Aralık 30, 2019

Kitap Öneri Listem

BENCE OKUYUN DEDİKLERİM...


Kitap blogu yazınca yılın bu son günlerinde geriye dönüp bakmak güzel oluyor, neler okudum neler beni sarstı ve hangilerini ölmeden önce mutlaka okuyun diye size tavsiye edebilirim listesi yapmak çok keyifli. Geçen yılda yapmıştım aynısını bu yılda bir liste önereyim size başlıktaki gibi ; bence okuyun keyif alın listem 2019 olsun adı

2019 da 83 kitap okumuşum, 1000 kitap uygulamasına göre 25.400 sayfa civarı son derece güzel bir yıl geçirdiğimi ve çok sağlam kitaplar okuduğumu düşünüyorum işte bu 83 kitaptan size önerilerim; hepsi hakkında kısa bilgiyi de blogumda bulabilirsiniz .


1- Yüzyıllık Yalnızlık                   (G. Garcia Marquez)
2- Kırmızı Pazartesi                    (G. Garcia Marquez)
3-Durgun Don                           (Mihail Şolohov)
4- İri Memeler Geniş Kalçalar      (Mo Yan)
5-Kadın Yok Savaşın Yüzünde     (Svetlana Aleksiyeviç)
6-Hikayeci                                 (Jodi Picoult)
7-Büyük Umutlar                        (Chales Dickens) 
8-Hakkaride Bir Mevsim              (Ferit Edgü)
9- 1984                                     (George Orwell)
10-Suç ve Ceza                          (Dostoyevski)
11- Kahire Üçlemesi                    (Necip Mahfuz)


2018 öneri listem içinde tık tık

Herkese şahane bir yıl diliyorum

Sevgiler
Sevim

Aralık 27, 2019

2020 Hedeflerim

Gel Bakalım 2020


Mimlenmesem de özendiğim mimleri yapıyorum ben kambersiz düğün olmasın diye. Şule 'de görünce hemen dedim yapayım motivasyon kaynağı olur bana

1- 26.000 sayfa / 65-70 adet  okumak 

Kitap sayısı belirliyorum her yıl, şu an 83. kitabımı okuyorum, ama 2020 okunacaklar listemde sayfa sayısı yüksek olan kitaplar olunca kitap adetini düşürdüm ama bu yılın üzerinde bir sayfa sayısına ulaşmak istiyorum

2-Her ay 1 film izlemek

Mümkünse sinemada ama olmazsa netten .. Daha fazlasını izlemem biliyorum. O yüzden çok uç bir hedef belirlemedim.

3- En az 6 tane tiyatro yada konser izlemek

Burada çok daha fazla sayı yazmak isterdim ama bilet fiyatları malum, 100 TL altında bilet bulmak çok zor o yüzden gerçekçi hedefler yazalım ki aaaa tutmuyor bu hedef diye kendimizi üzmeyelim

4- Daha önce gitmediğim bir yere gitmek

Yurt içi yada yurt dışı farketmez, hiç görmediğim bir yere gidip hem dinlenmek hem fotoğraf çekmek istiyorum.

5- Bir sosyal etkinlik yada kursa başlamak

Yabancı dil olur, başka bir şey olur yeni bir sosyal çevrede bulunmak istiyorum.

6-Bana nasıl davranılıyorsa o şekilde davranma kararını uygulamak

En zor madde ama hadi bakalım hayırlısı....

Bu maddeler şimdilik yeterli 2020 sonunda size rapor halinde gerçekleşmeleri açıklarım.

Sevgiler


Aralık 25, 2019

1984 - George Orwell

1984


Sonunda okudum...Okudum da ne oldu, korktum bir de üstüne ağladım ...
Bu nasıl bir hayalgücü, bu nasıl bir anlatım, okurken 'ya böyle şeyler olursa' diyorsun. Bu kadar ağır şeyler olursa. Uyurken bile bir ekran seni gözetlerse, yiyecek , içecek kısıtlanırsa, dostluk arkadaşlık, aşk, aile kavramları parçalanırsa Distopyanın en güzel örneği sanırım 1984





Büyük bir kısmınız okuduğu için yazdıklarım çok da spolier sayılmaz herhalde. Korktuklarımın gerçekleşmiş olduğu bir Londra'yı anlatıyor Orwell. Garip camsız binaları, güvensiz yaşamları... 

Hayvan Çiftliği'nde de ,1984 te de inanılmaz bir dünyaya götürüyor. Bu dünyada kaybolmamak mümkün değil okurken. Bu kitap için tavsiye vermek bile haddim değil sanırım.

Okurken tek sıkıntım çevirmen ile ilgiliydi, zaten her iki kitabı da bu kadar geç okuma nedenim çevirmen. Bir çok kişi muhteşem harikulade dese de çevirmen için benim çok rahatsız olduğum noktalar var. Kitap boyunca 15 kez kullandığı handiyse, 23 kez kullandığı ne ki , 22 kez kulandığı önünde sonunda kelimeleri, bağlaçları beni çok yordu, yaptığı o güzel çeviriyi bence bozdu. Ama editör tarafından da bu şekilde kabul edildiyse diyecek sözüm de kalmıyor. Mutlaka okuyun diyebilirim, hala okumadıysanız


Sevgiler
Sevim


Aralık 23, 2019

Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar

Huzur 


Başlık düşündüm bir süre ama Huzur romanı için başka başlığa gerek yok sanırım. Türk Edebiyatının kilometre taşlarından biri Saatleri Ayarla Enstitüsü ile birlikte. Mutlaka okunması gereken eserlerden. Bunun nedenini anlatmaya çalışacağım biraz da olsa..


Bir aşk romanı Huzur, hemde öyle bir aşk ki çağının ilerisinde, dul çocuklu Nuran ile ondan daha genç Mümtaz'ın aşkının romanı,  bir İstanbul romanı, bir şairin romanı, doğu ile batı arasında kalanların romanı, hem aydınların hem halkın romanı, çok dolu bir roman. Kabul etmeliyim ki dili oldukça ağır, yazıldığı yıla göre özellikle ama yazarın tarzı bu. 

Bu romanı neden okumalıyız hem bu saydıklarım için hem de bir yazar yaşadığı çağın ne kadar ilerisinde bir sanatçı bunu görmek için. Resimden müziğe, şiirden heykele her konuda ne kadar dolu bunu anlamak için okumalıyız. 

Huzur konusunda çok söze de gerek yok aslında.  Yapabileceğim eleştiri yayın evine, roman içerisinde geçen eski kelimeleri kitap sonunda yada dipnot olarak vermeliydi, elinizde telefon Google yardımına çok sık başvurmak gerekiyor, bu da dikkati dağıtıyor. Okuyunuz efendim

Sevgiler
Sevim

Aralık 14, 2019

Betty Blue - Philippe Djan

Saplantılar ve Aşıklar - Betty Blue



Nasıl anlatsam acaba , nereden başlasam diye düşünüyorum iki gündür, bazen böyle oluyorum çok sevdiğim eserleri bir türlü anlatamıyorum. Az da olsa yazmalıyım ama ... Filmi kitabından daha meşhur olan bu eserden sizi haberdar etmeliyim, okumayanınız varsa okutmayı başarmalıyım. 





