Ağustos 13, 2018

En Uzağından Unutuşun - Patrick Modiano

Eski Sevgiliye Rastlamak - En Uzağından Unutuşun


Kısa bir süre önce yazmıştım, ölmeden önce yapılacaklar listeme Nobel Edebiyat Ödülü almış yazarların tamamını okumuş olmayı ekledim diye- tabi Türkçe'ye çevrilmiş kitabı olması koşuluyla - Patrick Modiano bu ay ki seçimim oldu. 2014 Nobel Edebiyat Ödülü kendisinin. Fransız , çocuk kitabından film senaryosuna pek çok alanda eser veren bu yazar, ödülü alana kadar ülkesi dışında pek tanınmıyormuş, ama ödülle birlikte dünya da haklı bir üne kavuşmuş. Ben yazarın En Uzağından Unutuşun romanı ile tanıştım. Stilini çok sevdiğimi baştan söylemeliyim ; kısa, yalın ve kolay anlaşılır cümleleri var. Zaten bazı siteler Modiano sitilini oluşturmuştur diyor yazar için. Özellikle çeviri olan eserlerde uzun cümleler bazen rahatsız ediyor beni, bu şekilde yazılmış bir romana daha keyifle başladım açıkçası.






Kısacık bir roman olan En Uzağından Unutuşun; isimsiz kahramanın otuz yıl önce 1964 yılında henüz on dokuz yaşındayken  tanıştığı ve aşık olduğu Jacqueline ile yaşadıklarını bize anlatmasından oluşuyor. 




Ailesini terk etmiş ve öğrenci olmayan bu isimsiz kahraman Paris'te  bir gece Gerard Van Bever ve Jacqueline ile tanışır, kendi yaşlarında ki bu çift hayatlarını kumar oynayarak kazanmaktadır. Bir anda bu çiftin hayatının tam içinde kendini bulan kahramanımız Paris'in ışıltılı sokaklarından Londra'ya savrulur. Yazarlık hayali için bu şehrin parkları çok ilgi çekicidir. Ama Jacqueline ile kendisinin çok farklı hayalleri vardır.

Farklı insanları, bunların hayatı hafife alışlarını ve Paris'in, Londra'nın  tüm sokaklarını anlatmış yazar . Bu yalınlıkta, bu düzlükte, bu kadar naif cümleler ile romana dalıp gittiğim söylemeliyim. Aslında hiç bir heyecanı olmayan, aşırı ağır bir tempodaymış hissi veren bir anda büyük sürprizlerin olmadığı bir roman, ama garip bir şekilde sarmalıyor yarım bırakamıyor insan.

En Uzağından Unutuşun; insan portlerini sevenlerin, Paris aşıklarının çok mutlu olarak okuyacağı bir roman bence. Yazarın tarzı ile tanışmak için güzel bir fırsat olabilir. Ben Nobel Edebiyat Ödüllü yazarlar listeme bir artı daha koyduğum için mutlu oldum en azından.

"Şimdiye kadar karşılaştığım tüm insanlar içinde, belleğimde en canlı kalan oydu" cümlesi ise eski bir sevgili için söylenebilecek en derin cümle bence

Keyifli haftalar
Sevim

Ağustos 11, 2018

Hacı Ağa - Sadık Hidayet


Her Devirde - Hacı Ağa

Yine bir çok sitede aynı benzetme  'Doğunun Kafka'sı ' efendim ben ne Kafka'nın  bütün eserlerini okudum, ne de  iki yazarı karşılaştırabilecek düzeyde engin bir edebiyat bilgim var . Kafka'nın hangi yönüne benziyor yazdıkları Sadık Hidayet'in bir yorum yapamam size ama Hacı Ağa novellası ile ilgili yapacağım yorum hemen gidin koşa koşa alın okuyun olabilir sadece... 

Derya tavsiye etmişti bana , çok sevdim ben demişti. Kitap zevkine güvendiğim için tereddütsüz aldım ve kalemine hayran oldum ilk defa tanıştığım bu İran'lı yazarın. Kırk sekiz yaşında Paris'te hava gazını açarak intihar eden Sadık Hidayet ülkesinde genelde yasaklıymış . Avrupa'da mühendislik eğitimi almış, ama içindeki sanat aşkı onu edebiyata ve resme yönlendirmiş. En tanınmış eseri ise Kör Baykuş, bundan sonra  benim için sıra onda ama size kısaca Hacı Ağa ' yı anlatayım önce



