Sevebiliyorsan sev. Cesaretin varsa sev...

Çok uzun yıllar önce okumuştum Jane Eyre'i. Ama kahramanın adı dışında hiç bir şey hatırlamadığım ve böyle bir kadın karakteri de yeniden okumam gerektiğini düşündüğüm  için elime aldım en sevilen klasiklerden biri olan bu eseri.


1847 de yayımlanmış ilk olarak 174 yıl önce yani Fransız Teğmenin Kadını romanın geçtiği, kadının ezildiği, adeta hiç sayıldığı yıllarda . Din baskısı, sosyal sınıfların farklılığı bu kadar derinken fakir kız, zengin erkek aşkını anlatıyor.




Jane'nin anne babası ölmüş yengesinin yanında sığıntı gibi yaşamaktadır. Bu durum Jane'in son derece kötü şartlardaki yatılı okula gönderilmesiyle değişir. 8 yılı bu okulda tamamlayan kahramanımız özgür olmak, kendi kararlarını kendisi verebilmek için yatılı mürebbiye olmaya karar verir. Ve aşk böylece doğar Edward Rochester ve Jane Eyre imkansız aşkı

Jane'in gönderildiği yatılı okul ; Charlotte ve kadeşlerinin çocukken gönderildiği okuldur. Hatta kardeşlerden biri bu okulda ölmüştür.

Konusunu ilk kez duyanlar Yeşilçam filmi gibi demeyin lütfen, çünkü bir kadının kitap yazmak şöyle dursun okuma yazma bilmesi yeterli görülen bu yıllarda Jane Eyre muhteşem bir örnek kadınlara. Kendini yetiştirmek için gösterdiği bu çaba, zenginliğe bir çok kez sırt çevirip özgürlüğünü seçmesi o kadar özel ki.

Çevirmen Nihal Yeğinobalı'ya hayran kalmamak mümkün değil, o kadar okunası bir halde dilimize kazandırmış ki, hala okumadıysanız mutlaka okuyun. Din konularının geçtiği kısımlar yorucu olsa da o yılların baskısı altında takma bir erkek adıyla bile olsa duygularını bu kadar güzel anlatan bu kadına siz de hayran olun.

Sevgiler,
Sevim