Bir barakada yaşayan, civardaki barakaların tamir işleri ile para kazanan otuz beş yaşında genç bir adam ve onun çok güzel sevgilisi  Betty... Anlatıcımız bu tamirci adam baştan sona Betty ile yaşadığı bir yıllık süreyi, geçmişte yazıp sakladığı kitabını, bu kitap yüzünden ona büyük anlamlar yükleyen güzel Betty'i öyle bir anlatıyor ki ; onlarla birlikte adım attım her seferinde bende... Ve sonlara doğru yaşananları asla ama asla tahmin edemezdim, muhteşem bir son olmuş.

Yer altı edebiyatının şahane örneklerinden, çok argo var, çok küfür var ama bunlar romanın içinde öyle bir yer alıyor ki asla göze batmıyor. 

Ben henüz filmini izlemedim, hayalimde yarattığım karakterler o şekilde kalsın istiyorum bir süre daha ..

Okuyun bence seversiniz
Sevgiler
Sevim

Aralık 06, 2019

O / Hakkari'de Bir Mevsim - Ferit Edgü

O - Hakkari'de Bir Mevsim


Kendimi iyi bir okuyucu olarak adlandırsam da, bazen  en önemli eserleri gözden kaçırıyorum. İsmini hep bildiğim ama hep ertelediğim okuyunca da 'Ahh nasıl bu kadar geç kaldım ' dediğim harikulade bir roman, bir şiir, bir destan bir manzume Hakkari'de Bir Mevsim. 42 yaşını doldurmuş bir dev...







Kırk iki yıl önce yazılmış, yasaklanmış, olay olmuş bir eser. Adından belli zaten konusu 'Hak' kentinde bir kış mevsimi... Ne desem eksik, ne desem yarım kalacak. Kelimeler kifayetsiz tam olarak tanımı bu eserin o yüzden sadece okuyun diyebilirim ben size.. Daha fazla sözüm yok bu muhteşem eser için
 Ölmeden önce mutlaka okuyun, biraz ağlayın 

Sevgiler,
Sevim

Kasım 28, 2019

Karamazov Kardeşler -Dosyoyevski

Bir Romandan Ötesi - Karamazov Ailesi


İlk defa bu kadar uzun sürede okudum bir romanı, evet kabul ediyorum sayfa sayısı epey fazla ama bu sene içinde bu sayfaya sahip pek çok eser okudum daha kısa zamanda ama Karamazov Kardeşler ; yazarının değimiyle en önemli eseri, zirve noktası....




Karamazov Kardeşler bir aile hikayesi, üç erkek kardeşin ve babalarının hikayesi.. Bir anlatıcısı var ; ve ilk satırda da yazdığı gibi bu anlatıcı on üç yıl önce  acıklı bir şekilde ölen baba Fedor Pavloviç Karamazov'un küçük oğlunun hayatını anlatmak istiyor aslında. Ama aile içi ilişkiler bu üç oğul oğulun sevgilileri , küçük oğlan Alyoşa'nın içinde bulunduğu kilise birbiri içine öylesine girmiş durumdaki, hikayeye katılan her yeni kahraman daha da derinlere indiriyor bizi.

Hikayede anlatılan aile kadar Hristiyanlığı sorguluyor, baba kavramını, ahlaklı, aile içi ilişkileri sorguluyor. İçki alemlerine düşkün büyük ağabey, ateist ortanca kardeş ve kilisede rahip olma yolundaki bu üç kardeş ve evin hizmetkarı her biri ayrı karakterler , ama hepsi öylesine hayatın içindeler , öylesine gerçekler ki, kitabın kapağını kapattığınızda siz neredeyse yaşanan olaylar için herkese -baba hariç- hak veriyor duruma geliyorsunuz. Çünkü Dosyoyevski herkesin gözünden anlatıyor olayı, hele son sayfalarda bir mahkeme sahnesi var ki ,günümüz filmlerinde böylesine bir savcı ve böylesine bir savunma avukatı sahnesi yok . 

Karamazov Kardeşler gibi dev bir eser için bizin gibi insanların yorum yapmak çok da haddine düşmüyor aslında ben sadece ölmeden önce okunması gereken eserler sıralamanız varsa ilk başlara yazın diyebilirim

Sevgiler,
Sevim


Kasım 25, 2019

Cam Çocuk - Jodi Picoult

En Zor Karar- Cam Çocuk


Bazı yazarlara geç kalınca, sürekli okumak istiyorum. Ne yazdıysa okuyayım diyorum. Bu yazarlardan oldu Jodi Picoult. En son Cam Çocuk romanını okudum yazardan. Kabul ediyorum zor bir okuma oldu, ve yine yazarın her kitabında yaptırdığı şeyi çok daha derin hissettim. Ben olsan ne yapardım ?




Willow'un hikayesi bu. Tüm kahramanlar Willow ile konuşuyor şeklinde yazılmış roman, o çok zeki, konuşkan, şirin ama halk arasında Cam Kemik olarak tabir edilen hastalığı sahip kız çocuğuyla.

Willow'un bu hastalığa sahip olduğu ancak annesi  yedi aylık hamileyken çekilen ultrasonunda belli olur, daha önceki ultrasonlarda  annesi Charlotte' un çok yakın arkadaşı olan doktor Piper bu çok nadir görülen hastalıktan hiç şüphelenmemiştir.

Willow pek çok kırıkla doğar ve beş yaşına gelene kadar sürekli yenileri eklenir bunlara. Ablası Amelia, baba Sean ve anne Charlotte çok zor zamanlar geçirmektedirler. Bir hafta sonu tatilinde yaşadıkları talihsizlikler onları avukat Marin'e gitmeye zorlar. Marin'in bu aileye verdiği fikir bütün hayatlarını değiştirir.


Harikulade bir roman Cam Cocuk. Engelli bir çocukla ömür boyu yaşamak mı? yoksa bunu öğrendiğin anda o çocuktan vazgeçmek mi?

Bu sorgulama ile okuyacağınız pek çok yerinde göz yaşı dökeceğiniz ve yazara bir kez daha hayran olacağınız bir roman ...

Sevgiler
Sevim

Kasım 20, 2019

Kaan Sekban Sacmalar

İçimizden Biri - Kaan Sekban


Beni tanıyan pek çok kişi bilir ki stand-up çok seven biri değilim çünkü ülkemizde 2 saatlik showların yarısı siyasi hiciv kalanı ise cinsellik üzerine espriler, küfür yada başka ünlülerin taklidi şeklinde geçiyor. Sadece bunlara gülebilirmişiz, hayatımızda bize kahkaha attıracak başka bir şeyimiz yok gibi. Böyle olunca da aynı siyasi görüşte olsam bile sahnede sürekli siyaset olması, yada her cümlenin başında veya sonunda küfür olması beni gülümsetmiyor. 

