Mart 29, 2019

Suç ve Ceza - Dosyoyevski

Suç ve Ceza


Aslında böylesi bir kitap hakkında yorum yazabilmek bile çok haddime düşmez ama ilk defa on dokuz ikinciye otuz beş yaşında okuduğum Suç ve Ceza'yı bir kez daha okudum. Bu defa kitap giybeti okuma grubumuz ile..Hatta ellilerimdeyken bir kez daha okumaya karar verdim.

Uzun uzun anlatmayacağım dediğim gibi, zaten herkes tanıyor Raskolnikov'u ve herkes biliyor neler yaptığını. Bu defa da okurken çok kızdım, çok üzüldüm, anladım, sevdim, yine kızdım, yine acıdım ona. Neredeyse yedi yüz sayfa boyunca kafam karışık bir şekilde hareket ettim.

Razmuhin, Dunya, Sonya, her birinin yaptığı fedakarlıkları, Lujin'in düzenbazlıkları , polis ile sorgu yargıcının tutumları ve romandaki her bir sahne kesinlikle adım adım gözümün önündeydi bir kez daha.

Sanırım hayatım boyunca bıkmayacağım ve her okuduğumda farklı tatlar alacağım romanlar arasında ilk sırada yer alacak her zaman

Ben bir kez daha anladım ki Dostoyevski, Tolstoy derbisinde ben Dostoyevski taraftarıyım. Ve önünde saygıyla eğiliyorum 

Sevgiler
Sevim 

Mart 27, 2019

Albaya Mektup Yok - Gabriel Garcia Marquez

Beklemek - Albaya Mektup Yok


Uzun öykü bu, Marquez'e doymak için sayfa sayısı bana az gelen bir öykü Albaya Mektup Yok...




Albay Aurelıano Buendia ile birlikte çarpışan Albayımız emekli olmuştur ve uzun yıllardır her Cuma günü emekli aylığının bağlandığını bildiren mektubu beklemektedir. Her Cuma gittiği postaneden eli boş dönmektedir. Dokuz ay önce öldürülen oğullarından hatıra kalan horoza ise kendileriden iyi bakmaktadır Albay ve eşi

Albaya Mektup Yok, sadece albay ile eşinin hayatını anlatmıyor, satır aralarında sokağa çıkma yasağını, baskıları, sansürü, halkın yaşadığı kıtlığı, çaresizliği de anlatıyor.

Ülkesi için çarpışan, savaşan , gazi olan bir albayın emekli maaşı alamadığı için çırpınışlarını ama bu arada onurunu nasıl koruduğunu anlatıyor, evdeki eşyaları satıp , kimseden borç isteyemeyen bir adamın sabırla (karısının tabiriyle öküz sabrıyla) mektubunu beklemesini anlatıyor.

Bazı sayfalarda içim titrerken bazılarında kahkahalarla güldüm Albay ve karısı arasında geçen kavgalara.

Bir çırpıda okuyacağınız ama unutamayacağınız bir eser Albaya Mektup Yok

Okuyunuz efendim
Sevgiler
Sevim


Mart 25, 2019

Mavi Karanlık- Vedat Türkali

**2 yıl önce paylaştığım  bu yazıyı, Bodrum'u çok özlediğim bugünlerde bir kez daha paylaşıyorum**

Bodrum Bodrum - Mavi Karanlık


Mayıs 1919  Samsun doğumlu bir yazar Vedat Türkali... Asıl adı  Abdülkadir Pirhasan olup , romancılığı kadar senaristiği ile de ünlüdür. Ben ne yazık ki ilk defa okuyorum bu ustayı.. Hatta Mavi Karanlık kitabı tam 17 yıldır kitaplığımda bekliyordu beni, yazıldıktan 34 yıl sonra okudum, Türkiye'nin yakın tarihini anlatan bu eseri...





80 ler Türkiyesi, üniversitelerde başgösteren sağ-sol çatışmaları, bunlardan kaçıp Bodrum'a sığınan aydın kesim anlatılıyor Mavi Karanlık 'ta.

Biraz roman kahramanlarımızdan bahsedeyim ;Nergis: Uçarı, aşkı arayan ama bunu kabul edemeyen, ailesi ile sorunlu doktora öğrencisi

Korhan: Rize'li Einstein... Fakir bir ailenin yetenekli, zeki oğlu, Fizik bölümünde araştırma görevlisi, ve Nergis'e aşık

Muhtar: Nergis' in babası. Avukat.. Hayali teknesini bitirip onda yaşayabilmek

Özgür: Nergisi' in ilk aşkı ..

Mavi Karanlık'ın ana karakterleri bu kişiler olsa da Muhtarın çevresindeki arkadaşları, eski eşi işçi İbraaam da eşlik ediyor bu kişilere...

