Haziran 25, 2019

Shantaram - G. David Roberts

Masal Tadında - Shantaram


Geçtiğimiz yıl bir dostum önerdi Shantarm 'ı ; çok seversin 'mutlaka oku' dedi, bundan aşağı yukarı yirmi gün kadar önce de sevgili Deep 'tam sana göre' deyince hemen sipariş verdim bu çok farklı romanı. Shantaram yazarın kendi yaşamından bir kaç seneyi anlattığı bir roman. İçinde dostluktan, aşka, açlıktan, milyon dolarlara, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından hapishaneye ve en çok felsefeye kadar her şey var .





Yazar David Roberts ; ülkesi olan Avusturalya'da silahlı soygun suçundan tutuklanıp hapse gönderilir, burada çektiği işkencelere dayanamaz ve hapisten kaçar ve kendini Bombay ( Mumbai) de bulur, işte romanımız da tam bu noktada başlar.

Bombay hava limanında ilk tanıştığı kişi olan yerel rehber Prabeker bir kaç metre sonra karşılaştığı güzel kadın Karla, Bombay mafyasının lideri ve adamları kendine Lindsay adını veren kahramanımızın Hintli Linbaba'ya dönüşmesini sağlar.

Muhteşem bir dille yazılmış ve inanılmaz güzel bir şekilde çevrilmiş bir roman Shantaram. Tekbir sorun var puntolar normal kitap puntolarından küçük ve bu haliyle bile sekiz yüz elli dört sayfa ...

Yaz için bir hayli keyifle , her sayfasını merakla okuyacağınızı düşünüyorum ben kitaplardan çok alıntı yapmam ama muhteşem cümleler sizi bu kitaba çeker diye düşünüp bir kaç alıntı bırakıyorum.

Not: Shantaram'ın anlamı kitabın içinde geçtiği için burada yazmak istemedim

Sevgiler
Sevim

Eğer gerçekten mutlu olma şansın varsa bedeli ne olursa olsun bu şansı kaçırmamalısın.

Sadece doğru yerde doğru zamanda olmak ya da doğru şeyi doğru zamanda yapmak gibi bir şans vardır. İkisi de insanın başına sadece ,kalbini hırslardan ve planlardan arındırdığın, yaşadığın ana kendini bıraktığın zaman gelir.

İnsanları kötü olmamaya zorlayabiliriz, ama onların iyi olmasını sağlayamayız.

Yoksulluk ve gurur kan kardeş gibidir. Fakat sonunda mutlaka biri diğerini öldürür.

Aşığınıza verebileceğiniz en büyük hediye kederinizdir.

Sevdiğimiz insanlar ve onları sevme nedenlerimizle kim olduğumuzu ve ne olduğumuzu tanımlarız

Mutluluğun acı yükü, ancak acının merhemi ile hafiletilebilir

ve son olarak kitabın kapak cümlesi

KADER SENİ GÜLDÜRMÜYORSA, ESPRİYİ ANLAMADIN DEMEKTİR.

Haziran 20, 2019

Son Ada - Zülfü Livaneli

Son Ada - Zülfü Livaneli



Daha önce paylaştığım bir kitap yorumunu bugün Zülfü Livaneli'nin doğum günü olması sebebiyle yeniden paylaşıyorum. Mutlu Yıllar büyük usta

Cennet Gibi Bir Ada Nasıl Yitirilir ? - Son Ada


Livaneli'yi okumaktan hep keyif alırım, bana hep Yaşar Kemal' i anımsatır tarzı.. Son derece yumuşak bir üslup ve ince tasvirler içimi açar.. 2008 de yayınlanan Son Ada romanı biraz geç olsa da bir gün gibi kısacık bir sürede okudum... 180 sayfa... Uzun olmayan cümleler okumayı hızlandırıyor...




Roman 40 haneden oluşan cennet gibi ,dünyanın unuttuğu bir adada geçiyor. Mor begonviller, yasemin kokuları, adanın gerçek sahibi martılar, ve bir şort bir tshirt bir terlikle hiç çalışmadan, televizyon bile izlemeden yaşayan adalılar romanımızın kahramanları..