Hacı Ebu Turab bu novellanın kahramanı seksenlerin sonlarında, Tahran'lı  çok zengin bir tüccar. Bütün gününü evinin taşlığında geçiriyor ve bu taşlıkta devletin, esnafın ileri gelenlerini de halktan kişileri de ağırlıyor. Aynı anda en fazla üç kişiyi ağırladığı bu taşlıkta sürekli nabza göre şerbet veriyor. Babası karaborsacı olan Hacı Ağa 'da kiralık evlerinden, fabrikalarından , hamamdan, kaçakçılıktan gelir elde ediyor ama o kadar cimri ki eve alınan şekeri bile sayıyor. Defalarca evlenmiş ama bir kaç sene öncesine kadar da geneleve gitmekten çekinmeyen, kumar oynayıp içki içen biri. Oruç tutmayan, namaz kılmayan, zekat vermeyen ama hepsini yapıyormuş gibi davranan bir Hacı 

Hayattaki düsturu ise ' ilim ve irfan bir işe yaramaz, çünkü patronlara uşaklık edersin 'olan zavallı halkı kandıran, her hükümete göre şekil değiştiren şehrin ileri geleni !

Okuyunca hepinize tanıdık geldi biliyorum. Ağlanacak durumda olan Hacı Ağa'ya gülüyor, kızıyor, ' yok artık bu kadar da değil ' diyorsunuz okurken. Özellikle son yirmi sayfa da bu hissi çok daha derin hissederek okuyacağınızdan eminim. Aradan  seksen yılda geçse , farklı bir coğrafyada olsak da Hacı Ağa 'lar  hep var ne yazık ki..

Güzel bir tatil kitabı olur bence, hazır bayram tatili yaklaşmışken hiç düşünmeden alın derim Hacı Ağa 'yı 

Seviler
Sevim


Ağustos 09, 2018

Floransa Büyücüsü - Salman Rushdie

Masal Gibi -  Floransa Büyücüsü


Yıl 1989, sık sık gazetelerde okuyorum. İran lideri Humeyni ; Salman Rüşdi için ölüm fermanı yayınladı şeklinde; Şeytan Ayetleri adlı romanında Müslümanlara ve Hazreti Muhammed'e  hakaret olduğu gerekçesiyle ...Bu romanı Avupa'da basmaya çalışan pek çok yayın evi sahibi öldürülmüş, Türkçe'ye çevirme aşamasında olan Aziz Nesin ise pek çok ölüm tehditi almıştı o yıllarda... Müslüman bir ailede doğan Rüşdi eğitimini İngiltere'de tamamlamış ve bir çok ankette dünyanın en entelektüel ilk 10 kişisi içinde yer almayı başarmış bir yazar.

Bu kadar yıldır hiç okumamıştım kendisini, nedeni bilmiyorum ama Floransa Büyücüsü romanını da biraz tedirginlik, biraz korku, biraz heyecanla elime aldım. Hakkında en çok konuşulan romanlarından biri yazarın bu dört yüz küsur sayfalık roman. Yazarın kendi açıklaması bu kitabı yazabilmek için çok uzun yıllar çalışmam gerekti şeklinde ... Gerçekten bu romanın her sayfasına hatta her kelimesine yansımış, üzerinde çok çalışılmış uzunca bir kaynakça eklenmiş romanın sonuna.




Bir masal kitabı adeta, ama masal gerçeklerden oluşuyor tarihi gerçekler masalın içine harmanlanmış okurken hem tarihi bilgileriniz aklınıza geliyor hemde masal okur gibi okuduğunuz için tuhaf bir ruh haline bürünebiliyorsunuz.

Hint İmparatoru Ekber Şah'a gelen uzun sarı saçlı misafir ile başlıyor roman, bu misafirin Şah tarafından kabul edilip kimlliğini ve geliş nedenlerini açıklaması işe bu masal kısmı... Bu masalda denizci Andra Doria 'da var Çaldıran Savaşı'da, devşirme okulu da var yeniçeri ocağı da... Ve tabiki Mediciler'in Floransa'sı ve peçesini açtığı anda herkesi büyüleyen güzeller güzeli Floransa Büyücüsü.

Çok farklı benim açımdan çok keyifli bir romandı. Ama şunu söylemeliyim ki kolay okunabilen bir roman değil, son derece dikkatli okunması gerekli , kişiler isimler yerler , gerçekler ve masal bazı yerlerde o kadar çok birbirinin içine geçiyor ki anlamak zorlaşabiliyor. 

İlk kez tanıştığım yazarın yaptığı bu araştırmalara saygı duymamak mümkün değil, son derece geniş bir bilgi hazinesi de sunuyor okuyucuya. İtalya'yı ziyaret eden herkesin mutlaka duyduğu Medici ailesi de romanın kahramanları arasında yer alıyor.