Korhan ölüm tehdidi alınca Nergis'le birlikte Bodruma'a sığınırlar.. Özgür'de oradadır, Korhan'da bilmektedir geçmişi.. Denize girip, akşamları rakılarını içerken kendi aralarında tartışmalar hiç eksik olmaz..

Bir akşam kalabalık bir grup tekneyle Gökova turuna çıkmaya karar verirler, Korhan Özgür Nergis aynı teknede bir hafta... Ama ertesi günü onları bir sürpriz beklemektedir ; Özgür tutuklanmıştır....Özgür salıverildiğinde ise her şey çok başka olacaktır....



Çoğunlukla Nergis'in iç sesi ile anlatılan romanda, kişiler arası fikir ayrılıkları, kendini aydın sınıfında değerlendirenlerin Bodrum'a sığınışları, tartışmalar, gürültüler, güvensizlikler, kendi çıkarlarını kollamalar çok net çok yalın bir dille anlatılmış... Sık sık kullanılan Bodrum şivesi ise sinema filmi tadında yapmış romanı...

Okurken hem aşk sancılarını, hem bu ülkenin neler atlattığını görüyorsunuz, benim çocukluğuma denk gelen o yıllarda yaşananlar çok ağır olmuş herkes için..
Kendi adıma hiç beklemediğim bir sonla biten Mavi Karanlık'ı okurken , içimin titrediği yerler oldu...

Okursanız seversiniz
Sevim

Madem bir Bodrum romanı ; MFÖ den Bodrum Bodrum iyi gider sanki...



Mart 22, 2019

Eva Luna- İsabel Allende

Yaşam -  Eva Luna


Kitap dostları olması ne güzel bir şey insanın, oku bak seversin demesi, önce Ruhlar Evi tık tık oku dediler, sonra Eva Luna. İtiraf edeyim biraz korktum ilk elime aldığımda Ruhlar Evi'ni ama beş on sayfa okuyunca büyülenmiştim, o yüzden fazla vakit kaybetmeden İsabel Allende'nin başka Eva Luna 'sı ile devam ettim. Hemde Seçkin Selvi çevirisi...






Eva, hizmetçi Consuelo ile Kızılderili bir babanın kızıdır ve annesinin ölümü ile çok erken yaşta büyümeye çalışmaya annesi gibi hizmetçilik yapmaya başlar. Farklı farklı evler görür, farklı hanımlar beyler tanır. Sokakta kaldığı ilk gün ise çocukluk aşkı Huberto Najarono ile tanışır.Onun sayesinde bir mama ile daha sonra ona evini açan Türk lakaplı Riad Halabi ile bu insanların hepsi Eva'da derin izler bırakır onu büyütür, geliştiririr.

Bu sırada dünyanın bambaşka bir ülkesinde büyüyen gelişen başka bir çocuk vardır Rolf Carle... 

Bu iki insanın yolları hadi kesişsin artık, bulsunlar birbirlerini diye diye çok ama çok keyifle okudum.

Ayrıca aynı Ruhlar Evi gibi Eva Luna da da ülkesinin siyasi çalkantılarını, yaşanan toplumsal olayları muhteşem bir dille anlatmış Allende. Ülkeye özgürlük, demokrası gelsin diye çabalayan halk, onları ezenler çıkarları uğruna her yolu deneyenler yazarın kaleminden su gibi akmış. 

Büyülü gerçekçiciliğin muhteşem bir örneği olan İsabel Allende'yi mutlaka siz de okuyun . Ben okurken bir gün Şili'ye gitmek, hep o bahsettiği korkusuz, neşeli halkla tanışmak istedim. 

Sevgiler
Sevim

Mart 19, 2019

Leyla'nın Evi Tiyatro Oyunu

Gidişim Dönmek İçindir - Leyla'nın Evi


Bu ay gerçekten muhteşem geçiyor benim içi, her ay en az bir oyun izlemeliyim derken Mart ayından birbirinden güzel üç oyun izlemiş oldum. Geçtiğimiz ay Şen Makas oyununa bilet alırken aslında Leyla'nın Evi de varmış ya diye iç geçirmiş ama ona bilet almamıştım. Okurken çok keyif aldığım Zülfü Livaneli kitabının oyunlaştırılmış halini görmeyi istiyordum gerçekten.  Dün çok zarif bir davet sonucu bu harikulade oyunu izleme şansına sahip oldum.

Hızlı tüketmeye meyilli, kolay sıkılan vazgeçen bir toplum olduğumuz gerçek. Bir de eleştirilerimizde acımasız olduğumuz. Televizyonda çok önemli oyuncuların rol aldığı bir kaç haftada yayından kalkan diziler, yada gişede iş yapamayan filmler pek fazla bizde. 