Son yıllarda instagram ve youtube sayesinde genç yüzler daha güncel konularda, daha hayatın içinden olaylarla ilişkin videolar paylaşmaya başladılar ve ben bunlara daha çok gülmeye başladım. Bu grubun içinde en az genç :) ama en komik olanı bence Kaan Sekban...





Kendisi ile uzun yıllar meslektaş olmamızdan kaynaklı da olabilir ,  onun sosyal medya videolarındaki yönetici tiplemesi (son yöneticime  benzetiyor  da olabilirim) beni çok güldürmeye başlamıştı, whatsapp gruplarında onun video linkleri sürekli gidip geliyordu.

Stand-up showu için Bursa'ya pek çok defa gelse de ben ilk defa akşam izledim kendisini sahne de . Ve son yıllarda hiç gülmediğim kadar güldüm, yanakların acıyana, gizli olan karın kaslarım !!  :)) ağrıyana kadar güldüm. Çünkü ilk bölümde anlattıkları bire bir gerçekler, tüm çalışanların yaşadığı tecrübeler. İster mavi yaka, ister beyaz yaka olsun her çalışanın her gün karşılaştığı zorluklar. Sahnede içimizden birini görmek bütün salona çok iyi geldi. İkinci bölümde ise kurumsal iş hayatından ayrıldıktan sonra yaşadıkları ve ailesi ile ilgili anıları vardı. 

Dün gecenin en güzel kısmı ise ilk bölümün sonuna doğru gerçekleşen canlı telefon bağlantısıydı. Biletix ; Yılın Bileti Ödül Töreninde En İyi Stand Up Sanatçısı Ödülü almıştı ve bunu Bursa'da sahnede öğrendi Kaan Sekban. Ve ödülü
Mobinge uğrayan çalışanların tamamına
Bir sosyal medya hesabını beğendiği için işten çıkartılan Koton Çalışanlarına
İflas gerekçesiyle maaşı ödenmeyen Bimex çalışanlarına
Doğa Koleji öğretmenlerine ve
Son 3 gündür insan onuruna yakışmayacak şekilde işten çıkartılan Yapı Kredi  Operasyon Merkezi çalışanları adına alıyorum 
deyince 1200 1300 kişiden kopan alkış bence gecenin en güzel alkışıydı
Kaan Sekban sahnede ağladı seyirciler onun mutluluğuna koltuklarında ağladı. Gerçekten içimizden biri çıkmış sahnede ben sizin yanınızdayım diyordu, korkmadan.

Bence tek ihtiyacımız olan şey bu destek olabilmek, birlikte ağlayıp , birlikte gülebilmek..

Kendi adıma bu harika gece için Kaan Sekban'a çok teşekkür ediyorum. İyi ki istifa etmişsin ve iyi ki kendin için doğru olan yolu bulmuşsun

Sevgiler
Sevim

Kasım 14, 2019

10 Yaşıma Mektup Yazdım


MİM


Söz verdim bütün mimleri yapacağım dedim ya , beni birisi mimledi mi bilmiyorum ama ben kendimi mimlenmiş sayıp yapıyorum hepsini okumak isteyenler buyursun...

Sevgili Sevim,

Henüz 10 yaşındasın ve en az 34 yıl daha yaşama garantisi vererek yazıyorum sana bu satırları çünkü ben senin 44 yaşına gelmiş halinim şu anda, sana vereceğim tek bilgi bu ,diğerlerinin hepsi sürpriz olsun ki anın tadını çıkart. Okumayı seviyorsun ama öğüt okumak o yaşlar için sıkıcı biliyorum o yüzden uzun uzun yazmayacağım korkma, ama yine de küçük bir kaç şey tembih edeyim sana




-Sevmekten vazgeçme, aileni, arkadaşlarını, kediyi köpeği, her şeyi çok sev, sevince hayatın daha güzel olduğunu göreceksin

-Okumaktan vazgeçme; hep oku kitap oku, dergi oku, gazete oku ama oku...

-Güler yüzlü olmaktan vazgeçme, asık suratlı olmak hiç bir işe yaramaz , ama gülmek pek çok kapı açar

-Ve Sevim lütfen kendine inan, inanırsan her şeyi başarırsın...

Öpüyorum seni

Yeni arkadaşımız Hayata Dair i mimliyorum bende


Kasım 12, 2019

90'LAR KAFASI ve NOTALARLA YOLCULUK MİM BİRARADA

90'lar Kafası - Notalarla Yolculuk Mim

Bu ara bloga çok sık uğrayamadığımın farkındayım ama kafam çok dolu ve biraz da depresifim, her sabah uyandığımda ülke gündeminde birbirinden kötü başka haberler ala ala sanırım böyle oldum ve burayı ihmal ettim . Neyse karar aldım bugünden itibaren buna son veriyor ve yavaş yavaş tüm mimleri yapıyorum. Bunu bugün Handan'ı okurken gördüm 'aa yapayım hemen' dedim çünkü Cumartesi akşamı sırf bu kötü ruh halinden biraz olsun sıyrılmak için Nihat Sırdar'ın djlik yaptığı Bursa'da bir mekanda yapılan 90'lar kafası programına katıldım. 

Şimdi blog arkadaşlarımız arasında muhtemelen 90 doğumlular pek çoktur ama benim gibiler için 90'lar çok özel seneler. Çünkü lise, üniversite ve iş hayatımın ilk 3 yılı burada. Yani ilk stresler, endişeler, platonik aşklar, midedeki ilk kelebekler hep bu yıllara rastlar, ve o yıllarda da teknoloji neredeyse olmadığı için müzik en büyük dert anlatma aracıydı bizim için. Ayrıca Türk Pop müziğinin de en gelişmiş olduğu yıllardı.

90'lar kafası mekan  telefonda her nekadar 23:30 da başlayacak program dediyse de Nihat'ın radyoda ben 22:00 de sahneye çıkıyorum dediği için ve bizde tabi ki onu dinlediğimiz için tam 4 saat bağıra çağıra şarkı söylediğim ve sesimin kısıldığı ama inanılmaz eğlendiğim bir gece oldu. Cok teşekkürler Nihat... Zamanda yolculuk için tek kelime ile nirvanaydı. Şimdi o devrin gençlerine ben de bir zaman yolculuğu yaptırayım.

Üniversite yollarında otobüs beklerken walkmandan -gençler siz bu aygıtı tanıyor musun uz, tanımayanlar için fotosunu ekledim :)))) - gece yatınca da başucumdaki radyo-kasetçalardan hiç durmadan müzik dinlerdim. Beyaz'ın  ve Melon Şapkalı Adamın en büyük hayranlarındandım.


Efendim neler dinlerdik 90'larda mesela İzel, Çelik, Ercan... Ben Ercan hayranıydım bu arada ve İzel'e kıl olurdum :) Artık seni sevdiğimi bilmelisin



Sonra o bozuk Türkçesi ile Rafet El Roman var ki , benim kalbimde sızı bir şarkıydı o zamanlar :))) Seni Seviyorum



Tabi sadece genç poçular değil duayen isimler de bu yıllarda çok dinlenirdi... O zamanlar yazlık diskolar vardı, ilk defa burada dans eden ve gizli gizli bira için gençlerdik biz .. Can Yoldaşım, Arkadaşım !!!!





