Kasım 14, 2019

10 Yaşıma Mektup Yazdım


MİM


Söz verdim bütün mimleri yapacağım dedim ya , beni birisi mimledi mi bilmiyorum ama ben kendimi mimlenmiş sayıp yapıyorum hepsini okumak isteyenler buyursun...

Sevgili Sevim,

Henüz 10 yaşındasın ve en az 34 yıl daha yaşama garantisi vererek yazıyorum sana bu satırları çünkü ben senin 44 yaşına gelmiş halinim şu anda, sana vereceğim tek bilgi bu ,diğerlerinin hepsi sürpriz olsun ki anın tadını çıkart. Okumayı seviyorsun ama öğüt okumak o yaşlar için sıkıcı biliyorum o yüzden uzun uzun yazmayacağım korkma, ama yine de küçük bir kaç şey tembih edeyim sana




-Sevmekten vazgeçme, aileni, arkadaşlarını, kediyi köpeği, her şeyi çok sev, sevince hayatın daha güzel olduğunu göreceksin

-Okumaktan vazgeçme; hep oku kitap oku, dergi oku, gazete oku ama oku...

-Güler yüzlü olmaktan vazgeçme, asık suratlı olmak hiç bir işe yaramaz , ama gülmek pek çok kapı açar

-Ve Sevim lütfen kendine inan, inanırsan her şeyi başarırsın...

Öpüyorum seni

Yeni arkadaşımız Hayata Dair i mimliyorum bende


Kasım 12, 2019

90'LAR KAFASI ve NOTALARLA YOLCULUK MİM BİRARADA

90'lar Kafası - Notalarla Yolculuk Mim

Bu ara bloga çok sık uğrayamadığımın farkındayım ama kafam çok dolu ve biraz da depresifim, her sabah uyandığımda ülke gündeminde birbirinden kötü başka haberler ala ala sanırım böyle oldum ve burayı ihmal ettim . Neyse karar aldım bugünden itibaren buna son veriyor ve yavaş yavaş tüm mimleri yapıyorum. Bunu bugün Handan'ı okurken gördüm 'aa yapayım hemen' dedim çünkü Cumartesi akşamı sırf bu kötü ruh halinden biraz olsun sıyrılmak için Nihat Sırdar'ın djlik yaptığı Bursa'da bir mekanda yapılan 90'lar kafası programına katıldım. 

Şimdi blog arkadaşlarımız arasında muhtemelen 90 doğumlular pek çoktur ama benim gibiler için 90'lar çok özel seneler. Çünkü lise, üniversite ve iş hayatımın ilk 3 yılı burada. Yani ilk stresler, endişeler, platonik aşklar, midedeki ilk kelebekler hep bu yıllara rastlar, ve o yıllarda da teknoloji neredeyse olmadığı için müzik en büyük dert anlatma aracıydı bizim için. Ayrıca Türk Pop müziğinin de en gelişmiş olduğu yıllardı.

90'lar kafası mekan  telefonda her nekadar 23:30 da başlayacak program dediyse de Nihat'ın radyoda ben 22:00 de sahneye çıkıyorum dediği için ve bizde tabi ki onu dinlediğimiz için tam 4 saat bağıra çağıra şarkı söylediğim ve sesimin kısıldığı ama inanılmaz eğlendiğim bir gece oldu. Cok teşekkürler Nihat... Zamanda yolculuk için tek kelime ile nirvanaydı. Şimdi o devrin gençlerine ben de bir zaman yolculuğu yaptırayım.

Üniversite yollarında otobüs beklerken walkmandan -gençler siz bu aygıtı tanıyor musun uz, tanımayanlar için fotosunu ekledim :)))) - gece yatınca da başucumdaki radyo-kasetçalardan hiç durmadan müzik dinlerdim. Beyaz'ın  ve Melon Şapkalı Adamın en büyük hayranlarındandım.