İşte tüm bunlara rağmen, Leyla'nın Evi oyununun dokuz yıldır sürekli sahnede olduğunu öğrenince hem çok şaşırdım hem de çok sevindim açıkçası. Tiyatrokare dokuz yüzden fazla sayıda sergilemiş oyunu. Muhteşem ayakta alkışlanacak bir başarı diye düşünerek gittim oyuna. Bu kadar yılda oyuncu kadrosunda da, oyunda da değişikliğe gidilmiş zaten afişte yeni yorumuyla ibaresi mevcut.




Başrol yani Leyla Celile Toyon .. Allahım ne kadar güzel, ne kadar zarif bir kadın. Paşa torununu oynadığı oyunda kendisinin gerçekten yalılarda , dadı ile büyüdüğünü hissediyorsunuz. İsminden hatırlayamadıysanız hemen söyleyeyim Vatanım Sensin dizisinde Halit Ergenç'in annesini oynamıştı kendisi. Ben kendisini ağzım açık, gözlerim yaşlı izledim Leyla'nın Evinde ve büyülendim.




Oyunda bir de Roxy var ki, Dicle Alkan Almanı bu hip hop şarkıcısına muhteşem şekilde hayat vermiş. 




Leyla'nın Evinde ; sadece - evinden kapı dışarı edilip sokakta kalan -  Leyla yok, Leyla'nın evini satın alan Ömer var karısı rüşvetçi  Necla var Ömer'in babası Ali Yekta bey var. Onların da geçmişleri, acıları var . Romanı okumamış olanları çok şaşırtacak bir geçmişe sahip Ali Yekta bey bunu söyleyeyim.

Dediğim gibi Roxy var onun Rukiye olduğu zamanlar var, yediği dayaklar var, gazeteci Yunus, Yusuf, Yaşar Yavuz :) var , Roxy'nin hip hop cu arkadaşı var, sevimli !!!!!! kapıcı ve onun kadar sevimli polis memuru da var .

Aslında emeği geçen tüm oyunculara bayıldım, kitabını okuduğum filmleri çok fazla sevmem ben ama bu sefer oyunu kitaba göre çok çok daha fazla sevdim. Oyunun konusunu, sonunu biliyor olmama rağmen oyun bitiminde yine gözlerim yaşlıydı.

Bir oyun dokuz yüzden fazla oynandıysa ve hala kapalı gişe oynanıyorsa diyecek çok fazla sözde yok aslında, söyleyebileceğim tek şey şimdiye kadar izlemediyseniz onuncu yıla kalmadan mutlaka ama mutlaka izleyin. 

Sevim 

Mart 18, 2019

Kırmızı Pazartesi - Gabriel Garcia Marquez

Namus - Kırmızı Pazartesi


Şu an öyle bir ruh halindeyim ki, beni ancak Kırmızı Pazartesi okumuş olanlar anlayabilir. Boğazım düğüm düğüm, gözlerim yaşlı, ellerim titriyor. İçim parça parça oldu sanki...

Ben Marquez'e geç kalmış biriyim kabul ediyorum, ama bu eksiğimi telafi etmek için Yüzyıllık Yalnızlık ( göz atmak için tık tık  ) üzerine yazarın en iyi romanım dediği Kırmızı Pazartesi yi elime aldım. Oldukça kısa yüz sayfa civarında, (ben yine e- kitap olarak okudum) çeviri çok başarılı , rahatsız edici kelime hiç yok. Marquez kitabı olduğu için ben kitaba başlarken kağıt kalemi elime alıp kahraman isimleri tek tek not alarak okudum, bu yüzden hiç zorlanmadım. Pek çok yorumda şikayet edilen karakter fazlalığını böylece aşmış oldum.








Kırmızı Pazartesi ; işlenmiş bir 'namus' cinayetinin ardından yapılan konuşmaları içeriyor. Kitabın anlatıcısı  namus uğruna öldürülen Santiago Nasar'ın çocukluk arkadaşı, cinayet gününü, öncesini, bir kaç gün sonrası hatta yirmi yıl sonrasını olayın tanıklarıyla konuşup anlatıyor. Nasıl desem sanki bir sorgulama dosyası gibi.

Küçük bir kasabada iki erkek kardeş göz göre göre , bütün kasaba halkına duyurarak ve hatta herkesin gözü önünde bıçaklayarak öldürüyorlar Santiago Nasar'ı. Herkes biliyor, ama kimse engel olmuyor, herkesin eli kolu bağlanıyor, bilerek yada bilmeyerek yardımcı oluyorlar eli kanlı katillere.

