Piyano tuşları siyah beyazdır ama zihnimizde rengarenk yankılar bırakır...



Yeni yıla çok sevdiğim bir yazarla başlamak istedim. 2019 yılının benim için en büyük kazançlarından olan Jodi Picoult ile... Pek çok kitabını okudum ve hepsinde de hayran olduğum aynı şey vardı. Tüm kahramanların iç dünyalarını anlatması, tek bir kahraman üzerinde yazmaması. Olay ile ilgili kaç kişi varsa hepsini okuyucuya tanıtması ne yer ne içer, nerede yaşar, ne iş yapar ve düşünürü tam olarak hissettirmesi. Roman biterken hissettiğiniz adil bir okuma yaptığınız oluyor böylece. Yazarın aslen avukat olmasından kaynaklanıyor sanırım bu durum.





Küçük Muazzam Şeyler ; Amerikanın en büyük sorunlarından birini ırkçılığı ele alıyor. Afro-Amerikalı bir doğum hemşiresi, kendi deyimleriyle beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir ailenin bebeğine bakmaktan men ediliyor. Neden çünkü aile bir siyahinin bebeğe dokunmasını istemiyor. Peki ya acil müdahale gerekirse ne olacak? Ve işte olan oluyor amirin kesin talimatı, hemşirelik yemini arasında kalan Ruth hiç tahmin etmediği şeylerle baş başa kalıyor.

Roman boyunca 44 yaşındaki hemşire Ruth'u, bebeğin babası Turk'u ve avukat Kennedy'i tanıyoruz. Onların dünyalarındaki ilişkilere ve hayata bakışlarına şahit oluyoruz. Ve işte eşitlik mi, hakkaniyet mi sorusunu soruyoruz kendimize.

Küçük Muazzam Şeyler bitince okuyan herkesin bir parça kendinden utanacağını düşünüyorum, hepimizde bir parça ayrımcılık ve azınlık olmadığımızda bundan  kaynaklanan doğal haklar olduğunu düşündüğümüzü fark ediyoruz çünkü. 

Şimdiye kadar Picoult okumadıysanız mutlaka okuyun

Sevgiler
Sevim