Efendim neler dinlerdik 90'larda mesela İzel, Çelik, Ercan... Ben Ercan hayranıydım bu arada ve İzel'e kıl olurdum :) Artık seni sevdiğimi bilmelisin



Sonra o bozuk Türkçesi ile Rafet El Roman var ki , benim kalbimde sızı bir şarkıydı o zamanlar :))) Seni Seviyorum



Tabi sadece genç poçular değil duayen isimler de bu yıllarda çok dinlenirdi... O zamanlar yazlık diskolar vardı, ilk defa burada dans eden ve gizli gizli bira için gençlerdik biz .. Can Yoldaşım, Arkadaşım !!!!





Kliplerde önemliydi çünkü Kral TV vardı artık, bu  da en sevdiğim kliplerdendi.. E sevmeyelim de taşa mı dönelim ?



Daha çok, pek çok şarkı eklerim de o yıllarda, klibindeki 2 saniyelik sahne için 
benim için en özel en anlamlı şarkı ile kapanış yapayım



Sevgiler

Kasım 11, 2019

Hayvan Çiftiği - George Orwell

Hayvan Çiftliği


Hep erteliyordum, sanırım distopya okumak istemiyordu canım ama öyle bir zamanda okudum ki, işte dedim şimdiyi bekliyormuşum. Blogumu takip edenler biliyor uzunca bir zaman Durgun Don okuyup, Kazaklar ve Bolşevikler arasında kaldım. Hayvan Çiftliği de herkesin bildiği üzere Stalin dönemi eleştirisi, iki kitap birbirini çok güzel tamamladı. 




Jones'un çiftliğindeki hayvanlar ; Koca Reis, Boxer, Clover, Benjamin, Moses, Sonwball, Napelon ,Squealer çok çalışmaya az yeme itiraz edip ayaklanıp kendi başlarına çiftiliği idare etmeye kalkarlar.  Herkesin eşit olduğu bir düzen kurulur. Bütün dertlerinin 'insan' olduğuna karar verip iki ayaklılar kötüdür, dört ayaklılar iyidir felsefesi ile çok çalışırlar ama çok mutlu olurlar.

 İlk günler her şey çok güzeldir , hepsi birbirine yoldaş !!! olmuştur.  Ama zamanla bu yoldaşlık sarsıntıya uğrar, daha zekiler kendilerini daha eşit görmesi ile o mutlu günler gerilerde kalır.

Bir Peri Masalı sunuşu ile Can Yayınlarından çıkan bu Hayvan Çiftliği, yazıldığı zamanda Stalin eleştirisi olsa da hangi devirde okursak okuyalım mutlaka birilerini temsil ediyor olacak hayatımızda. Şimdiye kadar okumadıysanız mutlaka ama mutlaka okuyun. Boşverin Ekim Devrimini, Rusyayı, Stalini siz; sizi kendinden daha eşit görenlerin yerine koyun Napelon'u öyle okuyun

Sevgiler
Sevim

Ekim 31, 2019

Odalarda - Erdal Öz

Bir Adam - Odalarda


Erdal Öz ile tanışmam 1992 yılında liseyi bitirdiğim yaz ' Gülünün Solduğu Akşam ' kitabı ile olmuştu, belki de o yıla kadar okuduğum en derin en anlamlı kitaptı, yetişkinliğe geçişimin ilk kitabı , işte bu yüzden de anlamı çok büyüktür Erdal Öz'ün benim için. Geçtiğimiz günlerde yazarın bir başka yapıtından bahsederken ne kadar uzun zamandır kendisini okumadığımı farkettim ve elime aldım Odalarda'yı... 





O ince görüntüsünün altında çok derin bir deniz yatıyor bu romanın, en önemli özelliklerinden biri Erdal Öz'ün yayımlanan ilk eseri olması 1960 yılında yazar henüz 25 yaşındayken o yılların en büyük yayınevi Varlık tarafından basılmış. Çok başka bir özelliği daha var bu romanın, Can Yayınları tarafından yapılan yeni baskısında  've' hiç geçmiyor. Nurullah Ataç'ın 've' Türkçe değildir demesinden etkilenen Erdal Öz roman boyu bu bağlacı hiç kullanmadan yeniden düzenlemiş cümle yapılarını. 