Tek bir kişinin bir cümlesi, hedef göstermesi yirmi yıllık hayatı bitiriyor, tıpkı bizim her gün gazetelerde okuduğumuz, haberlerde izlediğimiz olaylar gibi. 

Pişmanmısın ?
Hayır!
Neden yaptın ?
Namusumu temizlemek için !!!!!!

Kitabın başlangıç cümlesi ' Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05:30 da kalkmıştı. ' olduğu için yani sonu bilindiği için cinayetten bahsettim (spolier sanmayın) Siz biliyorsunuz ki bu genç adam ölecek ama o yüz sayfa boyunca belki ölmez, belki vazgeçerler diyerek okuyorsunuz.

Yüzyıllık yalnızlık okuyanlar bir de tanıdık isimlere rastlayacaklar burada Albay Aurelio Buendia ve yardımcısı Marquez... Eski bir dost gibi gelecek bu isimler onlara...

Kesinlikle muhteşem bir eser 'önyargılara ' savaş açan bir eser. Mutlaka mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir eser Kırmızı Pazartesi.

Sevgiler
Sevim

Mart 16, 2019

KADER CAN

Öldürmeden - Sevemez misiniz ? -Kader Can


Nilüfer (Bursa) tiyatro festivali kapsamında pek çok oyun var bu ara şehrimizde, ama ben Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin ( tık tık ) izlediğimden beri Kader Can 'ı beklediğim için onu seçtik. Podyum Sanat Mahal'deydi oyun. Çok yeni bir sahne olduğu için içerisi hala yeni ve temiz kokuyor. Çok sevdiğim bir salon oldu şimdiden Bursa'da

Tek kişilik oyunlardan korkarım aslında, oyuncudaki en ufak bir performans kaybı her şeyi berbat edebilir, ama Kadercan için o kadar güzel yorumlar vardı ki; çok büyük bir merak ve çok büyük bir hevesle gittik 13 Mart  akşamı oyuna. 




Yazan ve yöneten Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin ile aynı Murat Mahmutyazıcıoğlu  oyunucu ise adını büyük harflerle yazıyorum ki aklınızda bir köşeye kaydedin DENİZ KARAOĞLU .... Söylenecek tek şey var oyuncu için efsane...

Kader Can yirmi bir yaşında annesi ise yaşayan rap tutkunu fakir bir genç,  cebindeki son para ile sevgilisi Ayla'ya latte ısmarlayıp eve geldiğinde bakaya olduğunu öğreniyor ve asker ocağı yolunda buluyor kendisini... 

Angara'lı taksici nizamiye kapısında bıraktığında korkmuyor hiç Kader Can , kendi gibi arkadaşları oluyor, poşetlerle !! tanışıyor ve bize bir yıllık askerlik anılarını, arkadaşlarını, komutanlarını anlatıyor. 

90 dakikadan biraz fazla süren oyunda Deniz Karaoğlu  ; sanırım bir saniye bile durmadı, susmadı sürekli hareket halinde, ya konuştu ya rap yaptı. Oyun bittiğinde terden sırılsıklamdı.

Annesinden, Ayla'ya, ağabeyi Erdal'dan bakkal Nedret'e ,erlerden komutanlara kadar binbir kişi arasında geçişler yaptı. Olağanüstü bir performans sergiledi.


Bam İstanbul'un oyunu olan Kader Can ı Nisan ayında Bursa'ya yeniden geldiklerinde ön sıralardan bilet bulabilirsem mutlaka bir kez daha izlemek istiyorum ben. Size de tavsiyem yaşadığınız yere gelirse kesinlikle kaçırmayın.

Tadına doyulmaz bir oyun izleyin

Sevgiler
Sevim

Mart 14, 2019

ŞEN MAKAS TİYATRO OYUNU

Katil Kim ? - Şen Makas


Her ay en az bir oyun hedefim kapsamında bu ay Şen Makas adlı oyunu izledim. Ülkemizde Tiyatrokare tarafından sahnelenen oyun; sıkı durum Amerika'da 1979 dan beri kapalı gişe oyunuyor. Bu yüzden de Amerika'nın en uzun süreli oyunu ödülünü almış. Ayrıca Charlie Chaplin Komedi Ödülünü alan tek oyun...

Ülkemizde sahnelenen oyunda Nurseli İdiz, Veysel Diker, Cem Güler, Müge  Kement, Özgür Yetkinoğlu ve Jess Molho oynuyorlar.  Baştan söyleyeyim 10 Mart Pazar akşamı izlediğim oyun  üç saate yakın sürdü ve son zamanlarda gülmediğim kadar güldüm hemde kahkahalarla. 