Kliplerde önemliydi çünkü Kral TV vardı artık, bu  da en sevdiğim kliplerdendi.. E sevmeyelim de taşa mı dönelim ?



Daha çok, pek çok şarkı eklerim de o yıllarda, klibindeki 2 saniyelik sahne için 
benim için en özel en anlamlı şarkı ile kapanış yapayım



Sevgiler

Kasım 11, 2019

Hayvan Çiftiği - George Orwell

Hayvan Çiftliği


Hep erteliyordum, sanırım distopya okumak istemiyordu canım ama öyle bir zamanda okudum ki, işte dedim şimdiyi bekliyormuşum. Blogumu takip edenler biliyor uzunca bir zaman Durgun Don okuyup, Kazaklar ve Bolşevikler arasında kaldım. Hayvan Çiftliği de herkesin bildiği üzere Stalin dönemi eleştirisi, iki kitap birbirini çok güzel tamamladı. 




Jones'un çiftliğindeki hayvanlar ; Koca Reis, Boxer, Clover, Benjamin, Moses, Sonwball, Napelon ,Squealer çok çalışmaya az yeme itiraz edip ayaklanıp kendi başlarına çiftiliği idare etmeye kalkarlar.  Herkesin eşit olduğu bir düzen kurulur. Bütün dertlerinin 'insan' olduğuna karar verip iki ayaklılar kötüdür, dört ayaklılar iyidir felsefesi ile çok çalışırlar ama çok mutlu olurlar.

 İlk günler her şey çok güzeldir , hepsi birbirine yoldaş !!! olmuştur.  Ama zamanla bu yoldaşlık sarsıntıya uğrar, daha zekiler kendilerini daha eşit görmesi ile o mutlu günler gerilerde kalır.

Bir Peri Masalı sunuşu ile Can Yayınlarından çıkan bu Hayvan Çiftliği, yazıldığı zamanda Stalin eleştirisi olsa da hangi devirde okursak okuyalım mutlaka birilerini temsil ediyor olacak hayatımızda. Şimdiye kadar okumadıysanız mutlaka ama mutlaka okuyun. Boşverin Ekim Devrimini, Rusyayı, Stalini siz; sizi kendinden daha eşit görenlerin yerine koyun Napelon'u öyle okuyun

Sevgiler
Sevim

Ekim 31, 2019

Odalarda - Erdal Öz

Bir Adam - Odalarda


Erdal Öz ile tanışmam 1992 yılında liseyi bitirdiğim yaz ' Gülünün Solduğu Akşam ' kitabı ile olmuştu, belki de o yıla kadar okuduğum en derin en anlamlı kitaptı, yetişkinliğe geçişimin ilk kitabı , işte bu yüzden de anlamı çok büyüktür Erdal Öz'ün benim için. Geçtiğimiz günlerde yazarın bir başka yapıtından bahsederken ne kadar uzun zamandır kendisini okumadığımı farkettim ve elime aldım Odalarda'yı... 





O ince görüntüsünün altında çok derin bir deniz yatıyor bu romanın, en önemli özelliklerinden biri Erdal Öz'ün yayımlanan ilk eseri olması 1960 yılında yazar henüz 25 yaşındayken o yılların en büyük yayınevi Varlık tarafından basılmış. Çok başka bir özelliği daha var bu romanın, Can Yayınları tarafından yapılan yeni baskısında  've' hiç geçmiyor. Nurullah Ataç'ın 've' Türkçe değildir demesinden etkilenen Erdal Öz roman boyu bu bağlacı hiç kullanmadan yeniden düzenlemiş cümle yapılarını. 

Gelelim konusuna; aslında hiç de ilgi çekici bir konu değil, sıradan silik, bizim şu an daha çok kullandığımız tabirle 'ezik' bir adamın altı yedi ayını anlatıyor. Ama elinize alınca bıraktırmayacak kadar muhteşem bir dil , muhteşem bir edebiyat şöleni var bence.

Roman boyunca adını hiç söylemeyen bir kahraman anlatıyor bize tüm hikayeyi, kahvede tanıştığı yabancı ve taşındığı evin sahibesi bu romanın kahramanları... Okuma süresi boyunca adını hiç bilmediğim bu kasabada  adını hiç bilmediğim kahramanın yerine koyarak dolaştım ben, kahramanın yerinde düşündüm , adım attım, onun söyleyemediklerini söyledim diğerlerine.

2019 yılı içinde okuduğum en iyi 5 romandan biri oldu Odalarda kesinlikle. Can Yayınlarını bize armağan eden Erdal Öz'ün bu romanı edebiyat lezzeti almak isteyen herkes tarafından okunmalı..

Sevgiler
Sevim

Ekim 28, 2019

Sineklerin Tanrisi - William Golding

İçimizdeki Şeytan - Sineklerin Tanrısı


Yaklaşık iki yıl önce elime almıştım ilk kez Sineklerin Tanrısı kitabını, ne yazık ki sevmediğim için yarım bırakmıştım, ama şimdi katıldığım bir atölye çalışmasının ödev kitabı olduğu için baştan sona okumayı başarabildim. Sevdim mi yine sevmedim ama bu sevme sevmeme olayı tamamen benim okuma tarzımla ilgili ben gerçekdışı, ütopik, distopik, fantastik tarza yatkın değilim, gerçekmiş, gerçekleşebilecekmiş şekilde yazılmış romanlar , metinler okumaktan daha çok keyif alıyorum.






Sineklerin Tanrısı tamamen fantastik ve alegorik bir roman. Şimdiye kadar okumamış olanlar için spolier sayılabilecek şeyler yazabilirim baştan söyleyeyim çünkü bu romanı başka türlü anlatma imkanım yok.

Önce romanın isminin nereden geldiğini yazayım . Mina Urgan'ın sonsözü sayesinde öğreniyoruz ki ; İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın İncil'deki İbranice adı Ba-al-z-bub aynı anda Sineklerin Tanrısı anlamına geliyormuş. Kitabın sonunda iyi ki bu açıklama var da en azından neden bu isim diye düşünmedim.

Sineklerin Tanrısı, atom bombasında korunmak için başka bir yere gönderilen çocukların uçağının ıssız bir adaya düşmesi ile buradan yaşadıkları hayatta kalma, karınlarını doyurma, barınma ama en çok  iktidar mücadelesini anlatıyor.

İlk tanıştığımız karakter Ralph, yakışıklı, akıllı bir çocuk ve elindeki deniz kabuğu sayesinde adadakilerin ilk şefi
Domuzcuk ise şişman, şivesi diğerlerine göre kötü, gözlüklü ve astımı olan aslında içlerinde en zekisi olmasına rağmen görünüşü nedeniyle sözünü dinletmeyi başaramayan bir çocuk
Jack ise kaba güçten yana, güçlü olan iktidardır ve güçsüzü ezmelidir kuramına inanan, kurallara karşı bir çocuk
Simon ise diğelerine göre daha saf az konuşan ve adanın iyi niyetlisi..

