Temmuz 22, 2017

Enginar Mevsimi - Lüset Kohen Fins

Farklı Hayatlar Farklı İnsanlar

İyi bir okuyucu olmama rağmen ismini hiç duymadığım bir romandı Enginar Mevsimi. Genel okuma tarzım klasik dünya ve Türk edebiyatıdır benim bunu blogumdaki kitap yorumlarından da görebilirsiniz. Arkadaşımın tavsiyesi ile tarzımda küçük bir değişiklik yapmak için aldım bu romanı.
Kolay okunabilen 250 sayfalık , 2015 yılında yayınlanmış bir roman. Yazarın ikinci kitabı Enginar Mevsimi... İngilizce yazdığı ilk romanı ödül almış On Derin Ayak İzi...



Giriş bölümünde Venedik'te gondolculuk yapan Halit ile tanışıyoruz; Halit'te bizi kendisi ile röportaj yapan gazeteci Necibe Simpson ile tanıştırıyor. Necibe ; İngiliz bir anne ile Türk bir babanın kızı olmasına rağmen, annesinin kızlık soyadını kullanıyor. İstanbul sosyetesinin yakışıklı çapkını Ziya ile  maceralı bir aşk yaşayıp evleniyor, ama devlet tarafından Ziya'nın mallarına el konulunca küçük bir Yunan kasabasına kaçarak orada yaşamaya başlıyorlar.

Necibe bir yazı dizisi için Halit'le röportajlar yapıyor, Avrupa'daki Türklerin farklı hayatlarını anlatmak amacında, bu arada ünlü ressam Tuğrul Hanlı ile sanal bir aşk yaşıyorlar. Birbirlerini hiç görmeden seslerini bile duymadan tutku dolu yazışmalar içinde süren bir aşk bu...

Necibe, tekrar Venedik'e gittiğinde Halit'in pek normal olmayan hayatını öğreniyor. Çocukken adam öldürmeler, zengin evlerine uyuşturucu servisi, ve elindeki garip eldivenin sırrı...

Tuğrul ile olan aşkındaki karşılıksızlık hissi ise Venedik dönüşü İstanbul' a gitmesini sağlıyor. Orada yaşayacakları ise hayatını allak bullak ediyor...

Benim bir günde okuduğum, uzun çapraşık cümlelerin olmadığı yada neredeyse hiç kullanmadığımız kelimelerin süs olsun diye metne serpiştirilmediği bir roman... Bu açıdan sevdim. Ancak ; romanda sürekli atasözleri ve deyimler kullanılması beni yordu açıkçası. Yazar felsefe ile harmanlanmış bir roman diye belirtmiş aslında ama belki de bu benim pek sevmediğim bir tarz olduğu için sürekli ders veren cümleler içeren , öğütler içindeki bir roman okurken geriyor beni. Sonu hiç beklediğim yada hayal ettiğim bir son olmadı, nedense ben daha fazla komplo teorileri yaratmışım kafamda...

Çağdaş Türk Edebiyatı sevenler için keyifli bir roman olabilir, ama klasikçiler için ehh işte...
Sevgiler
Sevim


Temmuz 21, 2017

Vadideki Zambak - Honore de Balzac

Aşk Uğruna


Balzac hayatı ile hep merak edilen bir yazar olmuş. Çok fakir bir hayat yaşamış, ailesinden sevgi görmemiş ve kendinden epey büyük bir kadınla metres hayatı yaşamıştır. Vadideki Zambak romanında kendi hayatından esinlendiği söylenmektedir bu yüzden.


300/350 sayfalık roman baş karakter Felix' in Kontes Natali'ye yazdığı mektupla başlıyor.  Bu kadın kimdir nedir hiç anlamıyorsunuz son sayfaya kadar, hatta daha doğru bir tabirle bu kadını tamamen unutarak okuyorsunuz. Mektup ; yani bu roman Felix'in tüm geçmişi, neredeyse doğduğu andan itibaren...

Çok çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olan Felix ; sevgisiz adeta nefretle büyümüştür 20 yaşına kadar olan hayatı yatılı okullarda, pansiyonlarda geçmiştir. Bu süreçte ailesi ona hiç para göndermemiş, bir de parasızlıkla başetmek zorunda kalmıştır. Yaptığı tek şey kütüphaneye kapanıp, kitap okumaktır.

Paris' te siyasi ortam karışınca ailesi onu kasabalarına geri çağırmıştır. Kasabada katıldığı bir baloda belki tecrübesizliği, belki yalnızlığının etkisiyle çok güzel bulduğu bir kadının sırtına bir öpücük kondurmuştur. Karşılıksız bir aşka tutulmuştur artık...