İlk perde çok normal bir tiyatro oyunu, bir kuaför salonunda geçiyor. Kuaför, çırağı ve üç müşterinin bulunduğu bir salon. Nurseli İdiz zengin bir dul,hatırlı bir müşteri, Veysel Diker ise biraz garip bir kuaför. İlk perdenin sonuna doğru bir cinayet işleniyor ve sivil polis memurumuz Jess Molho sahneye giriyor. Seyircilerin de ışıkları yanıyor, ve aradan sonra bizim  de yardımımızla cinayeti çözeceğini söylüyor.



İkinci perde başladığında ise oyuncular ile seyircilerin diyaloğu başlıyor. İşte oyunun en eğlenceli kısmı da burası, en azından Bursa seyircisi çok eğlenceliydi, çok güzel suçlamalar ve çok güzel cevaplar geldi. Veysel Diker'in buradaki rahatlığı tek kelime ile harikaydı. 

İkinci perdenin sonunda ise seyirci oylarıyla katil belirleniyor ve oyun o şekilde sonlanıyor.

 Oyuncuların doğaçlama yetenekleri, güncel olayları oyuna katmaları ise daha izlenebilir kılmış, yerel seçimler ve Palu Ailesi gibi 

Çıkarken seneye mutlaka yine gidelim diyerek çıktık, çünkü başka seyirciler başka sorular başka cevaplar ve başka bir katil çıkma ihtimali bile oyunu yeniden yeniden izlemeye değer bence 

Sezon kapanıyor artık, muhtemelen son bir kaç oyun oynanacak, şehrinize gelirse mutlaka ama mutlaka izleyin. Günlük derterden uzak bir kaç saat geçirin asla pişman olmazsınız.

Sevgiler 
Sevim

Mart 12, 2019

PAL SOKAĞI ÇOCUKLARI - FERENC MOLNAR

Dostluğun Kitabı - Pal Sokağı Çocukları


İçinizden diyorsunuz ki gelmişsin kırklı yaşlara şimdi mi okunur Pal Sokağı Çocuları; evet biliyorum çok geç ama hiç okumamış olmaktan daha iyidir değil mi geç de olsa bu lezzeti tatmış olmak.

Zaten bitirdiğimde inandığın şu oldu tam olarak bir çocuk kitabı değil bu, her yaşın keyif alacağı tam bir modern klasik




Aslında iki yıldır aklımda hep okuyayım diyorum ama bir türlü olmamıştı sonunda Yapı Kredi Yayınlarının önünden geçerken alayım hadi dedim, üst üste zor kitaplar okumuştum arada bana bir nefes gibi geldi ayrıca.

Daha önce Macar bir yazar okudum mu hatırlayamadım ama Frenc Molnar'ın muhteşem bir üslubu var, kitaptaki kahramanları capcanlı anlatmış, çevirmen Tarık Demirkan'da muhteşem bir şekilde çevirmiş her yaştan çocuğun çok rahat okuyabileceği, çok rahat anlayabileceği bir eser ortaya çıkmış.

Bilmeyen yoktur ama ben de kısaca konudan bahsedeyim. Pal Sokağı Çocukları; iki çocuk grubunun mahalledeki boş arsa için yaptığı çatışmaları, (bu arsa çocukların oyun oynayabileceği, toplanabileceği tek boş alan beton yığınları arasında ) kavgaları- kendileri buna savaş diyor- anlatan bir roman.

 Nemecsek, Boka, Gereb, Feri Ats ,Pasztor gibi kahramanlar arsa için son derece onurlu bir şekilde mücadele ediyorlar. Bire karşı ikinin olmadığı, çelme takmanın yasak olduğu, haince saldırının ve hatta kendinden küçüğe sataşmanın yasaklandığı ve karşı taraf bile olsa cesaretin başarının takdir edildiği bir mücadele bu. 

Çocuklar arası kavgalar, dostluklar, gizli kapaklı işler, okul, öğretmenler, gizli toplantılar hepsi hepsi o kadar gerçek ki, kendinizi çocukların yanında görmemeniz mümkün değil sanırım

Pal Sokağı Çocuklarının; en sevdiğim yönü ders verme kaygısı taşımaması, bunu okuyan çocuğun o kahramanlara kendini özdeşleştirip doğru olanı kendisinin seçmesi amacında olması. 

Aranızda okumayan kalmamıştır belki ama çocuklarınız hala okumadıysa kesinlikle okusunlar. çok sevecekler eminim.