Gelelim konusuna; aslında hiç de ilgi çekici bir konu değil, sıradan silik, bizim şu an daha çok kullandığımız tabirle 'ezik' bir adamın altı yedi ayını anlatıyor. Ama elinize alınca bıraktırmayacak kadar muhteşem bir dil , muhteşem bir edebiyat şöleni var bence.

Roman boyunca adını hiç söylemeyen bir kahraman anlatıyor bize tüm hikayeyi, kahvede tanıştığı yabancı ve taşındığı evin sahibesi bu romanın kahramanları... Okuma süresi boyunca adını hiç bilmediğim bu kasabada  adını hiç bilmediğim kahramanın yerine koyarak dolaştım ben, kahramanın yerinde düşündüm , adım attım, onun söyleyemediklerini söyledim diğerlerine.

2019 yılı içinde okuduğum en iyi 5 romandan biri oldu Odalarda kesinlikle. Can Yayınlarını bize armağan eden Erdal Öz'ün bu romanı edebiyat lezzeti almak isteyen herkes tarafından okunmalı..

Sevgiler
Sevim

Ekim 28, 2019

Sineklerin Tanrisi - William Golding

İçimizdeki Şeytan - Sineklerin Tanrısı


Yaklaşık iki yıl önce elime almıştım ilk kez Sineklerin Tanrısı kitabını, ne yazık ki sevmediğim için yarım bırakmıştım, ama şimdi katıldığım bir atölye çalışmasının ödev kitabı olduğu için baştan sona okumayı başarabildim. Sevdim mi yine sevmedim ama bu sevme sevmeme olayı tamamen benim okuma tarzımla ilgili ben gerçekdışı, ütopik, distopik, fantastik tarza yatkın değilim, gerçekmiş, gerçekleşebilecekmiş şekilde yazılmış romanlar , metinler okumaktan daha çok keyif alıyorum.






Sineklerin Tanrısı tamamen fantastik ve alegorik bir roman. Şimdiye kadar okumamış olanlar için spolier sayılabilecek şeyler yazabilirim baştan söyleyeyim çünkü bu romanı başka türlü anlatma imkanım yok.

Önce romanın isminin nereden geldiğini yazayım . Mina Urgan'ın sonsözü sayesinde öğreniyoruz ki ; İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın İncil'deki İbranice adı Ba-al-z-bub aynı anda Sineklerin Tanrısı anlamına geliyormuş. Kitabın sonunda iyi ki bu açıklama var da en azından neden bu isim diye düşünmedim.

Sineklerin Tanrısı, atom bombasında korunmak için başka bir yere gönderilen çocukların uçağının ıssız bir adaya düşmesi ile buradan yaşadıkları hayatta kalma, karınlarını doyurma, barınma ama en çok  iktidar mücadelesini anlatıyor.

İlk tanıştığımız karakter Ralph, yakışıklı, akıllı bir çocuk ve elindeki deniz kabuğu sayesinde adadakilerin ilk şefi
Domuzcuk ise şişman, şivesi diğerlerine göre kötü, gözlüklü ve astımı olan aslında içlerinde en zekisi olmasına rağmen görünüşü nedeniyle sözünü dinletmeyi başaramayan bir çocuk
Jack ise kaba güçten yana, güçlü olan iktidardır ve güçsüzü ezmelidir kuramına inanan, kurallara karşı bir çocuk
Simon ise diğelerine göre daha saf az konuşan ve adanın iyi niyetlisi..

Jack bence cahil, eğitimsiz, sorgusuz ve sadece kendini düşünen ve korkutucu gücü simgeliyor, bu kişilerin insanlığa nasıl zarar verebileceğini..

Ralph ise kurallarla , bilimle, akılla bir yerlere gelebileceğinin farkında olan kişiliklerin simgesi ,Domuzcuk ise tamamen aklın 

Romanın en büyük kahramanı olan ateş ise bence bilimin....

Sineklerin Tanrısı ; insanoğlunun, aklı, sağduyuyu bilimi tercih etmek , bunları geliştirmek için çok çalışmak  yerine kolay yolu gücü, cehaleti, vurup kırmayı  seçtiğini anlatıyor ve bu seçimin çok acı sonuçlarını...