Bu durumdan iyice durgunlaşan, kendini çok mutsuz hisseden Felix' i ailesini kırsalda yaşayan bİr akrabalarının yanına yollarlar.  Kısa zaman sonra evlerinde misafir olduğu ailenin yardımıyla sevdiği kadın Madamme Henriette Mortsauf ve kocası Mösyö Mortsauf ile çok samimi olurlar. Bir süre sonra Felix dayanamayarak aşkını itiraf eder. Henriette bu aşkın karşılıksız olmadığını ama kocası ve iki çocuğunu bırakamayacağını söyler ve ilave eder. ' Beni teyzemin sevdiği gibi sevin. '

Paris'te ortam durulunca geri döner Felix, kral tarafından çok sevilir, zengin bir çevrede yaşamaya başlar. Orada da İngiliz Leydi Dudley tutkulu bir aşk Yaşar.

İki aşk arasında bocalar Felix

Peki ya kitabın ilk sayfalarında adı geçen Natalie kimdir?

En önemli klasiklerden biri olan Vadideki Zambak, oldukça ağır ilerleyen bir roman bence. Felix' in ağzından yazılmış bir mektup gibi devam etmekle birlikte ağırlık olaylarda değil kişisel hisler de. İlk 200 sayfa neredeyse bu hisleri bu aşkı anlattığı için zor ilerliyor. Ama diğer kadın işin içine girince olaylar eklendiği için daha keyifle okunuyor.

Şahsi olarak beni rahatsız eden Henriette' in uğruna ölecek kadar çok sevdiği erkeğe sürekli beni teyzem gibi sev demesi ve  yazdığı mektupta kızı ile evlenmesini istemesi. Aşık bir kadın kızının duygularını böylesine hiçe sayar mı bilemiyorum.

Klasik severler zevkle okuyabilir, ama tarzı bu olmayanların başlasa da sonuna kadar sabretmesi zor olabilir.
Sevgiler
Sevim

Temmuz 17, 2017

Ağrı Dağı Efsanesi - Yaşar Kemal

Aşk Nelere Kâdir ?


Aslında bu hafta için Yaşar Kemal okumak yoktu aklımda. Başka bir romana başlamıştım. Hem tarih hem de güzel bir macera romanıydı. Ama o kadar kötü o kadar kötü bir çeviri vardı ki kendimi çok zorlamama rağmen 100. Sayfada moral bozukluğuyla bırakmak zorunda kaldım.

Moralimi düzeltecek tek şey geldi aklıma bu en sevdiğim roman... Tekrar okumanın tekrar sorgulamanın beni mutlu edeceğini bildiğim için bir kez daha aldım elime Ağrı Dağı Efsanesi ni...



Dağın çevresinin tasviri ile başlıyor roman, bakır rengi toprakla, üstündeki çiçeklerle,yamaçtaki laciverdi göl ile .. Ve gölün çevresinde fırdolayı ( çepeçevre ) oturup kaval çalan çobanlar ile...

Ahmet'te dededen babadan geçme yeteneği ile evinde kaval çalıyordu o sırada, Ağrıdağı türküsünü, dağın öfkesini çalıyordu Ahmet... Kapısında bir at vardı, işlemeli eğeri ile çok güzel bir at, kimindir bilemedikleri... Sofi dayının verdiği akılla 3 kere yamaçtan aşağı bıraktı Ahmet atı , ama her seferinde at kendinden önce kapıya geri gelmişti, Ahmet'te Sofi dayıda kabul etmişlerdi ki bu at ona Haktan armağandır. Altı ay sonra Mahmut Hanın adamları atı geri almak üzere Ahmet'in kapısına dayandılar. Ama gelenekti kendi gelen at verilmezdi, vermedi Ahmet.. Mahmut Han öfkeden deliye dönüp,  adamlarıyla birlikte dağa yürüdü ama tüm köyler boştu, tek bir canlı kalmamıştı ortada.
Hanın bir de kızı vardı Gülbahar...Yirmi ikisinde, at binen sarayda oturmayan, herkesin yardımına koşan bir kız, zindandaki Sofi' ye her gün yemek taşıyan, onunla konuşan bir kız

Günler sonra paşanın tuzağına düşüp, saraya onunla konuşmaya gelen Ahmet'i te zindana atılmıştı,  babası yasaklamasına rağmen her gün gidiyordu Gülbahar Ahmet'in kaval çalışını dinlemek için zindana.

Mutlu,mutsuz, ağlamalı, gülmeli günlerden sonra yalvardı Gülbahar, zindanı başı Memo' ya ve açtırdı kapıları. Sabaha kadar elele oturdu, Ahmet ile Gülbahar. Memo karşılıksız aşkından yapmıştı bunu, Gülbahar' da anlamıştı ama o da Ahmet' e aşıktı ve her gün onu görmeye devam edecekti.





Gülbahar'ın yalvarmalarına dayanamayan kervanı başı ve demirci geri getirir atı Hanın sarayına idam edilmelerine bir gün kala, sevinçten deliye dönen Gülbahar ve Ahmet geceyi birlikte geçirdiler. Ama Mahmut Han kararlıydı; vurduracaktır başlarını.
Yıkıldı Gülbahar, yalvardı yine Memo' ya serbest bırak onları 'ne istersen veririm ' diye.. Yerine getirdi bu isteği Memo, ertesi günü de burçlardan aşağı bırakıverdi kendini.