Bunları biz romanın anlatıcısından öğreniyoruz.. En yakın arkadaşı eski bir yazar, bir de sevgilisi var anlatıcının ; başkentte garsonluk yaparken tanıştığı evli garson kız..Yeni adıyla Lara.... Birlikte kaçıp buraya sığınmışlar..36 numarada yaşıyor ikisi birlikte... Yazar 7 numarada, adanın ilk sahibi ise 1 numarada.. Adada her şeyi satan bakkalın ise numarası ise yok sakat oğlu ve eşi ile birlikte yaşamakta...

24 numarada yaşayan yaşlı amca ölünce, hayırsız oğlu bu evi gönülsüzce devlet başkanlığını bırakan eski başkana satıyor ve onun gelmesiyle adada yaşam tümden değişiyor...


Bu gelişten en rahatsız olan kişi Yazar oluyor. Çünkü ülkedeki iç çatışmaların kaynağının bu başkan olduğunu düşünüyor.

Başkan adadaki sakin huzurlu yaşamı kargaşa olarak niteleyerek medeniyet getirmek için ağaçları kestiriyor,  martıların öldürülmesine karar veriyor .

Yani cennet adayı değiştiriyor... Adalılarsa korkudan mı kafalarının karışmasından mı bilinmez uyum sağlıyor bu değişimlere... Anlatıcı, Lara ve Yazar hariç..


Romanı hiç bir politik görüş yada kişi düşünmeden okudum ben çok da keyif aldım... Adanın ilk günlerinde hiç çalışmadan  sevdiğin kişiyle birlikte o rahatlık ve  huzur içinde yaşamak nasıl olur diye bile düşündüm...

Sonra da bu rahatlığı biri bozsa ne yaparım diye.....
Ben okumakta çok geç kalmışım mutlaka okuyun Son Ada yı
Eminim çok seveceksiniz..
Sevgiler

Haziran 17, 2019

Babaya Mektup- Franz Kafka


Babaya Mektup


Dün babalar günüydü madem , eski bir paylaşımımı bugün tekrar paylaşmak geldi içimden

Çocuk Olmak Zor Ya Anne Baba Olmak - Babaya Mektup


Köpek ve kedi anneliğimi saymazsak, anne değilim ben. Çocuk yetiştirmiyorum ve bunun zorluğunu ve  keyfini yaşamıyorum. Ama hemen hemen tüm arkadaşlarım çocuk sahibi oldukları için onların yaşadığı bu sürece sık sık dahil oluyorum. Bence hata olan yada desteklediğim davranışlarını onlarla pek çok sefer ben de yaşıyorum. Sık sık bu konudaki makaleleri okuyor, eğitim uzmanlarını dinliyorum. Anne olmak , baba olmak kolay değil; yani bunu doğru yapabilmek kolay değil aslında. Biraz bunları düşündüren bir kitap var elimde Babaya Mektup...

Franz Kafka , çağımızın en büyük yazarlarından. Dava ve Dönüşüm ismi ilk akla gelen romanları. Ben farklı bir kitabını seçtim Pazar günü. 57 sayfalık Babaya Mektupbabası Hermann Kafka' ya yazdığı ama hiç göndermediği bir mektubu aslında...

Pek çoğumuzun yok mu böyle mektupları, notları sahibine hiç ulaşmamış içimizi döktüğümüz satırları... Belki de biraz da bu yüzden seçtim bilemiyorum iç hesaplaşmaları okumayı, anılarda gezinmeyi seviyorum galiba...





Eğer Max Brod olmasaydı, Kafka' nın diğer eserleri gibi bunu da okuyamayacaktık. Çünkü ağır hastalığı zamanında yazdığı herşeyi en yakın dostuna , ölümünden sonra yakılması amacıyla teslim etmişti Kafka. Ama bu dost hiç birini yakmaya kıyamamış ve yayınevine vererek bugünlere ulaşmasını sağlamış. İyi ki de bunu yapmış da biz bu eserleri okuyabiliyoruz.

Babaya Mektup 'ta  3 kız kardeşi Ottla, Elli ve Valli ile olan ilişkileriyle birlikte babası ile arasında olan uçurumu anlatıyor Kafka... Babasına sesleniyor, onun hakkında neler düşündüğünü anlatıyor. Babasını bazen suçluyor, bazen kendisinde hata arıyor. Baskılardan , babasının sertliğinden , elemanlara davranışının kötülüğünden o kadar bıkıyor ki, bu kendini ezilmiş hissetmesini sağlıyor. Ama mektubu yazmasının en temel nedeni 36 yaşında evlenmeye karar verdiğinde babasının bu evliliğe karşı çıkması... 