Bu tarz tarihi içinde barındıran romanlardan keyif alan arkadaşlarımın çok seveceğini düşündüğüm bir roman diyor ve ekliyorum okuyunuz..

Sevgiler...

Ağustos 07, 2018

BOOKSTAGRAM HESAPLARI

BOOKSTAGRAM HESAPLARI VE Y KUŞAĞI


Eleştiriyi genelde sevmem, çok rahatsız olmadığım müddetçe de eleştiri yapmamaya çalışırım; özellikle de kitaplar konusunda. Hani anlatılan bir hikaye vardır. Bir ressam resim yapıp şehrin ortasına bırakmış beğenmediğiniz yerleri kırmızı ile işaretleyin demiş, ertesi gün bir bakmış ki tüm tablo kıpkırmızı. Daha sonra beğenmediğiniz yerleri düzeltin demiş hiç kimse dokunmamış resmine... İşte bu sebeple o kitabı yada o yazarı eleştirebilmek için en az o yazar kadar edebiyata emek vermiş olmam gerekir diye düşünüyorum .

İnstagramda gezerken, çok fazla 'bookstagram' hesabına rastlıyorum, binlerce takipçili. İtiraf etmeliyim ki güzel konsept fotoğraflar ekliyor ve altına çok fazla etiket açarak bir çok kişinin keşfet sekmesinde çıkmayı başarıyorlar. Pek çoğunda fotoğraftaki kitap ile ilgili bilgi olmuyor, ya arka kapak yazısı yada tek bir alıntı kitabın içinden. Kitabı okuyup mu o gönderiyi yapıyorlar bilmiyorum ama onların güzel fotoğraflarından kitap adını alıp, araştırmamı kendim yapıyorum kitap listelerim için. Bu arkadaşlara kızmıyorum ama bazı hesap sahipleri var ki...

 Y kuşağının kötü örneği olan bu arkadaşlar; ne yazık ki her şeyin en iyisini kendilerinin bildikleri konusunda ısrarcı, sadece kendileri için yaşayan, düşünen abartılı özgüvene sahipler. Daha az dinliyorlar Ve bir kitabın altına öyle bir eleştiri yazıyorlar ki yazarı okuyabilse 'Aaman Tanrım bunlar ne diyor'  diyecek hale gelir.

Sanırım geçen yıl bir hesapta ' Gurur ve Önyargı' eleştirisi vardı. Eleştiri aşağı yukarı şu şekildeydi; Kitabı hiç beğenmedim. Gereksiz karakter fazlalığı vardı, çok detaylıydı, sürekli bay bayan deniyordu, aşk azdı....  Ben de cevap olarak eleştirmeden önce iki yüz yıl önce yazılan bu eser neden klasik olmuş nasıl bu kadar çok satmış ve okunmuş ve bu kadar insanın beğendiği hayran olduğu bir kitapta acaba benim gözden kaçırdığım bir şey mi var acaba diye düşünseydin keşke ve ayrıca o yılın edebiyat anlayışının temeli detaylı anlatımlar ve tasvirler yazdım... Aman Allahım herkes bana cahil ve herkes her şeyi beğenmek zorunda değil diye yazdı :) Yazan arkadaşlara bakıyorum e yaş olarak hemen hemen çocuğum olacak yaştalar ve ben kimim nasıl bir edebi birikimim var , onlara göre neleri daha iyi değerlendirebiliyorum asla bilmeden döktürüyorlar. 

Elbette herkes her şeyi beğenmek zorunda değil, elbette eleştiri hakkımız her zaman var ama bunu kendimize yöneltildiğinde de kabul etmek zorundayız . Yani siz bir şeyi beğenmediğiniz söylüyorsanız ben de bu cümlenizi beğenmediğimi size söylediğimde kabul etmeniz gerekiyor. İşte ne yazık ki Y Kuşağında bu yok, onlar he zaman haklılar :)

Bu konuyu unutmuştum ki, geçenler de bir hesapta Nobel Ödüllü bir yazarın bir kitabı için şöyle bir eleştiri vardı ' Ne tasvir yapmış be adam arkadaş, donuna kadar anlatmış, işte bu Nobel yanlış kişilere veriliyor, hem bu jürideki adamlar bütün dilleri okuyor mu bu ödül hep siyasi' ve altında da bu yoruma çok güldük, çok eğlendik diyen takipçileri görünce yeniden aklıma geldi geçen yıl yaşadığım...