Ahmet kaçmıştı,  olanları öğrenen Mahmut Han bu sefer de Gülbahar'ı atmıştı zindana...
Ama tüm Ağrı dağı halkı saraya yürüdü başlarında Ahmet ile. Gülbahar' ı alıp çıktılar saraydan. İsteyecekler handan Gülbahar'ı
Ama bir sorun vardı Ahmet Gülbahar'a soğuk küskün davranmakta, geceleri aralarına kılıç koyarak yatmaktaydı

Mahmut Han' da boş durmayıp, kızını geri almak için planlar yapmaktaydı. Ahmet Ağrı dağının tepesine çıksın ateş yaksın bunu yaparsa düğünlerini ben yapacağım diye haber yollamıştı Bilir di ki bugüne kadar o doruğa çıkıp geri dönen olmamıştır. Ahmet dağa çıkınca; dağlardan ovalardan sayısı belirsiz insan doldurmuştu sarayı hepsi gözünü dağa dikmişti, üç gün içinde ateş yanmaz ise sarayı yıkacaklarını biliyordu Mahmut Han. Bu halkın birliği gözünü korkutmuştu Hanın ' Geri getirin Ahmet'i , bağışladım ' dedi.
Ama O anda dorukta ateş gözüktü...
Ya sonra.....

İlk okuduğumda da nefes nefes okumuş, büyülemiştim, aşkı, töreleri, insanlığı bu denli iyi anlatan bir destan başka bir ülkede yazılmış mıdır bilmiyorum ama bizim ülkemizde yok onu biliyorum.
Abidin Dino' nun çizimleriyle süslenen bu romanı mutlaka mutlaka mutlaka okuyun
Sevgiler
Sevim

Temmuz 14, 2017

İnci - John Steinbeck

İnci


Nobel ve Pulitzer ödüllü John Steinbeck' in herkes bu kitaptan farklı bir şey çıkaracak önsözü ile başladığı romanı İnci... Meksika halk hikayesinden esinlenerek yazmış...Toplumsal sorunları özellikle ezilen halkın ezilen sınıfını kaleme alan Steinbeck bu romanda da fakir bir balıkçı ailesini anlatıyor
Kino, karısı Juana ve çocukları Coyotito' nun hikayesi bu...



Her sabah ki gibi bir sabaha uyanırlar önce ama zehirli bir akrep Coyotito' yu sokunca sabahları bir anda kararır. Doktora giderler ama doktor onlardan biri değildir. Zengindir, aç gözlüdür, kayıtsızdır. Kino ve ailesi yerlilerdendir. Doktorun sülalesi ise yerlileri dövenlerden, aç bırakanlardan...Cebindeki pek değerli olmayan sekiz adet inciyi vermek istemesine rağmen doktor çocuğa bakmaz bile evde yok dedirtir kendine.
Dua etmeye başlarlar tanrıya; çocukları iyileşsin diye değil, çocuklarını tedavi etsin diye doktora verebilmek üzere büyük bir inci bulalım diye. İspanya kralını Avrupa' nın en saygınlarından yapan körfezde yaşamaktadırlar çünkü, bir istiridye yatağında...

Ava çıkarlar karı koca ve o günkü avda Kino ; dünyanın en büyük incisini çıkarır zavallı Coyotito' nun şansına. Bu haber bir anda yayılır kasabaya. Herkes inciyi görmek ona sahip olmak için yanıp tutuşmaya başlar. Kino ise artık zengin olduğunun , yeni elbiselerin, bir tüfeğin ve sevgili çocuğunun okuduğunun hayallerini kurar.

Gece olduğunda ise önce rahip gelir kulübelerine, sonra akrep sokan çocuğu tedavi etme bahanesi ile doktor... Herkesin gözü incidedir.  Kino herkesten korkmaktadır.

Ertesi günü inciyi satmaya götürdüğün de elli bin peso edecek inciye sadece bin peso önerirler. Kino yıllardır kandırıldıklarını anlar ve başkente gitmeye karar verir...

Ama inci herkesin gözünü döndürmüştür, öldürülülmeye çalışırlar. Everi yakılır, kanoları delinir... Karısı bu inci uğursuz denize atalım dese de vazgeçemez Kino zengin olma hayalinden...Yaya olarak çıktıkları yolda ise üç kişi peşlerine takılır...

Romanın hemen başında yazarın dediği gibi herkesin farklı birşey çıkartacaktır mutlaka.

Paragözlerin doymak bilmeyen kar hırsları, elindeki ile yetinmeyi bilememe, kıskançlık, para uğruna göze alınan şeyler, karı kocanın birbirine olan güveni...

Pek çok kişinin muhteşem olarak belirttiği roman beni çok gerdi. Bir şeyleri yanlış buldum sanki, bunlar olmamalı diye okudum hep olduğunu bile bile.. Sonundaki felaketi ise ne yazık ki sevmedim, keşke böyle bitmeseydi dedim.

