Şubat 17, 2020

Uyandırılmış Toprak - Mihail Şolohov

Uyandırılmış Toprak


Ekim ayında grup arkadaşlarımla Durgun Don okumuştuk Şolohov'dan şimdide yazarın bir başka eserini Uyandırılmış Toprak'ı okuduk. Yaklaşık bin sayfa.. Yine Don bölgesinde geçiyor roman ama yıl 1930 lar. İç savaş bitmiş, Stalin zamanında Rusya'da tarımsal kolektifleştirme çalışmalarını anlatıyor, bu iki ciltlik dev eser.





1. Cilt
**********
Merkezi yönetim Davidov'u Gremyaçiy Log köyüne bir kolhoz (tarım kooperatifi) kurması için gönderir. Burada amaç tüm kulakların (zengin köylüler) mallarını (tarla, buğday, hayvan, ev, kıyafetler  gibi her şey )ialıp devletin malı yapmak orta sınıf ve fakir köylüleri devlete ait öküzler makinelerle devletin tarlalarında çalışmaktadır. Köyde Nagulov, Şukar Dede , Razmityonov, Uşakov gibiler yardımıyla çalışmaya başlar Davidov.

Bu arada orta sınıf köylülerden olan Yakov Lukiç'in evine ordudan tandığı bir subay gelir; Polevtzev. Onun da amacı bu kolhozların kurulmasını engellerek, Rus yönetimine karşı köylüleri kışkırtıp ayaklandırmaktadır.

İlk cilt boyunca kolhoz kurmak için mücadeleyi ve ona karşı çıkanların çatışmalarını okumak, onların iç dünyalarına girmek, sırtı yara olan öküzü için içi parçalanan ama öküz artık kendi malı değil devletin olduğu için elinden hiç bir şey gelmeyen köylüleri okumak eşsiz bir deneyim kattı bana

2. Cilt
************
Gremyaçiy Log köyünün Stalin adını verdikleri kolhoz artık kurulmuş,  köylüler de bu düzene uymaya başlamıştır artık. Herkes günlük çalışma saatine göre para almakta yarı aç yarı yok yaşamaya devam etmektedir. Ara sıra çıkan küçük sorunları Davidov ilk başlarda bağırarak daha sonra soğukkanlılıkla çözmektedir. Tüm kahramaları  çok iyi tanıdığımız,  hatta kahkahalarla güldüğümüz yerlerin de olduğu bu cildi elimden bırakamadan okudum.

Dokuz yüz sayfalık muhtesem Uyandırılmış Toprak Rusya'da yaşanan gerçeği herkesin gözünden anlatıyor. Okurken tüm kahramanlara hak veriyorsunuz. 

Şolohov'u okurken Yaşar Kemal okuyormuş hissine kapıldım sürekli, hani Yaşar Kemal bir ağaç anlatır ,tüm dallarıyla yapraklarıyla kabuğundaki çatlaklarla o çatlaktaki karıncayla toprağa uzanan kökleriyle okuyunca o ağaç karşınızda durur ya işte Şolohov okurken de çayır çımen saman balyaları ahırlar inekler kediler güvercinler ve bütün karakterler hepsi karşımdaydı. 

Harikulade diyebileceğim bir eser.  Yordam Edebiyat iyi ki Türkçe'ye kazandırmış.. 
Okumadan ölmeyin

Sevgiler
Sevim

Şubat 10, 2020

Şeytan'ın Günlüğü - Leonid Andreyev

Şeytan'ın Günlüğü 


Uzun zamandır okuma listemdeydi , sonunda okudum ama en başta söyleyeyim orta seviyede  beğendiğim bir klasik oldu Şeytan'ın Günlüğü. İlk sayfaları epey gülerek, ince mizaha hayran olarak okumaya başlamıştım ancak ortalarından sonra  Seyan'ın insanoğluna uzun uzun söylevleri biraz yordu beni.






Cehenemmede oturmaktan sıkılan Şeytan yanında bir de arkadaş alarak, insanlarla oynamak, onları kandırmak üzere dünyaya gelir hem  de ne  gelmek Amerikalı genç milyarder Henry Wandergood kılığında. Bu Amerikalı üç milyon Dolarını insanlık yararına sarf etmek istemektedir. Bunun için bir gemiye biner ve Roma'ya gitmeye karar verir. Ama aşk Şeytan'ın aklını başından alır. Papa'nın sağ kolu olan Kardinal, kral, pek çok kişi de bu milyarderin paralarının peşine düşer ama o sadece aşık olduğu kızın babasına güvenmeyi tercih eder.