Kişiliğimizi oluşturan ailelerimizle , çocukluktan itibaren yaşadıklarımız. O yüzden anne baba olan herkesin  okuması gereken bir kitap bu. Bizim doğru sandıklarımız. Çocuklarımızın dünyasını paramparça edebiliyor ve biz bunu anlayamayabiliyoruz.

Kafka'nın acıları, sancıları kendimizi sorgulatacak eminim . Ben okurken gerçekten keyif aldım. O yüzden gönül rahatlığıyla okumanızı tavsiye ederim Klasiklere başlangıç için iyi bir seçim olabilir.


Sevgiler
Sevim

Haziran 10, 2019

Selvi Boylum Al Yazmalım - Cengiz Aytmatov


Selvi Boylum Al Yazmalım


Bugün Cengiz Aytmatov'un ölüm yıldönümü. Çok çok çok sevdiğim bu ustayı anmak için daha önce yayınladığım bir kitabı yeniden paylaşıyorum sizinle

Sevgiler,
Sevim


Sevgi Neydi Sevgi Emekti


Bu cümleyi okuyan herkesin gözünün önüne Türkan Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin gelmiştir. Yani Asya, İlyas ve Cemşit. Selvi Boylum Al Yazmalım...

Türk sinemasının baş yapıtlarından biri . Cahit Berkay' ın enfes müzikleri ve o kırmızı kamyon hafızlarımızdan hiç silinmez. Cengiz Aytmatov' un muhteşem eserini bu duygularla okudum. 140 sayfalık bu roman ezberimizde olan filmle daha da keyifli hale geldi.






Cengiz Aytmatov' un tarzı yine çok baskın romanda. Ükesini, doğasını bu kadar seven yazar çok az  bulunur, Her okuduğum romanından sonra Issık Göl kıyılarında gezmek isterdim. Bu defa da o sarp yollarda dolanmayı,  Kırgız halkını tanımayı,  kar yağışının sesini duymak istedim.

Romanı çok anlatmamın anlamı yok sanırım. Hepimiz biliyoruz kamyoncu İlyas' ın ilk görüşte al yazmalı Asel'e  aşık olduğunu. -Romanda Asya adı Asel olarak geçiyor.- Tam başkasıyla evlenecekken Asel'le İlyas  kaçıp evleniyorlar ve Samet doğuyor. Samet tam emeklemeye başlarken aldatıyor Asel'i... 

Dayanamıyor Asel... Kaçıyor gidiyor ve yolda dünyalar iyisi yol bakım ustası Baytemir'e rastlıyor. Filmdeki adıyla Cemşit'e ...Cemşit emek veriyor, hem Asel'e hem Samet' e...Aklında ya bir gün Samet' in babası gelirse sorusuyla... Ve bir gün yolda kaza yapmış o kırmızı  kamyona rastlıyor, bilmeden evine götürüyor İlyas'ı...

Ama filmin sonunda Türkan Şoray o güzel gözleriyle hafızalardan hiç silinmeyen o cümleyi söylüyor 
Sevgi neydi? Sevgi iyilikti , sevgi dostluktu, sevgi emekti....





Filmi izlediniz biliyorum ama Aytmatov kalemi için okuyun. Hem bu  büyük ustayı tanıyın hem tam 40 yıldır unutulamayan filmin kitabıyla o sıcaklığı hissedin....






Emek verdiğiniz, size emek verilen sevgileriniz olsun

Sevim

Haziran 07, 2019

Kuştimur Kahvehanesi - Necib Mahfuz

Dostluk Üzerine


Edebiyat anlamında ülke olarak biraz değişik bir tutumumuz var sanırım bizim. Necip Mahfuz gibi bir değeri o kadar az kişi tanıyor ve kitapları o kadar az okunuyor ki üzülüyorum. Ülkesine , tarihine bu kadar bağlı bir kalemi her okuduğumda bizde yakın tarihimizi bu kadar iyi anlatan çok fazla kalem olmadığını farkediyorum. Okuduğum diğer kitaplarını şuraya ekledim bence bir tıklayıp göz atın

Bu sefer sayfa sayısı az olduğu için bana yetmeyen bir eserini seçtim Kuştimur Kahvehanesi, keşke daha uzun uzun diye kapattım kapağını kitabın





Abbasaiyenin iki yakasından beş arkadaş, Sadık, İsmail, Hamada, Tahir ve adı hiç geçmeyen anlatıcımız aynı ilk okula başlarlar beş yaşında. Birlikte büyüler, ergenliğe birlikte geçip aşık olurlar kimi dini inançları gereği hemen evlenir kimi haşhaş, içki, farklı kadınlarla gece aleminde alır soluğu. 