Muhteşem bir çeviri olmuş İnci  , altı çizilecek pek çok cümlesi olan bir roman. Hayattaki değerlerin sıralamasında zenginlik, para , üstünlük, güç ilk sıralarda yer alanlar okuduğunda sarsılacaktır eminim.
Sevgiler
Sevim




Temmuz 13, 2017

İvan İlyiç'in Ölümü - Tolstoy

Yaşam ve Ölüm


Ölüme dair yazılmış en güzel kitap diyorlar İvan İlyiç'in Öümü için...Tolstoy ise bu romanı için , sıradan bir adamın sıradan ölümünün kendi gözünden tasviridir diyor...

100 sayfa  olan bir roman ancak bu kadar ağır olabilirdi. Okuduklarım, hissettiklerim, romanın düşündürdükleri çok yordu. Hayatın acımasızlığı yada anlamsızlığı - demek belki daha doğru - çok üzdü. Uzun zamandır okumayı bekleyen bir romandı, ama daha erken yaşlarda okusam belki bu kadar etkilenmezdim. Doğru bir zamanda okumuşum kendi açımdan...




Roman ; yargıç İvan İlyiç'in ölüm günü başlar. Bunu haber alan iş arkadaşları; onun başına geldi ben kurtuldum hissine kapılır  önce ve İlyiç'in cenaze töreni bile yapılmadan yerine geçecek kişi kim olacak diye tartışmaya başlarlar. Cenaze törenine giden arkadaşı ise törenden çıktığı anda oturacağı oyun masasını düşünerek vaktin geçmesini bekler...

Sonra İlyiç'in yaşam hikayesini geçiyor roman... Pek te varlıklı olmayan bir ailenin oğlu olan İvan İlyiç kurallara uyan, çalışkan biridir. Yargıçlığa kadar yükselmiştir. İlk yılları iyi geçse de ilerleyen yıllarda bozulan bir evliliği vardır. Maddi açıdan pek parlak olmayan hayatını tam tersi bir şekilde gerekirse borçlanarak zengin gibi yaşamaktadır. Sonradan görmelerin çirkin mobilyaları, kağıt oyunları, ailedeki sevgisiz ilişkiler İvan İlyiç' in gündelik yaşamının parçası olmuştur. İşinde çok güçlüdür yine de...

Sonra bir anda hastalanır, ağrılardan gözünü açamaz hale gelmiştir. Ailesinde onun hastalığını merak etmeyenleri yok saymaktadır. Ailesi de hastalığından bunalmıştır. Kendisi de yaşamını sorgulamaya başlamıştır. Bugüne kadar yaşadığı hayatı boşuna mı yaşamıştır. Doğru bildiği herşey yalan mıdır? Başarı saydığı şeylerin, hiç bir insani değeri yok mudur ? Ölmek üzereyken, ağrılar içindeyken de düşündüğü tek şey bu olmuştur. 45 yıllık yaşamının boşa geçtiği...

Tolstoy' un da çok yalnız bir hayat yaşaması, 13 çocuğa rağmen çocuklarıyla hiç anlaşamamış olması belki de bu romanı ona yazdırmıştır. Çok mütevazi olan ve yapmam gereken pek çok şeyi yapamadım diyen biri için, kendini çok önemseyen bir karakteri yazmak çok çarpıcı...

Romanın ikini bölümü çok çarpıcı bir cümleyle başlıyor " İvan İlyiç' in yaşamı çok basit, çok sıradan ve o nedenle çok korkunçtu"

Yaşamınızda önemli şeylere bir göz atma gücünüz varsa okuyun...
Eğer yok diyorsanız bence hiç elinize almayın İvan ilyiç' in Ölümü nü
Sevgiler
Sevim



Temmuz 12, 2017

Carmen - Prosper Merimee

En Güzel Çingene Carmen


Dünyada en çok izlenen operalardan biridir Carmen, Bizet' in ; Merimee' nin kısacık romanından uyarladığı bu opera herkes tarafından bilinse de , romanı pek bilinmemektedir.

 Bir iki saat içinde ; aşkın ,ihtirasın romanını keyifle okudum. Çevirmen için' bir eseri o çevirdiyse mutlaka çok önemli bir eserdir' yorumları var. Bazı kelimelerin kendi dilinde yazılıp, dipnot olarak açıklama verilmesinin nedeni ise kitabın aslında da İspanyolca'dan geçen kelimelerde yazarın bu şekilde davranmış olması. Bir çok yayın evi ve çevirmen buna dikkat ederek yazarın tercihine saygı duymak için yapıyor bunu ve bende çok seviyorum bu tarzı. 




Roman çingene kızı  Carmen'in hayatını anlatıyor ama anlatıcı aracılığı ile... Anlatıcımız ; Carmen' in büyük aşkı Don Jose...  Don Jose , yolcukukta tanıştığı Fransız arkeloga idama götürülmeden bir gün önce acıklı hayat hikayesini anlatır.. Çünkü arkeolog da kısa bir süre önce Carmen ile tanışmış, hatta saatini ona çaldırtmıştır.