Romanın yazıldığı yıl, yazarın ülkesi düşünülerek İkinci Dünya Savaşının yarattığı yıkım, insanların birbirini gözü kapalı öldürebilmesi ve Hitler'in faşist yönetimi üzerine yazıldığı söylenen bir roman Sineklerin Tanrısı ama farkındaysanız ben her zamanki gibi  ;  sadece kendi hissettiklerimi , anladıklarımı anlattım yine..

Dediğim gibi ben  çok severek okumadım belki ama yine de edebiyat tarihinin en önemi eserlerinden biri olan Sineklerin Tanrısının okunması gereken bir eser olduğuna inanıyorum. 
Sevgiler
Sevim

Ekim 22, 2019

Durgun Don - Mihail Şolohov

Efsane -  Durgun Don



Tam 14 yılda yazılan muhteşem bir eser. Bir destan, bir efsane Durgun Don. Dört ciltten oluşan yaklaşık 1700 sayfalık eseri grubumuz ile okumaya karar verdik. Başlarken gözüm korkmadı değil nasıl okurum diye ama elime alınca Don'da kayboldum gittim sanki. Her cilde bir hafta ayırmaya karar verdim yani bir ay gibi bir sürece Kazak halkıyla onların topraklarında ve savaş meydanlarında kaldım. Hissettiğim şey Yaşar Kemal'in tasvirleri ile Dostoyevski'nin insan portrelerini birlikte okuma duygusuydu.... Zor okuduğum savaş sahneleri de olmadı değil ama her şeye rağmen geçirdiğim bir aya değdi Don'da gezmek...

Böyle bir eseri kısaca anlatabilmek imkansız olsa da ciltler hakkında biraz bilgi vereyim istiyorum.





1. Cilt
Baş kahramanımız ; Gregor Melehov'la ailesinin kendisine seslendiği isim olan Grişa ile tanışıyoruz bu ciltte. Grişa, ağabeyi, ağabeyinin karısı , anne babası, kızkardeşi ile yaşayan henüz askere bile gitmemiş bir gençtir, yakışıklıdır ve tabiki çok cesurdur. 
Girşa ;komşusu Stephan'ın karısı Aksinya'ya aşık olunca pek çok kişinin hayatını alt üst olur. Natalya ile evlenmesi olayları daha da içinden çıkılmaz hale getirir ve tam o günlerde askerliği gelip çatar. Dört yıl sürecek askerliğinin ilk günlerinde ise 1. Dünya Savaşı başlar ve Grişa kendini adam öldürürken bulur. 

2. Cilt
Bu ciltte artık savaş meydanları, ölümler var. Hem de yok yere ölümler , gencecik milyonlarca insan Rus, Kazak, Alman, Avusturyalı, İngiliz, Fransız ve tabi Türk savaş meydanlarında kalıyor. 1918 den sonra biz farklı mücadeleler ile kurtuluşumuz için savaşırken 1917/1918 yılları Rusya için iç savaşla geçirmiş Ve Şolohov, ;Durgun Don'un bu cildinde savaş ve sonrasında ortaya çıkan iç savaşa ayırmış.
Özgürlük ile toprak sahipliği konusunda kafaları karışan Kazaklar ile Bolşevikler karşı karşıya geliyor. 

3. Cilt
1. Dünya Savaşını iyice unutan bir halk var artık karşımızda, herkese eşitlik özgürlük naraları atan ama kendi çıkarları uğruna gözünü bile kırpmadan komşusunu, akrabasını kurşuna dizen Bolşevikler ve bir karış toprağını paylaşmayı kabul etmeyen Don Kazakları.... 
Bu kitabı okurken diğer ikisine göre çok daha fazla zorlandım, kapı komşuları artık düşman olmuş birbirini öldürmek için pusuda bekliyor hep.

4. Cilt
Artık kahramanlarla vedalaşma zamanı, Melehov ailesiyle , Aksinya ile ve Grişa ile...İç savaş ,galibin mağlup mağlubun ise ertesi gün galip olduğunu sandığı günlerin sonu....