Sevgiler
Sevim

Mart 08, 2019

Mutluluk- Zülfü Livaneli


Van'dan Ege'ye Yolculuk - Mutluluk

Not: Nisan 2017 de yayımladığım bir kitap tanıtımı bu ama kitabın baş kahramanı bir kadın olduğu için kadınlar gününde bir kez daha sizinle paylaşıyorum

Mutluluk....2008 de izlemiştim filmini.. O kadar çok etkilenmiştim ki oyunculuklardan... Özgü Namal'a hayran olmuş,   Altın Portakalı kesinlikle hakkettiğini düşünmüştüm, şimdi romanı okurken  de bu role ondan başkasının yakışmayacağını bir kez daha anladım.. Ki aslında tercihim mutlaka önce romanı okumaktır ama filmi izleyeli çok uzun yıllar olunca bir çok detayı da unutunca romanı okumak çok büyük keyif verdi sonunu bilsem bile .

Romanın uzunca bir kısmı iki bölüm, iki ayrı hikaye gibi.. Birbirinden farklı insanların hayatlarının kesiti.. Kişileri, yaşadıkları yerleri, hayatlarını tanıyoruz. Sonra yolları kesişiyor bu kahramanların, birlikte yol almaya başlıyorlar .


.
Meryem; Van'ın uzak bir köyünde yaşayan ince, narin, annesiz koca koca gözleri olan 17 sinde bir kız.. Tecavüze uğramış, namusu kirlendiği için evin ahırına kapatılmış; intihar etmesi bekleniyor.. Amcası tarikat şeyhi, bağ evinde oturup elini öptürüyor, dini bilgiler veriyor köylülerine.. Köyde de , evde de sadece onun sözü geçiyor, zaten Meryem'in  bu izbeye kapatan da o aslında...

Döne; Meryem'in üvey anası.. Meryem'i günahı kadar sevmiyor, intihar etmesi için neredeyse zorluyor... Amcasının, annesinin ikizi olan teyzesi yüzünden ; erkekleri insan, tüm kadınları ve tabi ki kendini günahkar, suçlu, pis gibi görerek büyüyor Meryem.. İstanbul'u karşı dağın ardı sanıyor, gittiği en uzak yer ise kasabadaki hamam..

Profesör İrfan Kurudal; Saygın biri, sık sık televizyonlara çıkıyor, gazetelerde röportajları yayınlanıyor, ders veriyor, karısı Aysel'i seviyor.. Zengin ve sözde entelektüel bir çevrede yaşıyor. Çok fakir İzmir'li bir ailenin oğlu Amerika'da okurken ailesini çıkartmış hayatından, babasının cenazesine bile gitmemiş.Ama son zamanlarda içinde bulunduğu bu çevre, yaşam tarzları onu boğuyor, geceleri uyuyamaz oluyor, İstanbul'dan kaçma gitme planları yapıyor, tıpkı çocukluk arkadaşı Hidayet gibi ...

Cemal; Meryem'in amca oğlu.. Gabar Dağlarında çok zor koşullarda askerlik yapıyor, her gün çatışmalara katılıyor, yanında arkadaşları şehit düşüyor..

Çocukluk arkadaşı Memo; terör örgütün katılmış, dağlarda gezerken hem onu vurmak istiyor, hem de bundan deli gibi korkuyor..

Cemal'in askerliği bitip köye dönünce aile ona görevini söylüyor, İstanbul'a git, ister yola ister orada Meryem'i öldür aile namusumuzu temizle...

O kadar çok ölüm gören Cemal bunu çok kolay yapacağını düşünerek biniyor trene Meryem'le .. Deniyor deniyor başaramıyor ve köye dönmeyeceği için asker arkadaşının ona bulduğu işe gitmeye karar veriyor çaresizlikten.. Egede balık çiftliği bekçiliği... İki haftalıktır ama olsun sonrası Allah kerim

İşte tam burada yolları kesişiyor, İrfan Kurudal,;  Cemal ve Meryem i teknede işe alıyor , önce Meryem'in kendine güvenmesini sağlıyor sonra ona tecavüz edenin kim olduğunu öğreniyor ve ... 

En başta da yazmıştım filminden o kadar çok etkilenmiştim ki, kitap daha da sarstı beni, o küçücük genç kızın yaşadığı korku, köydeki biçare hayat, tren yolculuklarında karşılaştığı Alevi Seher, ürolog, onunla röportaj yapan Amerika'lı gazeteci....

Çok sahici bir roman.. Ne yazık ki çok çok sahici, çok iç acıtıcı 2002 de yazılanların şu an da hayatımızın nasıl ta kendisi olduğunu görmek içimde bir şeyleri parçaladı sanki.. Neden  değiştiremiyoruz bu yazgıyı bilmiyorum, ben bu satırları yazarken, siz okurken bu güzel ülkede bir kadın şiddete maruz kalıyor, dövülüyor, hakarete uğruyor, tecavüz ediliyor. ve sonra susuyor susturuluyor. Susmasa bile ona bunu yapanlar cezasız kalıyor.