Hapishanede yorgun gözüken Don Jose başlar anlatmaya " Onbaşı olarak tütün fabrikasında nöbet tutarken karşılaştığı güzeller güzeli Çingene kızı Carmen'in işlediği suçtan dolayı hapishaneye götürülürken kaçmasına yardım etmiştir. Hem onbaşılık unvanını kaybetmiş hem de tutuklanmıştır 

Ama Carmen  Don Jose 'yi hapishaneden kaçırır. Tekrar karşılaştıklarında güzel bir gece geçirirler, Don Jose artık aşık olmuştur.  Bir süre sonra bu aşk yüzünden bir teğmeni öldürür, ve kaçar. Artık bir işi yoktur

Carmen'in aklına uyarak kaçakçılığa başlar. Artık iki sevgili gibi yaşamaya başladıklarında Carmen'in kocası olduğu ve hapishaneden kaçmasına da Carmen'in yardım ettiğini öğrenir. Kıskançlık gözünü kör edince kocayı da öldürür Don Jose... Ama Carmen bir gün ona seni sevmiyorum dediğinde dayanacak gücü kalmaz..."

Merimee ; Fransız tarihçi ve kısa hikaye yazarı . Ve Carmen ile tanınmakta. Pek çok yorumcu hayatınızda bir kerecik olsun Merimee okuyun demesi boşuna değildir. 90 sayfalık kısacık bir eserde aşkı, tutkuyu, macerayı anlatmak çok büyük bir iştir.

Aşk yüzünden bir erkeğin neler yapabileceğini okumak ister misiniz? Sizce böyle bir aşk olabilir mi? Bir kadın aşık olduğu adama bunları yaptırır mı?
Bir göz atın bakalım ne düşüneceksiniz?

Sevgiler
Sevim.




Müşahedat- Ahmet Mithat Efenfi

Roman İçinde Roman Müşahedat


Günümüzden 126 yıl önce bu kadar farklı bir teknikle yazılmış Müşahedat beni inanılmaz derecede şaşırttı. Yaşadığı dönemde en büyük gazetecilerden biri olarak tanımlanan Ahmet Mithat efendi, pek çok roman yazmıştır. Felatun Bey  ve Rakım Efendi , Bahtiyarlık bunlardan en çok bilinenleridir. Hepsi de çok beğenilmiş olan bu romanların en farklısı Müşahedat olarak tarihe geçmiş...

Müşahedat kelime anlamı 'gözle görülen şeyler, gözlemler  demek, Naturalist roman denemesi olan bu romanın günlük gibi devam eden yerleri olması, yazarın yaşadıklarını da anlatması  nedeniyle  bu romanına bu adı verdiğini ön sözünde açıklamış yazar.

Ahmet Mithat efendinin bizzat romanı yazma aşaması, kahramanlarla tanışması, yazdıklarını bu kahramanlara okuması, hatalı yerleri onlara düzelttirmesi hep romanın parçaları... Böyle söyleyince biraz karmaşık gözükse de konudan biraz bahsedince daha anlaşılır olacak sanıyorum.



Ahmet Mithat ; şehir hatları vapurunda ikisi genç biri daha yaşlı üç kadına rastlar ve romanı bu kadınlar üzerine yazmaya karar verir. Bir yolunu bulup kadınlarla tanışır... Siranuş, Agavni ve Vartov Dudu' dur bu kadınlar. Bu üç kadının geçmişlerini yazar önce Ahmet Mithat, Agavni evlilik dışı bir ilişkiden doğmuştur, ve reşit olduğu 21 yaşından itibaren pek namuslu bir hayat yaşamamıştır. Gece alemleride pek çok erkekle gönül eğlendirmiştir. Refet beyle tanışınca bu hayata son vermiştir.
Refet beyle de onun patronu Seyit Mehmet Numan ile de dost olur bu romanı yazarken Ahmet Mithat efendi... Refet beyin de geçmişi romandaki yerini alır, o da bir mirasyedidir. Babasının tüm servetini tüketince çalışmaya başlamış çok yakışıklı bir genç adamdır.

Seyit Mehmet Numan'ın diğer elemanı Karnik ;Agavni'nin üvey kardeşi sayılmaktadır ve Siranuş'u evlenme vaadiyle kandırıp kaçmıştır.

Siranuş ise bebekken terkedilmiştir. Yalnız büyümüş zekası, görgüsü ve terbiyesi ile herkesin takdirini kazanmıştır. Kaldığı pansiyonda Agavni ile tanışıp çok sıkı dost olmuştur.

Geçmişteki olayları kahramanlara anlattırıp, roman haline getirirken düzeltmeleri yine kahramanlara yaptırmaya devam etmektedir Ahmet Mithat... Böylece roman günümüzde bu kişilerin yaşadıkları ile de devam eder. Ve beklenmedik bir şekilde son bulur.