Jack bence cahil, eğitimsiz, sorgusuz ve sadece kendini düşünen ve korkutucu gücü simgeliyor, bu kişilerin insanlığa nasıl zarar verebileceğini..

Ralph ise kurallarla , bilimle, akılla bir yerlere gelebileceğinin farkında olan kişiliklerin simgesi ,Domuzcuk ise tamamen aklın 

Romanın en büyük kahramanı olan ateş ise bence bilimin....

Sineklerin Tanrısı ; insanoğlunun, aklı, sağduyuyu bilimi tercih etmek , bunları geliştirmek için çok çalışmak  yerine kolay yolu gücü, cehaleti, vurup kırmayı  seçtiğini anlatıyor ve bu seçimin çok acı sonuçlarını...

Romanın yazıldığı yıl, yazarın ülkesi düşünülerek İkinci Dünya Savaşının yarattığı yıkım, insanların birbirini gözü kapalı öldürebilmesi ve Hitler'in faşist yönetimi üzerine yazıldığı söylenen bir roman Sineklerin Tanrısı ama farkındaysanız ben her zamanki gibi  ;  sadece kendi hissettiklerimi , anladıklarımı anlattım yine..

Dediğim gibi ben  çok severek okumadım belki ama yine de edebiyat tarihinin en önemi eserlerinden biri olan Sineklerin Tanrısının okunması gereken bir eser olduğuna inanıyorum. 
Sevgiler
Sevim

Ekim 22, 2019

Durgun Don - Mihail Şolohov

Efsane -  Durgun Don



Tam 14 yılda yazılan muhteşem bir eser. Bir destan, bir efsane Durgun Don. Dört ciltten oluşan yaklaşık 1700 sayfalık eseri grubumuz ile okumaya karar verdik. Başlarken gözüm korkmadı değil nasıl okurum diye ama elime alınca Don'da kayboldum gittim sanki. Her cilde bir hafta ayırmaya karar verdim yani bir ay gibi bir sürece Kazak halkıyla onların topraklarında ve savaş meydanlarında kaldım. Hissettiğim şey Yaşar Kemal'in tasvirleri ile Dostoyevski'nin insan portrelerini birlikte okuma duygusuydu.... Zor okuduğum savaş sahneleri de olmadı değil ama her şeye rağmen geçirdiğim bir aya değdi Don'da gezmek...

Böyle bir eseri kısaca anlatabilmek imkansız olsa da ciltler hakkında biraz bilgi vereyim istiyorum.





1. Cilt
Baş kahramanımız ; Gregor Melehov'la ailesinin kendisine seslendiği isim olan Grişa ile tanışıyoruz bu ciltte. Grişa, ağabeyi, ağabeyinin karısı , anne babası, kızkardeşi ile yaşayan henüz askere bile gitmemiş bir gençtir, yakışıklıdır ve tabiki çok cesurdur. 
Girşa ;komşusu Stephan'ın karısı Aksinya'ya aşık olunca pek çok kişinin hayatını alt üst olur. Natalya ile evlenmesi olayları daha da içinden çıkılmaz hale getirir ve tam o günlerde askerliği gelip çatar. Dört yıl sürecek askerliğinin ilk günlerinde ise 1. Dünya Savaşı başlar ve Grişa kendini adam öldürürken bulur. 

2. Cilt
Bu ciltte artık savaş meydanları, ölümler var. Hem de yok yere ölümler , gencecik milyonlarca insan Rus, Kazak, Alman, Avusturyalı, İngiliz, Fransız ve tabi Türk savaş meydanlarında kalıyor. 1918 den sonra biz farklı mücadeleler ile kurtuluşumuz için savaşırken 1917/1918 yılları Rusya için iç savaşla geçirmiş Ve Şolohov, ;Durgun Don'un bu cildinde savaş ve sonrasında ortaya çıkan iç savaşa ayırmış.
Özgürlük ile toprak sahipliği konusunda kafaları karışan Kazaklar ile Bolşevikler karşı karşıya geliyor. 

3. Cilt
1. Dünya Savaşını iyice unutan bir halk var artık karşımızda, herkese eşitlik özgürlük naraları atan ama kendi çıkarları uğruna gözünü bile kırpmadan komşusunu, akrabasını kurşuna dizen Bolşevikler ve bir karış toprağını paylaşmayı kabul etmeyen Don Kazakları.... 
Bu kitabı okurken diğer ikisine göre çok daha fazla zorlandım, kapı komşuları artık düşman olmuş birbirini öldürmek için pusuda bekliyor hep.

4. Cilt
Artık kahramanlarla vedalaşma zamanı, Melehov ailesiyle , Aksinya ile ve Grişa ile...İç savaş ,galibin mağlup mağlubun ise ertesi gün galip olduğunu sandığı günlerin sonu....

Durgun Don gerçek bir roman, gerçeklerin romanı. Nobel ödüllü yazarın dev yapıtı . Okuması kolay herkese tavsiye ederim dersem inandırıcı olmaz, ama edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken bir roman.

Enfes  bir çeviri var, hiç bir üslup sorunu olmadan rahatlıkla okuyor ve hiç rahatsız olmuyorsunuz...

Sevgiler

Ekim 14, 2019

Nü Peride - Hakan Akdoğan

Bugünün İçindeki Geçmiş - Nü Peride


Blogumu düzenli okuyanlar için şaşırtıcı oldu biliyorum , Çağdaş Türk Edebiyatına mesafeli olan bir okurum bu mesafeyi yavaş yavaş kapatmam gerektiği için seçimimi Bursa'da yaşayan ve pek çok yazarlık atölyesinde hocalık yapan Hakan Akdoğan'ın ilk kitabından yana kullandım. Nü Peride ile Yunus Nadi Roman Ödülünü almış Hakan Akdoğan.  Bir yazarın ilk romanı ile böyle bir ödül alması bence çok önemli ve çok güzel.



Nü Peride; bugün ve geçmiş arasında köprüler kuran bir hikaye... Bir erkek anlatmaya başlıyor önce karşısındaki kadına olan aşkını, hemde çocukluğundan beri devam eden aşkını... Evet anlatıcı Beril'e aşık ,çok aşık ama içinde acının da , öfkenin de olduğu bir aşk bu...
Sonra geçmişte bir hikayeye gidiyoruz anlatıcı ve Beril'le birlikte, bu hikaye de ise ressam Halil var, onun tek arkadaşı Ermeni Ante var ve Peride var. Geçmişteki bu hikaye bir köprüyle günümüze bağlanıyor yine Nevtan ve Beril'e oradan da anlatıcımız Necati' ye...

Dün öğleden sonra başladığım 100 sayfalık eseri gece yatarken bitirmiştim. Heyecan, stres, merak içinde okudum. Beni bu kadar etkileyeceğini bilsem çok daha önce okurdum, geç kaldığım için pişman oldum Nü Peride'ye...