1901 yılından itibaren verilen ödülün siyasi gerekçeler ile verilmiş olma nedeni yok mudur? Vardır belki kim bilir? Ama ödülü, ödül alanları yerden yere vurmak ve tasvirleri bu derece aşağılamak ne kadar doğru bir yaklaşım.

Yazımın başında da söyledim, eğer daha iyisini ben yapamıyorsam bu denli eleştiri sağlıklı bir yaklaşım değil bence, fikrimizi söyleyelim, ben senin gibi düşünmüyorum diyelim her zaman ama en doğru dille

Sevgiler
Sevim

Ağustos 04, 2018

Timbuktu- Paul Auster

Kemik Bey - Timbuktu


İtiraf ediyorum çok ağladım. Başından sonuna ağlayarak okudum Timbuktu 'yu...  . Ve Paul Auster'in  kaleminin gücü karşısında bir kez daha büyülendim. Kısacık bir roman ama okurken bitmesin, bitmesin böyle bitmesin dedim defalarca, şu an romanın içinde hapis kalmış durumdayım  ben yine...





Timbuktu'yu ; Vahşetin Çağrısından hemen sonra okudum çünkü burada da romanın kahramanı, anlatıcısı bir köpek  Kemik Bey. Sahibi, dostu, insanı  Brooklyn'li parasız şair Willy ile kah sokaklarda, kah Willy'nin annesinin evinde yaşamaktadır. Mutludur, genelde karnı açtır ama dostu ile olmak her şeye değmektedir. Çünkü dostunun amacı dünyanın daha güzel, daha iyi daha yaşanılası bir yer olmasıdır. Ve bununla ilgili tüm sırlarını, planlarını Kemik Bey'le paylaşmaktadır.  Ama son günlerde fark ettiği şey canını sıkmakta, onu çok korkutmaktadır. Willy çok kötü öksürmektedir ve artık bu dünyadaki son günlerini yaşamaktadır, pek yakında buradan ayrılacak Timbuktu' ya gidecektir. Kemik bey şu koca dünyada bir başına kalacaktır. 

İşte bu harikulade roman; Kemik Bey'in gözünden  Willy ile daha önce yaşadıkları ,Willy'siz zamanları anlatıyor. Ama öyle bir anlatıyor ki ; sizde gerçekten dört ayaklı bir can olup tıpa tıp onun gibi düşünmeye başlıyorsunuz. Onun gibi korkuyor, bazen onunla çok mutlu oluyorsunuz. 

Yaklaşık altı yıldır bir köpek ve on aydır ailemize katılan kedi ile birlikte yaşayınca bu dört ayaklı canların insanlardan çok daha duygusal ve kesinlikle çok daha iyi niyetli olduğunu öğrenmiş olduğum için belki de beni çok sarstı bu Timbuktu. 

Hiç düşünmeden, acaba demeden tavsiye ediyorum size alın bu hafta sonu okuyun, belki sokaktaki canlara bir kap su koyarken Kemik Bey'i düşünür gülümsersiniz

Son bir not; tüm Paul Auster çevirileri gibi , çeviri yine muhteşemdi.

Altı Çizilenler
***********************
Dünyayı bulduğundan daha iyi bir durumda bırakmak. İnsanın elinden gelecek en iyi şey budur.

İnsan kendisine inanan birini bulamazsa bu dünyada asla bir şey başaramaz.

Eve girilmesine izin verilmeyen bir köpeğin nasıl olup da ailenin bir parçası olabileceğini aklı bir türlü almıyordu. 

Ağustos 01, 2018

Vahşetin Çağrısı- Jack London


BUCK- VAHŞETİN ÇAĞRISI


40 yıllık kısacık bir yaşam ve 50 kitap... Martin Eden, Demir Ökçe Beyaz Diş, Vahşetin Çağrısı en bilinenleri bunlardan... İfade etmek, icat etmekteten daha kolaydır diye yazıp bir çok öykü müseveddesi alan bunları kitaplaştıran bir yazar. Vahşetin Çağrısı romanı için intihal suçlamalarını neredeyse kabul edip, esinlendiği yazara teşekkür mektubu yazdığını söylemiş Jack London.  




İtiraf etmeliyim ki Amerikan Edebiyatında biraz daha az sevdiğim bir yazar benim ama bu kadar önemli eserleri varken de okumamazlık edemiyorum. Kısa bir süre önce okuduğum Suikast Bürosu nu blogumda paylaşmıştım, bu sefer de en bilindik eserlerinden birini seçtim Vahşetin Çağrısı...