Konusu kısaca böyle Şeytan'ın Günlüğü'nün. Roma'ya gelme sebebi Vatikan. Papa'yı ve katolik kilisesini eleştirmek olduğunu düşünüyorum. Arka kapağında da yazdığı için spolier sayılmayacaktır o yüzden söyleyeyim insanların artık Şeytan'dan daha Şeytan olduğu dünyada kilisenin de Kardinalin de kötülüğün , çıkarcılığın içinde kaybolduğunu anlatıyor roman

Kitapta Şeytan sürekli günlük tutuyor ve günlükte kendinden bahsettiği yerlerde ben, bana, benim kelimlerinde b harfleri hep büyük, bir kaç yoruma baktım bunun Şeytan'ın kendi kibirinin temsili olduğunu yazanlar olmuş, bir kaç kitapsever dostumla da konuştum biz Şeytan'ın özel isim olması onun yerine kullandığı bu şahıs ifadelerinin büyük harfle başladığını düşündük. 

Türü hakkında tam olarak bir türlü karar veremediğim bir klasik diyebilirim. Biraz Usta ve Margarita tadında diyebilirim ama. Bu tarzı seviyorsanız okuyun derim ben

Sevgiler
Sevim

Şubat 03, 2020

Çakırcalı Efe - Yaşar Kemal

Bir Yaşamöyküsü - Çakırcalı Efe


Bir Yaşar Kemal eseri okuyunca hissettiğim mutluluk paha biçilemez benim, bu yurdun toprağını böylesi anlatabilen başka bir yazar yok bence. Bu sefer okuduğum bir roman değil, Ege dağlarının efelerinden birinin hayatı. Roman tadında yazılsa da aslında 1956 yılında Cumhuriyet Gazetesinde de yayımlanan Çakırcalı Mehmet Efenin yaşamöyküsü.





Babasının Osmanlı tarafının öldürülmesinin ardından istemeden de olsa dağa çıkıp eşkiya olan , ünü sadece İzmir'e değil İstanbul'a Yıldız Sarayına padişaha ve hatta yurt dışına bile yayılan bir efe Çakırcalı.

Bizim Robin Hood'umuz dersem yanlış söylemiş olmam sanırım, zenginlerin evini basıp aldığı altınları fakir kızlara çeyiz, delikanlılara başlık, hastalara ilaç parası olarak dağıtan biri. Halk tarafından inanılmaz sevilen, sayılan kollanan ve bu nedenle Osmanlı ordusunun bir türlü yakalayamadığı, pek çok komutanın istifasına sebep olmuş bir efe.

Adına türküler yakılan, bin küsür kişiyi öldürdüğü halde, onu öldüren komutanın bile neredeyse hayranlık duyduğu biri.




Kitabu okuduktan sonra hakında biraz Google araması yapınca aslında bu kadar ünlü olduğunu ve hala anıldığını gördüm. 

1900 lü yılların başında yaşayan bu efeyi tanımanız gerektiğini düşünüyorum ve onu Yaşar Kemal 'den daha iyi tanıtacak bir kalem olduğunu da sanmıyorum.

Mutlaka okuyun
Sevgiler
Sevim

Çakırcalının türküsü var demiştim ya , hepinizin bildiği bu türkü o efeye adanmış işte






Not: Görsel Google'dan alınıtıdır.

Ocak 27, 2020

Altıncı Koğuş - Anton Çehov

Düzeni Sorgularken - Altıncı Koğuş


Klasiklerden vazgeçmeyen biriyim , ne yaparsam yapayım çağdaş Türk yazarlarını hemen hemen hiç okuyamıyorum.Rus, Fransız, İngiliz Klasikleri beni benden alıyor, içinde hissediyorum kendimi her zaman. Dostoyevski ve Tolstoy romancı , Çehov ise öykücü. Geçtiğimiz yıl okuduğum Üç Yıl novellasından sonra bir başka Anton Çehov eseri daha okudum. Özellikle sosyal medya hesaplarında çok paylaşımını gördüğüm bir eserdi, merak ettiğim için bir kaç saat içinde okudum  yetmiş sayfayı.



Kırsal kesimde hatta en yakın demiryolunun bile iki yüz kilometreden uzak olduğu bir kasabada bir hastanenin hekimi Andrey Yefimıç kafasındaki karışıklıklar, bezdiği ve hiçbir özelliği olmadığını düşündüğü hayatı ve aynı hastanenin akıl hastalarının koğuşunda yatan İvan Dmitriç ve onun düzen hakkındaki fikirleri. Bu iki adamın kah karşılıklı kah kendi iç sesleri ile konuşmalarının öyküsü Altıncı Koğuş.

Yazılması üzerinden iki yüz yıl geçse de bugün yazıldı dense inanacağınız , kişisel gelişimcilerin 'mutluluk içinizde' felsefesi ve karşıt görüşlerin çarpışması.