İnsan ruhunun ne kadar derin olduğunu, o dehlizlerde nelerin saklanabileceğini, aşkın, öfkenin, acının harman olabileceğini anlatan, elinize alinca bırakamayacağınız bir roman

Okuyun bence
Sevim



Ekim 02, 2019

Askımız Eski Bir Roman - Ahmet Ümit

Başkomser Nevzat ve Üç Olay- Aşkımız Eski Bir Roman


Az okuyan ülkemizde neyse ki çok okunan yazarlar var, Ahmet Ümit bunların en başında gelenlerden. Kitapları çok baskı yapıyor, imza günleri dolup taşıyor. Seviniyorum gerçekten, ellerinde kitap olan insanları görünce çok seviniyorum. Benim gibi Türk Edebiyatına uzak duran bir okuru bile cezbetmiş yazarlardan Ahmet Ümit. Seviyorum tarzını, polisiye anlamda Nevzat'ı Ali ve Zeynep'i ve hatta Evgenia'yı da seviyorum. Tatavla'da onlarla rakı içemeyi de... Ama en çok Ahmet Ümit'in derin araştırmalar yapıp verdiği tarihi bilgileri okumayı seviyorum. İstanbul sokaklarını Nevzat'ın verdiği bilgiler ile gezmek çözdükleri cinayetten daha çok ilgimi çekiyor.





Hevesle bekliyordum bir çok okur gibi ben de Aşkımız Eski Bir Roman'ı .  Roman bekliyordum, elime alınca ağırlığını hissedeceğim en az beş yüz sayfalık ve sayfalarında kaybolacağım ama öyle değilmiş üç polisiye öykünün yer aldığı bir kitapmış , hayal kırıklığı ile başladığımı itiraf etmeliyim kitaba bu yüzden.

Kitaba adını veren Aşkımız Eski Bir Roman, Overlokçu Kız ve Sergey Nikolayeviç Jerovski'ye Ne Oldu adlı 3 polisiye öyküden oluşuyor kitabımız. Nevzat ve ekibi kendilerine ait tekniklerle yine katillerin peşine düştüyorlar. Arada Tatavla'da soluklanıp, aşk üzerine sohbetler ediyorlar. Ama Ahmet Ümit'in iyi okurlarından bir olan bana bunlar yetmedi ne yazık ki. Dediğim gibi ben cinayetten çok o derin araştırmaları o güzel bilgileri seven biriyim. Malumatfuruş Nevzat'ı seviyorum en çok...

Polisiye kısmı için Ahmet Ümit okuyanlar, diğer romanlarındaki tarihi bilgilerle dolu kısımları daha az beğenenler  muhakkak çok seveceklerdir. Yüz sayfada çözülen cinayetler, insanların ne kolay cinayet işleyebildiğini ama illa hata yaptıklarını görmek ve tabiki Başkomser Nevzat'ın hem babacan hem o sert amir tavrı için okunur. Hazır havalar da soğumuş, yağmurlar başlamışken polisiye okumak için  iyi bir fırsat bence ..

Sevgiler
Sevim


Eylül 25, 2019

Mildred Pierce- James Cain

Bir Anne - Mildred Pierce


Sizde benim gini James Cain adına yabancıysanız "Postacı Kapıyı İki Kere Çalar" demek istiyorum. Böylece hepinize yazarın kim olduğunu hatırlatabilirim sanırım.  Ben çok ünlü ve önemli bir eser olmasına hatta daha önce filmi yakın zamanlarda da Kate Winslet'in baş rolünde olduğu dizisi olmasına rağmen Mildred Pierce romanını hiç duymamıştım. Kitaplar sebebiyle tanıştığımız Ayla bana kitabı hediye edinceye kadar...





Mildred Pierce romana adını veren  baş karakterimiz , genç bir kadın. Evli ve iki kız çocuğu annesi Mildred eşi Bert'in  kendisini aldattığından emin olunca, çalışmayan boş hayaller kuran ve ev ipoteği sebebiyle de bir sürü borcu olan Bert'i evden kovar ve borçlar ve kızlarla başbaşa kalır.

İşte o andan sonra ayakta kalma savaşı başlar, çalışmak, para kazanmak, kızlara iyi bakmak ister bir yandan, bir yandan da aşık olmak mutlu olmak.  
-Arka kapağında da  yazdığı için spolier olmaz sanırım- kızlardan biri ölünce hayata daha fazla sarılır, geride kalan problemli kızı Veda için. Hayat ona hiç aklına gelmeyecek şeyler yaşatır Veda sayesinde...

Çok sevdim gerçekten Mildred Pierce 'i... 1930 lar Amerikası'nda, ekonomik buhranda yaşanan şeyler aradan geçen seksen yılda neredeyse hiç değişmeden bugün de ülkemizde yaşanabilir. Şimdiki gençlik çok farklı faklı diyoruz ya kendi aramızda konuşurken, sanırım değilmiş okurken anlayacaksınız ki o yaşlarda da sorunlu ergenler ailelerine çok zorlu hayatlar yaşatabiliyormuş.

İnanılmaz güzel bir çevirisi olan Mildred Pierce'i kadınların mutlaka okuması gerek diye düşünüyorum.


Sevgiler
Sevim


Eylül 20, 2019

Peri Gazozu - Ercan Kesal

Hatıralar- Peri Gazozu


Benim gibi Türk Edebiyatı az okuyan biri olarak - kabul ediyorum doğru bir davranış değil - Ercan Kesal çok iyi bir seçim oldu. Çünkü Peri Gazozu bir roman değil, kısa kısa anılar derlemesi. Çok içten, çok sıcak ve çok gerçek. Kitaplığından bana bu kitabı hediye eden, kitap dostum Tayfun'a da  çok teşekkür ediyorum beni yazarla tanıştırdığı için...







 Kitap ile ilgili yorumlara bakarken bir yorumda kitabın isminin kitap ile ilgisi yok demiş ama bence çok yanılıyor tam da yerini bulmuş isim. Ercan Kesal'ın babası gazoz imalatçısı Avonos'ta ve gazozların ismi de Peri Gazozu, anıların olduğu bu kitaba, anılarda en çok yer kaplayan o gazozun isminin verilmesini çok doğru buldum ben.

Kronolojik bir sıralama yapmadan, aklına gelen bir kelimeden farklı zamanlarda yaşadığı olayları karşımızda oturmuş bize anlatır gibi anlatmış oldukça akıcı bir dille. 

Ben anı kitaplarını çok severim, insanların neler yaşadığını bugününe gelebilmek için nerelerden geçtiğini okumak her zaman heyecanlandırır beni, Peri Gazoz da tam olarak böyle yaptı. Oldukça fakir geçen çocukluk zamanları, ilk gençliği,  68 kuşağında yaşananlar, daha sonra 80 ler Türkiyesi... Hepsi çok özel anılar. 

Anı kitaplarını okurken pek çok zaman anlatıcıya katılmam kızarım neden böyle yapmış ki diye düşünürüm, bu kitap içinde aynı şeyler geçerli, Ercan Kesal ile ayrı düştüğüm noktalar oldu ama pek çok sayfayı gözlerim dolu okuduğumu söylemeliyim.