Günlük yaşamın da karmaşık olaylarla devam ettiği dostluk, aşk, yardım, dini inançların kurgunun içinde yer aldığı bu romanın tekniği bence Türk Edebiyatı için dev bir buluş aslında. Sonrasında neden kullanılmamış bilemiyorum ama keşke devamı gelseymiş.

Ermeni, Rum, Çerkez, Osmanlının, Yahudi Hristiyan,  Müslümanın birlikte yaşadığı İstanbul,  Kadın ve erkeklerin ayrı kamaralarda seyahat ettiği şehir hatları vapurları, zengin ailelerin kızlarına Fransızca ve piyano dersi aldırdığı konaklar, bekarların birer odasını pansiyon olarak tuttuğu evler, uşaklar... O kadar güzel gözlemlerle anlatılmış ki....

Beni rahatsız eden tek şey oldu romanda kelime hataları... Redaksiyon daha iyi yapılabilirdi ama böyle bir romanı okurken katlanılabilir bir kusur oldu o da..
Çok keyif alarak okudum
Edebiyat seven herkese de tavsiye ederim.

Sevgiler
Sevim

Temmuz 06, 2017

Hüyükteki Nar Ağacı - Yaşar Kemal

Çukurova'nın Sıcağında Hüyükteki Nar Ağacı

Büyük ustanın 1951 de yazıp, kaybettiği , annesinin vefatından sonra sandıkta bulup 1982 de yayımladığı romandır, Hüyükteki Nar Ağacı... Yaşadığı yerleri, Çukurova'yı ağalık düzenini anlatır bize ... Alıp götürür oralara her okuyana bulgur pilavı istetir , kavun karpuz kestirtir...
Yaşar Kemal konusunda taraflı bir okuyucu olabilirim ama her okuduğum kitabında büyüdüğümü, gözümdeki bir perdenin daha kalktığını hissediyorum ben. Bu da öyle bir roman işte, çaresizliğin, fakirliğin, yokluğun, hastalığın, dostluğun romanı...



Bir dağ köyünde başlar roman , Hösük, Mehmet ve Aşık Ali yaşadıkları yokluktan bıkıp Çukurova' ya çalışmaya gitmeye karar verirler , Yusuf önceleri dostlarını durdurmak ister sonra peşlerinden gider o da en son çocuk Mehmet te katılır gruba... Yürümeye başlarlar, Koca Mehmet yol boyu ablasının ne bulunmaz ne iyi bir insan olduğunu anlatır onlara ,ablanıb çiftliğinde çalışma hayaliyle yürürler ama çiftliğe varınca abla ; değil iş vermek yüzlerine bile bakmaz. Sonra öğrenirler ne olduğunu, traktörler gelmiş ; bütün işçiler kovulmuştur. Yolda gördükleri tüm işçiler boynu bükük yürümektedir. Hepsinin ağızında ' inşallah iş buluruz' dan başka söz çıkmamaktadır..
Yusuf hastadır, sıtma nöbetleri tutmaktadır sık sık , yinede çok nadir iş bulduklarında çalışmak destek vermektedir arkadaşlarına... Günlerce aç kalırlar, susuz kalırlar , köy köy dolanırlar iş için ama nafile.
Artık vazgeçmiş, dağdaki köylerine dönmek üzere yola çıkmışlardır ki; Yusuf'un sıtması azar, uzakta gözüken ağaçlıklı köye giderler yardım aramak için... Köydeki bir kadın sıtma için tek bir çare önerir bizim dağlılara... Oraya gidin der ' Hüyükteki Nar Ağacına' her derde devadır bu ağaç.
Aramaya karar verirler ağacı, hem Yusuf' a şifa hem de kendilerine iş için... Yollarının üzerinde olan kavaklı köyün ağası çok ağır hakaretler ederek kovar onları. En çok çocuk Mehmet alınır bu hakaretlere, bir anda değişir sanki büyür o anda...
Sonradan karşılarına çıkan bostancı Ahmet ve Molla Hacı'dan öğrenirler ağacın tam yerini ama varınca çok büyük bir sürpirz beklemektedir onları...Özellikle çocuk Mehmet' in yaptığı hepsinde şaşkınlık yaratır.

Bir çok yerde buradaki çocuk Mehmet' in bir sonraki romanın kahramanı İnce Memed olduğu söylenir
Muhtemelen de doğrudur bu...
Söylediğim gibi benim ruhunda başka bir rüzgar esiyor Yaşar Kemal gibi bir dil ustasını okuyunca
O sebeple söyleyebileceğim tek söz  okuyunuz...
Lütfen okuyunuz...
Sevgiler
Sevim



Temmuz 04, 2017

Matmazel De Scudery - E.T.A HOFFMAN

Paris' te Bir Polisiye -Matmazel de Scudery


Alman bir edebiyatçının Paris' te geçen esrarlı polisiyesi ilgimi çektiği için aldım Matmazel De Scudery romanını...