Yazarlar kendilerini başka insanların yerine koyarak muhteşem eserler ortaya çıkartıyorlar ama kendini bir köpeğin yerine koyarak onun gibi düşünerek, hareket ederek yazmak sanırım daha zordur işte burada kahramanımız Buck... Saint Bernard ve İskoç Çoban Köpeği kırması olan parlak tüylü bir köpek. Yaşadığı malikaneden kaçırılıp, kutuplara altın avcılığına ,posta taşımacılığına sürekli kızaklara koşuluyor.

Sopalarla dövülüyor, kırbaçlanıyor, soğuktan donuyor, aç kalıyor gözünün önünde  arkadaşları öldükçe içindeki vahşi yön ortaya çıkıyor, savaşçı hale geliyor.
Evinde bir kedi, bir köpek ile yaşayan ve iş yerinin kapısında da bir kediye uzun zamandır bakan o canları asla hayvan vahşi olarak hayal bile edemeyen biri olarak çok zorlanarak okuduğumu itiraf etmeliyim Vahşetin Çağrısını..

Muhteşem tasvirler ile kuzey kutbunda üşüdüm sıcak anlatımlarla Buck'un mutlu olduğu anlarda ben de mutlu oldum. Buck ve arkadaşları tokken ben de toktum sanki. Onlar her dayak yediğinde içimden bir parça koptu sanki.

 Tüm bu güzelliklerine rağmen  nedensiz olarak sevemedim, kedi köpek annesi olmamdan kaynaklıdr belki bilmiyorum ama kapağı kapattığım zaman keyif almadığımı farkettim sanki. Ama siz bana bakmayın yine de okuyun

Okuyup seven arkadaşlarımın yorumlarını bekliyorum
Sevim

Temmuz 31, 2018

Momo - Michael Ende

ZAMAN HIZLA AKIYORDU - MOMO


O kadar çok kişi de gördüm ki Momo 'yu... Ama en son Derya - kendisi en sevdiğim bookstagramdır.- okumalısın diye yazınca dayanamayıp aldım. Ama öyle bir kitap ki nasıl anlatmalıyım nereden başlamalıyım bilemiyorum. Bir çok yer de çocuk kitabı yazıyor olsa da siz sakın inanmayı sadece bir çocuk kitabı değil asla...

Normalde benim okuma tarzımın tamamen dışında biraz fantastik, biraz kişisel gelişim, biraz gerçek  biraz düş bir roman Momo... Çok uzun bir kitap değil, üstelik yazı karakterleri büyük, o kadar kolay okunuyor ki nasıl bitiyor anlamıyorsunuz...



Bir anfitiyatroda yaşayan kimsesiz, çıplak ayaklı Momo 'nun öyküsü var romanda, herkesin sevgilisi, herkesi çok iyi dinleyen çocuklarla muhteşem oyunlar oynayan , kıvırcık saçlı o güzel kızın. Beppo ve Gigi en yakın arkadaşları ta ki duman adamlar ortaya çıkana kadar . Duman adamalar herkesin zamandan tasarruf yapmaya ikna ediyor. Böylece tüm büyükler sadece çalışıyor, işlerini sevmiyor, eşlerine , çocuklarına , dostlarına zaman ayıramıyor. 
'Çünkü Meşguller' 
Momo; insanların bu kandırılmasına son vermek için koşturuyor ama kimse ona yardım edemiyor dedim ya çünkü kimsenin zamanı yok...

Metropol insanlarının o korkunç koşturması, hiç durmaması, hep acelesi olması. hepimizin yaşadığı sancılar... Dostlarımıza, ailemize hep söylediğimiz o yalan 'seni aramak istiyorum ama çok yoğunum ya inan ' Dostlarımızı yada ailemizi değil kendimizi kandırıyoruz, yada kandırdığımızı sanıyoruz. Sürekli koşuyoruz, sevmediğimiz işler için çok fazla çalışıyoruz ama olmuyor hep bir mutsuzluk, hep bir huzursuzluk içinde kalıyoruz. Başımızı yastığımıza koyduğumuzda hep bir şeyler eksik kaldı duygusu yaşıyoruz. Beynimizdeki duman adamlar içimizi kemiriyor. Ama bizi kurtarmaya Momo gelmiyor ...

Tüm anne babaların kendilerine bir kere de dışarıdan bakabilmeleri için mutlaka okumaları gereken bir kitap...