Türk Edebiyatındaki cehaletim Türk diziler için de devam ettiği için bilmiyordum, Ercan Kesal aynı zamanda senarist ve oyuncuymuş, dizi severler benden çok daha iyi tanıyordur eminim...


Eylül 18, 2019

Aşk ve Öbür Cinler - Gabriel Garcia Marquez

Bir Efsane - Aşk ve Öbür Cinler


 Marquez' in keşfi büyülü gerçekçilik, yani okurken her şey gerçek gibi ama sakin kafayla oturup düşününce hiçbiri gerçek değil, olağan dışı. Bu tarzı okurken hiç bir zaman "yok artık bu kadar da olmaz" demiyorsunuz ama bitince aklınızdan "ya nasıl hayal etmiş bu kadar şeyi yazar" mutlaka diyorsunuz. söyledim ya bu tarzın öncüsü Marquez ben keyifle okuyanlardanım kendisini.
E-kitaplara göz atarken hadi dedim büyülenme vakti.



Aşk ve Öbür Cinler; yazarın dediğine göre bir efsaneden ve 1949 yılında yaşadığı bir mezarlık taşınma olayına tanıklıktan doğmuş,kitabın sunuş kısmında yazıyor bu, kitabı okumayanlara en büyük tavsiyem sunuş kısmını benim gibi kitap bittikten sonra okuyun mutlaka

Maria'nın öyküsü bu, on iki yaşındaki o güzel kızın. Maria artık gücünü ve parasını kaybetmiş bir Marki ile, onun sevgisiz karısının kızı.  Uzun süre onu büyüten evin kahyası, evlenene kadar saçını kesmeme adağı adamış, kahyanın ölümüne kadar da bütün yerli dillerini konuşmayı öğretmiş Maria'ya.
Arkadaşları hizmetçiler ve köleler olmuş hep, anne babası onunla hiç ilgilenmemiş ta ki, bir köpek tarafından ısırılıncaya ve köpeğin ısırdığı diğer kişiler kuduzdan ölünceye kadar. 

O günlerde ki tarih aşağı yukarı 1730 lar kuduzdan ölmek en aşağılayıcı şeylerden biri olarak kabul ediliyormuş, işte babası olan Marki doktorla görüşse de kilisenin ruhundaki etkisi nedeniyle "içine cin kaçmış olan" ve kızını manastıra kapatmaya karar verir. Kilisede yasak aşkla tanışıyor ,  rahip Delaura ile olan aşkı kiliseyle savaşa giriyor...

Kilisenin bağnazlığını, baskısını, aşkı, cehaleti, sevgiyi , bilimi herşeyi birleştirmiş  Marquez... 

Okuyun pişman olmazsınız
Sevim

Eylül 14, 2019

MİM

KİTAP MİM


Biliyorum ben geç kaldım ama herkesten sonra yapınca bir hatırlatma daha oluyor belki yapmayan kalmıştır onlarda yapar diye... 

Kitap bana ne kattı ?

En önemlisi kelime dağarcığı tabiki bu net elle tutulabilir bir katkı ama bunun dışında kattığı o duygusal doluluk hissi bambaşka, hayal edebilmek, açılmış bir ufuk ve başka açılardan da bakabilme becerisi bence

Kitap arkadaş mıdır?

Evet hemde sadece verici.. Hiç bir karşılığı olmadan veren bir el bence kitaplar

Neden kitap okuyorum ?

Okumamak gibi bir alternatif bilmediğim için olabilir. Hep okudum ben ve hep okuyacağım

Ne sıklıkla okuyorum ?

Her gün ortalama yüz sayfaya yakın okurum. Özellikle sabahları zihin daha açıkken :)

Hangi tür okuyorum ?

Ben roman okuyucusuyum. Yüzde doksanlar civarı yabancı yazar okuyorum. Ağırlıklı olarak klasikler, Dostoyevski, Dickens, Hugo ve diğerleri modern klasikler diyeceğimiz kitaplar Zweig, Necip Mahfuz gibi Günümüz  Amerikan edebiyatında Auster aşığıyım son zamanlarda buna Picoult'ta eklendi. Yerli yazarlarda ilk tercihim kesinlikle Ahmet Ümit.... Mine Söğüt ve Zülfü Livaneli de sevdiği yerli yazarlar

Kitap yazmayı düşünür müyüm ?

Çok zor bir iş o, sanmam yapabileğimi

Kitapları ciltler miyim ?

Yoo... Neden böyle bir şey için para ve zaman harcayayım ki ? Ona harcayacağım parayla yeni kitap alırım. Ktabın dışı değil içi önemli benim için. Kapaksız bir kitap bile olabilir hiç önemli değil

Gezi kitapları ?

Bu konuda artık sosyal medya bloglar daha etkin sanırım , okumuyorum 

Kitabı kapağına göre seçer miyim ? 

Bloguma göz atmış olanlar bu sorunun cevabını bilirler zaten ama hadi cevap vereyim ASLA


Eylül 09, 2019

Japon Sevgili - İsabel Allende

Aşk Daima - Japon Sevgili


Büyülü gerçekçiliğin kraliçesinden yine büyüleyici bir roman okudum. Geçmişle günümüz arasında gidip gelen bir roman Japon Sevgili. Bu defa tarzının dışında yazmış yazar. Okurken gerçek hayat hikayesi olduğunu düşündüğüm sayfalar arasında bir yazar Turkiye'den Yunanistan'a, Polonya'dan Fransa'ya ve yaşananlara nasıl vakıf olabilir acaba diye düşündüm.







İrina'nın bir yaşlı bakım evinde çalışmasıyla başlıyor roman. Genellikle orta düzeyde gelire sahip olanları kaldığı Lark House bakım evinde diğerlerinden farklı gözüken bir kadın vardır. Alma Belsaco.. Zengin, asil ve on sekiz yaşındaki kedisi ile yaşayan Alma, İrina'ya mesai saatleri dışında kendisine yardımcı olması için iş teklif eder.

Bu yardım sayesinde İrina,  Alma'nın geçmişine yolculuk yapar. Sekiz yaşında Nazi işgalinden kaçarak geldiği Amerika'da daha sekiz yaşındayken tanıdığı İchimei 'ye yetmiş yıldan fazla süre aşık olarak kalan Alma'nın, ailesinin İrina'nın muhteşem harmanlanmış hikayesi Japon Sevgili...

Okurken, aşk nedir ? evlilik nedir ? aile bağları nasıldır ? sorularına cevap ararken buldum kendimi hep..