Ülkenin iç çalkantıları Said Zangul ve Vafd Partisi, Kral Faruk, özgürlük hareketleri, milliyetçilik akımları farklı siyasi görüşler ne yaşarlarsa yaşasınlar hiç kopmazlar ve ilk okul biter bitmez soluk alma mekanı olarak belirledikleri Kuştimur Kahvehanesine gitmekten hiç ama hiç vazgeçmezler.

Yetmişli yaşlara kadar yaşadıkları her olayda birbirlerine öyle destek olurlar ki onların ki arkadaşlıktan öte kardeşlik olur. 

Ben her Mahfuz kitabı gibi çok çok çok keyifle okudum. Hiç tanışmadıysanız yazarla tanışmak için iyi bir seçim olabilir

Sevgiler,
Sevim


Haziran 03, 2019

Utanç - J.M.Coetzee

Utanç

Blogumu düzenli okuyanlar, kitaplar ile ilgili kendi başlıklarımı attıklarımı bilirler, ama bu defa çok düşünmeme rağmen herhangi bir başlık bulamadığım için kitabın adını seçtim yazıma Utanç...

Kitabın yazarı John Maxwell Coetzee; 1983 yılında başka bir eseriyle (Michael K 'nın yaşamı ve yaşadığı dönem) 1999 yılında da Utanç ile Man Booker ödülü almış, bu ödülü iki kez alan tek yazar olan Coetzee  2003 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülünü kucaklamış. 





Nobel Edebiyat Ödüllü yazarlar listemden kimi okusam diye düşünürken pek çok kişinin sosyal medya hesaplarında çok büyük övgüler ile paylaştığı Utanç romanını seçtim bayram öncesi kendime. iki yüz elli sayfa civarında olan kitabın çevirmeni benim çok sevdiğim isimlerden biri İlknur Özdemir. Can Yayınlarında Utlu Lomlu kapak tasarımı ile olan yeni basımını aldım ben. 

Utanç, bir İngliz Dilbilimi Profösörü David Lurie 'nin ;neredeyse kendi kızından küçük olan bir öğrencisi ile ilişkiye girmesi ile başlıyor. Okul yönetimibu konuda savunmasını isteyince susma hakkını kullanıp istifa ediyor. Kızı Lucy'nin küçük çiftliğine -toprak parçasına- gidiyor bir süre dinlenmek ve kızıyla vakit geçirmek istiyor, bu arada bir hayvan tedavi kliniğinde çalışıyor. Ancak bir gün yaşadıkları bir olay baba kızın hayatını değiştiriyor.

Eminim muhteşem bir hikayedir anlatılan ama neden bilmiyorum bana duygusu hiç geçmedi, kahramanları sevmeyince böyle oluyor bana ama ne Lucy'i sevdim ne de David'i. O ülkede, o şartlarda yaşamamış olmaktan kaynaklanan bir durum mu bu bilemiyorum ama her ikisini de çok güçsüz buldum. Spolier vermek istemiyorum ama köpekler ile ilgili kısmın nedenlerini de anlayamadım.
Bir de David'in hayran olduğu yazar Byron ile ilgili kısımlar vardı, Byron'u tanımamadan kaynaklı olarak -tamamen benim hatam- anlayamadım sanırım.

Utanç; çok sert bir hikaye, okuru mutsuz eden bir hikaye ama ne yazık ki anlatılanlar gerçek en kötüsü de bu...

Yazar ile tanışıklığım mutlaka sürecek çünkü kalemi çok derin.

