Yaşam 


Kitap dostları olması ne güzel bir şey insanın, oku bak seversin demesi, önce Ruhlar Evi( tık tık ) oku dediler, sonra Eva Luna. 

İtiraf edeyim biraz korktum ilk elime aldığımda Ruhlar Evi'ni ama beş on sayfa okuyunca büyülenmiştim, o yüzden fazla vakit kaybetmeden İsabel Allende'nin  Eva Luna 'sı ile devam ettim. Hemde Seçkin Selvi çevirisi ile.






Eva, hizmetçi Consuelo ile Kızılderili bir babanın kızıdır ve annesinin ölümü ile çok erken yaşta büyümeye çalışmaya annesi gibi hizmetçilik yapmaya başlar. Farklı farklı evler görür, farklı hanımlar beyler tanır. Sokakta kaldığı ilk gün ise çocukluk aşkı Huberto Najarono ile tanışır.Onun sayesinde bir mama ile daha sonra ona evini açan Türk lakaplı Riad Halabi ile... Bu insanların hepsi Eva'da derin izler bırakır onu büyütür, geliştiririr.

Bu sırada dünyanın bambaşka bir ülkesinde büyüyen gelişen başka bir çocuk vardır Rolf Carle... 

Bu iki insanın yolları hadi kesişsin artık, bulsunlar birbirlerini diye diye çok ama çok keyifle okudum.

Ayrıca aynı Ruhlar Evi gibi Eva Luna'da da ülkesinin siyasi çalkantılarını, yaşanan toplumsal olayları muhteşem bir dille anlatmış Allende. Ülkeye özgürlük, demokrası gelsin diye çabalayan halk, onları ezenler çıkarları uğruna her yolu deneyenler yazarın kaleminden su gibi akmış. 

Büyülü gerçekçiciliğin muhteşem bir örneği olan İsabel Allende'yi mutlaka siz de okuyun . Ben okurken bir gün Şili'ye gitmek, hep o bahsettiği korkusuz, neşeli halkla tanışmak istedim. 

Sevgiler
Sevim