Çok keyifle okudum ben. Peru'lu bir yazarın Amerikan hayatını bu kadar güzel anlatması, bir kadının aşkını kendisi yaşamış gibi hissettirmesi hepsi çok güzeldi.
İçtenlikle tavsiye ederim
Sevgiler
Sevim

Eylül 03, 2019

Kitap Uyarlamaları


Kitap Uyarlamaları


Menemen soğanlı mu olur / Soğansız mı ? tartışmasına dönmez ama bugün bende bir tartışma konusu açmak istiyorum. Kendi aramızda konuşalım istiyorum.Kitaplardan uyarlanan diziler yada filmler nasıl olmalı ? Karakterler aynı yazıldığı gibi mi olmalı ? yada sonu aynı kitap gibi mi bitmeli ? 
Önce ben fikrimi yazayım sizlere yorumlarınız ile bakalım komşular neler düşünüyoruz bu konuda .

Öncelikle üst üste okuduğum iki ayrı romanın, sinema uyarlamalarını izleyince aklıma takıldı bu konu onu belirteyim.

Ben bu konuda klasik düşünüyorum sanırım, romandaki karakter iyi, naif, kılıbık,sessiz, yalancı, düzenbaz, asi her nasılsa yani yazar onu nasıl hayal ettiyse ekranda da öyle izlemek istiyorum ben, çünkü romanı okurken gözümde canlanan bir karakter var onun duruşu davranışları var, romanı kapatıp ekrana baktığımda karakter öyle değilse rahatsız oluyorum. Kendimi hüsrana uğramış hissediyorum, hayallerim yıkılıyor sanırım :)

  Charles Dickens 'dan Büyük Umutlar okuduğumda Joe enişteye hayran oldum, ne kadar kibar, zarif, sıcak bir karakterdi . Roman boyunca en çok onu sevdim. Daha sonra BBC dizi uyarlamasını istedim, orada ise Joe son derece sert ve önemsiz bir karakter olarak yansıtılmıştı. Senaristler neden Dickens'tan farklı bir iş yapmış anlatamadım doğrusu..

Yine farklı karakter tavrı Jodi Picoult'tan Kız Kardeşim İçin romanın sinema uyarlamasında vardı. Kitapta erkek kardeş uyuşturucu bağımlısı, asi , ailede hiç bir işe yaramaz olarak çizilmişken, film de son derece sevecen biri olmuştu.

Yine aynı filmin sonu kitaptan tamamen farklı olarak uyarlanmış, şimdi izlemeyen yada okumayanlar için spolier olmasın yazmayayım ama bütün kitabı çöpe atmış diyebilirim neredeyse...

Çok net bir örnek olacak ama ben Aşk-ı Memnu dizisinde Bihter kendini vurmayıp Adnan'la mutlu mutlu yaşasa, Nihal ile Behlül de evlense yada Behlül Bihter'le kaçıp gitse rahatsız olurdum. Çünkü Halid Ziya romana bir son yazmış, günümüze uyarlanırken Behlül tabi ki spor araba kullanmalı fayton yerine ama sonunda da o mezarın başında ağlamalı..

Evet hem kitap sever hem sinema sever dostlarım komşularım siz bu satırları okurken ben muhtemelen güneşleniyor olacağım ama yorumlarınızı mutlaka bekliyorum.

Sevgiler..

Ağustos 30, 2019

Ağustos 28, 2019

MİM


MİM 


Bu ara blog dünyası hareketlendi yine, mimler çoğaldı. Sıra ile yapayım diyorum ben de .. Yavaş yavaş yayınlarım. ilk mim çok yeni bir mahalle komşumuzdan 
Can'dan . Can'ın yazdıklarını okuyup takibe alırsanız uzun soluklu bir komşumuz olur. Ne de güzel olur... Şimdi gelelim benim cevaplarıma

Yaş olmuş 60-65 nerede yaşamak isterim ?

Benim de tek bir yer yok yaşamak istediğim. Bursa'dan gidiyorsam eğer yılın dokuz/on ayını Bodrum'da geçirmek isterim. Ama yılın en sıcak ve Bodrum'un en hareketli zamanında Temmuz Ağustos arasını Rize tarafında bir yaylada geçirmek hiç fena olmaz. Böylece size gelip kalalım diyen misafirlerin de önü kesilmiş olur :)))

Hedefim ?

Şimdi efendim kırklı yaşlara gelince hedef kavramı biraz sapıyor. Huzurlu olayımi,mutlu olayım yeter diyorsun. Biraz daha gezeyim, yeni yerler göreyim gibi istekler oluyor insanda daha çok.. Bir de hayvanlara yardım edebileyim hep en büyük isteğim

Blogger ile nasıl tanıştım ?

Özel bir şey olmadı gerçekten, bir sayfa açayım okuduğum kitapları anlatayım dedim ,o zamandan beri de yazıyorum işte

Büyük başarım ?

İş hayatımda vardır pek çok şey ama onları önemsemiyorum , ama sokakta arabanın motorunda bulduğum kedimin şimdi neredeyse Garfield boyutlarında evde yatağımı paylaşması çok güzel bir duygu mesela

Boş vakitlerimde ?

Kitap okumak benim için boş vakit aktivitesi değil, hayati bir zorunluluk gibi o nedenle onu saymıyorum ama yürürüm amaçsızca bir de kaneviçe işler yapıyorum rahatlıyorum...

Özlemişim mimleri.....




Ağustos 27, 2019

Hikayeci - Jodi Picoult

Ninem İçin -Hikayeci


Nasıl bir kitap okudum  ? Tek bir kelime ile anlatabilirim. 'Harikulade' Başka hiç bir kelime Hikayeci yi anlatamaz. Şu an satışı olmayan kitabı bana kütüphanesinden gönderen Derya'ya çok teşekkür ediyorum. 2. Dünya savasında Nazi zulmünün en iyi anlatıldığı romanlardan biri sanırım.

Jodi Picolut'un alışıldık polisiye tarzı, mahkemeler, savunma yapan avukatlar bu romanda yok , onun yerine tarihin içine gömülen suç ve suçlular var.






Hikayeci , kayıpların konuşulduğu bir terapi grubu ile başlıyor. Sage ve Josef bu grubun katılımcıları, Sage yirmilerinde Josef ise doksanlarında, her ikisininde kaybı var. Sage kaybının açıkça annesi olduğunu söylerken, Josef hiç konuşmadan katılıyor gruba. Bir gün samimi oluyorlar ve işte roman buradan sonra başlıyor Josef'in sırlarını anlatmasından itibaren.

Josef; 2. Dünya Savası sırasında bir Nazi subayı olduğunu, çok kötülükler yaptığını , ölümü hakkettiğini ama ölemediğini söylüyor ve Sage'den kendini öldürmesini istiyor. Sage hiç bir dine inanmadığını söylese de , ailesi Musevi ve ninesi Auswicth kampından kurtulanlardan. 

Bu itirafın ardından Hikayeci ye FBI avukatı Leo, nine Minka ve onun anıları da dahil oluyor ve beş yüz kırk sayfalık muhteşem bir eser ortaya çıkıyor.

Picoult okuyanlar bilirler ki, sürpriz bir son olabilir  romanı bu düşünce ile okudum hep, kafamda hep farklı farklı senaryolar türettim. Kapağını kapattığım zaman da kalbim hem acıyla doldu hem de sevindim. 

Sahaflarda bulabilirseniz mutlaka okuyun .

Sevgiler
Sevim

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...