Sevgiler
Sevim

Temmuz 29, 2018

Huzursuzluk - Zülfü Livaneli

Bu Dünya Bir Penceredir, Her Gelen Baktı Geçti - Huzursuzluk


Okuduğum her kitabında daha da çok severim Zülfü Livaneli ' yi. Mutluluk'ta , Son Ada'da , Kardeşimin Hikayesi'nde , Seranad'da çok şahane insan hikayeleri vardır.  İnce ince işlediği konularda insanın kalbine dokunan bir tarzı var bence yazarın. Ama Huzursuzluk öyle bir kitap ki, kalbe dokunmuyor o kalbi oyuyor, binlerce çivi çakıyor sanki. Öylesine acı, öylesine gerçek, öylesine yakıcı... 





Geçtiğimiz yılın başında çıktığından beri beklettiğim, okumaya kıyamadığım Huzursuzluk 'u  bir günde okudum bitirdim ama romanın içinden çıkamadım, Mardin topraklarında kayboldum sanki. O insanların acılarını azaltmak için hiç bir şey yapamıyor olmanın ıstırabı ile gerçekten kahroldum. 

Gazeteci İbrahim, Amerika 'da bıçaklanarak öldürülen çocukluk arkadaşı Hüseyin'in hem cenazesine katılmak, hem de neden oldu bunlar sorusunun cevabını bulmak üzere memleketi Mardin' e gider. Burada duydukları , büyük şehirlerde yaşayan plaza hayatı insanın kolay kaldırabileceği şeyler değildir. IŞID zulmünden kaçan Ezidiler' in yaşadıklarını dinlerken kahrolur, insanlığından utanır.

Gerçekten kelimenin tam anlamıyla yapılan bu zulmü, Suriye sınırından ülkemize giren mültecilerin dramını, çadır kentlerdeki sefalet ve merhamet dediğimiz şeyin karşımızdakine verdiği acıyı öğrenir İbrahim;  Meleknaz' ın en yakın arkadaşı Zilan'dan... 

Meleknaz; arkadaşı Hüseyin'in aşık olduğu uğruna ailesinden ve nişanlısından vazgeçtiği Ezidi genç kızdır ve çektiği acılardan sonra  iki gözü de görmeyen kız çocuğuyla birlikte ortalarda yoktur, İbrahim onu bulup görüşemezse kendi içindeki huzursuzluk son bulmayacaktır. Bu yüzden Mardin'de hem Ezidiler hem de öldürülen arkadaşının ailesi ile uzun konuşmalar yapar. Gündüz yaptığı bu konuşmaları gece otelde iç sesiyle, rüyalarıyla harmanlar.

Muhteşem bir kitap gerçekten, biz elimizde kahveler ile 'ne olacak bu dünyanın hali' derken korkunç acılar yaşandığı gerçeğini unutuyoruz hemde bizim coğrafyamızda, sınırımızın öte yanında. Başka ülkelerin çıkarları yüzünden acı çekenler olduğunu biliyor ama bu gerçek - tabiri caizse- gözümüze sokulmayınca çok önemsemiyoruz galiba.

Mutlaka ama mutlaka okunmalı Huzursuzluk , bittiği an içinizi çok derin bir hüzün kaplasa da...

İyi Pazarlar
Sevim

Temmuz 28, 2018

Buddenbrook Ailesi - Thomas Mann


Buddenbrook Ailesi


Temmuz ayı başında aldığım kararlardan biri de her ay bir tane -öncelikle okumadığım- Nobel Edebiyat Ödüllü yazarlardan bir eser okumak. O sebepten daha önce ismini çok duymuş olsam da hiç okumadığım Thomas Mann ile başladım bu seriye. Bir çok kişi başka bir romanını tavsiye etmişti ama onu kış aylarına saklıyorum.




Buddenbrook Ailesi göz korkutacak şekilde uzun bir eser aslında ama madem bir karar verdim dönmem diyerek daldım bu aile hikayesinin içine . Yazılarıma genelde başka başlıklar atarım ama bu öyle bir roman ki hiç bir başlık anlatamaz sanırım . Çünkü 1 hafta süresince o aile ile tereyağlı ekmek yedim, bira içtim, hastalıklarında onlarla birlikteydim. Ailenin içinde olunca onları çok benimsedim ve hiç bir başka başlığı yakıştıramadım yazıma.

Buddenbrook Ailesi ; köklü oldukça varlıklı bir ailenin uzun yıllarını anlatıyor. Büyükbaba büyükanne, anne baba ve dört kardeş Thomas, Christian, Tony ve Clara nın hayatı. Romanın ilk sayfalarında henüz çok küçük olan bu dört kardeşin mizacı birbirinden çok çok farklı . Eğitim alıyor , iş hayatına atılıyor, evleniyor çocuk hatta torun  sahibi oluyorlar 800 sayfalık roman boyunca. 