Felsefeye ilgi duyanların çok büyük keyifle okuyacağı bir öykü. Çehov'ın sorgulamaları ile dolu sayfalar

Okuyup biraz üzerinde düşünün bence

Sevgiler
Sevim 

Ocak 23, 2020

Üç Silahşor - Alexandre Dumas

Muhteşem Macera - Üç Silahşor


Yaz aylarıydı Üç Silahşor aldığımda, hemen okuyacaktım aslında ama tam o sırada kitabı bitiren bir arkadaş hiç sevmediğini, sıkıldığını söyleyince erteledim. Ama o kadar pişmanım ki şimdi, tek kelimeyle bayıldım ben...






Athos, Porthos, Aramis Kralin maiyetindeki gözde üç silahşordur. D'artagnan ise aralarına katılmak için köyünden çıkıp gelmiştir, ancak yaşının küçüklüğü ve tecrübesizliği nedeniyle bu mümkün olmaz, muhafız birliğide yer bulur, kendine ama ayrı birliklerde yer almaları çok sık dost olmalarını engellemez. 

Hepimiz çocukluğumuzdan beri isimlerini biliriz aslında D'artagnan, Athos, Porthos, Aramis. Temelde onların maceralarının anlatıldığı bir eser ama içinde Fransa İngiltere savaşı, Fransa Kralı XIII Louis ile Kardinal  Richelieu arası çekişme, gizli aşklar ve Dumas'ın her zaman belirlediği birkötü karakterin yaptıkları ile bu dört kafadarın maceraları büyük bir hareketlilik kazanıyor. 

Kimi zaman kahkahalar atarak okuduğum cümleler de oldu, çok şaşırdığım yerlerde . Dumas 'Turkler gibi bağdaş kurmak' demiş bir yerde. 1850 lerde Dumas'ın Türk tanıdıkları olması ve onlardan bağdaş kurmayı öğrenmesi bana çok ilginç geldi.

Dumas, bu dört adamın hatta uşaklarının kişiliğini de öyle net anlatmış ki hepsiyle arkadaş gibi oluyorsunuz okurken. Tabi kötü kadın Milady le de ...

Kesinlikle okunması gereken klasiklerden..

Sevgiler
Sevim


Ocak 11, 2020

Aşk Zamanı - Necib Mahfuz

Kahire'nin Arka Sokakları - Aşk Zamanı


Bir yazar düşünün ki, hayatı boyunca - Nobel ödül törenine katılmak için bile olsa - doğup büyüdüğü Kahire'den hiç dışarı çıkmamış olsun. Nobel ödülünü kazanan ilk Müslüman ve tek Arap yazar olma özelliğini taşıyan Mahfuz ile ben 2017 de tanıştım, hem de en etkili ,en önemli yayınlanmasının ardından hakkında ölüm fermanı çıkartılan kitabıyla ; Cebelavi Sokağının Çocuklarıyla. O günden beri de külliyatını bitirme derdine düştüm. Sadece Kahire'yi anlatsa da, anlattıkları hep aynı sokaklarda geçse de ...









Mahfuz ; Kahire'nin arka sokaklarını, erkeklerin kendi çıkarları için dini kullanmalarını, baskı altındaki kadınları, ezilen çocukları öyle bir anlatıyor ki hepsinin gerçek olduğunu biliyor ve bu yüzden de kahroluyorsunuz okurken. Aşk Zamanı da bu romanlarından biri. Yardımsever dul Ain Hanımın en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştığı oğlu İzzet , ve İzzet' in ilkoluldan başlayıp ellili yaşlara kadar olan hikayesi. Kalbe gömülen aşk, istemeden yapılan evlilikler, annenin baskısı, gömülen aşkın yeniden dirilmesi... 

Bana kısa gelse de, daha uzun olmasını beklesem de Mahfuz yazdığı için okumaktan keyif aldığım bir roman oldu yine. Yıllarca çile çeken Seyyide, onun gibi kadınların hala var olduğu Kahire, İzzet gibi bencil erkekler tabi ki onlarında hala cirit attığı gece klupleri , ve dışarıya ışık veren ama kendi çevresini aydınlatmayan Ain Hanım. Ve hala aşk mı değil mi emin olamadığım karmaşık duyguların buluştuğu satırlar...

Mahfuz için tanışma romanı olmasa da okunmaya değer bir roman bence
Sevgiler
Sevim

Ocak 09, 2020

Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov

Değişim- Köpek Kalbi


Genç Bir Doktorun Anıları ve Usta ile Margarita'dan sonra üçüncü Bulgakov kitabımı da okudum. Tarz olarak Usta ile Margarita'ya benzeyen, yazarın hiciv dünyasını yansıtan kısacık bir roman Köpek Kalbi...