Sadece filmi izlemekle kalmayın, mutlaka ama mutlaka okuyun Mutluluk romanını. Zülfü Livaneli gerçekten döktürmüş, şahane bir eser bırakmış.

Sevgiler..
Sevim

Bir an önce hayatımızı değiştirme isteği sadece ölüm korkusundan değil, değerli hiç bir şey yapmadan göçüp gidecek olmasından kaynaklanıyordu belki de 



i

Mart 07, 2019

Aspidistra - George Orwell

Dip En Dip - Aspidistra


İkinci George Orwell kitabım ilk olarak , Paris ve Londra'da Beş Parasız'ı okumuştum , yazarın çok daha ünlü kitapları olmasına rağmen ben külliyatına Aspidistra ile devam ettim. Yine zorlu bir okuma olduğunu söylemeliyim, kitapta anlatılanların gerçek olabileceğini düşünmek beni ciddi derecede yoruyor, o yüzden ince olan bu kitabı neredeyse bir haftada okudum.



Aspidistra; paranın,  daha doğrusu parasızlığın kitabı. Gordon Comstock paraya savaş açınca işini terkeder  , berbat bir dairede aç ve sefil bir hayata başlar. Ama bu hayata dahil olan sadece kendisi değildir, ablası, en yakın arkadaşı ve sevgilisi de onun bu parasızlığından kendilerine düşen payı alırlar.

Gordon'un inadı öyle kırılmaz durumdadır ki, eski işine dönüp daha iyi para kazanma şansı olmasına rağmen asla kabul etmez, parasızlıktan da paradan da nefret eder. Ozandır aslında, yayınlanmış bir kitabı vardır, gerçi bu kitap sadece 153 adet satmıştıır ama şu an yazmaya çalıştığı şiir bitince..

Gordon'un dipteki hatta en dipteki hayatını okurken ara ara bırakmak istediğimi itiraf etmeliyim. Açlığın parasızlığın bu kadar çok vurgulanması ve bunları o yıllarda Londra'nın doğu yakasında yaşatan pek çok insan olması gerçeği okumayı gerçekten zorlaştırıyor.

Gelelim bu ilginç adın nereden geldiğinde; Aspidistra bir zambak çeşidi . Gordon'a göre ise orta sınıf evli çiftlerin evlerinin simgesi. Adeta nefret ediyor bu çiçekten ve bunu görmekten. İçin için alay ediyor aspidistra olan evlerle.



Hemen okuyun, mutlaka okuyun diyemem. Çok özel, çok derin bir eser Aspidstra ama dedim ya dayanması çok zor.

Sevgiler
Sevim


Mart 05, 2019

4321 - Paul Auster

Archibald - 4 3 2 1 


Bir yazar düşünün yedi yılını verip bir kitap yazıyor, çevirmeni tam dokuz ayda çeviriyor ve öyle bir kitap ortaya çıkıyor ki okurken sizi sarsıyor, düşündürüyor ve bilgilerinizi ciddi olarak tazeliyor.

 80 lerden beri Amerika'da yıldızlaşmaya başlayan bir yazar Auster, mesaj kaygısı taşımıyor,sizi boğmuyor, yormuyor, asla ben bilirimcilik yapmıyor kitaplarında,  şu ana kadar sanırım dokuz kitabını okudum, hiç birinde ders verir bir ifadeye rastlamadım, siz eğer yazardan bir şey almak istiyorsanız alıyorsunuz o sizi zorlamıyor. 




Gelelim 4 3 2 1 e... Çevirmeni - ki benim tartışmasız en sevdiğim en saygı duyduğum çevirmen kendisi - Seçkin Selvi'nin bir ifadesi var bu kitap ile ilgili diyor ki ' bu kitapta keşke şöyle olsaydı yok, acaba böyle olsaydı var'. 

Durum gerçekten tam olarak ta öyle, Archibald Feguson'un nam-ı değer Archie 'nin aynı anne babadan aynı şehirde doğup hayatında farklı yol ayrımları olsa nasıl olurdu acaba sorusuna cevap arıyor. Doğumundan üniversiteyi bitirmeye kadar olan zamanını anlatıyor.

4 3 2 1 i  okumak çok kolay değil baştan söyleyeyim. Çünkü yol ayrımlarının devamları arasında yüz elli, iki yüz sayfa gibi aralıklar var, bu sebeple ilk bölümlerde mutlaka not almak ve sakin bir kafayla kitabı okumak  gerekiyor.

 Dikkatli bir okur olmama rağmen çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. O birer ikişer satırlık notlarım olmasaydı sanırım kitabı anlayamazdım. İlk iki bölümde ciddi bir bocalama yaşayınca not almam gerektiğini anladım.