Durgun Don gerçek bir roman, gerçeklerin romanı. Nobel ödüllü yazarın dev yapıtı . Okuması kolay herkese tavsiye ederim dersem inandırıcı olmaz, ama edebiyat severlerin mutlaka okuması gereken bir roman.

Enfes  bir çeviri var, hiç bir üslup sorunu olmadan rahatlıkla okuyor ve hiç rahatsız olmuyorsunuz...

Sevgiler

Ekim 14, 2019

Nü Peride - Hakan Akdoğan

Bugünün İçindeki Geçmiş - Nü Peride


Blogumu düzenli okuyanlar için şaşırtıcı oldu biliyorum , Çağdaş Türk Edebiyatına mesafeli olan bir okurum bu mesafeyi yavaş yavaş kapatmam gerektiği için seçimimi Bursa'da yaşayan ve pek çok yazarlık atölyesinde hocalık yapan Hakan Akdoğan'ın ilk kitabından yana kullandım. Nü Peride ile Yunus Nadi Roman Ödülünü almış Hakan Akdoğan.  Bir yazarın ilk romanı ile böyle bir ödül alması bence çok önemli ve çok güzel.



Nü Peride; bugün ve geçmiş arasında köprüler kuran bir hikaye... Bir erkek anlatmaya başlıyor önce karşısındaki kadına olan aşkını, hemde çocukluğundan beri devam eden aşkını... Evet anlatıcı Beril'e aşık ,çok aşık ama içinde acının da , öfkenin de olduğu bir aşk bu...
Sonra geçmişte bir hikayeye gidiyoruz anlatıcı ve Beril'le birlikte, bu hikaye de ise ressam Halil var, onun tek arkadaşı Ermeni Ante var ve Peride var. Geçmişteki bu hikaye bir köprüyle günümüze bağlanıyor yine Nevtan ve Beril'e oradan da anlatıcımız Necati' ye...

Dün öğleden sonra başladığım 100 sayfalık eseri gece yatarken bitirmiştim. Heyecan, stres, merak içinde okudum. Beni bu kadar etkileyeceğini bilsem çok daha önce okurdum, geç kaldığım için pişman oldum Nü Peride'ye...

İnsan ruhunun ne kadar derin olduğunu, o dehlizlerde nelerin saklanabileceğini, aşkın, öfkenin, acının harman olabileceğini anlatan, elinize alinca bırakamayacağınız bir roman

Okuyun bence
Sevim



Ekim 02, 2019

Askımız Eski Bir Roman - Ahmet Ümit

Başkomser Nevzat ve Üç Olay- Aşkımız Eski Bir Roman


Az okuyan ülkemizde neyse ki çok okunan yazarlar var, Ahmet Ümit bunların en başında gelenlerden. Kitapları çok baskı yapıyor, imza günleri dolup taşıyor. Seviniyorum gerçekten, ellerinde kitap olan insanları görünce çok seviniyorum. Benim gibi Türk Edebiyatına uzak duran bir okuru bile cezbetmiş yazarlardan Ahmet Ümit. Seviyorum tarzını, polisiye anlamda Nevzat'ı Ali ve Zeynep'i ve hatta Evgenia'yı da seviyorum. Tatavla'da onlarla rakı içemeyi de... Ama en çok Ahmet Ümit'in derin araştırmalar yapıp verdiği tarihi bilgileri okumayı seviyorum. İstanbul sokaklarını Nevzat'ın verdiği bilgiler ile gezmek çözdükleri cinayetten daha çok ilgimi çekiyor.





Hevesle bekliyordum bir çok okur gibi ben de Aşkımız Eski Bir Roman'ı .  Roman bekliyordum, elime alınca ağırlığını hissedeceğim en az beş yüz sayfalık ve sayfalarında kaybolacağım ama öyle değilmiş üç polisiye öykünün yer aldığı bir kitapmış , hayal kırıklığı ile başladığımı itiraf etmeliyim kitaba bu yüzden.