Aç , sefil, sürekli kapıcıların dayak attığı sokak köpeği Şarik ile başlıyor roman. Kendini anlatıyor Şarik sıkıntılarını, yaşadığı zor günleri. Bu zor günler bir anda son buluyor onun için, Filip Filipoviç bir parça sucuk ile evine götürüyor Şarik'i, sıcak, temiz ve her an yemek bulabildiği bir eve. Şarik kendini cennete sanıyor ilk günlerde ama sonra gerçeği anlıyor. Filip Filipoviç bir deney yapmak için seçmiş onu. Bir kaç saat önce bıçaklanarak ölmüş, hırsız , alkolik , kapkaççı bir gencin er bezler ve hipofiz bezlerini bir ameliyat ile naklediyor Şarik'e ve işte her şey bir anda değişiyor. Bu değişim herkes için kötü sonuçlar doğuruyor.

Kitap ile ilgili yorumlara baktığınızda Dr Filip Filipoviç'i Lenin, ameliyat ise Rus Devrimi olarak simgelendiğini yazdığını göreceksiniz. Mutlaka doğrudur bu yorumlar ancak kitabı okuyan birinin bu sonuçlara varması için Rus Tarihini iyi biliyor olması, devrimlerin halk üzerindekini etkilerini okumuş olması gerekir. Durgun Don gibi tam da bu devirleri anlatan 4 ciltilik bir eser okumuş olsam da ben bu tarz yorumları sevmediğimi söylemiştim daha önce . Benim için önemli olan kitabı okuduğumda ne hissettiğim. Bu yüzden kendimce yorumumu ekleyeyim ben.

Kitapta çok büyük bir değişimden söz ediliyor ve aslında bu değişim Şarik için çok iyi olabilir, artık sokaklarda yatmak , bir parça et için dilenmek zorunda kalmayacak. sıcak ve büyük bir evde istediği gibi yaşayabilecek ama sonuçlar istendiği yada hayal edildiği gibi olmuyor çünkü Şarik'in köpek kalbi bu fiziki değişimlere hazır değil, kaldıramıyor bu iyi ortamı. Tıpkı eğitimsiz, bilgisiz birine bir anda piyangodan para çıkıp ; maddi olarak sınıf atlaması ve atladığı bu sınıfa uyum sağlayamaması gibi. Yada hakketmediği halde, o göreve uygun olmadığı halde bir takım kişisel çıkarlar uğruna yönetici yapılan birinin o görevi yaparken altlarına da, kendini o göreve getiren üstüne de kan kusturması gibi ...

Kısacası benim anladığım büyük değişimlere eğer kalben, ruhen , fikren hazır değilseniz bunu kaldıramazsınız. Kalbiniz köpek kalbi ise insan bedeninde seçtiğiniz görev kedi öldürme müdürlüğü olur..

Sevgiler
Sevim

Ocak 06, 2020

Küçük Muzzam Şeyler - Jodi Picoult

Eşitlik mi Hakkaniyet mi - Küçük Muazzam Şeyler


Yeni yıla çok sevdiğim bir yazarla başlamak istedim. 2019 yılının benim için en büyük kazançlarından olan Jodi Picoult ile... Pek çok kitabını okudum ve hepsinde de hayran olduğum aynı şey vardı. Tüm kahramanların iç dünyalarını anlatması, tek bir kahraman üzerinde yazmaması. Olay ile ilgili kaç kişi varsa hepsini okuyucuya tanıtması ne yer ne içer, nerede yaşar, ne iş yapar ve hissederi tam olarak hissettirmesi. Roman biterken hissettiğiniz adil bir okuma yaptığınız oluyor böylece. Yazarın aslen avukat olmasından kaynaklanıyor sanırım bu durum.



Küçük Muazzam Şeyler ; Amerikanın en büyük sorunlarından birini ırkçılığı ele alıyor. Afro-Amerikalı bir doğum hemşiresi, kendi deyimleriyle beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir ailenin bebeğine bakmaktan men ediliyor. Neden çünkü aile bir siyahinin bebeğe dokunmasını istemiyor. Peki ya acil müdahale gerekirse ne olacak? Ve işte olan oluyor amirin kesin talimatı, hemşirelik yemini arasında kalan Ruth hiç tahmin etmediği şeylerle baş başa kalıyor.

Roman boyunca 44 yaşındaki hemşire Ruth'u, bebeğin babası Turk'u ve avukat Kennedy'i tanıyoruz. Onların dünyalarındaki ilişkilere ve hayata bakışlarına şahit oluyoruz. Ve işte eşitlik mi, hakkaniyet mi sorusunu soruyoruz kendimize.

Küçük Muazzam Şeyler bitince okuyan herkesin bir parça kendinden utanacağını düşünüyorum, hepimizde bir parça ayrımcılık ve azınlık olmadığımızda bundan  kaynaklanan doğal haklar olduğunu düşündüğümüzü fark ediyoruz çünkü. 

Şimdiye kadar Picoult okumadıysanız mutlaka okuyun

Sevgiler
Sevim

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...