Çevirmek mi Yeniden Yazmak mı ?


Madem bir kitap blogu sahibiyim, madem çok okuyorum ve ne yazık ki başka bir dili o dilde okuyacak kadar iyi bilmiyorum, o yüzden çeviriler ile ilgili düşündüklerimi yazmak istedim bugün.




Sosyal  medya hesabımda geçen hafta paylaşmıştım bir çeviri örneğini. Jules Verne ' olmayacak duaya amin demenin yararı olmadığından ' dedirtmiş bir kahramanına... Yani tabiki Fransız usta  bu deyimi bilmediği için böyle yazmamıştır orjinal metinde ama çevirmen yazarın böyle demek istemiş olabileceğini farzettiği için biz de bu şekilde okumak zorunda kalıyoruz.

Yine aynı kitapta bir paragrafta arka arkaya geçen kelimeleri de buraya aktarayım : mizana gabya yelkeni,  grandi babafingosu, trinkata ve kotra flok, uskuna... Jules Verne - aslında öyle olmasa bile - ülkemizde çocuk kitapları yazarı olarak tanınıyor; aranızda sözlüksüz bunları anlayabilecek çocuk yada büyük var mı çok merak ettim doğrusu.

Aynı kitaptaki en güzel örneği sona sakladım. Okumaya dayanabildiğim 70 sayfa içinde hep yeni bir kelime var. FANTAZMATİK.... Tabi ki böyle bir kelime dilimizde yok. Çevirmenin ' imgeleminin ' ürünü...

Yıllarca Stefaz Zweig okumama da yine bir çevirmen sebep oldu. İlk elime aldığım kitabında yine okumayı zorlaştıran aslında çok daha fazla kullanılan ve anlaşılan hali varken sanırım daha süslü dursun diye seçilen kelimeler vardı. En net aklımda kalanı TİRAN...

Bir kaç ay önce okduğum Martin Eden çevirisi de ne yazık ki çok kötüydü ve kitaptan tat almama engel oldu. Çevirmen ; imgelem, faydacıl, ayırtına varmak, duyumsamak, muştulamak, duyarlık, düşlem, irliktiriz gibi kelimeler ile kitabı okunmaz hale getirmeyi başarmıştı.

Bu ve buna benzer örnekleri görünce çevirmenlerin yazarları sanki biraz kıskandığı esere kendilerinden birşeyler ilave etmek istediğini düşünmeye başladım. Biraz ilginç gözükmek, yada ben neler biliyorum bakın diye göstermek için bir çaba içindeler sanki. Yoksa o çevirmen de günlük hayatında bir arkadaşına ' sana bir MUŞTUM var ' demiyordur herhalde.

Benim için çevirmen o metni çevirir. Yazarın kendi dilinde ifade ettiği şeyi bizim dilimizde en kolay okunabilecek, anlaşılabilecek şekilde aktarmalıdır. Hiç kimsenin kullanmadığı sözcükleri değil, dilimizde yaygın kullanılan karşılığını kullanarak yapar çevirisini. Muhteşem bir sanat eserine ilaveten sanat katmak gibi bir görevi yoktur, hatta bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum ama Jack London' a, Stefan Zweig'e yada Dostoyevski'ye birşeyler ilave etme haddi de yoktur. Dünyanın en büyük sanatçısının demediği bir şeyi dediğini hayal etmek bence o yazarlara saygısızlıktır.

İşini hakkı ile yapan muhteşem çevirmenler de var ülkemizde onlara saygım sonsuz. Bir yazımda bahsetmiştim, burada tam sırasıyken yeniden hatırlatayım. Rusça çevirisi olan bir romanda sık sık Fransızca kelimeler orjinal dilinde bırakılmış, altta yada kitap sonunda dipnot olarak Türkçeleri yazılmıştı. Neden böyle olduğunu çok merak edip çevirmene sosyal medya hesabı üzerinden ulaşıp sordum. Verdiği cevaba gerçekten hayran oldum. 'Dostoyevski yada  Tosltoy orjinal metni  yazarken o şekilde yazmayı uygun bulmuş, yazarın seçimene saygı ve uygunluk nedeniyle bu şekilde tercih ediyoruz yayınevi olarak' .

İşte benim de istediğim bu ... Ben ' Allah müstehakını versin ' diyen Raskolnikov, ' inşallah ' diyen Lennie Small , ' sağlığınıza duacıyım ' diyen Dorian Gray, ' iti an çomağı hazırla' diyen Quasimodo, ' eşeğin aklına karpuz kabuğu kaçırma' diyen bir Mr. Darcy okumak istemiyorum.  Jules Verne' nin kahramanı olmayacak duaya amin diyor  madem , yukarıda adı geçen ünlü kahramanlar da bizim atasözü ve deyimlerimizi her an kullanabilirler diye korkuyorum. Kahramanlar da müjde desin, hayal gücü desin, hissetmek desin istiyorum. Çok mu şey istiyorum?

Sevgiler
Sevim