Kitaba adını veren Aşkımız Eski Bir Roman, Overlokçu Kız ve Sergey Nikolayeviç Jerovski'ye Ne Oldu adlı 3 polisiye öyküden oluşuyor kitabımız. Nevzat ve ekibi kendilerine ait tekniklerle yine katillerin peşine düştüyorlar. Arada Tatavla'da soluklanıp, aşk üzerine sohbetler ediyorlar. Ama Ahmet Ümit'in iyi okurlarından bir olan bana bunlar yetmedi ne yazık ki. Dediğim gibi ben cinayetten çok o derin araştırmaları o güzel bilgileri seven biriyim. Malumatfuruş Nevzat'ı seviyorum en çok...

Polisiye kısmı için Ahmet Ümit okuyanlar, diğer romanlarındaki tarihi bilgilerle dolu kısımları daha az beğenenler  muhakkak çok seveceklerdir. Yüz sayfada çözülen cinayetler, insanların ne kolay cinayet işleyebildiğini ama illa hata yaptıklarını görmek ve tabiki Başkomser Nevzat'ın hem babacan hem o sert amir tavrı için okunur. Hazır havalar da soğumuş, yağmurlar başlamışken polisiye okumak için  iyi bir fırsat bence ..

Sevgiler
Sevim


Eylül 25, 2019

Mildred Pierce- James Cain

Bir Anne - Mildred Pierce


Sizde benim gini James Cain adına yabancıysanız "Postacı Kapıyı İki Kere Çalar" demek istiyorum. Böylece hepinize yazarın kim olduğunu hatırlatabilirim sanırım.  Ben çok ünlü ve önemli bir eser olmasına hatta daha önce filmi yakın zamanlarda da Kate Winslet'in baş rolünde olduğu dizisi olmasına rağmen Mildred Pierce romanını hiç duymamıştım. Kitaplar sebebiyle tanıştığımız Ayla bana kitabı hediye edinceye kadar...





Mildred Pierce romana adını veren  baş karakterimiz , genç bir kadın. Evli ve iki kız çocuğu annesi Mildred eşi Bert'in  kendisini aldattığından emin olunca, çalışmayan boş hayaller kuran ve ev ipoteği sebebiyle de bir sürü borcu olan Bert'i evden kovar ve borçlar ve kızlarla başbaşa kalır.

İşte o andan sonra ayakta kalma savaşı başlar, çalışmak, para kazanmak, kızlara iyi bakmak ister bir yandan, bir yandan da aşık olmak mutlu olmak.  
-Arka kapağında da  yazdığı için spolier olmaz sanırım- kızlardan biri ölünce hayata daha fazla sarılır, geride kalan problemli kızı Veda için. Hayat ona hiç aklına gelmeyecek şeyler yaşatır Veda sayesinde...

Çok sevdim gerçekten Mildred Pierce 'i... 1930 lar Amerikası'nda, ekonomik buhranda yaşanan şeyler aradan geçen seksen yılda neredeyse hiç değişmeden bugün de ülkemizde yaşanabilir. Şimdiki gençlik çok farklı faklı diyoruz ya kendi aramızda konuşurken, sanırım değilmiş okurken anlayacaksınız ki o yaşlarda da sorunlu ergenler ailelerine çok zorlu hayatlar yaşatabiliyormuş.

İnanılmaz güzel bir çevirisi olan Mildred Pierce'i kadınların mutlaka okuması gerek diye düşünüyorum.


Sevgiler
Sevim


Eylül 20, 2019

Peri Gazozu - Ercan Kesal

Hatıralar- Peri Gazozu


Benim gibi Türk Edebiyatı az okuyan biri olarak - kabul ediyorum doğru bir davranış değil - Ercan Kesal çok iyi bir seçim oldu. Çünkü Peri Gazozu bir roman değil, kısa kısa anılar derlemesi. Çok içten, çok sıcak ve çok gerçek. Kitaplığından bana bu kitabı hediye eden, kitap dostum Tayfun'a da  çok teşekkür ediyorum beni yazarla tanıştırdığı için...