 Pek roman gibi değil uzunca bir hikayede diyebiliriz. İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitap ; 74 sayfa ... 1819 yılında yayınlanmış ve epey ilgi çekmiş o günden bu güne kadar.  Yazarının en iyi eseri diye geçiyor edebiyat dünyasında... Çevirisi de bence çok iyi yapılmış, bunun nedeni çevirmenin 30 yıl Almanya' da yaşamış bir Türk olması gibi geldi bana kolay anlaşılır bir üslupla çevirmiş. Okurken tek zorlandığını şey klasiklerin üslubu; kahramanlardan bir adı bir soyadı ile bahsedilmesi.

Kral 14. Lois zamanında geçen romanda o devrin, gösterişli hayat tarzı, modanın başkentine o yıllarda dönüşen Paris zenginlerinin , kralları gibi lükse merakı da anlatılmış .




Gerçek bir kahramanı ; yazar Madeline de Scudery' i ana karakter olarak belirmiş Hoffman kitabında... Son günlerde Paris' te gizemli bir takım cinayetler işlenmektedir, bu cinayetlerin ana nedeni değerli mücevherlerin çalınması gibi gözükmektedir. Emniyet teşkilatı bir çetenin bu kanlı cinayetleri işlediğini düşünmektedir. Herkes tedirgindir, bir akşam genç bir çocuk Matmazel de Scudery' nin kapısını çalarak ona çok değerli mücevherler bırakıp kaçar. Matmazel bunları alıp şehrin en ünlü kuyumcusu Cardillac' a götürür. Cardillac şaşkındır, çünkü bu takıları o , uzaktan hayran olduğu Matmazel e hediye etmek için yapmış ancak  takılar evinden kaybolmuştur.

Paris'te yine cinayetler ve hırsızlıklar devam etmektedir. Böyle bir ortamda çetenin bu kadar değerli olan mücevherleri kendi eliyle Scudery'e getirmesinden dolayı herkes şaşkın ve tedirgindir, sonuçta bu takılar Matmazel için yapılmıştır ve onda kalmaldır fikrinde anlaşırlar ancak bir kaç gün sonra , aynı genç takıları iade etmesi gerektiği şeklinde bir not getirir.  Yaşlı kadın Cardillac'a gittiğinde ise.....

Bundan sonrasını yazmayayım da tadı kaçmasın romanın... Ancak şunu söyleyebilirim ki  mükemmel bir kurgu ile yazılmış roman... Hem o yılların Avrupa'sında gezdiriyor, hem de  keyifli bir polisiye olarak hiç  sıkmadan , şaşırtarak son sayfasına kadar da merakla okutuyor kendini, Şimdiye kadar ben zorlanıyorum diyerek, klasiklerden kaçanlar için çok iyi  bir başlangıç olur.
Okursanız seversiniz bence


Sevgiler
Sevim






Temmuz 02, 2017

Romantika - Turgut Özakman

Kafanızı Yalnız Bere Askısı Olarak Kullanmayın..

Turgut Özakman deyince hepimiz hemen ' Şu Çılgın Türkler  ' veya  ' Diriliş' diyoruz ama pek çoğumuz böylesi bir aşk romanı yazdığını bilmiyoruz. Sosyal medya hesabımda bu roman sürekli karşıma reklam olarak çıkmaya başlayınca, yazarın vefatından sonra mı yayınlandı acaba diye bile düşündüm. Ama yanılmışım 2000 yılında yayınlanmış Romantika   163 sayfalık, bir günde okunabilen bir roman ..  (En azından ben 45 dereceyi bulan bir Cumartesi günü başlayıp bitirdim) Aşk romanı, ama öyle farklı bir aşk ki .. Aşkın kafalardaki tanımını değiştirebilecek bir aşk bu... Turgut Özakman'ın akıcı dili, güzel üslubu kitabı daha da sıcak yapmış




Şirin bir sabah çalan telefonla uyanır Yıl 1987 dir, babası kalp krizi geçirmiştir. Hastaneye gittiğinde Şirin babası ile olan anılarını canlandırır gözlerinde, Sanat tarihi doçenti baba  'Doğan' 1960 da görevinden istifa etmiş, kendine kırtasiye dükkanı açmıştır. Evde silik ve sessiz bir tavrı vardır. Annesi ise baskın ve aristokrat bir kadındır. Şirin bir gece babası ile sohbet ederken, babasının bir öğrencisine aşık olduğunu ve bu olayları şifreli bir şekilde not tuttuğunu öğrenmiştir, annesinin babası ile birlikte hastanede kalmasını fırsat bilip notları arar ve bulur.. Şifreyi çözmesi biraz zaman  alır ve aslında roman bu notların okunmasıyla başlar..