Bir yazarın henüz yirmi altı yaşındayken bu kadar detaylı, bu kadar gerçek bir roman yazabilmesine hayran oldum. Yaptığı tasvirleri okurken tüm aile bireyler gözlerimin önüne geldi. Hepsi ile arkadaş oldum sanki. Çektikleri sıkıntıları çok yakından hissettim ben de. O görkemli yemek davetlerinde ben de vardım.

Yaklaşık elli yılı konu alan bir roman Buddenbrokk Ailesi. Can Yayınları yeni baskılarında bir ailenin çöküşü de ilave ettiği için başlığa kitabı elinize aldığınıza bir felaket okuyacağınızı bekliyorsunuz aslında ama yine de merakla okumaya devam ettiriyor. Uzun tasvirleri, detaylı anlatımları sevmeyenlerin tarzına pek uymayabilir ama ben Thomass Mann ile tanıştığım için mutlu oldum.

Sevgiler
Sevim

Temmuz 19, 2018

MİM- DÜNYA KUPASI

BENİM KUPAMI KİM ALDI  - MİM


Tüm dünyada sanırım en sevilen ve en çok izlenilen spor futbol. En büyük yatırımların yapıldığı ve oyuncuların da hatrı sayılır paralar kazandığı bir spor dalı. Ne yazık ki ben uzun yıllardır kötü bir izleyiciyim o yüzden Dünya Kupası finallerini izlemedim bu yıl da..

Mim başlığını görünce tereddüt ile okumaya başlamıştım ama içeriği görünce 'tam da bana göre ' dedim . Ve ne mutlu ki iki sevgili blog arkadaşım beni mimlemişler. Benim de turnuva düzenlememi istemişler.
Deepin dünya kupası burada bir tık alalım lütfen
Bu da İlkay'ın kupası bir tık da ona
Ve tabiki bir de tabiki bu şahane mimi başlatan arkadaşım varHemen ona da bir tık

Kural basit 2018 de okuduğumuz kitaplarlardan 12 tanesini seçip 4 grup yapıyoruz. Ve bunların galiplerini de kendi içinde eşleştirerek Şampiyon Kitabı seçiyoruz.

01 Ocak 18 Temmuz döneminde 58 kitap okumuşum , seçimi ancak kura ile yaptım ben. Daha keyifli sürprizli oldu benim için böylesi. A grubu galibi ile D grubu galibini eşleştirdim . B ile de C 'yi

İşte gruplarım:

A GRUBU

Kavim - Ahmet Ümit
Benim Sinemalarım -Füruzan
Yitik Ufuklar -James Hilton


Aslında Yitik Ufuklar ile Kavim arasında kararsız kaldım ama Kavim bana çok güzel bir kelime öğrettim Malumatfuruş yalnızca bunun için bile seçebilirdim ama Nusayrilik, Süryanililik, Mor Gabriel Manastırı ve daha pek çok güzel bilgi alırken katil peşinde koşma zevki için ben grubun galibini Kavim olarak seçtim

B GRUBU

Küçük Prens -Antoine de Saint Exupery
Deli Kadın Hikayeleri - Mine Söğüt
İnsan Neyle Yaşar - Lev Tolstoy

Mine Söğüt'ü çok çok sevsem de sanırım pek düşünmeye gerek kalmadı bu katregoride . Tolstoy gibi bir rakibe direnme şansı yok. Koray Karasulu^'nun şahane çevirisiyle İnsan Neyle Yaşar grubun birincilğinde


C GRUBU

Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingawy
Koku - Patrick Suskind
Oblomov - Gonçarov

İşte en zor kategori, Hepsi çok özel kitaplar, hepsi dev gibi eserler . Ama Oblomov fotofinsh te tüm rakiplerini geçti bence 

D GRUBU

Bir İdam Mahkumunun Son Günü - Victor Hugo
iskender - Elif Şafak
Önemsiz Bir Kadın - Oscar Wilde

Bu da çok zor bir kategori bence Elif Şafak çabuk elense de , iki büyük deha kıyasıya yarıştı zihnimde ama Hugo 'nun yarattığı etki daha çoktu okurken o yüzden bu grubu da Bir idam Mahkumunun Son Günü alıyor 

YARI FİNALLER

Kavim - Bir İdam Mahkumun Son Günü

Evet Ahmet Ümit çok seviyorum ama Victor Hugo gibi bir yazar karşısında tercihimi ne yazık ki ondan yana kullanamıyorum. Gönlümün bir yanı pozitif ayrımcılık yapıp Türk Yazarı finale taşımak istiyor ama olmuyor finalistim Bir İdam Mahkumun Son Günü

İnsan Neyle Yaşar - Oblomov

Burada da tercihim Oblomov ' dan yana.. Okurken kendi kendime söylendiğim karakterin yakasına yapışmak istediğim bir romandı

VEEEE BÜYÜK FİNAL 

Bir İdam Mahkumun Son Günü - Oblomov 

Biri 70 diğeri 600 sayfalık bir roman... İkisinde de karakterlerle birlikte yaşıyormuşum gibi hissettim ama OBLOMOV beni çok daha fazla etkiledi. O yüzden Sevimli Kitapların şampiyonu olmayı hak kazandı..

