Günün getirecekleri bir şeydir, bizim o güne nasıl bir katkıda bulunacağımız başka bir şey...





Bizim, aldatıcı gerçekliği sürekli olarak bir kez daha kavrayabilmemizi sağlayan, hayal gücü, merhamet ve ironi ile oluşturduğu kıssaları sebebiyle 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almaya hak kazanan Saramago'nun her zamanki üslubuyla yazdığı noktaları, virgülleri, konuşma çizgisiz paragraflarıyla süslü bir metin Mağara.

Kitabın sunuş metinin de ve arka kapağında Platon'un Mağara Alegorisine gönderme yaptığı yazıyor. Daha önce bu tanımı hiç duymadığım için önce nedir bu diye merak ettim araştırdım ama benim için anlamlı olmadı diyebilirim. Çünkü her zaman söylediğim gibi benim açımdan önemli olan bu tür yönlendirmeler değil  kitap hakkında ne hissettiğim, kapağı kapatınca neler düşündüğüm. Bir çok kişi bunu kitabı anlamamak olarak nitelendiriyor gerçi :)

Mağara'da çömlekçi Cipriano Algor , aynı evde yaşadığı kızı Marta ve kocası Marçal ve benim favori karakterim köpekleri Buldum var. Marçal merkezde güvenlik görevlisi olarak çalışıyor. Merkez okurken bana 1984 ü anımsattı. Çünkü burada da pek çok şey yasak evde kedi köpek beslemek, kalabalık aile olmak, pencereleri açmak gibi. Yapay yağmurlar, yapay güneş ve otomatik havalandırma sistemi var. Cipriano ve Martha köyde yaşıyorlar ayın belli günlerinde izni olan Marçal'da yanlarına geliyor.

Marçal bir süre sonra terfi alarak yerleşik güvenlikçi olmayı beklemektedir ancak bu durumda köydeki evlerini ve çömlekçi atölyelerini kapatmaları gerekmektedir. Bu Cipriano'ya çok zor gelmektedir, çünkü dedesinden beri dumanı tüten fırını söndürmek hatta yeni bulduğu Buldum'u terk etmek zorunda kalmak hatta karısı öldükten 3 yıl sonra kalbi olduğunu hatırlatan komşuları İsaura'yı bir daha görmemek acı vericidir.

İşte tüm bunlar olurken aile arasında geçen felsefi konuşmalar gerçekten çok etkileyici. Küçük, basit ve mutlu hayatı olan insanların, reklam kampanyalarıyla muhteşem bir yer olduğuna inandırılan (hani neredeyse insanların orada ölmediğine bile inandırılan) ama kurallarıyla hapishaneye benzer olan Merkez'de yaşamın yarattığı esaret, koşullara teslim olmanın yarattığı mutsuzluk yada teslim olmayıp özgürlüğü seçme cesareti o kadar güzel işlenmiş ki Saramago'ya hayran olmamak mümkün değil.

Bence okuyun 
Sevgiler
Sevim,