Arzu ; Doğan hocasının eski bir öğrencisidir ve 22 Ocak 1962 günü tesadüfen hocanın kırtasiye dükkanına uğrar, mutsuz bir evliliği vardır onun da bir de küçük kızı.. Bu uğramalar giderek sıklaşır, ikisi de birbirinden çok etkilenmiştir, ancak evli olmaları nedeniyle seneler boyunca sadece telefonla, mektupla ve elele tutuşarak yaşarlar bu aşkı hemde 25 yıl.. Babasının bir gün eve çok mutsuz ertesi gün yüzünde güller açarak gelmesinin, evlerini taşımalarının sebebinin hep bu aşk olduğunu bu notlardan öğrenir Şirin... İçlerinde fırtılar kopan 2 yetişkin insan aşkı doğru düzgün görüşmeden, karşılıklı balkonlardan bakışarak yaşaması onu çok etkiler. 25 yıllık aşkta bir kere kavga etmişler, bu kavganın ertesi günü Doğan hoca kalp krizi geçirmiştir. Şirin şaşkınlık, mutluluk, kendi yaşayamadıklarının pişmanlığı ile Arzu'yu bulmaya karar verir...

Sayfalarca altı çizilecek cümle ile dolu Romantika yı  öncelikle aşk nedir sorusunu kendine soranlara ve tüm Turgut Özakman hayranlarına tavsiye ederim.
Mutlaka okuyunuz
Sevgiler

Aşk; İlkellikten kırtulmak, bencillikten arınmak,kendine tapmaktan kurtulmak demektir. Bir insann yalnız güzelliklerini değil ,çirkinliklerini kusurlarını, yanlışlarını da sevmek demektir. 
Aşk gelince gerçekten yeni bir dünya kuruluyornuş.

Temmuz 01, 2017

Eylül - Mehmet Rauf

Ah Minel Aşk - Eylül



Tam 117 yıl önce yazılmış bir roman Eylül, Mehmet Rauf  Eylül ü yazarken sadece 25 yaşındaymış...Türkiye' de yayınlanan psikolojik roman türünün ilk örneği, olaylardan çok kişilerin duyguları, iç sesleri hakim romana...


Süreyya , karısı Suat ve akrabası Necip arasında yaşananalar bu üçlünün aşka, hayata bakışları daha doğrusu  bu hislerin bu kadar yalın bir dille 1900 de kaleme alınmış olması beni çok şaşırttı...




Suat, Süreyya , Süreyya'nın anne babası , kız kardeşi ve onun kocası hep birlikte bir bağ evinde yaşamaktadır, Süreyya bu durumdan çok mutsuzdur. Onun tek hayali boğaz kıyılarında yada adalarda bir yalı ve tekne sahibi olmaktadır. Akrabaları Necip' te bu konuda ona destek olmaktadır, ancak yeterli paraları yoktur. Suat sırf kocasını mutlu edebilmek için babasından para ister ve yalının tutulmasını sağlar... Karı koca hemen taşınırlar, Necip artık onları görmeye daha sık gelmektedir.


Necip müzmin bekar, biraz kendini beğenmiş, kadınları sadece bedenleri için beğenen, sevgiye aşka inanmayan daha da doğrusu bir kadının dürüstçe, sadece o olduğu için kendisini seveceğine inanmayan, evli kadınların tamamının kocalarını aldatacağına inanan  bir tiptir. Bu yüzden dilinden sürekli evlilik istemiyorum sözü düşmemektedir.



Ancak yalıya gidip geldikçe ; Suat' ın vakur, sessiz tavrı, kocasına sevgiyle bakan gözleri onu etkiler  ve Suat gibi bir kadın bulursa evleneceğini söylemeye başlar...
Bir gün yanlış bir anlama sonucunda Suat' ın Süreyya' yı aldattığını düşünüp onu kıskanmaya başladığını görünce 'Suat gibi birini değil, aslında Suat' ı ' istediğini anlar... Bunu Suat' a da itiraf edince ikisi de korkarlar bu aşktan ve daha az görüşme kararı alırlar.
Yaz bitip, Eylül ayında boğaz günleri sona erince ailenin yaşadığı köşke geri dönerler, hem Necip hem Suat artık çok mutsuzdur....Biri toplum kuralları ve namus için kocasından, diğeri dostundan vazgeçememiş, aşktan geçmiştir....

Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan Eylül  kısa bir süre önce bir gazete  de okunması gereken 100 roman arasında 29. Sırada yer alıyor.. 117 yıl önceki İstanbul kıyıları, sandal gezileri, korular ormanlar, eldivenli,  şemsiyeli hanımlar, fesli beyler çok güzel anlatılmış.

Aşkı çağırıştıran yaz başı başlayan roman aşkın bitişi hüznü simgeleyen sonbaharda Eylül' de bitiyor ve Eylül romana adını veriyor.

İç çatışmalar, olaylardan daha baskın bir şekilde kaleme alındığı için kolay okunmuyor, hızlı ilerlemiyor roman, cümleler üzerinde durup düşünüyorsunuz okurken, 1900 de aşk böyleyken, zamanla şehir gibi duygular da onların ifade edilişi de bu kadar mı değişti diye.....


Ben sevdim okurken , edebiyat severlere tavsiye ederim...
Sevgiler
Sevim...

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...