Şimdiye kadar okumadıysanız blogumdaki yazısını buraya bırakıveriyorum. tık tık

Sevgiler
Sevim

**Mimleme konusunda kararsızım çünkü mimlediğim kişi eğer 12 kitap okumadıysa bu sene ayıp olur o yüzden sene başından bu yana en az 12 kitap okumuş olan tüm blog arkadaşlarım mimlidir**












Temmuz 18, 2018

Kırlangıç Çığlığı - Ahmet Ümit

ÇOCUKLAR DAİMA MASUMDUR - KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI


Özellikle bekledim, aradan bir kaç ay geçsin, okumak isteyen herkes okusun yorumlasın istedim. Hem bunu da hemen okursam Başkomser Nevzat'tan bir süre daha ayrı kalacaktım, maceramız bitmesin istedim. Sonunda okudum Kırlangıç Çığlığı romanını. Günümüz yazarları içinde hayranlıkla okuduğum bir kaç isimden birisi Ahmet Ümit. Uzun uzun araştırmaları, tarih bilgileri işine gösterdiği özen nedeniyle çok seviyorum, okurken de çok keyif alıyorum yazdıklarını. 

Uzun zamandır hasrettik Başkomser Nevzat ve çok sevimli yardımcıları Ali ve Zeynep'e . Bir de benim en sevdiğim karakter Nevzat'ın içinde ki yumuşaklığı yaşatan güzeller güzeli Evgenia'ya... Tatavla' nın sahibi yumuşak bakışlı kadın ve bu üç çetin kanun adamının günlük hayatını okumak, katilin peşinde koşmak ve sırada eşsiz bilgiler almak  beni  her seferinde çok mutlu ediyor.





Nevzat ve iki yardımcısı bir sabah gözleri kırmızı kadife kumaşla bağlı, ensesinden tek kurşun ile öldürülmüş, kulağının bir parçası kesik ve elinde oyuncak bebek tutan bir ceset bulurlar . Öldürülen kişi defalarca çocuk tacizinden tutuklanıp cezaevine konulmuş bir kişidir. Tıpkı 2012 yılındaki gibi ... 2012 yılında da 12 tacizci aynı şekilde öldürülmüştür. İstanbul sokaklarında bir seri katil dolaşmaktadır. Üstelik arka arkaya aynı şekilde öldürülmüş iki ceset daha bulunur yani katil durmamaktadır. 

Tam da bu sırada Evgenia' nın da yardım ister Nevzat'tan. Ara sıra yemeğe davet ettiği Suriyeli mülteci ailenin yeğeni kayıptır ve aile perişandır. Nevzat Körebe adı verilen seri katilin peşinde koşarken Evgenia' yı da kıramayıp Suriyeli küçüğü aramaya başlar.

Ülkemizin hiç bitmeyen dramı çocuk tacizleri, ve son bir kaç yıldır ülkemizin diğer bir gündemi Suriyeli mülteciler. İkisinn iç içe geçtiği, suçlular masum olabilir mi diye kafanızı karıştıran harikulade bir roman Kırlangıç Çığlığı. 

Elinize alınca bırakamıyorsunuz, Zeynep ile birlikte bilgisayar başında olağan şüphelilerin geçmişini incelemek istiyor acaba çocukken tacize mi uğramıştı diye merak ediyorsunuz. 

Yada Ali gibi olup, tacizcilerin kafasını yarmak, yüzünü gözünü morartıncaya kadar dövmek istiyorsunuz. Bazı akşamlarda da Kurtuluş'a gidip Tatavla'da Müzeyyen Senar dinleyip rakı içiyorsunuz. Hepsini yaşatıyor Ahmet Ümit muhteşem kalemiyle. Ben bilerek geç okuyanlardanım ama bence size daha fazla geç kalmadan okuyun Kırlangıç Çığlığı nı...

Sevgiler
Sevim


Nevzat ve Evgenia aşkına gelsin o zaman......





Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...