1920 lerde başlayan kitap ,Kennedy nin seçilmesi, vurulması, Vietnam savaşı, öğrenci olaylarını öyle bir anlatıyor ki, Amerika 'nın geçmişine bakmamızı sağlıyor. Her farklı hayatta farklı bakış açıklarıyla tanıştırıyor bizi Archie. Ayrıca muhteşem bir okunacak kitaplar, izlenecek filmler ve dinlenmesi gereken sanat şaheserleri listesi sunuyor. Bunları not almak bile ayrı keyifti.

Archie'ler ile öyle uzun zaman geçiriyorsunuz ki, artık arkadaşınız gibi oluyorlar, başına bir şey geldiğinde üzülüyorsunuz, diğeri ne yapacak acaba diye düşünüyorsunuz.

Auster'in  4 3 2 1 de kendi hayatından çok büyük kesitler taşıdığı söyleniyor. Okunan okullar, kitabın içinde Paris'te geçen bölümleri de  düşününce bence de bu çok doğru.

Okuyup bitirdiğiniz zaman muhteşem bir eser olduğunu anlıyorsunuz, yazar harikulade bir şey yazmış ama altmış yıllık çevirmen Seçkin Selvi'de muhteşem bir eseri bizlerin okumasını sağlamış. Bir kaç çeviri eleştirisi okudum ama hiç katılmıyorum yayıncı Can Öz'ün de tabiriyle ' fıstık gibi' bir kitap ortaya çıkmış 

Kitabın son sayfasında ise kitabın adını neden böyle seçtiğini açıklıyor yazar . Ve tek kelime ile iyi ki diyorsunuz bu bin yüz yirmi yedi sayfayı 4 3 2 1 i okudum. Teşekkürler Auster bu şölen için, teşekkürler Seçkin Selvi bu çeviri için ve teşekkürler Can Öz bu kitabı yayınladığınız için.

Mutlaka Auster okuyun mutlaka
Sevgiler
Sevim





Mart 02, 2019

E - KİTAPLAR

E Kitaplar

Bir kaç yazımda e-kitap okuduğumu yazmıştım zaten, ben hiç denemedim şeklinde yorumlar olduğu  için konuyu biraz daha detaylı anlatmak istedim sizlere.

Ben herhangi bir e-kitap okuma aracına sahip değilim, işin aslı kısa zaman öncesine kadar e- kitap nasıl alınır nasıl okunur konusunda da bilgi sahibi değildim.

 Bir gün arkadaşımın bahsettiği kitap hakkında bilgi ararken google ilk aramayı play kitaplar sayfası olarak getirince , uygulamayı önce telefonuma yükledim. Kitaplara göz attım, okumak istediğim pek çok kitap vardı, özellikle Can Yayınları bu konuda çok aktif ve pek çok kitabı - hatta şu an baskısı olmadığı için sahaflar dışında bulunamayan kitapları da - görünce çok sevindim.

Baktım telefonla okumam kolay olmayacak aynı uygulanmayı tabletime de yükledim ve ilk kitabımı  ücretsiz örnek olarak incelemeye başladım . Baktım puntolar büyütülebiliyor, ışığın rengi kısılabiliyor, hatta sayfa rengi beyazdan sarıya yani kitap sayfasına rengine çevrilebiliyor ben de kitabı satın aldım. İnternet alışverişlerimi sanal kart ile yaptığım için herhangi bir korku da yaşamadım bu aşamada. Tahminen beş altı saniye gibi bir süreçte kitabı yükledi 

İstediğim satırı çizebilme ve istediğim zaman bunları toplu olarak gösterme özelliği çok işime yaradı açıkçası. Ayrıca arada garip kitap önerileri yapsa da ön izeme yaptığım kitaplara göre bana önerdiği kitapları da ana sayfada görüp seçim yapabiliyorum.

Gelelim kitap fiyatlarına, artan kağıt maliyetleri nedeniyle kitap fiyatları ciddi olarak arttı ne yazık ki, senede sekiz on kitap ancak okuyan birini belki çok etkilemez ama okuduğunuz sayı yüzler civarındaysa fiyata önem verir, kampanya takip eder hale geliyor kitap tutkunları . Bu nedenle e-kitaplar çok cazip, normal fiyatın yarısı gibi fiyatlar. 

-Çok kolay olmasa da - telefondan bile her an okunabilir olması, ve kalın kitapları yanımızda taşımanın zorluğundan kurtarması, kitap almak için ev konforundan çıkıp avm lerde kitap mağazası ziyaretini ortadan kaldırması, internetten sipariş verince de kargo geldi, kargo gelecek stresini ortadan kaldırması  ve fiyat cazibesi nedeniyle ben bundan sonra çokça tercih edeceğim sanırım.

Bence bir kez şans verin sizde

Sevgiler..


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...