 Kitap ile ilgili yorumlara bakarken bir yorumda kitabın isminin kitap ile ilgisi yok demiş ama bence çok yanılıyor tam da yerini bulmuş isim. Ercan Kesal'ın babası gazoz imalatçısı Avonos'ta ve gazozların ismi de Peri Gazozu, anıların olduğu bu kitaba, anılarda en çok yer kaplayan o gazozun isminin verilmesini çok doğru buldum ben.

Kronolojik bir sıralama yapmadan, aklına gelen bir kelimeden farklı zamanlarda yaşadığı olayları karşımızda oturmuş bize anlatır gibi anlatmış oldukça akıcı bir dille. 

Ben anı kitaplarını çok severim, insanların neler yaşadığını bugününe gelebilmek için nerelerden geçtiğini okumak her zaman heyecanlandırır beni, Peri Gazoz da tam olarak böyle yaptı. Oldukça fakir geçen çocukluk zamanları, ilk gençliği,  68 kuşağında yaşananlar, daha sonra 80 ler Türkiyesi... Hepsi çok özel anılar. 

Anı kitaplarını okurken pek çok zaman anlatıcıya katılmam kızarım neden böyle yapmış ki diye düşünürüm, bu kitap içinde aynı şeyler geçerli, Ercan Kesal ile ayrı düştüğüm noktalar oldu ama pek çok sayfayı gözlerim dolu okuduğumu söylemeliyim.

Türk Edebiyatındaki cehaletim Türk diziler için de devam ettiği için bilmiyordum, Ercan Kesal aynı zamanda senarist ve oyuncuymuş, dizi severler benden çok daha iyi tanıyordur eminim...


Eylül 18, 2019

Aşk ve Öbür Cinler - Gabriel Garcia Marquez

Bir Efsane - Aşk ve Öbür Cinler


 Marquez' in keşfi büyülü gerçekçilik, yani okurken her şey gerçek gibi ama sakin kafayla oturup düşününce hiçbiri gerçek değil, olağan dışı. Bu tarzı okurken hiç bir zaman "yok artık bu kadar da olmaz" demiyorsunuz ama bitince aklınızdan "ya nasıl hayal etmiş bu kadar şeyi yazar" mutlaka diyorsunuz. söyledim ya bu tarzın öncüsü Marquez ben keyifle okuyanlardanım kendisini.
E-kitaplara göz atarken hadi dedim büyülenme vakti.



Aşk ve Öbür Cinler; yazarın dediğine göre bir efsaneden ve 1949 yılında yaşadığı bir mezarlık taşınma olayına tanıklıktan doğmuş,kitabın sunuş kısmında yazıyor bu, kitabı okumayanlara en büyük tavsiyem sunuş kısmını benim gibi kitap bittikten sonra okuyun mutlaka

Maria'nın öyküsü bu, on iki yaşındaki o güzel kızın. Maria artık gücünü ve parasını kaybetmiş bir Marki ile, onun sevgisiz karısının kızı.  Uzun süre onu büyüten evin kahyası, evlenene kadar saçını kesmeme adağı adamış, kahyanın ölümüne kadar da bütün yerli dillerini konuşmayı öğretmiş Maria'ya.
Arkadaşları hizmetçiler ve köleler olmuş hep, anne babası onunla hiç ilgilenmemiş ta ki, bir köpek tarafından ısırılıncaya ve köpeğin ısırdığı diğer kişiler kuduzdan ölünceye kadar. 

O günlerde ki tarih aşağı yukarı 1730 lar kuduzdan ölmek en aşağılayıcı şeylerden biri olarak kabul ediliyormuş, işte babası olan Marki doktorla görüşse de kilisenin ruhundaki etkisi nedeniyle "içine cin kaçmış olan" ve kızını manastıra kapatmaya karar verir. Kilisede yasak aşkla tanışıyor ,  rahip Delaura ile olan aşkı kiliseyle savaşa giriyor...

Kilisenin bağnazlığını, baskısını, aşkı, cehaleti, sevgiyi , bilimi herşeyi birleştirmiş  Marquez... 

Okuyun pişman olmazsınız
Sevim

Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...