiyorum .

Ben çok etkilendim, gözlerim dolu dolu okudum, böyle büyük bir aşka şahit olmak sarstı belki de biraz.

Okuyun gerçekten okuyun, sevdaya bakışı görmek için, atmış yıl öncesine gitmek için okuyun
Eminim seveceksiniz

Sevgiler,
Sevim

Mektuplardan kısa kısa 
********************************************

**Senin mecburun olmak, beni hiç mi küçültmüyor. Aksine yüceltiyorsun. İNSAN ediyorsun, yaşatıyorsun.

** Sana yakın, sana layık ve hele hele senin olmayı düşünebilmek bile bir cesarettir.

**Sen ister dostum ol ister sevgilim, yeter ki hayatımda ol.

**Dünyaya geldiğime pişman değilem. Seni tanıdım çünkü

** Hiçbir uğraş, hiçbir umut, seni düşünebilmek, seni anlayıp sevmek , yüzüne bakabilmek kadar dolu, anlamlı ve yaşanmaya değer olamaz.

**Derimin altında ısıtan sensin beni

**Seni anlatabilmek seni -iyi çocuklara, kahramanlara. -Seni anlatabilmek seni- namussuza, yaşamayana, kahpe yalana

**Sade, mezara kadar götüreceğim tek sevdasın. Bunu unutmamanı istiyorum.




Ocak 01, 2019

Satın Alma Sahiplen Diyor Konuk Yazarım


Satın Alma Sahiplen



Herkes konuk yazar aldı bloguna, bu fikre karşı olduğum için bugüne kadar bir konuk yazar almamıştım ama artık ısrarına dayanamayarak küçük kızım Çilek'i bugün konuk ediyorum. Sizlere anlatacağı önemli bir konu varmış, sonuna kadar okumanızı rica ediyorum

Merhaba ablalar ve ağabeyler; ben Çilek 10.09.2017 tarihinde Bursa'da bir depoda doğdum. Tahminen 100 gram kadar bir şeydim o zaman , biyolojik annem olan Karpuz'a canımdan da kıymetli Sevim annem çok iyi baktığı için gayet sağlıklı büyüyordum ki, depocu amca bizi oradan attı. Tabi annem ne yapsın  beni ensemden tuttuğu gibi caminin bahçesine götürdü, Orada koşup oynuyordum havalarda güzel zaten hayat hep böyle geçecek sanıyordum ki, bir anda yapraklar uçuşmaya ,gökyüzünden sular akmaya  ve ben üşümeye başladım. Kendi başıma yürüdüğüm için de annemi bırakıp camiden kaçmaya... 



Şu fotoğraf Sevim anneciğimin beni camide gördüğü ilk gün ;




İşte yine öyle çok soğuk bir gün de Sevim annem hayatımı kurtardı ; önce beni sıkıştığım arabanın motorundan çıkarttı sonra da Karpuz annemden izin alarak beni evimize getirdi. Evde bana benzeyen benden biraz daha şişman beyaz bir ablam da varmış onun da adı Şeker ...


Bu da ablacığımla fotoğrafımız



Sizin anlayacağınız o günden beri ben kraliçeler gibi bir hayat sürdüğümden tüm arkadaşlarımı böyle sanıyordum. Herkes her an mama buluyor, hiç üşümüyor diye düşünüyordum ama öyle değilmiş....

Sokaklarda gezen bir sürü arkadaşım, kuzenim, falan varmış, çöplerden artık yiyeceklerden mama yapıyorlarmış kendilerine, geceleri de  çok üşüyorlarmış, hatta bazı çok kötü insanlar onlara tekme atıyor, kuyruğunu kesiyor ayyy gözünü falan oyuyorlarmış korkunç korkunç şeyler yapıyorlarmış işte  duyunca o kadar çok üzüldüm ki anlatamam...

Bende sizlerden bir kaç şey rica edeyim dedim, eviniz müsaitse bakarız biz hiç bıkmayız ondan diyorsanız ve bir canla hayatınızı paylaşmak istiyorsanız, barınaktan yada sokaktan bir arkadaşımı evinize alın, #satınalmayınsahiplenin  ama yoookk evde zor diyorsanız -kolay aslında ama yine de siz bilirsiniz- o zamanda şu marketlerde satılan mamalardan alın sık sık. Kapınızın önüne, duvar diplerine falan döküverin. Bakın küçük pakatte olan o mamalar bir kutu asitli siyah bir içecek var ya hani midenize çok zararlı aslında ama içiyorsunuz hepiniz, heh işte onun fiyatı kadar bile yok, yada varsa evinizin yakından bize mama satan bir dükkan oradan kilosu 10 TL olan mamalardan 1 kilocuk alırsanız biz 15 kişi doyabiliyoruz 10 TL;  sizin ağzınızda tutup  havaya duman üflediğiniz o pis kokulu ve çok zararlı çubuk gibi şeylerden bile ucuz biliyorum.

 Kendinize ve çevrenize zarar vereceğinize aç arkadaşlarımı doyursanız çok güzel olur bence, yen yılda hedefiniz bu olabilir kanımca...

Olaylara bir de bu açıdan bakın, kedi köpek mamasına para mı vereceğim demeyip, bakın ben tersten de bakabiliyorum. 




Söyleyeceklerim bunlardı benim..  Hepinize çok çok güzel bir sene diliyorum, arkadaşlarıma da bol mama , sıcak ev,  annemin beni sevdiği  kadar onları da sevecek anne yada baba


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...