Sevgiler
İyi Bayramlar şimdiden




Haziran 01, 2019

İri Memeler ve Geniş Kalçalar - Mo Yan

Anne ve Çocukları- İri Memeler ve Geniş Kalçalar


Kitap Gıybeti okuma grubumuzla beşinci kitabımız için tavsiyeyi  sevgili Tayfun yaptı ' İri Memeler ve Geniş Kalçalar ' . Kitap ; 2012 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Mo Yan'ın dev eseri. Tam bin otuz dört sayfa. Nobel alana kadar ülkemizde hiç tanınmayan, hiç bir eseri basılmamış bir yazar. Can Yayınları sayesesinde tanıştım yazarla iyi ki de tanıştım.  Ülkesinde de eserleri yasaklanan, sansüre uğrayan ama ödül konuşmasında sansür gerekli dediği için daha da eleştirilmiş bir isim Mo Yan. Asıl adı Guyan More olan yazar ;  Mo Yan adıyla yayınlıyor kitaplarını. Mo Yan  'sakın konuşma' anlamına gelmekteymiş, kendisine sakın konuşma diyen bir yazarın böylesi eserler yazması bir hayli etkileyici...





İri Memeler ve Geniş Kalçalar; yazarında memleketi Gaomi'de başlıyor. Gaomi'nin Kuzey Doğu Bucağında... Shangguan ailesinin evinde, evin gelini Lu yedi çocuk doğurmuştur. Yedi kız çocuğu, sekizinciye hamiledir ve oğlu olmazsa artık kendini öldürecektir. Karnı inanılmaz büyüktür ve çok zor bir doğum olur, ikiz bebekler gözlerini dünyaya açtıkları anda  Japon, Çin savaşı kendi şehirlerine de sıçramış, büyükbabaları ve babaları Japonlar tarafından öldürülmüştür. Kasabanın papazı ikizlerden kız olana Yunü ve yıllardır özlemle beklenen erkek olana Jintong adını verir. Jintong'un anlamı altındır (bu kadar yıldır özlemle beklenen erkek çocuğu için ne kadar doğru biri isim )

Japon- Çin savaşının korkunçluğu, savaşın sivil halk üzerindeki yıkıcılığı açlıklar, tecavüzler, ölümler savaş yetmezmiş gibi Çin içinde çıkan iç savaşlar, çatışmalar  ve son olarak Çin Kültür Devirimi  var bu romanda. İşte bu yaşananlar Shangguan ailesini öylesine yıkar, öyle un ufak eder  ki. Bu yıkımı kelimeler ile anlatamıyorum. İlk defa bir kitabı bu kadar uzun sürede -neredeyse 20 gün - okudum. Okuduklarıma dayanmam, sindirmem ,kabul edebilmem çok zor oldu. Tüm ablaların hayat hikayeleri , aşkları evlenmeleri, çocukları ve anne Lu 'nun verdiği mücadeleyi kabullenebilmek pek kolay değil

Shangguan Lu; şimdiye kadar okuduğum en talihsiz kadın karakterdi sanırım. Yazar kitap için annenim kişisel deneyimlerinden yararlandım dese de ben umarım bu olaylar gerçek değildir ve hiç bir kadın bu kadar büyük acılar yaşamamıştır dedim her sayfada. Özellikle son bölümde Lu 'yu o kadar iyi anladım ki, karşımda olsa gidip sarılmak isteyeceğim bir anne karakteri haline geldi benim için 

İri Memeler ve Geniş Kalçalar adı nereden geliyor diye merak ediyorsunuz biliyorum, önsözünde yazdığı için burada bende yazacağım. Ailenin hevesle , özlemle beklediği altın çocuk Jintong; bir meme düşkünü. Zayıf karakterli, annesine bağımlı yazarın tabiri ile 'manevi bir cüce'  Kitapta hayatındaki kadınları (annesi , ablaları ve diğerleri ) memeden ibaret görüyor Jintong . 

Kitap harikulade, tek kelime ile harikulade.  Çok sert gerçeklerin kara mizahı da var, büyülü gerçekçilik de. Bir kaç isin hatası olsa da, çeviri çok akıcı, çok kolay anlaşılır.

Yazar kendisi de söylemiş 'Diğer kitaplarımı isterseniz okumayın ama İri Memeler ve Geniş Kalçalar ı okuyun

Sevgiler,
Sevim


Beş Sevim Apartmanı - Mine Söğüt

Akşam Bir Rüya Gördüm Bazı yazarlara geç rastladığım için üzgünüm. İsmini çok iyi bilmeme, gazeteci kimliğiyle tanımama rağmen romanlarını...